“Kim benim kadar mutlu olabilir ki?
Oğlum şehit,
babam şehit,
erkek kardeşlerim şehit,
kız kardeşlerim şehit, evlatlarım şehit…
Bana bir tane bile küçük çocuk bırakmadınız, hepsini aldınız!”
Dün Gazze’de 112 bebek Rabbine uğurlandı.
Yüz on iki…
Bir okul dolusu çocuk.
Bir ömür dolusu umut.
Bir insanlık sınavı…
112 bebek…
Gazze yüreğimizin kanadığı yer…
Gazzeliler sanki bu çağa ait değiller!
Yaklaşık üç yıl boyunca molozların altında kalan şehitlerinin naaşlarını, neredeyse hiçbir imkân ve ekipman olmadan tek tek enkazın altından çıkardılar.
Ardından erkekler şehitlerinin naaşlarını omuzlarında taşırken, acıyla yoğrulan kadınlar da evlerinin pencerelerinden ve balkonlarından üzerlerine çiçekler yağdırarak onları son yolculuklarına uğurladı.
Belki de Gazze halkı gerçekten bu çağa ait değil.
Çünkü bu çağ sürekli şikayet eden, unutan, terk eden ve duyarsızlaşan bir çağken, onlar, en ağır acıların içinde bile vefayı, sadakati, zerafeti ve insanlığını korumaya devam ediyor.
İzlanda Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir gözyaşları içinde anlattı:
''Hiçbir çocuk insanlık dışı muameleye ve zararlı koşullara maruz kalmamalıdır.
Burada tanıklık ettiğimiz Filistinli çocuklar, son iki yıldır büyük acılar çekiyor.
Filistinli çocuklar, fiziksel ve psikolojik açıdan kabul edilemez boyutlarda şiddete maruz kalmaya devam ediyor.
Filistinli çocukların korunma hakkı vardır.
Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku uyarınca korunmalıdırlar.
Biz, uluslararası sistem olarak, bunu yapmıyorsak başarısız oluyoruz; üstelik çok ağır bir şekilde başarısız oluyoruz.''
Gazze hastanelerinde gönüllü olarak görev yapan Japon hemşire, Japonya'ya döndükten sonra basın toplantısı yaptı:
"Gazze halkı neyi yanlış yaptı? Hayatın ağırlığı herkese eşit değil mi? Bu dünya bir türlü adil olamadı.
Bütün dünya onlara saldırıyor, birey olarak hiçbir hakları yok… Hem topraklarını işgal ediyorsunuz hem de onları öldürüyorsunuz.
Belki bu sözler bile dünyaya ulaşmayacak, hatta görmezden gelinecek… Filistin halkı varoluş mücadelesi veriyor…
Gazze halkının sesini dünyaya duyurmaya çalışacağım…”
"Ben alıkonulduğumda 24 yaşındaydım.
Oğlum Emir ise henüz 28 günlük bir bebekti.
Hapishaneden çıktığımda oğlum Emir 24 yaşına gelmişti.
İşgal yönetimi bugün hâlâ oğlum Emir'in yurt dışına çıkmasını engelliyor.
Aynı şekilde eşimin ve kızımın da seyahat etmesine izin vermiyor.
İşgal yönetimi insanlık dışı bir zihniyete sahiptir."
İşgalci İsrail'in hapishanelerinde 24 yıl alıkonan Filistinli Nafiz anlatıyor.
@iceribak
Gamze Özçelik depremde aylarca sahada kalmıştı. Çorbayı da erzağı da kendi dağıtmıştı. Takip ettiğim kadarıyla hâlâ bölgedeki çalışmaları sürüyor.
Başka ülkede gönüllü olarak çalışmalarına katıldım. Otobüsle çöle yaptığı yolculuk öyle zorluydu ki ben asla göze alamam fakat o almıştı.
Samimiyeti, mücadelesi ortada ama seçtiği hayat nedeniyle “kurtarıcı” görülmedi.
Kendisinden razıyız.
Ne zaman ders alacağız?
Bu fotoğraf, Srebrenitsa Soykırımı’nın
insanlığın hafızasına kazınan acı karelerinden biri…
Bir anne ve oğlu, elleri bağlı hâlde birbirlerine son kez bakıyor.
Temmuz 1995’te Bosnalı Müslümanlara karşı işlenen bu soykırımda, birkaç gün içinde 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk katledildi. On binlerce kadın ise savaşın en karanlık yüzlerinden biri olan sistematik cinsel şiddetin mağduru oldu.
Bugün bize “insan hakları” dersi verenler, dün Avrupa’nın ortasında bu vahşeti izledi.
Srebrenitsa’yı unutmak, sadece geçmişi değil; insanlığın vicdanını da kaybetmektir.
#SrebrenitsaSoykırımı #SrebrenicaGenocide #مذبحة_سربرنتسيا