Meclis onayından geçmemiş bir uluslararası anlaşmanın detaylarını bile bilmiyoruz ama asker gönderme aşamasına bile gelmişiz.
Bu ülkede Anayasa yok mu?
Sözü uzatmadan tekrar tekrar soralım:
Var olduğu iddia edilen "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" TBMM onayına sunulmadan nasıl geçerli olur, nasıl uygulanabilir?
Eğer ortada bir "ortak savunma anlaşması" değil de bir "mutabakat muhtırası" veya "mutabakat zabtı" hatta o bile değil yalnızca bir "ortak basın açıklaması" varsa bu atılan adımların hukuksal zemini nedir?
Yineliyoruz ve uyarıyoruz bu yapılanlar anayasal suçtur.
Dış politika açısından ise hele bu ortam ve bağlamda sözkonusu gözükara girişimler, tek adam rejimlerine özgü bir kıyamet günü senaryosu saplantısını ortaya koymaktadır.
Yemen'e askerî kuvvet ve/veya yetenek sevki iddiası doğruysa bu saplantının apaçık bir dışavurumu, kanıtıdır.
İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık’ın, büyük fon vurgununun ardından partimizin yetkili kurullarının bilgisi dahilinde sürdürdüğü araştırmaları sonucunda ortaya çıkan dolandırıcılık, yolsuzluklar ve bunların siyasi bağlantılarının üzerini örtmek üzere belirli iktidar çevrelerince hedef haline getirildiğini görüyoruz.
Ahmet Şık milletvekilimizdir, yoldaşımızdır.
Tüm Türkiye onun yıllardır, halkına ve ülkesine adanmış, her hal ve şartta sadece hakikatin peşinden giden cesur bir gazeteci olduğuna tanıktır.
Ahmet Şık geçmişte de çeşitli dönemlerde, ellerindeki gücü sonsuz sanan ve devlet içine yerleşen pek çok şer odağının hedefi olmuş, sadece mesleğini yaptığı için bedeller ödemiş ama sonunda hep haklı çıkmıştır.
Onu hedef haline getirenler ise tarihin çöplüğündeki yerlerini almıştır. Bugün Ahmet Şık'ı aynı biçimde hedef gösterenler, yarın mutlaka aynı kaçınılmaz sonla karşılaşacaktır.
Ahmet Şık'ın kendisini, ailesini ve arkadaşlarını hedef haline getirenler kişilerle ve özel hayatla uğraşmayı bırakıp cesaretleri yetiyorsa fon vurgununu ve arkasındaki kirli ağı açığa çıkarmayı görev edinmelidir. Aksi takdirde, o kirli ağın bizzat kendileri olduğu dışında hiçbir sonuç çıkarılamayacaktır.
Ahmet Şık bugüne kadar bir adım dahi geri atmamıştır. Biz de yoldaşımızın hakikat peşindeki mücadelesinin mücadelemiz olduğunu bir kez daha ilan ediyoruz.
Gerçekten ve halktan başka hiçbir güç tanımıyoruz.
Halkımızdan çalınan ne varsa hepsini geri alacağız ve mutlaka hesap soracağız.
Geçen hafta NewYork’taki BM toplantısı sırasında çekilen bu fotoğrafta, solda Akın Gürlek’in yanında duran kişi fon soygunu soruşturmasında hakkında yakalama kararı bulunan Bilal Çalışkan.
Fon vurgununa istinaden TİP milletvekili Ahmet Şık’ın Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında attığı tweetlerden sonra, “Ankara Kuşu” adlı hesap Ahmet Şık ile olan yakınlığımıza istinaden hem beni hem de işletmecisi olduğum Kadim Meyhane’yi hedef göstermişti. Bunun üzerine, hakkımda iş yerimde uyuşturucu kullanımını kolaylaştırdığıma dair ihbarda bulunulmuş. Savcılık da bu ihbarı dikkate alarak 03 Ekim Cumartesi günü saat 23:00’te iş yerimin aranması talimatı vermiş. İş yerimdeki aramada herhangi bir şey bulunamadı, personelimizde ve hatta müşterilerimizde bile herhangi bir soruna rastlanmadı. Buna rağmen gözaltına alındım; kan, idrar ve saç örneği verdim. Bunlar da temiz çıkacaktır. Bugün ise hiç ilgim olmayan bir meseleyle (TCK m. 190) ilgili tutuklandım. Bizim uyuşturucuya karşı tavrımız nettir. Uyuşturucu çeteleri ile mücadele ederken hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik’i saygıyla anıyor, uyuşturucu ile mücade eden tüm devrimcileri selamlıyorum. Takdir halkımızındır.
Özgür günlerde görüşmek üzere.
12 Eylül’de başlayan operasyonlarda 100’den fazla kişi gözaltına alındı. En az 23 LGBTİ+ hak savunucusu, “müstehcenlik” ve “Dernekler Kanunu’na muhalefet” suçlamalarıyla tutuklandı.
📵 LGBTİ+ örgütlerinin ve aktivistlerin sosyal medya hesaplarının yanı sıra, LGBTİ+’larla dayanışma gösteren veya operasyonlara ilişkin bilgi paylaşan gazetecilere, insan hakları örgütlerine ve diğer kişilere ait sosyal medya hesaplarına da erişim kısıtlandı. 12 Eylül’den bu yana bu operasyon kapsamında Türkiye’de yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engellendi. Tüm bunlar ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor.
🏳️🌈 12 Eylül’de başlayan baskı dalgası, Türkiye’de LGBTİ+’ların hak ve özgürlüklerine yönelik saldırılarda ve bu hakları savunanların kriminalize edilmesinde son derece kaygı verici bir tırmanışı gösteriyor.
📣 Yetkililere çağrımız:
▪️ LGBTİ+ hak savunucularını derhal ve koşulsuz serbest bırakın.
▪️ Barışçıl ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik baskılara son verin.
▪️ LGBTİ+’ları, hak savunucularını ve gazetecileri kriminalize etmeyin.
İmzacı ol 👉 https://t.co/ONAtLXYKTZ
Liyakat değil hayli tartışmalı bir sadakat karşılığı oturtulduğu koltuk sayesinde elde ettiği gücün sınırsız olduğuna inanan Akın Gürlek’e sesleniyorum:
Ellerini ailem, dostlarım ve arkadaşlarımın üzerinden çek.
Tam karşında duruyorum.
Benimle uğraş ki dövüştüğüm kişi mert mi değil mi anlayalım…
Bu paylaşım kişisel gibi duruyor. Ancak benim, ailemin ve dostlarımın başına gelebilecek her türlü kötülükten sorumlu olacak olanların kim olduğunu kamuoyuyla paylaşıyorum. Paylaşmaya da devam edeceğim.
Öte yandan konu AKP ve devlet bürokrasisinden isimlerin de dahil olduğu fon soygunu ile ilgili olduğu için her şeyden önce siyasal ve toplumsal yanı olduğu kuşkusuz.
Fon soygununun ortaya çıkmasından sonra, konuya dair edindiğim bilgileri/iddiaları önce soru önergeleriyle sonra da sosyal medya üzerinden duyurmaya başlamamın ardından yoğun bir saldırı başlatıldı.
Mehmet Kap sahte kimliğiyle trol+medya manipülasyon lağımı kuran Adalet Bakanının danışmanlarından Furkan Torlak tasmasını tuttuğu trolleri, iktidar yanaşması medya mensuplarını, bunların yetmediği ortaya çıkınca da muhalif görünümlülerin pazarından satın aldığı ve “saygınlığı kendisi kadar olan” bazı isimleri devreye soktu.
Yanıtı hak eden kimse de yok açıkçası. Ailemi de hedef alarak hakkımda ortaya atılan iddialara yanıt vermeyi zaten zül sayarım.
Ancak, dostluğundan hiçbir zaman şüphe duymadığım Ahmet Saymadi bu saldırıların parçası olarak bugün tutuklandı. Çok uzun yıllara yayılan ve defalarca başımıza gelen kötü zamanlarda sınanmış bu dostluk şimdi de içi boş bir uyuşturucu suçlamasıyla bir kez daha sınanmaya çalışılıyor.
Yılardır restoran işletmeciliği yapan Ahmet Saymadi ile ortak olduğumuz iddiaları üzerinden geçen cumartesi günü Kadim isimli meyhanesine narkotik ekipleri tarafından baskın yapıldı. Gerekçesi ise söz konusu mekânda “uyuşturucu temini ve kullanımına” yönelik iddia dile getirilen sahte bir eposta ihbarıydı. Bu ihbarı kimlerin kimlere yaptırıldığını tahmin etmek güç değil!
Yapılan aramada iddialara konu herhangi bir suç unsuru bulunamadığı gibi o gece müşteriler dahil herkese yapılan GBT yoklamaları da temiz çıktı. Yani herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığına dair tutanak tutuldu. Buna rağmen Ahmet Saymadi sırf benim dostum olduğu için gözaltına alındı. 2 günlük gözaltıdan sonra sahtekarca “uyuşturucu kullanımına yer temin etmek” suçlamasıyla savcılığa sevk edilen Ahmet Saymadi çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.
Mali hesaplarına ilişkin yapılan MASAK incelemesinde, banka havalesi üzerinden aramızdaki para transferlerine ilişkin soru ise esas hedef ve amacı ortaya koyuyor. Ahmet Saymadi’ye bana göndermiş olduğu havalelerin ne olduğu sorulmuş.
Ahmet’in savcı ve hakime söylediğini ben de burada tekrar edeyim:
Limiti yüksek kredi kartımı, işletmesini yaptığı mekâna mal alımı için kullanıldı ödeme günü geldiğinde de kullandığı tutar kadar olanı bana ödedi. Bankadan alınan kredi kartı hesap ekstreleri de mahkemeye sunuldu. Buradan bir suçlama çıkmayacağı anlaşılınca da ne idüğü belirsiz ama yaptıranlarca bilinen bir eposta ihbarıyla Ahmet’i tutukladılar.
Buradan da ilan edeyim Ahmet’le ortağız.
Ne tehdit ve gözdağıyla rehin ve teslim aldıklarınız ne de kaça satın alınacağını bildiğiniz trol ve gazeteci görünümüyle ortalıkta dolaşanlardan değiliz. Yani bu yoldaşlık sizin kişisel menfaatlerinize dayalı suç ortaklığınıza benzemez.
Devleti yozlaştırıp mafyaya çevirenlere, sahip oldukları makamlar üzerinden çete düzeni kuranlara, her şey herkesin gözü önünde olurken utanmadan yalan söylemeye devam edenlere, ihalelerden komisyonlarla, açılan soruşturma ve davalarda aldıkları rüşvetlerle ya da fon soygunlarıyla yurttaşın cebindeki son kuruşa kadar gasp etmeye azmedenlere karşı mücadele ortaklığımız, yoldaşlığımız var.
Şimdi Akın Gürlek’e soralım:
-Off shore bağlantılı hesaplarla ilişkili sizin, sair akraba ve efradınız ile yakın çevrenizde bulunan bazı isimler üzerine yurtdışında kurulu tabela şirketleriniz var mı?
-Bu şirketler üzerinden “yurtdışı yatırımcısı” perdelemesiyle fon soygunu soruşturmasında adı geçen portföy yatırım şirketlerinden yüklü miktarlarda işlemler yapılmış mıdır?
-Fon soygunu ortaya çıkmadan birkaç ay önce Tera portföy yönetim şirketine manipülatif işlemler nedeniyle yaklaşık 9 milyon ceza kesen SPK yönetimi sonrasında bu vurgunu önleyici/denetleyici hiçbir işlem yapmadı. Eğer menfaat ilişkisi yoksa en hafifinden “görevi ihmal/kötüye kullanma” suçlamasından şüpheli olan ve bu tür soygunları önleyici/denetleyici kurum olan SPK yönetiminde eşiniz varken sizin soruşturmayı yürüten yargının başında olmanız çıkar çatışması değil midir?
-Fon soygunu soruşturmasının tutuklu şüphelileri Emre Tezmen, Muhammed Yarız ve Erdin Özel ile Adalet Bakan Yardımcılığı döneminden bugüne kadar 2024, 2025, 2026'da İstanbul’daki belirli otellerde görüştünüz mü? Görüşmelerin tarihleri, yerleri, amaçları ve içerikleri nelerdir?
-Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, üzerinize kayıtlı olduğunu öne sürdüğü 16 ayrı taşınmaz olduğunu açıkladı. Yaptığınız açıklamada 4 tapunuz olduğunu söylediniz. Ancak geçmişten bugüne kadar yaptığınız tüm taşınmaz alım satımların hepsini içere pasif tapu kayıtlarını açıklayacak mısınız?
-İlgili bakanlıktan bu pasif kayıtların silinmesini talep ettiniz mi? İlgili bakanlıktaki üst düzey yetkiliden “200 yıldır silinemedi dolayısıyla silinmesi imkânsız” yanıtı aldınız mı?
-Şu bağlantıda https://t.co/Z4oRydS8tY yer alan sorularımız baki kalmak kaydıyla tekrarlayalım; danışmanlığınızı yapan Furkan Torlak’ın, Mehmet Kap sahte kimliğiyle trol+medya manipülasyon çetesiyle birlikte işlediği suçlardan haberiniz var mı?
Abdulkadir Selvi’nin yazısı, AKP’nin bu vurgunu sümenaltı edeceğinin itirafı gibi. Selvi, bir tekzip yayımlıyor. Bakın ne diyor:
“AK Parti’nin salı günü Meclis Araştırma önergesi vereceğini yazmıştım...”
Devamında ise şöyle söylüyor:
“Ancak AK Parti, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kararından vazgeçmiş...”
Bakın, devamında da Erdoğan’ı işaret ediyor:
“AK Parti’nin nasıl hareket edeceğine Cumhurbaşkanı Erdoğan karar verir.”
İtiraf gibi itiraf!
Önce Meclis Araştırma Komisyonu kurulacağını yazıyor, ardından bu karardan vazgeçildiğini söylüyor. Üstelik son sözü kimin söylediğini de açıkça belirtiyor: Cumhurbaşkanı.
#İBBDavası'nda izleyici yasağı geldi. YENİ Partili izleyiciler salona alınmadı.
Salona sadece Aileler ve yakınlar alındı.
Gerekçe: Mehmet Pehlivan'ın konuşması bitince söz isteyen avukatları alkışlamak.
Fon tartışmalarında çember genişliyor. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, AKP Sözcüsü Ömer Çelik'e fondan 20 milyar lira kazanıp yurt dışına kaçtığı iddia edilen Osman Arıkan Nacar ile kısa bir süre önce Bodrum'da tatil yapıp yapmadığını sordu.
Osman Arıkan Nacar, bir dönem AKP'den milletvekili aday adayı olmuş, bürokrasi de çeşitli görevlerde bulunmuştu. E-Data şirketinin sahiplerinden olan Nacar'ın ortağı Ali Göl, şirketin yönetim kurulu başkanı Osman Sungur ve genel müdürü Tahir Fatih Mutlu fon soruşturması kapsamında tutuklu.
Anayasa'nın yok sayılması, hayatın her alanında olduğu gibi fon krizinde de kendini gösteriyor.
Anayasa'nın 167'nci maddesine göre: “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır.”
Bu hüküm uyarınca kamu otoritelerinin 2025 sonunda saptadıkları sistemik riske karşı etkili “tedbir” almak için neden Ağustos 2026'ya kadar bekledikleri, kamu denetimi ve şeffaflık açısından yanıt bekleyen en kritik sorulardan biridir.