Hukuksuz bir karar ile işgal edilen İl Başkanlığı dahil bir çok görevi üstlendiğim CHP den, işgalcilere MEŞRUİYET kazandırmamak ve uygulamalarının sorumluluğunu almamak düşüncesi ile bugün itibarıyla istifa ettim. Bir gün Özgür bir CHP’ye dönme dileğiyle…
Birliğimizin ve Barolarımızın ısrarlı talepleri doğrultusunda;
•2021 yılından itibaren yeni hukuk fakültesi açılmadı.
•Hukuk fakültelerinde ikinci öğretimler kapatıldı.
•Adalet meslek yüksekokullarından hukuk fakültelerine dikey geçişe son verildi.
•HMGS etkin şekilde uygulanmaya başlandı.
•Bu sene ilk defa hukuk fakülteleri için 125 bin olan başarı puanı sıralaması 100 bine yükseltildi.
•Bir önceki sene devlet üniversitelerinde yapılan yaklaşık %30 kontenjan daraltılmasına, bu sene vakıf üniversiteleri kontenjanlarında %28 oranında daraltmaya gidilmesi eklendi.
Bu şekilde uzun yıllardır devam eden orantısız artışın önüne geçilmesi bakımından önemli gelişmelerin hayata geçtiğini ifade edebiliriz.
Bu aşamadan sonraki talebimiz, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak 75 bine ve 50 bine yükseltilmesi ve hukuk fakültelerine akreditasyon zorunluluğu getirilmesi. İhtiyaca göre kontenjan belirlenmesi ile bu unsurların birlikte hayata geçmesi nitelik ve nicelik sorununa tam anlamıyla çözüm getirecektir.
"13 yılda 13 yenilgi" etiketini taşıyan Kılıçdaroğlu bir kez daha kaybetti
Bu kez mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturduğu CHP'yi ana muhalefetten düşürdü
https://t.co/yBVS7lLMPB
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında bugün yaşananlar, ceza yargılamasındaki usuli güvencelerin yok sayıldığı hukuka aykırı uygulamalar olup adil yargılanma hakkının açık ihlalidir.
Sanığın yargılamaya etkin biçimde katılması, müdafilerin savunma görevlerini bağımsız ve özgür biçimde yerine getirmesi, çelişmeli yargı ve silahların eşitliği ilkesinin ön şartıdır.
Ceza yargılamalarında bu usul güvenceleri vazgeçilmez olup, keyfi uygulamalarla esnetilemez ve zayıflatılamaz. İlgili mahkeme savunma hakkını sınırlayan ve adil yargılanma hakkını ihlal eden uygulamalarına hemen son vermeli, duruşma düzenini sağlamaya dönük yetkisini hukuk devleti ilkesiyle uyumlu kullanmalıdır.
ABD Büyükelçisi sosyal medya üzerinden kısaca şöyle buyurmuş:
“Irak, Suriye ve Türkiye Orta Doğu istikrarının merkezindedir. ABD, bu üç ülke arasında denge kurarak bölgeyi ortak refah ve düzene yönlendirmek istemektedir…Türkiye, Irak ve Suriye ile birlikte ABD’nin Orta Doğu düzeni kurma projesinde merkezi bir rol oynamalıdır.”
NATO zirvesine üç hafta kala ABD vites artırıyor. Adeta 2004’de ilan edilen BOP projesine bu kez açıkça saldırgan Siyonist paradigma ile devam niyeti ilan ediliyor.
Ancak o günlerde bugün arasında büyük bir fark var. ABD İran’da yenildi. Hürmüz Boğazını açamıyor. Bab el Mendeb’den donanmasını geçiremiyor.
Büyükelçiye hatırlatalım:
Türkiye, yalnızca Levant ve Anadolu ekseninde tanımlanabilecek bir devlet değildir. Türkiye; Akdeniz, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya havzalarını birbirine bağlayan, aynı anda üç kıtaya açılan eşsiz bir jeopolitik merkezdir. Etki alanı sadece Batı Asya ile sınırlı değildir.
Nil, Tuna, Dinyeper (Özi), Dinyester (Turla), Don ve Volga havzalarına kadar uzanan geniş bir tarihî ve stratejik derinliğe sahiptir.
Bu nedenle Türkiye’yi yalnızca Irak-Suriye eksenindeki sorunlara indirgemek, onu Batı Asya’nın bitmeyen çatışmalarına mahkûm etmek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye için oluşturduğu çok yönlü ve dengeli dış politika mirasına aykırıdır. Atatürk Türkiye’si, herhangi bir büyük gücün bölgesel planlarının aracı değildir. Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bağımsız bir jeopolitik aktördür.
Bugün Türkiye’nin önüne konulan en büyük tuzaklardan biri, onu yeniden Ortadoğu’nun mezhep, etnik kimlik ve vekâlet savaşları girdabına çekmektir. Türkiye’nin stratejik ufku bundan çok daha geniştir. Türk dış politikası, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Afrika’ya uzanan çok boyutlu bir perspektife sahip olmak zorundadır.
Eğer Amerika Birleşik Devletleri bölgede Türkiye’nin dengeleyici etkisinden yararlanmak istiyorsa, öncelikle Türkiye’nin Mavi Vatan’daki meşru hak ve çıkarlarına saygı göstermelidir. Doğu Akdeniz, Ege ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başta olmak üzere Türkiye’nin egemenlik, güvenlik ve deniz yetki alanları konularındaki hassasiyetleri göz ardı edilerek stratejik ortaklıktan söz edilemez.
ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye karşıtı politikalarına verdiği siyasi ve askerî desteği gözden geçirmek, bu aktörlerin bölgede oluşturduğu gerilim ve kutuplaşmayı teşvik eden tutumlarına son vermeden Türkiye ‘ye öğüt veremez.
Daha da önemlisi, Washington yönetimi kendi Kongresi’nde ve Senatosu’nda yıllardır beslenen Türkiye karşıtı siyasi atmosferi değiştirmeden, Türkiye’den bölgesel istikrarın taşıyıcısı olmasını bekleyemez. Bir yandan Türkiye’yi stratejik ortak olarak tanımlarken diğer yandan Türkiye’ye yönelik yaptırım tehditlerini, silah ambargolarını, Doğu Akdeniz’de askerî dengeyi bozacak silahlandırma politikalarını ve düşmanca söylemleri sürdürmek ciddi bir çelişkidir. Büyükelçinin dile getirdiği beklentiler ile ABD’nin sahadaki ve siyasi sistemindeki uygulamaları arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.
Ayrıca bölgede kalıcı barış ve refahtan söz edilecekse, bunun ön şartı İsrail’in mevcut saldırgan ve yayılmacı politikalarının sınırlandırılmasıdır. Gazze’de yaşanan soykırım ve uluslararası hukuku hiçe sayan Batı Şeria, Lübnan ve Golan’daki saldırgan uygulamalar devam ettiği sürece Ortadoğu’da kalıcı istikrarın tesis edilmesi mümkün değildir.
İsrail’in eylemlerini koşulsuz destekleyen bir devletin yaklaşımı ile bölgesel barış çağrısı yapmak kendi içinde tutarsızdır.
Çökmekte olan ve bu süreçte İsrail ile her alanda birleşen hegemonun çıkarları uğruna Türkiye’yi yeniden Batı Asya’nın kanayan fay hatlarına karıştırmak ne bölge halklarının ne de Türkiye’nin çıkarlarına hizmet eder. Türkiye bu tuzağa düşmeyecektir.
Bu tuzağa belli kesimler düşse bile millet düşmeyecektir.
Darbe girişimini, Bakırköy belediye başkanının evinde tv de izleyen eden şahıs, darbeyi püskürtmek için TBMM de konuşma yapan cesur Lideri fetöcülükle suçladı :)
O nedenle CHP nin KUVAYİ MİLLİYE DÜŞÜNCESİ dışında bir oluşum kabul görmeyeceği gibi mevcut CHP Üyesinin iradesi dışında bir hareket Tarihin tozlu sayfalarına İHANET olarak geçecektir. Türk Milleti hainleri hiçbir zaman sevmemiştir…
ANAYASA VE DEMOKRASİ ASKIYA ALINMIŞTIR. Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar ile Anayasa ve Demokrasi fiilen askıya alınmıştır. Bu karar ile ilgili bir hukuki bir de siyasi İKİ HUSUS vardır; #CHPteslimAlınamaz
düşünülmemişti. Belki daha az maddi kazanca sahibiz ama Türkiye’de genç, dinamik ve güçlü bir avukat ordusu var artık. Tüm zorluklara karşı HUKUK ve ADALET mücadelesi veren meslektaşlarımın AVUKATLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM.
BUGÜN AVUKATLAR GÜNÜ; Adaletin sağlanması ancak güçlü savunma, güçlü savunma ise güçlü Avukatlık Mesleği ve Güçlü Baro ile mümkündür. Mesleğimiz yıllardır ihtiyaçtan çok fazla Hukuk fakültesi açarak zayıflatılmaya çalışıldı, ancak sayımız arttıkça daha da güçleneceğimiz
Anayasa Mahkemesi, Tayfun Kahraman hakkında tekrar hak ihlali kararı vererek, ilk kararının yerine getirilmemesini bireysel başvuru hakkının ihlali olarak kabul etti.
Mahkemenin takdir yetkisi denilerek geçiştirilemeyecek bu hukuksuzluk sarmalının son bulması ve kararın uygulanarak yeniden yargılama sürecinin başlatılması “Anayasal Devlet” ilkesi bakımından zaruridir. Aksi durum Can Atalay dosyası süreci ile birlikte değerlendirildiğinde bireysel başvuru sisteminin de iflası anlamına gelecektir.
Keyfi uygulamaların engellenebilmesi bakımından, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını aynı zamanda disiplinel işlem yürütmesi bakımından Hakimler ve Savcılar Kurulu’na iletmesi gerekmektedir. Zira ilk kararı uygulamayan hakimlerin disiplin suçu işleyerek hak ihlaline sebebiyet verdikleri bu kararla tekrar sabit olmuştur.
Laikliği savunan bir bildiriye imza attıkları için insanların ifadeye çağrılması basite indirgenecek bir hukuka aykırılık değildir. Anayasal devlet anlayışından laiklik ilkesinin çıkartılmasının yargı makamları tarafından ilan edilmesidir.
Cumhuriyetin temel niteliklerini hatırlatmak, korumak ve Anayasa’yı savunmak suç olmadığı gibi her bir yurttaşın asli görevidir.
Hakkımı bir kez daha helal etmiyorum. Sana güvenen milyonlarca insan da böyle düşünüyor ve herkesin ortak sorusu bu kadar tepki alacağını bilerek neden bunu yapıyorsun..?