Aşağılık Siyonistler, hiçbir zaman kabul göremeyeceksiniz. Dünya'nın hiçbir yerinde size rahat olmayacak; gittiğiniz yerlerden kovulup aşağılanacaksınız.#FreePalestine ✌️#StandWithPalestine #ÖzgürFilistin 🇵🇸
Çin’in asimilasyon ve soykırımla yok etmek istediği.
Bu vatan bütün Türklerin ata yurdu.
Türk ve İslam kimliğimizin temeli burada atıldı.
Çin’e inat hatırlayalım. Bilmeyenlerede hatırlatalım.
Çin’de zorla organının alındığını söyleyen bir kadın, Almanya’ya kaçmayı başardıktan sonra sessizliğini bozdu. Çin Komünist Partisi hakkında ürpertici gerçekleri konuştu:
“Çin’de şu anda 188 organ nakli hastanesi var. Her gün çocuklar kayboluyor.”
Cesur Yürek (Braveheart) adlı film
13. yüzyıl İskoçyası'nda İngiltere Kralı I. Edward’ın (Uzunbacaklı) acımasız ve baskıcı yönetimi altında ezilen İskoç halkının özgürlük mücadelesini, sinema tarihinin en ikonik karakterlerinden biri olan ulusal kahraman William Wallace'ın gözünden destansı bir dille anlatır. Çocuk yaşta babasını ve abisini bu topraklardaki savaşta kaybeden Wallace, yıllar sonra köyüne dönüp barışçıl ve sakin bir hayat kurmak, çocukluk aşkı Murron ile evlenip tarımla uğraşmak istese de kader onun için çok daha trajik ve büyük bir yol çizer; zira İngiliz askerlerinin Murron'ı vahşice katletmesi, Wallace'ın içindeki intikam ateşini körükleyerek onu geri dönülmez bir başkaldırının lideri haline getirir. Kısa sürede sadece kendi köyünün değil, tüm İskoç klanlarının ve halkının umudu olan Wallace; Stirling Köprüsü Savaşı gibi stratejik dehasını konuşturduğu kanlı çarpışmalarda İngiliz ordularını bozguna uğratır ve İskoç soylularının kendi çıkarları peşinde koştuğu, iç ihanetlerin yaşandığı siyasi atmosferde bile halkına "özgürlük" inancını aşılamaktan asla vazgeçmez. En yakın gördüğü kişilerin ve İskoçya tahtının varisi Robert the Bruce'un babasının yönlendirmesiyle yaptığı ihanetler sonucu Falkirk Savaşı'nda ağır bir darbe alsa da mücadelesini yeraltına taşıyarak sürdüren Wallace, nihayetinde tuzağa düşürülüp Londra'ya götürülür. İngiliz sarayında vatana ihanet suçuyla yargılanırken bile diz çökmeyi reddeden, işkenceler altında son nefesini verirken tüm gücüyle "Özgürlük!" diye haykıran cesur yürekli bu adamın ölümü, İskoç halkı için bir son değil, aksine Robert the Bruce liderliğinde Bannockburn Savaşı'nda İngilizlere karşı kesin bir zafer kazanarak bağımsızlıklarını elde edecekleri büyük ve önlenemez bir uyanışın başlangıcı olur.
📌Tarih 1919'dir.
Kahramanmaraş işgal altında.
Fransız General Guvernörs Andre işgali kutlamak için akşam Maraş'ta bir balo düzenler ve Ermeni kızını dansa davet eder. Fakat Ermeni kızı: "Kaledeki Türk Bayrağı inmedikçe sizinle dans edemem" deyip teklifi geri çevirir.
Bunun üzerine General askerlerine: 'Kaledeki o bez parçasını indirin" diye alçakça bir emir verir.
Ertesi gün yani Cuma günü Maraşlılar kaledeki Türk Bayrağının indirilip yerine Fransız bayrağı dikildiğini görürler.
Halk üzgün ve çaresizdir. Derken Cuma ezanı okunur ve halk ulu camide toplanır.
Sinirler gergin, herkesin morali bozuktur. Caminin İmamı Rıdvan Hoca, Cuma Hutbesi için minbere çıkar ve cemaatin şaşkın bakışları arasında Türk Bayrağını eline alıp şöyle der:
"Ey cemaat, minbere Cuma Hutbesi için çıkmadım bilesiniz. Cuma namazı hür insanlar için farzdır. Kalesinde kendi bayrağı dalgalanmayan bir memlekette Cuma Namazı kılınmaz. Önce
bayrağımızı yeniden dalgalandıralım sonra namazımızı kılalım" der.
Bir anda camide tekbir sesleri yükselir. Halk bu duygu ve cesaretle kaleye hücum eder. Fransız askerleri korkudan ne yapacağını şaşırır ve bayrağımız tekbir sesleriyle yeniden göklere çekilir. Halk o gün Cuma Namazını kalenin burcunda kılar.
Tamamen gerçek ve tarihimizde benzeri olmayan bu olay sayesinde halkın milli bilinci uyanmış
'Silah gücüyle inen bayrağımız, iman gücüyle yeniden dalgalandırılmıştır." ve o büyük imam hutbede o muhteşem sözü söyler;
Güney Azerbaycan Türk kızları
Bana dediler dinme
Para al vatanını pisle(kötüle)
Bu deli gönlüm Azerbaycan’ı ister
Azerbaycan’ım Vatanım Kırmızı forma kefenim
Bütün dünya bilsin ki Traktör tekçe benim
Basıldı camilerim, asıldı çocuklarım,
Görmedin, hep kördün sen; bilsen zulüm nasıldı…!
Zulmün zindanlarını hücre hücre gezdik biz,
Senin kafan kumdayken çoluk çocuk öldük biz…