Bugün iktidarın yarattığı iklim, toplumun farklı kesimleri arasında kin ve nefret tohumları eken, insanları çeşitli nedenlerle birbirine düşman haline getiren bir sonuca yol açıyor.
Kimisini terörist olmakla, kimisini, vatana ihanetle, kimisini din düşmanı ilan etmekle, kimisini aile kurumunu tehdit etmekle suçlayarak düşmanlaştıran iktidar, sayısı her gün artan insanlara karşı hukuksuz şekilde baskı, zulüm ve işkence uyguluyor.
Kürtler, Aleviler, çeşitli azınlıklar, LGBTİ+’lar, sosyalistler, özgürlük savunucuları velhasıl bu iktidarı eleştiren kim varsa hepsi çeşitli şekillerde etiketlenerek nefret objesi haline getiriliyor.
Bugün, gelen talep üzerine İzmir’de cezaevindeki LGBTİ’lere yapılan operasyon kapsamında tutuklu bulunan üç yurttaşımızı ziyaret ettim ve kendileriyle görüşmeler yaptım. Görüşme sırasında gördüğüm tablo içler acısıydı.
Biri, kendi sosyal medya hesabından paylaştığı bir görsel nedeniyle bir gün sabaha karşı gözaltına alınmış ve şu an cezaevinde.
Bir diğeri karakoldan çağrışmış ve gitmiş. Kendisine ait olmadığını, hesaptaki fotoğrafın da kendisine ait olmadığını ısrarla belirttiği halde, kendisine ait olmayan bir sosyal medya hesabındaki paylaşımlar nedeniyle gözaltına alınmış ve o da şu an cezaevinde.
Diğeri ise bir sanatçı ve bu yönde faaliyetler icra ederken çekilen bir fotoğraf üzerinden suçlanmış ve yine sosyal medyada görsel paylaştığı için gözaltına alınarak cezaevine gönderilmiş.
Biz, kime yönelik yapılırsa yapılsın insanlara hukuksuz şekilde yapılan bu baskıların son bulmasını, kimsenin insanlık onuruna aykırı uygulamalara maruz bırakılmamasını ve herkes için gerçek anlamda adaletin tesis edilmesini istiyoruz.
88 gündür hukuksuz şekilde özgürlüğünden mahrum bırakılan #DenizGöktaş duruşmasında dayanışmaya gelenler polis tarafından engelleniyor.
Vurgunculara, halkın parasını çalanlara seyirci kalanlar halkın çocuklarına zulmetmekte sınır tanımıyorlar.
Bu düzen değişecek!
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
#DenizGöktaşaÖzgürlük
#Ankara’da hakkını aramak için eylemde olan bir emekli, yaşadığı ağır çaresizlik içinde yaşamına son verdi.
Bu durum emekliyi geçinemeyecek hale getiren, insanlara geleceksizliği ve umutsuzluğu dayatan bu düzenin iflasıdır.
Hakkını aramak için sokağa çıkan bir insanın kendisini çaresiz ve geleceksiz hissetmesi, iktidarın ve düzenin yarattığı tablonun en ağır sonuçlarından biridir.
Yaşamını yitiren #AliŞekeroğlu’nın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Bu yoksulluğun, bu güvencesizliğin ve bu umutsuzluğun sorumlusu, halkın alın terini değil, sermayenin çıkarlarını gözeten mevcut iktidardır.
Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapan bu sömürü düzenini mutlaka değiştireceğiz.
Herkes için eşit, özgür ve onurlu bir yaşamı birlikte kuracağız.
DEM Parti Ekoloji Komisyonu olarak, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde “Toprağımıza sahip çıkıyoruz, madenleri istemiyoruz” sloganıyla siyanürle altın arama faaliyetlerine karşı Eşsözcümüzle ve @NejlaDemirAgr vekilimiz ile beraber Diyadin’deyiz.
Demokratik haklarını kullanmak isteyen #EgeÜniversitesi öğrencilerine karşı gerçekleştirilen saldırıyı ve yapılan gözaltıları kınıyorum.
Her demokratik harekete ve görüş açıklamalara karşı gerçekleştirilen kolluk şiddeti otoriter rejimin karanlık yüzüdür.
Baskının ve otoriter uygulamaların karşısında, demokratik taleplerini ifade etmek isteyen Ege Üniversitesi öğrencilerinin yanındayım.
Buradayız , Sözümüzü Söylemeye Devam Ediyoruz.
Erişime engellenen ve Türkiye’den görünmez kılınan İklim Adaleti Koalisyonu hesabımızın yerine açtığımız yeni hesabımızdır.
Lütfen takip edelim ve yaygınlaştıralım.
X : @iklimadaletii
İktidarın baskıcı, otoriter politikalarını ve LGBTİ+ hareketine karşı yapılan polis baskınlarını protesto ederken #İzmir’de gözaltına alınan Parti Meclisi üyemiz Avukat Halil Dönmez bugün özürlüğüne kavuştu.
Siyaset zeminini imha etmeyi hedefleyen iktidarın tüm çabalarını boşa çıkaracağız!
Tüm bu saldırılara, barıştan yana, demokratik bir düzeni kurmak için mücadelemizi yükselterek yanıt vereceğiz.
162 arrested this weekend, in police raids.
70+ activist social accounts blocked.
This is a big escalation of the repression of the LGBTQI+ community in Turkey.
We cannot let this go unnoticed, the orchestrators must be held accountable.
These are violations of human rights.
Sansür, susturma, karartma, gözaltı ve tutuklamalarla darbeci rejim devam ediyor.
İktidar, tüm baskıcı otoriter rejimlerin yaptığını yaparak sansür, susturma, karartma operasyonlarına hız veriyor.
Bugün de aralarında İklim Adaleti Koalisyonu, Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin hesaplarının da bulunduğu çok sayıda sosyal medya hesabı erişime engellendi.
Otoriter rejimin baskısına ve zorbalığa karşı tek çıkar yol, demokrasiden yana olan tüm güçlerin ortak mücadalesidir!
#sansür
12 Eylül’ün yıldönümünde LGBTİ+ hareketine yönelik polis operasyonu, yapılan gözaltılar, susturulmak istenen sosyal medya ve basın-yayın kanalları cunta dönemi baskılarını katbekat geride bırakan uygulamalardır.
Bu saldırıların karşısında, LGBTİ+ hareketinin yanındayız!
İktidarın “aile” adı altında yürüttüğü operasyonlar, toplumun farklı kesimlerini baskı altına alma ve herkesi kendi tarif ettiği “makbul” yaşam biçimine sokma siyasetinin yeni bir örneğidir.
Bu iktidar farklılıklarla birlikte yaşamayı değil, farklılıkları bastırmayı tercih ediyor. İnsanları kimlikleri, yaşam biçimleri ve tercihleri üzerinden fişleyen, bazılarını “tehdit”, bazılarını “ahlaksızlık”, bazılarını da doğrudan suçla ilişkilendiren bir siyasal dil kuruyor.
Adalet Bakanı, daha ortada bir yargılama yokken insanları suçlu gösteriyor. Bu, hukuk devleti açısından kabul edilemez bir tutumdur.
Bu siyaset toplumsal barışı büyütmez. Korkuyu, düşmanlığı ve nefreti büyütür.
Devletin görevi insanların hayatlarına hükmetmek, toplumu tek tipe sokmak ve “makbul insan” üretmek değildir.
Bu ülkenin ihtiyacı iktidarın dayattığı tek tiplilik değil, eşit yurttaşlıktır. Korku ve nefret değil, özgürlük ve dayanışmadır.
Bu hukuksuzluğa derhal son verilmelidir!
“Aileyi koruma” söylemi altında farklılıkları hedef alan operasyonlar, hem bugünün toplumunu hem de geleceği tehdit ediyor.
Bir ülkede insanların yaşam biçimleri, kimlikleri, tercihleri veya ait oldukları topluluklar üzerinden peşinen şüpheli ve suçlu ilan edilmesi adalet değil, ayrımcılık üretir.
Farklılıkları kriminalize eden bu dil, toplumda nefret kültürünü büyütür, insanları birbirine karşı kışkırtır ve birlikte yaşama iradesini zayıflatır.
Daha da önemlisi, tarafsız olması gereken Adalet Bakanı’nın belirli toplumsal grupları peşinen suçla ilişkilendiren ve onları yargının hedefi haline getiren bir siyasi dil kullanması kabul edilemez.
Devletin görevi toplumun hangi biçimde yaşayacağına karar vermek değil, herkesin eşit haklarını, özgürlüğünü ve güvenliğini korumaktır.
12 Eylül, halkın iradesini yok sayan, demokratik siyaseti baskı altına alan ve toplumu zor yoluyla yeniden şekillendirmeyi hedefkeyen darbeci zihniyetin simgesidir.
Aradan geçen yıllara rağmen 12 Eylül’ün siyasal mirası ortadan kalkmış değil. Farklı kimliklerin, inançların ve düşüncelerin baskılandığı, siyasetin sınırlandırıldığı ve hukukun iktidarın ihtiyaçlarına göre araçsallaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz.
12 Eylül’le gerçek anlamda hesaplaşmak, yalnızca geçmişte yaşananları anmakla mümkün değildir. Darbeci ve otoriter anlayışların farklı biçimlerde sürdürülmesine karşı çıkmak, bu hesaplaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.
12 Eylül’ün karanlığını aşmanın yolu, özgürlükçü ve demokratik bir geleceği birlikte kurmaktan geçiyor.
#12Eylül #12Eylül1980 #12EylülFaşistDarbedir
Okullar açılırken milyonlarca öğrenci ve aileler, eğitim sisteminin yarattığı büyük sorunlarla karşı karşıya.
İzmir'de Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu'nun "Okullarda Dini ve Ayrımcı Uygulamalara Son Verilmelidir" diyerek gerçekleştirdiği basın açıklamasındaydık.
Laik, bilimsel, eşit, anadilinde eğitimi savunuyoruz.
UNUTMAK, TÜKENMEKTİR..
NE UNUTURUZ NE AFFEDERİZ.
12 Eylül 46. yılında AKP tek adam rejimi ile katlanarak sürüyor.
En geniş demokrasi koalisyonunu kurmak ve mücadelemizi büyütmek için alanlarda sesimizi yükseltmeliyiz.
Basın açıklamamıza tüm halkımızı bekliyoruz.#12Eylül
Uşak’ta, İbretlik Bir Temel Atma Töreni!
Bu videoda konuşan kişi AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş. Bu konuşma hakkında sayfalar dolusu şey yazılabilir, ama ben sadece birkaç şeyin altını çizeyim:
İktidar milletvekiline göre bir işin yapımını devlet üstlenmişse o iş artık “oluruna kalmıştır.” Çeyrek asırdır bu devleti yöneten bu iktidarın bir milletvekili, devlet hakkında demek ki böyle düşünüyor.
Milletvekili, Uşaklıları sevdiği için(!) devletin Uşak’ta bir iş yapmasına gönlü razı olmuyor. Devletin bir işi yapması, adeta Uşaklılara yapılacak bir kötülük gibi…
Milletvekiline göre devlet de zaten bu işi yapamazmış. Ona göre devletin Uşak’ta bir öğretmenevini yıkıp yeniden yapması mümkün değilmiş.
Peki, o halde ne yapmak lazımmış? İki AKP milletvekili, Uşak Valisi ve AKP Uşak İl Başkanı kafa kafaya vermiş ve nihayet en iyi(!) çözümü bulmuşlar:
“Devlet bu işi beceremez, ama yaparsa TÜPRAG yapar” sonucunda varmışlar. Gidip TÜPRAG’dan ricacı olmuşlar. TÜPRAG da lütfetmiş kabul etmiş.
Peki, bu vekile göre, devletin yapamadığını yapabilecek kudrette olan TÜPRAG kim? TÜPRAG, yıllardır Uşak’ın dağlarını kesen, toprağını zehirleyen, Uşak’ın doğal varlıkları üzerinden milyarlarca dolarlık ekonomik kazanç elde eden, Kanada merkezli uluslararası altın sermayesinin Türkiye’deki şirketi…
Bu iktidarın ve bu milletvekillerinin, devletten daha güçlü bulup ricada bulundukları TÜPRAG’a karşı bir tek sözcük söyleyebileceklerine kim inanır?
6-7 Eylül 1955’in üzerinden 71 yıl geçti. Rum halkına yönelik pogrom, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır toplumsal acılarından biri olarak hafızamızdaki yerini koruyor.
6-7 Eylül, yalnızca geçmişte kalmış bir saldırı değildir. Çünkü devletin derinliklerine yerleşmiş, toplumları birbirine düşmanlaştıran, provokasyonları örgütleyen ve ağır suçları cezasızlıkla örten anlayış, farklı dönemlerde farklı biçimlerde varlığını defalarca göstermiştir.
6-7 Eylül’den Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a uzanan bu karanlık çizginin yarattığı acılar, toplumsal hafızamızda hâlâ canlıdır.
Eşit yurttaşlık temelinde kurulmuş demokratik bir Türkiye, ancak bu odakların ve onları besleyen siyasal zihniyetin tasfiyesi, devletin hukuk, demokrasi ve toplum karşısında hesap verebilir hale gelmesiyle mümkündür.
6-7 Eylül’ü unutmadık, unutmayacağız.
71. Yılında 6-7 Eylül Pogromunu Unutmadık, Unutmayacağız!
6-7 Eylül pogromunda, İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde Rum yurttaşların evleri, işyerleri, ibadethaneleri yağmalandı, insanlar saldırıya uğradı, öldürüldü, yerlerinden edildi.
Yaşanan “toplumun galeyana gelmesi” değildi. Gerçekleştirilen pogrom, devletin sorumluluğunun, kışkırtmanın ve cezasızlığın iç içe geçtiği karanlık bir tarih sayfasıdır.
Bu topraklarda birlikte yaşamanın bedelini hiçbir halk, hiçbir inanç, hiçbir yurttaş ödemek zorunda değil.
Geçmişle yüzleşmeden demokratik bir gelecek kuramayız.
Pogromda yitirdiklerimizi saygıyla anıyor ve "bir daha asla!" diyoruz.
#Pogrom #altıyedieylül