Genel Başkanımız Seyit Aslan, Diyarbakır’da düzenlediği basın toplantısında çerçeve yasaya evet oyu vermemizin gerekçesini açıkladı.
📌Biz bu yasanın antidemokratik olduğunu dün de söyledik, yarın da söyleyeceğiz. Ancak Kürt halkının barış umudu büyüyecekse, cezaevindeki tutsaklar dışarı çıkacaksa, gerillalar ailelerine kavuşacaksa, kayyım politikaları son bulup seçilmişler görevine dönecekse ve eşit haklar temelinde bir tartışma zemini doğacaksa biz bu yasaya “evet deriz” dedik ve evet oyu kullandık.
📌Bizim ‘evet’imiz mücadeleye yol açmak için!
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Diyarbakır’da çerçeve yasaya ilişkin basın toplantısı düzenledi.
📌Anlayışlar farklı, iktidar süreci sündürmek istiyor.
📌Saray rejiminin argümanlarını boşa çıkarmak için ‘evet’ dedik.
📌Faili meçhullerin, asit kuyularının hesabı sorulmalıdır.
📌Böyle barış olmaz, siyasi genel af çıkarılmalı.
📌Savaş bütçesi sermayeye, sömürü ve sefalet işçilere.
📌Bölgesel asgari ücret, ucuz işgücü cenneti yaratma planıdır.
📌Barış istiyorsak Mekke anlaşması iptal edilmelidir.
📌Kürt halkının talepleri bir kurulun keyfine terk edilemez.
Eğer bugün silahlar susuyorsa, eğer bu uzlaşmaya bu ülkenin işçileri ve emekçileri büyük çoğunlukla destek veriyorsa bunun temelinde dünden bugüne “Silahlar sussun, barış olsun; Kürt sorunu barışçıl, demokratik, eşit koşullarda ve siyasal zeminde çözülsün” diye mücadele eden Kürt halkının, emekçilerin, bilim insanlarının, aydınların ve emek demokrasi güçlerinin çabası vardır.
Buraya bu mücadeleyle geldik, geleceğe de böyle yürüyeceğiz.
Emek, Barış, Özgürlük için
Saraylara Savaş,
Kulübelere Barış
demeye devam edeceğiz!
Çerçeve Yasa görüşmeleri Adalet Komisyonunda sürüyor. Saatlerdir yapılan tartışmalarda hem teklifi hazırlayanlar hem de itiraz edenler aynı hatalı tarih anlatısı ve terminolojiyi kullanarak farklı çözümleri savunuyor. Birbirinin içinden çıkmış partilerin terör ve güvenlik kıskacına sıkışmış polemiğini dinliyoruz.
Kürtlerin ayrı bir ulus olduğunu ve sorunun ulusal eşitlik sorunu olduğunu kabul etmedikçe kendi tarihsel gerçekliğinizden koparsınız. Geçmişin özeleştirisini yapmadan, yüzleşmeden geleceğe umutla yaklaşmak mümkün olmaz.
Politik hesaplar ve iktidar kavgaları için değil Türk ve Kürt ulusunun, bu çok uluslu ortak yaşamının eşit ve kardeşçe sürmesi için vesile olmasını umut ettiğimiz bu düzenlemeye hayır demeyi doğru bulmuyoruz.
Gazeteci Yusuf Karadaş:
“Bu yasa demokratik bir açılımın kapısı değil, sürecin başından sonuna kadar iktidarın kontrolünde, sürgündekileri, dağdakileri ve cezaevindekileri denetim altında tutmayı amaçlayan bir rehin alma mekanizmasıdır. Ancak muhatapları bu adımı bir başlangıç olarak gördüğü için ‘hayır’ dememek gerekiyor, fakat asıl güvence devletin lütfu değil, halkın birleşik ve örgütlü mücadelesidir.”
https://t.co/yZRTorVLMb
Bugün Gültepe Mahallesi sabah vardiyasına giden kadınlara bildirilerimizi ulaştırdık.
Gültepe’de tek bir kadının bile kendini yalnız hissetmeyeceği bir dayanışmayı birlikte büyütelim. Derdini paylaşmak, “Ben de varım” demek, bir çayımızı/kahvemizi içmek için sen de aramıza katıl
📢Kalıcı barış ve çözüm için 4 acil talep
💬Kürt halkına yönelik geçmişte işlenen suçlarla ve ağır hak ihlalleriyle bir an önce yüzleşilmeli, sorumluları açığa çıkarılmalı ve hesap sorulmalıdır
💬Halkın iradesini hiçe sayan kayyım rejimine bir an önce son verilmelidir, derhal son verilmelidir, seçilmiş belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir ve Kürt halkı başta olmak üzere bu ülkenin Türk ve Kürt işçilerinin, emekçilerinin seçme seçilme hakkı iradesi tanınmalıdır
💬Kürt halkının en temel hakkı olan ana dilde eğitim hakkı ve kamusal hizmet hakkı, bunun kamusal bir hizmet olması, ana dilde kamusal hizmet hakkı güvence altına alınmalı ve Kürt yurttaşlarımızın Kürt vatandaşlarımızın kimliği anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır
💬Siyasi gerekçelerini de cezaevlerine doldurulan cezaevlerinde tutulan tüm mahpuslar, tutukluklar hepsi daha önce söylediğim gibi bir kapsamlı bir genel af kapsamında serbest bırakılmalıdır ve AYM ve AİHM kararları istisnasız kararlılıkla demokratik yöndeki bu kararlar uygulanmalıdır
📌Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan Mecliste 'Çerçeve yasa'ya ilişkin açıklama yaptı
TÜPRAŞ milyarlarca lira kâr açıklıyor, ancak bu kârı üreten işçilere sefalet ücreti dayatılıyor.
Patronların kasası dolarken işçinin payına sömürü ve iyoksulluk düşüyor. Sorun “kaynak yok” değil; sorun, yaratılan zenginliğin sermayeye aktarılmasıdır.
Uğur Zengin’in Evrensel’deki yazısı, TÜPRAŞ’ın kâr rakamlarının arkasındaki sınıfsal gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Toplu sözleşme masasında belirleyici olan işçinin alın teridir; insanca yaşamaya yetecek ücret ve insanca çalışma koşulları işçilerin en temel hakkıdır.
Tam hak eşitliğinin yolu Kürt halkının taleplerinin karşılanmasından geçiyor!
https://t.co/ufDKIoVxhQ
Emek Partisi Bölge Örgütü olarak, Kürt halkının tam hak eşitliği mücadelesi ile işçi sınıfının sömürüye, yoksulluğa ve baskılara karşı mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha vurguluyoruz. İşçileri ve emekçileri, Türk ve Kürt ve her milliyetten emekçilerin ortak çıkarları temelinde birleşmeye, milliyetçi ve ayrımcı politikalara karşı mücadeleyi büyütmeye, eşit ve özgür bir ülke mücadelesini birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.
Sol Partinin ‘Yan Yana’ buluşması ve sorular
"Milyonlara çağrı yapılıp harekete geçirilmesi düşleniyor da uygun örgütlü güçleri somut bir plan ve yol haritasıyla yan yana getirmek neden akla gelmiyor? Belli başlı örgütlü sosyalist güçleri yan yana getiren bir koordinasyon mekanizması mesela, bir hareket noktası olamaz mı?"
✒️ Vedat İlbeyoğlu yazdı
🔗https://t.co/AHIo9RcHEW
MİLYONLAR BİZİZ: ÇALIŞIYORUZ AMA GEÇİNEMİYORUZ!
Sermayenin kârı için ucuz emek rejimine razı olmayacağız.
📌Ücretlere derhal ek zam!
https://t.co/n9X4OdzJ2N
Bugün Gültepe Mahallesi’nde kadınlarla buluştuk, bildirilerimizi ulaştırdık!
Gültepe’de tek bir kadının bile kendini yalnız hissetmeyeceği bir dayanışmayı birlikte büyütelim. Derdini paylaşmak, “Ben de varım” demek ya da bir çayımızı/kahvemizi içmek için sen de aramıza katıl!
Sol Partinin ‘Yan Yana’ buluşması ve sorular
"En azından bu satırların yazarının kişisel beklentisi, somut bir yan yanalık-birliktelik-ittifak haritasıyla çağrı yapılmasıydı. Bir yol haritası yani. Nasıl ve kimlerle sorusuna yanıt üretmeye açık bir yol haritası…"
✒️ Vedat İlbeyoğlu yazdı
🔗https://t.co/AHIo9RcHEW
Emperyalizme ve sömürüye karşı; Ekmek, Barış, Özgürlük mücadelemizi büyütüyoruz.
Genel Başkanımız Seyit Aslan'ın katılımıyla gerçekleştireceğimiz il kongremize tüm emekçileri davet ediyoruz.
#emekpartisi#kongre#işçi#urfa#Şanlıurfa
Saray rejimi, NATO Zirvesinden bir “tarihî zafer” hikâyesi çıkarıyor; Türkiye’nin bağımsız ve oyun kurucu bir güç hâline geldiğini öne sürüyor.
📌Ortaya atılan 5 iddiaya ve bu iddiaların arkasındaki 5 gerçeğe bakalım.
Suruç Katliamı aydınlatılsın, tüm sorumlulardan hesap sorulsun!
Şanlıurfa'nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi'nde SGDF üyesi gençlerin Kobani'deki çocuklara oyuncak götürmek için basın açıklaması yaptığı sırada IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısının üzerinden tam 11 yıl geçti. 33 kişi hayatını kaybettiği, 100’ü aşkın kişinin yaralandığı katliamın üzerinden geçen sürede adalet sağlanmadığı gibi katliamın faillerine yol verenler de açığa çıkarılmadı.
Katliam sonrası başlatılan soruşturma süreci kısıtlılık kararı eşliğinde 2 yıl sürdü. Soruşturma sonucu ortaya çıkan iddianame, katliamı aydınlatmak bir yana çarpık bir gerçeklik inşa etme çabasının ürünü olarak tarihe not düşüldü.
Yargılama ikisi firari, 3 sanıkla sınırlı tutuldu. Canlı bombalar başta olmak üzere Suriye sınırında IŞİD’lilerin askerlerle yaptıkları görüşmeler ve pazarlıklar bilinmesine rağmen ilişkiler açığa çıkarılmadı. Katliam gününe ait kamera kayıtlarını kimin ya da kimlerin sildiği soruşturulmadı. Dosyanın firari sanıklarından İlhamı Balı, hakkında arama kaydı olduğu dönemde devlet hastanesinde tedavi edilmesine rağmen yakalanmadı.
Katliamdan birkaç gün önce canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün adını emniyet sisteminde sorgulatan polislerin bilgilerine başvurulmadı. Adıyamanlı ailelerin, çocukları ya da yakınları olan IŞİD militanları hakkında yaptıkları ve 2012’ye kadar giden ihbarlar dikkate alınmadı. Suriye’deki kamplarda ve cezaevinde oldukları bilinen firari sanıklar İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin Türkiye’ye iadesi için hiçbir girişimde bulunulmadı.
11 yıldır aileler ve demokrasi güçleri, soruşturma ve yargılama aşamasında açığa çıkan tüm bu bilgiler doğrultusunda gerçek adaletin tesis edilmesi için mücadele ederken emniyet ve yargı, faillerin ilişkide olduğu diğer başka isimlerin ve devlet bağlantılarının ortaya çıkmaması için özel bir direnç sergiledi. Bu direnci ortaya çıkan bilgiler ışığında Suruç avukatlarının 2024’te yaptıkları suç duyurusu sonrası başlatılan soruşturma sürecinde görmek de mümkün. Zira savcılık yine soruşturma için gizlilik kararı verdi, 2 yıldır süreç sonuçlanmadığı gibi ailelere ve avukatlara süreçle ilgili tek cümle bilgi verilmedi.
İki seçim takvimine denk düşen 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arası, Türkiye siyasi tarihinin en karanlık dönemlerinden biriydi. AKP’nin tek başına iktidar olma çoğunluğunu ilk kez yitirdiği 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce Diyarbakır’daki HDP mitingine dönük bombalı saldırı ile başlayan zincirleme katliamlar döneminin ikinci halkası idi Suruç Katliamı. Suruç’un ardından gerekli adımların atılmaması Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim’in önünü açtı. AKP 10 Ekim’den bir kaç hafta sonra gidilen seçimlerde yeniden tek başına iktidar olma çoğunluğunu elde etti.
10 Ekim Katliamı sonrası “Anket yaptırdık, oylarımız yükseliyor” diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, AKP’den kopuşunun ardından “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok kişi insan içerisine çıkamaz” demişti, ancak Suruç ve 10 Ekim ailelerinin ısrarlı çağrılarına rağmen bildiklerini açıklamak yerine siyasi pazarlık aracı olarak kullandı.
Suruç, 10 Ekim ve Diyarbakır katliamları en alttaki emniyet görevlilerinden dönemin hükümet yetkililerine uzanan sıralı bir sorumluluğa işaret etmektedir. Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul dosyaların yeniden açılacağını ve ucu kime çıkarsa çıksın sonuna kadar gidileceğini açıklarken; Suruç başta olmak üzere IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlarda adı ve rolü belli kamu görevlileri ve siyasiler açısından tek bir adım atılmaması samimiyetsizliğin göstergesidir. Bu katliamların aydınlatılması sadece katliamlarda yaşamını yitirenlerin yakınları açısından değil; demokratik bir ülke mücadelesi açısından da önem taşımaktadır.
Suruç’ta yaşamını yitirenleri katliamın yıl dönümü vesilesiyle bir kez daha anarken; Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da gerçekleştirilen katliamlara ilişkin tüm gerçekler açığa çıkarılıp gerçek adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi yeniden ifade ediyoruz. Tüm emek ve demokrasi güçlerini de adalet mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.
Seyit Aslan (@seyitaslan1917)
Emek Partisi Genel Başkanı
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Suruç Katliamı’nın yıldönümünde yaptığı açıklamada, katliamın aydınlatılmasını ve sorumlulardan hesap sorulmasını talep ederek, tüm emek ve demokrasi güçlerine adalet mücadelesini büyütme çağrısı yaptı
https://t.co/GoSzzKEU4t
SURUÇ İÇİN ADALET!
11 yıl önce, SGDF üyesi 33 genç Suruç'ta IŞİD'ın bir canlı bomba saldırısı sonucu katledildi. Aradan geçen 11 yılda ikisi firari olan 3 kişinin yargılandığı davada, sorumluluğu olanlar, yetkililer dava sürecine dahil edilmedi, hesap sorulmadı.
Türkiye'de dinci-gerici terör örgütleriyle iş birliği yaparak çeşitli katliamlar gerçekleşmesine göz yuman saray rejimi, bu katliamların üzerini örtmeye ve sorumluluğu olanları gizlemeye çalışıyor!
11 yıldır ne Suruç ne 10 Ekim katliamına dair hesap veren saray rejiminden ve inşa etmek istediği faşist düzenden sorulacak bir hesabımız var! Sorumluların hesap vermesi ve unutturulmak istenen katliamların aydınlatılması için mücadeleyi büyütmeye!