Artvin Merkez Sarıbudak köyünden güzel bir ahşap köy evi.
Toprak ve ahşap uyumu mükemmel. Bu eski evler bir hazine değerinde bence. Mutlaka korunmaları gerekiyor.
Çekim Suat Çelik.
Yaşamı ve yaşam hakkını korumak için, sorumluluğu bulunan herkesi, çocukluğu elinden alınan çocuklarımızla 'dertlenerek ilgilenmeye' çağırıyoruz.
Bilinmelidir ki; genç nüfusu en büyük zenginliği olan ülkemizde, suça sürüklenen çocukların fiillerini önlemede ve olumsuz toplumsal sonuçlarını gidermede çareler, en son ceza adaleti sisteminde aranmalıdır.
Oyun arkadaşlarını öldürerek, çocukluğu da öldüren çocukların; saflığı ve umudunu elinden alan umutsuzluk karanlığına, aklın ve bilimin ışığında son vermeliyiz.
Önce, yitirdiğimiz canları 'tane' olarak nitelendirmenin nezaketsizliğinden kurtulmak için; olup bitenden sorumluluk almalı, sorumlulardan siyasal, toplumsal ve hukuksal olarak hesap soran bir işleyişi kurmalıyız. Liyakatsiz, yetkili ama sorumsuz, bilgisiz, ilgisiz ve duyarsız kamu görevlilerinin kayırmacılık ve yandaşlık üzerinden beslenen cezasızlık algısının; etkin soruşturmalarla sona erdirilmesi gerekiyor.
Şimdi, olanı olduğu gibi kabul etmek ve soruna sağduyu ile yaklaşmak zamanı geldi.
-Okullarda akran zorbalığı ve her türlü şiddet bireysel değil, sistematik ve toplumsal bir sorun olarak algılanmalıdır.
-Yavaş yavaş alışmak çukuruna düşmeden, şiddeti özendiren işleyişe son verilmelidir.
-Şiddet uygulayan çocuğun, fiilinin öznesi değil, nesnesi olduğu unutulmamalı ve suça sürüklenen çocuğun sorunun nedeni değil, kötü işleyen sistemin sonucu olduğu her zaman hatırlanmalıdır.
-Okullarda, çocuklarımıza etkin ve yeterli bir ruh sağlığı desteği sistemi kurulmalıdır.
-Gelişen eğitim teknolojileri karşısında, okullar çocuklarımızın sosyal ve duygusal gelişiminin en güvenli alanı kılınmalıdır.
Şimdi, özellikle kamu güvenliği ve esenliğini sağlama, toplumun kamusal eğitim gereksiniminin karşılandığı eğitim kurumlarını sağlıklı bir ortama kavusturma sorumluluğu taşıyan kurum ve yöneticileri özeleştiri vermeye ve sorumluluklarının gereğini yapmaya çağırıyoruz.
@tcmeb@icisleri@adalet_bakanlik@beyhan1guler@ferdademirel69@demirels69@JudgeAliHaydar@jalan3506@aysesp@eminagaoglu@Av_MKaradag@nhkose@aysesp@demokratyargi@BirGun_Gazetesi@TvCumhuriyet@eminagaoglu@bhdurna@tolgashirin@AVUKATSENDiKASI@Av_MuratAydin
Sevgisiz ve aşksız yetişen erkeklerin elde ettikleri konumu kullanarak hiyerarşik olarak altlarındaki genç kadınları istismar etmesi sadece bir karakter meselesi değil, aynı zamanda bir sistem sorunudur.
Gerçek sevgiyi yaşasalardı bilirlerdi: gerçek ilişki, eşit konumdaki insanlar arasında özgür iradeyle kurulan bir bağdır. Parayla, statüyle, korku ya da sindirmeyle yaşanan şey ne aşktır ne de gerçek bir ilişki.
Bu ahlaksız döngü sessizlikle değil, adlandırmakla kırılır. Ben adlandırıyorum. Bu yaptığınız her zaman yasadışı olmayabilir. Ama her zaman şerefsizliktir.
Siz de gördüğünüz yerde adını koyun.
Yarımadanın kadınları sakız ağacını yeniden ayağa kaldırdı
İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Eğlenhoca Mahallesi’nde bir araya gelen kadınlar, bölgenin doğal mirası olan ancak zamanla yok olan sakız ağaçlarını yeniden toprakla buluşturdu.
Yaklaşık 6 yıl önce “altın damlayan ağaç” olarak bilinen sakız ağacını yeniden canlandırma kararı alan mahalleli kadınlar, ilk etapta 10 fidan dikti. Ardından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün yürüttüğü “Yarımada Kadınları Sakız Ağacına Can Katıyor Projesi” kapsamında eğitim aldı ve desteklerle birlikte toplam 340 fidanı toprakla buluşturdu.
Bugün mahalledeki sakız ağacı sayısı 350’ye ulaştı. Kadınlar, hem kültürel mirası yaşatıyor hem de geleneksel lezzetlerinde sakız kullanarak geçmişi bugüne taşıyor.
Öncülük eden 65 yaşındaki Habibe Eğmen, hedeflerinin 3 yıl içinde ağaç sayısını 1000’e çıkarmak olduğunu belirterek, “Bu ağaçları kızlarımıza, gelinlerimize emanet edeceğiz. Bu bir kadın hareketi” dedi.
Mahalleli kadınlar, sakız ağaçlarını sadece ekonomik değer olarak değil, gelecek nesillere bırakılacak bir miras olarak görüyor. 🌿💚🍃🌲🌳🎄
#haber #gündem #sondakika
Yargı; hukuk eliyle, toplumun adalet ihtiyacını karşilamak üzere tesis edilmiş bir mekanizmadır. Ölçüsüzce verilen tutuklama kararları yoluyla basın özgürlüğünün ihlali ve yurttaşın haber alma hakkının engellenmesi, halinde, toplumun adalet ihtiyacı değil, siyasal iktidarların hukuk dışı istekleri karşılanmış olur. Unutulmamalıdır ki toplum, demokratik kanalların tıkanmasına, anayasal hak ve özgürlüklerin pervasizca ihlaline yine adalet talebiyle karşı koyar.
#basinözgurlugu
#haberalmahakkı
#gazeteciliksuçdeğildir
#hukukdevleti
#hukukigüvenlik
@beyhan1guler@ferdademirel69@demirels69@JudgeAliHaydar@jalan3506@aysesp@eminagaoglu@Av_MKaradag@nhkose@aysesp@demokratyargi@eminagaoglu@bhdurna@tolgashirin@Av_MuratAydin
1930 yılında Karaman’ın Uğurlu Köyü’nde bir kız çocuğu dünyaya geldi.
Adını Ayşe koydular.
Ayşe, 15 yaşına kadar köyde eğitim aldı. Daha sonra Köy Enstitüsü’ne gitmek istedi. Köy Enstitüsü, İvriz’deydi.
Ayşe için bir çıkı hazırladılar. İçine çökelek, pekmez ve yufka koydular.
4 Temmuz 1945’te eniştesiyle birlikte yürüyerek yola çıktılar. İki geceyi dağda geçirdiler. Karaman’a vardılar, oradan kağnı ile Ereğli’ye, Ereğli’den de İvriz’e ulaştılar.
Ayşe, okumaya öylesine hevesliydi ki…
1950 yılında İvriz Köy Enstitüsü’nü birincilikle bitirdi.
Ardından Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazandı. Onu da birincilikle tamamladı.
Ankara Valisi Kemal Aygün, Ayşe’yi yakından takip ediyordu.
“Gel, danışmanım ol.” dedi.
Ama Ayşe,
“Köylere gidip çocukları yetiştirmem gerek.” diyerek öğretmenliği seçti.
Trabzon’un Vakfıkebir ilçesine bağlı Beşikdüzü’nde öğretmenliğe başladı.
Ancak bu onun için yeterli değildi; çocuklar için daha fazlasını yapmalıydı.
Burs bularak ABD’ye gitti. Wisconsin Üniversitesi’nde doktora yaptı.
Okulda kalıp hoca olması teklif edildi.
Ama o,
“Ülkemdeki çocuklara bakmam gerek.” diyerek Ankara’ya döndü.
Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu’na bağlı Beslenme Bölümü’nde ders vermeye başladı.
Yetmedi; kişisel çabalarıyla Ankara Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksekokulu’nu kurdu. Burada bir laboratuvar açtı ve besinler üzerine çalışmalar yaptı.
Köylerdeki çocukların hastalıklarına çare olmak için çeşitli kimyasal çözümler geliştirdi. Köylerdeki salgınlara karşı ishali önleyen bir ilaç üretti. Türkiye’nin dört bir yanındaki köylere ilaç gönderdi. Ve bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden yaptı.
Bir vakıf kurdu:
Beslenme Eğitimi ve Araştırma Vakfı (BESVAK).
Bu vakıf aracılığıyla beslenme uzmanları yetiştirdi, kurslar düzenledi. Ayrıca çocuklara burs sağladı ve onları okuttu. Özellikle kız çocuklarına, yani kendi gibi köylü kız çocuklarına…
Prof. Dr. Ayşe Baysal,
2016 yılında, 86 yaşında, Ankara’da vefat etti.
Ayşe Baysal, Köy Enstitülerinin neden gerekli olduğunun en canlı örneklerinden biridir.
Mekânı cennet olsun, inşallah.