Nihayet beklenen kavuşma gerçekleşti. Yaren Leylek 14. yılında da varım dedi. Dün göçten gelip önce yuvasına konup eşiyle özlem giderdi ve bu sabahta soluğu Adem Amca'nın kayığında aldı. Adem Amca ise onu böyle ayakta karşıladı.
Hoşgeldin #YarenLeylek
Bahar şimdi geldi işte...
Your Ultimate AI Video Studio! 🎞️🔥
Effortlessly enhance, edit, and create pro-level videos! 🚀
MagicVision makes it fast & fun 🤩
Get 25 free videos daily—start now! 🆓
Yazmadan olmadı...
Memleketi yangından çıkmış bir otel harabesi olarak gördük. Bugün öfke, gözyaşı, sorumlular kim haykırışlarının, yayın yasaklarının, siyasetin günü. Ama bugün aynı zamanda gül yüzlü çocukların, babalarının o çocukların otopsisini beklerken.... Karne gününü değil, mezuniyetini değil, otopsisini… O babaların, beklerken kalp krizi geçirip öldüğü gün.
Gecenin yorgun uykusunun içinde çöken dumanın, yükselen alevin, can pazarının; kayıpların, ölümlerin, çarşaflara tutunarak kurtulmanın ama bir büyük kabustan bir daha asla kurtulamamanın günü. Eşler, evlatlar, kız kardeşler, arkadaşlar, tanıdıklar ve diğerleri… Bir ülkenin hep “diğerleri.” Annelerin, babaların, çocukların, kendilerinden uzaklara uğurlayacakları her yerde olabilecek tüm etkinliklerini iptal ettikleri gün.
Ama bir şey söyleyeyim mi? Çocuklarımızı böyle kurtaramayacağız. Ne kadar zengin olursanız olun, ya da isterseniz dişinizden tırnağınızdan kesin bunu yapmak için bu ülkede eğitim sistemi bu haldeyken çocuğunuzu hangi özel, hangi nitelikli okula yazdırırsanız yazdırın, hiçbir işe yaramayacak. Bu ülkede sağlık sistemi böyle oldukça, hepimizin bildiği sistematik şekilde para için bebek katleden bir düzen sürdükçe, hangi özel hastaneye giderseniz gidin, çocuğunuz tehlikeden azade olmayacak. Hangi servise bindirirseniz bindirin, o servis bu trafikte yol alacak. Çünkü bu ülkede yaşayacak. o oteldekiler gibi.
Çoğunuz bunları görüyorsunuz. Ama diyorsunuz ki, “Şükür şu durumda değilim.” Kabul edelim, riski azalttığınızı düşünüyorsunuz. Ama o risk durmadan bir çığ gibi büyüyor. İnsanların önünden son kuruşları alındıkça, sofralarından son ekmekleri çalındıkça, haklarını almak için ayağa kalktıklarında başlarına vuruldukça; maden kazalarında yerin dibine gömüldükçe, seralarda, tarlalarda tarım işçileri zehirlendikçe, fabrika yangınlarında yandıkça, asansörlerde bedenleri ezildikçe o risk artıyor.
“Ne alakası var?” mı diyorsunuz? Tarım işçisi örgütsüzse, siz sağlıklı gıda yiyemezsiniz. Zehir yersiniz. İşçiler iş kazalarından öldükçe, madenlere gömüldükçe, sizin hayatınız da değersizleşir. Milyonlar açsa, eninde sonunda zenginleri yerler. İster medeni bir devrim gibi, ister bir mob ayaklanması olarak vahşice.
Ama fakirin canı zaten değersizdi, değil mi? Neydi ki onun hayatı bu büyük kâr düzeninin karşısında? Bir kum tanesi. Ez gitsin. Ama onun canı değersizleştikçe, başka canlar değerlenmedi. Tersine, o kum tanesi ezildikçe, tüm hayatlar değersizleşti. O nasırlı ellerini toprağa dayayıp doğrulmadığında, direnmediğinde, sizi bile sizliğinizden kurtarıp insanlığı savunmadığında, insanlık öyle çamura battı ki.
Şimdi onu bir otel yangını olarak izliyorsunuz, karrdeşim İşte tam karşınızda duruyor.
Bir vakitler-hayatımda ilk kez, kar tatiline gidecekken-eşim “Nasıl bir otel olsun?” diye sordu. “Sendikalı olsun,” dedim. Şaşırdı, tıpkı sizin gibi: “Ne alaka?” dedi. “Dur, bir tane biliyorum,” dedim. Yazıın görüşme yaptığım turizm işçileri, “Abla, bizim kış oteli var, oraya da gel,” demişlerdi. Sendikaların durumu çok iç açıcı değil ama…
Bu inanılmaz sorun Ankara'da gösterişli CSO binasında da var. Bir çok koltuktan sahne görünmüyor. Mimari bir hata değildir diye düşünüyorum. Yapan mütahite ne salonu olduğunu söylememişler, o da sinema sanmış sanki.
AKM Devlet Tiyatrosu balkon en ön sıra.. Resmen seyirci sahneyi göremesin diye ellerinden gelen yapılmış. Daha önce de alt salonda ön sıralardan izlememe karşın ciddi ses sorunu olduğunu da yazmıştım, yani akustiği de korkunç. Mimar olarak ayrı, oyuncu olarak ayrı utandım.
Çevremde Bu herifin gelişinde sevinen yok. Öte yandan eli kanlı ve sadece İran Rusya desteğiyle 13 yıldır ayakta duran bir diktatörün gidişine sevinmek normal olanı. Bundan sonra ne olacağı belirsiz. Umarım bu herifin de sonu yakındır. Bir şeyler değişecekse böyle değişecek ama
Bu görüntüler, memleketten umudu kesmemek için hala bir takım sebepler olabileceğini gösteriyor. Siyasal İslamcıların bu kadar diklenmesi de bu yüzden.
Kimi siyasetçinin eşi, halkın parasıyla koluna taktığı 50 bin dolarlık Hermes çantasıyla halkın parasıyla dünyayı dolaşıyor. Kimi siyasetçinin karısı ise kendi parasıyla gittiği İtalya sokaklarında şarkı söylüyor. @dk_imamoglu
@metinsolmaz Bu konuya girmeyeyim diyordum ama, madem laf uzadı, yürüyen merdivende yürümek, gün boyu ezilen İstanbullunun kendini önemli hissedebilmek için sahiplendiği bir hareket. Tam İstanbul esnaflığı. "Acelem var benim, önemli bir insanım."
Ahahahhahahahaaaaa Doruk ya :)))
Ankara'da neden yürüyen merdivende yürüyene yol açılmaz konusuna matematiği manipüle ederek açıklama getirmek. Only in Ankara :)