Sandığa, seçime, seçmenin iradesine ne gerek var?
Üsküdar Belediye Meclisi’nin CHP’li üyeleri Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta, partilerinden istifa ederek AK Parti’ye katıldı.
Üsküdar’da başkan vekilliği seçimine iki gün kala Meclis’teki siyasi denge değişti.
Bir başka gelişme de Adana Yüreğir’de yaşandı.
Görevden uzaklaştırılan Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’nın yerine yapılan başkan vekilliği seçiminde CHP’li Cafer Boyraz seçildi.
AK Parti itiraz etti. Seçim yenilendi.Meclis yeniden sandığa gitti.Cafer Boyraz ikinci kez seçildi.AK Parti yeniden yargıya başvurdu.
Sonuç?
Mahkeme kararıyla başkan vekilliği bu kez AK Parti’nin adayı Tarık Özünal’a geçti.
Yani Yüreğir’de Meclis iki kez sandığa gitti, iki kez CHP’nin adayı kazandı; sonunda başkan vekilliği AK Parti’ye geçti.
Vallahi belediye seçimleri yapılmasın artık.
İktidar partisi kimse belediyeleri de o yönetsin.
Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu:
“Duruşmaların canlı yayınlanmasını istiyorum. Hatta daha da ileri gidiyorum: Her milimi yayınlansın.
Benim milletimden saklayacak hiçbir şeyim yoktur. Millet kendi kararını versin.
Veremeyeceğim hesap yoktur çünkü millet şahidimdir!”
Vira Bismillah!
Balıkçılık sezonunun; alın teriyle ekmeğini denizden çıkaran tüm balıkçılarımız için bereketli, kazasız ve bol kazançlı geçmesini diliyorum.
Rastgele…
104 yıl önce kazanılan zaferin gururu sonsuza dek payidar kalacak. 🇹🇷
Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bu zaferin tüm kahramanlarını saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyoruz.
#30Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
70 yaşındaki teyzem “İş bulsam ben de çalışacağım.” diyorsa bir şeyler yolunda değildir.
Gençler yuva kurmaktan, anneler evladının geleceğinden korkuyorsa bir şeyler yolunda değildir.
Kaşıkla verip kepçeyle alan bu kara düzeni değiştireceğiz.
Her mahallede kreşiyle, temel geliriyle, ev hanımlarına emeklilik hakkıyla devlet milletin yanında olacak.
Alevi düşmanı bir ahlak yoksunundan başka bir şey değilsin… Üstüne bir de korkaksın. Bu nefretinle yaşayıp, sen ve senin gibilerle beraber bir hiç olarak gideceksin.
Kemal Öztürk’ün ulusal bir televizyon kanalında "Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir" ifadelerini kullanması açık bir nefret suçu ve katliam çığırtkanlığıdır.
Bu sözler sıradan bir siyasi analiz veya yorum değil; Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi uyarınca "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ve 214. maddesi uyarınca "Suç işlemeye alenen tahrik" suçunun en ağır halidir. Milyonların önünde bütün bir inanç grubuna yönelik kitlesel kıyım imasını normalleştiren bu karanlık zihniyete asla müsamaha gösterilemez.
Cumhuriyet Savcılarını derhal soruşturma başlatmaya, RTÜK'ü ise bu mezhepçi rezalet hakkında acilen gereğini yapmaya çağırıyorum. Toplumsal barışımızı zehirlemenize ve herhangi bir inanç grubunu hedef göstermenize izin vermeyeceğiz!
Dünden beri bakıyorum, bir cinnet hâlindesiniz İ. Melih Gökçek Bey.
Durun, 6 yıldır yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı sıralayayım.
Trol saldırıları ✔️ Ev ve iş adresime linç kitapçıkları ⏳ Beyaz TV’de Onlar TV ve Murat Ağırel programı ⏳ …
Bu FETÖ mensubu hainleri siz iyi bilirsiniz. Oğlunuz bu hainlerin okulunda okudu, eşinizin adı bu hainlerin yetiştiği okulların tabelasında yer aldı. FETÖ’ye “parsel parsel” arazi veren, genel sekreteri FETÖ’cü olan, kapının önüne boş damacana gibi konulmuş belediye başkanı; FETÖ kumpasında yargılanmış bana “Sana FETÖ’cüler destek veriyor” martavalına sığınıyor. :)
Daha önce argümanınız PKK’ydı, sanırım “Terörsüz Türkiye” sürecinden mütevellit bugün DHKP-C olmuş. Yakında Guatemala’daki adı sanı bilinmeyen bir örgütün de beni gizliden desteklediğini iddia ederseniz…
Bırakın bu bıdı bıdıları.
Ben çok basit bir soru sordum:
Oğlunuzun ve onun eşinin 30 bin avro sermayeyle kurduğu şirket nasıl oldu da kısa sürede milyonlarca avroluk mal varlığına ulaştı?
Bu paranın kaynağı nedir?
Bu kadar basit.
Hodri meydan. Bekliyorum.
BASINA VE KAMUOYUNA
Eski HDP milletvekili ve Saadet Partisi mensubu Altan Tan’ın son süreçle ilgili basına verdiği demeçlerde Alevilere yönelik kullandığı nefret söylemlerini şiddetle kınıyoruz.
“Aleviler barışa karşı çıkıyor” şeklindeki söylem, Alevileri toplumsal barışın dışında göstermeye, Alevi-Bektaşi karşıtlığından beslenen çevrelere alan açmaya ve Aleviler üzerinden siyasal bir varlık alanı oluşturmaya hizmet etmektedir.
Kendisini başka türlü var edemeyen ve egemen anlayışa kendisini kabul ettirme çabası içinde olanların bu tür söylemlerden medet umması şaşırtıcı değildir.
Çerçeve yasa sürecinde ve sonrasında iktidarla yaşanan tıkanıklığın faturasını Alevilere, sol düşünceye ve demokrasi talep eden kesimlere çıkarmaya çalışmak; sorumluluğu başka kesimlere yükleyerek siyasal bir çıkış aramak, kabul edilemez bir tutumdur.
Toplumsal barış adına “İslam şemsiyesi altında yürümek” gibi bir formül önerilirken tarihe yapılan göndermeler, Alevilerin tarihsel hafızasında acı ve katliamları çağrıştırmaktadır.
Alevilerin kendi tarihsel acılarını ve yaşadıkları katliamları hatırlatarak geliştirdikleri tepkiyi, “Aleviler barışa karşı çıkıyor” şeklinde sunmak; eleştiriyi susturma, farklı düşünenleri sindirme ve Alevileri yeniden toplumsal tartışmanın hedefi hâline getirme çabasıdır.
Altan Tan ve aynı anlayışı savunanlara açıkça söylüyoruz:
Aleviler Barışa Karşı Değildir !
Barış, Alevi inancının ve yaşam anlayışının temel değerlerinden biridir.
Ancak, barış istemek; haksızlık, ayrımcılık, inkâr ve katliamlar karşısında susmak anlamına gelmez.
Aleviler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de zalime zalim, katile katil demekten vazgeçmeyecektir.
Tarihte yaşanan Alevi katliamları görmezden gelinerek bugünün barışı inşa edilemez.
Katliamların, inkârın ve ayrımcılığın üzerini örterek; bu tarihsel anlayışı meşrulaştıran bir dil kullanarak toplumsal barış sağlanamaz.
Alevilerin kendi tarihleri, inançları ve yaşadıkları acılar hakkında söz söyleme hakkını hiç kimse ellerinden alamaz.
Alevilerin tarihsel hafızasını yok sayarak onları susmaya ve kendilerine dayatılan bir “Barış” tanımını kabul etmeye zorlamak, barış değil; yeni bir inkâr ve eşitsizlik düzenidir.
Her siyasi ve toplumsal tıkanıklığın sorumluluğunu Aleviler üzerinden açıklamaya çalışmayı; Alevileri “Ali’siz Alevi” gibi hadsiz ve ayrıştırıcı ifadelerle hedef göstermeyi ve her siyasi çıkmazdan Alevi karşıtlığı üzerinden çıkış aramayı şiddetle reddediyoruz.
Yargı Makamının Sessizliğini De Kınıyoruz !
Ülkemizde yargının geldiği noktayı da bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Kendi inançlarına yönelik söylenen veya söylenmeyen sözlere, hoşlarına gitmeyen ifadelere, hatta bir gülümsemeye dahi tahammül göstermeyen ve bunlar üzerinden tutuklama kararları veren yargı mekanizmasının, Alevilere yönelik nefret söylemleri karşısındaki sessizliği kabul edilemez.
Yargının benzer durumlar karşısında farklı ölçütler uygulaması, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık ilkeleri açısından ciddi bir çelişki yaratmaktadır.
Alevilere yönelik nefret söylemleri karşısındaki bu sessizlik, nefretin normalleştirilmesine ve toplumda daha da yaygınlaşmasına hizmet etmektedir.
Tüm bu kesimler şunu bilmelidir ki;
Aleviler ve Bektaşiler artık bu tür saldırılara, ayrımcılığa ve nefret söylemlerine karşı daha örgütlü ve daha güçlü bir biçimde bir aradadır.
Eşit yurttaşlık, laiklik ve demokrasi talebimizden; özgür, eşit ve onurlu bir yaşam mücadelesinden hiçbir koşulda vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.
Alevileri toplumsal barışın önünde bir engel olarak göstermeye çalışanlara ve Alevi karşıtlığını siyasal bir araç olarak kullananlara sözümüz açıktır: “ Biz Barışın Tarafıyız”
Ancak bizim istediğimiz; dayatmanın, inkârın ve nefretin değil, eşitliğin, adaletin, özgürlüğün ve karşılıklı saygının barışıdır.
Toplumsal barış, Alevilerin susturulmasıyla değil; herkesin eşit yurttaş olarak kabul edilmesi, tarihsel acıların inkâr edilmemesi ve farklı inanç ve kimliklerin özgürce yaşayabilmesiyle mümkündür.
AB Federasyonu