Cübbeli Ahmet, Türk askerinin kanının bir daha Arap çölleri için dökülmeyeceğimi söyleyen Trablusgarp’ta,, Filistin’de, Suriye’de savaşan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk ve Türk askeri cephede savaşırken siz medrese mensupları “din adamı askere gitmez” masalı ile fiilen asker kaçağı durumundaydınız. İstiklal Harbine bile katılmadınız. Atatürk Konya’da bundan dolayı sizi azarladı. Sen jetski ile gezerken milletin çocuğunu Araplar için savaşması için Ortadoğu’ya yollayamazsın. Araplar adam değil mi? Kendi vatanlarını savunamazlar mı? 860 sene Ortadoğu’yu Türk milleti savundu. Yetmez mi? Kıbrıs’ta, PKK ile mücadelede Filistin’den gelip yanımızda savaşan birisini tanıyor musun? Bak Ahmet, bir konuşmanda Mahmut Hocanın odasına girdim. Yatakta elinde bastonu ateş eder gibi yattığını gördüm. Meğer Çeçenistan’da savaşıyormuş diyordun. Bak ŞİRK ehli, Al eline bastonunu gir yatağına sen de Ortadoğu’daki savaşa katıl. Türk askerinin kanı üzerinden bu ucuz siyaset yapma. Ahmet birde sakın Zafer Partisine İslam öğretmeye kalkma. Zafer Partisi önce Anıtkabir sonra Hoca Ahmet Yesevi dergahı ve em son Hacı Bektaş Veli türbesi ziyaret edilerek kuruldu. Biz 2002 sonrası müslümanları değiliz. 1000 senedir müslümanız elhamdülillah. @zaferpartisi
Mustafa Kemal Paşa:
"Kılıç!.. Sana vereceğim tehlikeli bir görevi kucaklayabilir misin? Kendini ateşe atabilir misin?"
Parmağıyla yanan lambayı işaret ediyormuş gibi geldi bana. Cevap vermeden ani hareketle sağ elimde yanan lambanın şişesini kavradım. Saatlerce yanan ve eskilerin deyişiyle nar-ı beyza haline gelmiş şişeye elim yapıştı. Yanık bir et kokusu bir anda çevreye yayıldı. Kavrulan derimi sert bir hareketle şişeden nasıl kurtardığımı bilemiyorum. Yalnız sesini duydum:
"Çocuk... Ne yaptın?"
Ne yaptığımı ben de bilmiyordum.
Neden böylesine bir soruya cevap almaya ihtiyaç duymuştu?
Belli ve somut bir olay, kendisine ulaştırılmış ve içinde benim görev aldığım, O'nu huzursuz eden bir ihbar mı vardı?
Mustafa Kemal'in emrine girmeden önceki görevim, Maverayı Kafkas Ordusu Kumandanı Nuri Paşa'nın yaverliğiydi. Nuri Paşa, bilindiği gibi, Enver Paşa'nın kardeşiydi. Enver Paşa o tarihte henüz Rusya'dan Buhara'ya geçmemişti. Bakü’de toplanan Şark Kongresi'ne katılmıştı. Kongrede, değişen rejimi ne olursa olsun, Türkiye ve Türkler üzerinde değişmeyecek politikasının gereği Rusya, Anadolu'nun bağrında başlamış ulusal hareketi etkisi altına almak istiyordu ve Enver Paşa bu açıklanmayan istek adına Moskova için en mükemmel kozdu.
Ama ben bu olayların tamamen dışındaydım ve bunu kanıtlamıştım. Acaba Paşa'ya ulaştırılan bu muydu?
Zannetmiyorum. Ne o gün, ne de ondan sonra asla üzerinde durmadım ve her şeyi en büyük hakem olan zamana bıraktım.
O da, hassas ruhunu hiç şüphesiz derinden etkilemiş, ama o ani hareket içinde, ruha hâkim ebedi kararı tescil ettirebilmiş olmanın inancını aziz hayatının sonuna kadar zerrece zedelenmemiş, iddiasız ömrümün tek övüncü sevgi ve güvenini esirgememiş olmakla gösterdi.
Biz Sivas'tan ayrılış hazırlığı içindeyken özellikle İstanbul'dan, hatta Yunan işgaline düşmüş Ege beldelerinden Sivas'a gelenler çoğalmaya başlamıştı. Artık bu topraklarda bağımsız bir
Türk Devleti'nin var olabileceğine inananları, O'nun benzersiz kişiliği bir mıknatıs gibi çekiyordu.”
(Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Derleyen Hulusi Turgut, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2005, s.80-82)
(Not: Bu görev, Maraş-Antep Cephesi Milis Kuvvetleri Komutanlığıdır
*FREUD DİYOR Kİ, ATATÜRK İNSANLIĞIN SANATÇISIDIR!*
Britanya imparatorluğunun varoluş hikayesini irdelerken, Yakın tarihle ilgili inanılmaz bir bilgiyle karşılaştım.
Bu bilgi şu ana kadar,
Neden Türkiye’de bilinmez diye de içten içe hayıflandım!...
Sonra da bu bilgiyi,
15 yıldır tanıdığım BBC çalışanı arkadaşıma,
Kraliyet sarayı tarih direktörüne teyit ettirdim...
Yıl 1936.
İngiltere Kralı VIII Edward,
Türkiye’ye geliyor...
ATATÜRK tarafından ağırlanıp, uğurlanıyor...
Kral,
Londra’ya dönünce,
Kraliyet sarayında “tarihçilere ve düşünürlere" sekiz saat süren bir yemek veriyor...
Düşünür ve tarihçiler Kral’a,
“Bize Mustafa Kemal Atatürk’ü" anlatın diyorlar...
Kral anlatıyor,
Herkes düşüncelerini sıralıyor...
Son sözü,
Freud alıyor...
Sigmund Freud,
Psikanaliz biliminin kurucusu dünyaca ünlü nörolog ve psikolog...
Freud,
Aşk’ı tarif ederken “Aşk cinselliği içerir “ diyen düşünür...
Aynı Freud,
1939 yılında ölmeden bir yıl önce “aşkın tarifinde yanıldığını itiraf" ediyor...
Sebeb ise,
Bir KARGA !...
Hasta yatağında yatarken,
Kırık penceresinden gagasında bir adet cevizle içeri karga giriyor...
Cevizi Freud’un baş ucuna bırakıp pencerede yarım saat melul melul Freud’u seyredip uçuyor...
İşte o an Freud,
Aşk cinsellikten öte bir duyguymuş diyor...
BURASI ÇOK ÖNEMLİ ?...
Freud,
Yemekte son sözlerini,
ATATÜRK için sıralıyor?...
Hangi dilden,
Hangi dinden,
Hangi topraktan olursan ol,
ATATÜRK’ü “sevmemek” mümkün mü ?
"Aşk,
Duygular ötesi bir sanatsa,
ATATÜRK’te bir insanlık sanatçısıdır" diyor...
Kral,
Neden böyle kesin ve keskin düşünüyorsun diyor ?
Freud,
ATATÜRK esir aldığı komutanlara insanca davrandı...
Esir aldığı bayrakları çiğnemedi, çiğnetmedi...
Esir aldığı halklara saygı duydu...
O,
Sadece toprağını korudu ...
Ülkesini ve milletini sevdi, onlar için savaştı...
Tüm insanlığa,
Mazlum milletlere örnek oldu...
Emperyalizme dur dedi...
Çağdaş düzeni kurdu...
Özgürlükleri,
İnançların serbestliğini,
Kadınlara seçme seçilme hakkını,
Bilimi,
Doğanın korunmasını,
Sanatı ön plana çıkardı...
Daha ne yapsaydı,
Biz evrensel bilim insanlarına ?...
Freud,
Böyle sıralıyor düşüncelerini...
Şimdi gel de,
ATATÜRK’ü sevme?
Hangi hakla,
Hangi vicdana dayanarak sevmeyeceksin be kardeşim?!
Hele de,
Yüz yıl geriye yüz tutmuş bugünün zihniyetine karşı !...
Türk kanı,
Müslüman kanı taşımayan...
Ama,
İnsanlık kanı taşıyan Freud’a gel de hak verme ?!
Tesbit ettiğim,
Teyit ettirdiğim bu bilgi,
Bu yazım...
Mevcut tarihçilerimize,
Bilim insanlarımıza,
Siyasetçilerimize,
Sanatçılarımıza,
Tüm halkımıza...
Kısaca,
ATATÜRK’ün ekmeğini yiyen herkese KAPAK olsun !....
*İsmet Orhan*
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Değerli anne ve babalar,
Sevgili gençler,
Zafer Partisi iktidarında size söz veriyoruz. Ortaokul ve lise öğrencileri yedi yıl içinde öğretilen yabancı dil ile rahatlıkla yabancı dilde bir üniversiteye devam edebilecek seviyede İngilizce öğrenecek.
Eğitim sistemini mutlaka düzelteceğiz.
@zaferpartisi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM'de oylanmamış Mekke Antlaşması çerçevesinde Suudi Arabistan'a Yemen karşısında askeri destek sağlanacağını söyledi.
Türk milleti ekonomik krizin pençesinde kıvranırken, Türk askerinin kanı ile halkın sırtına bir de savaşın maliyetini yüklemeye kalkmayın!
Suud ailesine ait olan Suudi Arabistan’ı Suudlar korusun.
Arkadaşlarım iletişime kapatılan hesapların açılma şansı hiç yok.
Emir büyük yerden.
259 bin küsurlük hesabım.
Sonra 100 bin kişilik hesabım iletişime kapandı.
Ama yılmak asla yok.
Ya devlet başa ya kuzgun leşe.
Tabanca ile kendinizi,
Yivsiz ile evinizi ve ailenizi,
Yivli ile ülkenizi savunursunuz.
Üçü bir arada denilince bizim aklımıza gelen budur, Nescafe değil.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ:
"500 bini aşkın vatandaşımız birikimlerini rulet masasına koymadılar. Devletin lisans verdiği, yatırım yapabilirsiniz diye onay verdiği, SPK aracılığı ile denetimim altında dediği, kamu aydınlatma platformu (KAP) ile şeffaflık vadettiği yatırım şirketlerine devletlerine güvendikleri için koydular.
Devlete düşen görev vatandaşın birikimini dolandıranların mal varlıklarına el koymak, daha önce dünyadaki örneklerde de görüldüğü gibi davranmak ve vatandaşın mağduriyetini çözmektir."
Zafer Partisi iktidarında,
🔹Harp Okulları gerçekten harp okulu kimliğine kavuşturalacak!
🔹Askeri hastahaneler tekrar açılacak!
🔹GATA yine askeri sağlık sisteminin akademik merkezi yapılacak!
🔹Askeri mahkemeler tekrar açılacak!
🔹Köy okulları ve askeri liseler yeniden açılacak!
🔹Milli eğitim sistemi sil baştan ele alınacak!
🔹Eğitim Müfredatı 21. Yüzyılın gerekleriyle uyumlu olacak!
🔹Çocuklarımız yeniden okullarda Andımızı okuyacak!
Sevgili gençler,
Zafer Partisi olarak, sizlerin mezuniyet sonrası staj yapmasını kolaylaştıracak, staj süresince tatminkar bir ücret almanızı sağlayacağız.
@zaferpartisi