Unutmamak kolay, aslolan suçlulardan hesap sorabilmektir. Adil cezalar verilmedikçe daha çok öleceğiz, daha da beteri ölmeyip geride kalacağız... Kimsenin kendi başının çaresine bakacağı enkazlarda ve hesaplarda kalmaması dileğiyle!
#UnutmakMıAsla#DepremiUnutmaUnutturma
“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen Teğmenlerin yaptığı savunmalar:
• Teğmen Ebru Eroğlu: Mustafa Kemal’in askeri olmakla gurur duyuyorum. İçimdeki Harbiyeli ruhu hiçbir zaman ölmez. Omzumdan rütbem alınacak olsa bile bu ruhu her zaman yüreğimde yaşayacağım.
• Teğmen Gazi Kılıç: TSK'ya sadakatle bağlı, Atatürkçü, şerefli bir Türk subayıyım. Vatana hizmet etmek için üniforma şart değildir.
• Teğmen Serhat Gündar: Tek endişem beni yetiştiren ve bu üniforma ile rütbeyi layık gören Türk milletine olan hizmet borcumu ödeyememe ihtimalidir.
• Teğmen İzzet Akarsu: Her zaman Ulu Önder Atatürk’ün izinde olacağım. Türk istikbalinin evladı olarak şerefle doğdum, şerefle yaşadım, şerefle öleceğim.
• Teğmen Deniz Demirtaş: Kişiler gelip geçicidir, baki kalacak olan ise Atatürkçülüktür.
Hayatında aldığı tek düşük not Kıbrıs tarihi dersiydi, hiç sormadığım halde durdu bana açıklama yaptı:
- Çalıştım ama yapamadım hem sen de tarih dersinden düşük alırmışsın zamanında, malesef sana çektim
- Hayat senin babam ama düşük aldığında böyle üzüleceksen çalış, gerisinin hiç önemi yok benim için. İstersen sıfır al ama üzülme...
- Sen çok çalışarak mı geçtin?
- Yok ben hep kopya çektim, sen de tarih dersinde iyi olan bir arkadaş bul
- Öfff babaaaa 😂
Hırs yapıp ikinci sınavda aldığı yüksek notu onu kaybettikten sonra öğrenmek ve onun bunu görememesi...
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamalarla ilgili görüşüm Osmanlı tarihinden iki dönem okuyunca değişmişti.
III.Ahmed dönemi... 300 yıl geride kaldıktan sonra nihayet matbaa gelmesi kararı alınır. Ben de zannediyorum ki “halk sevinç çığlıkları attı” yazacak. Önce halkı ikna etmek gerekmiş. Fetvalarla “gavur icadı” olmadığı anlatılmak zorunda kalınmış. Binlerce hattat tepki göstermişler. Sistem matbaasızlığa odaklı kurulduğu için ve halka yıllarca “gavur icadı” dendiği için değişim kolay olmamış. Hatta zaten pat diye değişim de olamamış. Çok zor olmuş.
Birkaç yüzyıl geriye gidiyoruz…
Yavuz Sultan Selim taht mücadelesi veriyor. Şiirlerin Anadolu’da yerleştirilmiş imamları o güne kadar normal fetvalar verip halkı topluyorlar. Fırsatını buldukları halkı ayaklandırıp isyana kalkışıyorlar. Ordu topluyorlar. Öyle ki Anadolu Beylerbeyini öldürüyorlar. Bu geçmişte Akkoyunları yıkarken işe yaramış. Aynısını Ruslar Balkanlarda ve Kafkaslarda yapıyor. Aynısını İngilizler Arabistan’da ve Orta Doğu’da yapıyor.
Halkımızın düşüncesi hatta dini ve hatta bilinci yüzyıllarca niyetini bilmedikleri din aktörleri ile şekillenmiş. Belki 1000 yıl. Bugün bile böyle. Niyetinin ne olduğunu bazen asla öğrenmeyeceğimiz dini gruplar oluşturuyorlar, sürekli burayla ilgili planları var. Osmanlı’nın yapısı buna çok açıkmış. Toplumu gruplar halinde kontrol altında tutmak istediinde senin kontrolünde olmayan gruplar da şekilleniyor.
Böyle yüzyılların ardından Osmanlı topraklarını, halkını, ordusunu, gelirlerini kaybedip yok oluyor. Borç ve düşmanla kalakalıyorsun. Böyle bir ortamda hala bu halkın aslında kötü insanlar olmadığını, sadece yanlış yönlendirildiklerini bilerek onlara söz hakkı veriyorsun, meclis kuruyorsun, ordu kuruyorsun. Sanayi, ordu, bilim, eğitim… İnanılmaz bir şey.
Elbette değişim kolay değil. Yine aynı gruplar. İsyanlar, tepkiler, Şeyh Saitler, Menemen olayı… Böylece iş sert önlemlere geçiyor. Eleştirilebilir de. Ama o şartlarda başka ne yapılabilirdi, bilemiyorum.
Senin halka “belirli grupları değil bilimi dinleyin, yönlendirilmeyin, kendi aklınız olsun” diye bir eğitim vermen gerek. Bir süre işe de yarıyor. Ama Anadolu’nun tamamında bu sistemi kurmuşken Lozan ile geri aldığın İstanbul’da bu sistemi kuramıyorsun. Sermaye hala orada. Ve birkaç on yıl içinde ülkeyi bu kez ekonomi üzerinden yönetmeye başlayacaklar.
Halk, sobaya dokunmaya çalışan bir çocuk gibi. Bir yerde onlar adına karar alıp yüzyıllarca yanlış yönlendirilmiş bilinci inşa etmek gerek. Bu da oldukça oy kaybettirir. İnsanları bir şeye ikna etmek oldukça zor, bunu sistem eğitim yoluyla yapmalıdır.
Ama siyaset 70 yıldır çocuğun her istediğini yapan veli gibi. Henüz halk bilinci oluşmamış toplumda demokrasinin bedeli bu. Osmanlı’da demokrasi olsaydı “Halkımız matbaa yasaklansın istiyor, sen halktan iyi mi biliyorsun” diyerek seçim kazanmak mümkündü.
Halk için neyin iyi olduğuna kim karar verecek bilmiyorum ama sen vermediğinde grupları yöneten aktörlerin verdiğini biliyorum. Anadolu insanının kendi aleyhine kararlar almadığı bir sisteme nasıl dönülebilir, büyük bir toplumsal eğitim ve bilinç hareketi nasıl başlar, bilmiyorum. Bunlar beni kat kata aşıyor.
Ama Cumhuriyet’in başındaki uygulamaları anladığımı söylemeliyim. Eğer bu uygulamalar bilim ve akıl yönünden olmasaydı bu konuda çok sert konuşurdum. Ama bana Osmanlı’dan çıkmış bir sistemde bilim, sanayi ve milli avantajlara odaklı bir sistem kuracak birinin lider olması mucize gibi geliyor. Üstelik, bir an önce eğitim yoluyla bilinçlenip seçim hakkını devralmasını sağlayacak düzenlemelere gidilmiş.
Atatürk, halkın iyiliği için olanı onlar aksi görüşte iken yapmaya ve onları ikna etmeye cüret etmiş. Populist söylemlerle ilerleseydi ne ülkeyi kurtarabilirdi, ne cumhuriyeti kurabilirdi. Cumhuriyet’in bu metotla kurulma başarısını bir mucize olarak görüyorum. Daha ideal bir senaryo aklıma gelmiyor.
Tutuştular babam, kendi talep ettikleri raporda bu sefer herkes suçlu çıktı. Sabaha kadar bağırsalar da boşuna, kimi kurtaracaklarını şaşıracaklar artık. Biz de seninle "gıcık bakışımızı" yaparak izleyeceğiz o zavallıca çırpınışlarını...
Depremde 96kişiye mezar olan Alpargün Apt. davasında mahkeme sanık yapı müteahhidi ve teknik uygulama sorumlusu Hasan Alpargün’e kasten öldürme suçundan 62kez ağırlaşmış müebbet ve 865yıl hapis cezası verilmesine karar verdi. Darısı katil Bozkurt’ların başına.
#isiasortakdavamız
Şu mecradaki herkes ilk duyduğu günden itibaren biliyordu Narin'in yaşamadığını ve "Umarım ölmeden önce çok acı çekmemiştir" diye içinden geçiriyordu.
O acıyı çekip "yaşayan" kaç kız çocuğu var, böyle ölüp giden canların kaçından haberdarız...
Bir suçu ve sorunu çözmeden diğerine geçiyoruz, her şey yarım yamalak...
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve teğmenlerimizin, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılığı siyaset üstüdür.
Genç teğmenler en mutlu ve onurlu günlerinde büyük bir coşku içinde ülkenin kurucusuna olan saygılarını ifade etmek istediler, hepsi bu.
Her olaydan, darbe çıkarma huyunuzdan vazgeçin, gençlerimize yazık etmeyin. Sevgili gençler ve ailelerine sesleniyorum; dün “katil” dediğine bugün “kardeşim” diyen zihniyetten, her şeyi siyasi menfaatine kullanan, milleti bölen bu akıldan milletçe ilk seçimde kurtulacağız. Yaşasın Cumhuriyet.
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk.