Öğretmen hem can hem canandır
O , yüreğimi kutsal bir sandık gibi açarken titreyendir .
Bana doğru eğilen , eğildikçe yükselendir.
Eldir, ayaktır, yürütendir
Düşleriyle geleceği büyütendir .
Çocuktur adım, tomurcuktur umutlarım .
Hangi dalda açsam, o ışık arar bulur beni.
Anam gibi bağrına basar.
Yar gibi sarar beni.
Bir çocuğun yüreği;
Bir anaya… bir yare…
Bir de açılır öğretmene.
Bir çocuğun yüreği çiçek çiçek saçılır öğretmene.
Basogretmen Mustafa Kemal Ataturk basta olmak uzere tum ogretmenlerimizin gunu kutlu olsun 🍀
Haritada gördüğünüz 1 numaralı şehir (İzmir), mavi nokta gördüğünüz şehirle (Atina) değil, 2 numaralı şehirle (Doha) aynı saati paylaşıyor.
Doha'da bugün güneş 5:38'de doğdu, İzmir'de ise 7:31'de. Eğer İzmir, Atina ile birlikte saatini değiştirmiş olsa bugün 6:31'de güneş doğacaktı.
Yorum yok, durum budur.
istanbul’da deprem oluyor. belediye başkanı tutuklu. şehir plancıları tutuklu.
bir afet olsa yönetecek yok. doğru bilgiyi belki ihtiyaç hasıl olsa yardımı sağlayabilecek kişiler yok, tutuklular çünkü. bu da böyle bir şey. ilk aklımıza bu geliyor. afetten sağ çıksak, sonrası ne?
Erdal İnönü, 1983'ten 1991'e kadar aralıksız olarak tek başına iktidar olan sağ parti Anap'ın, devlet olanaklarını kullanarak oylarını nasıl koruduğunu açıklıyor. (1987)
bugün meclisteki fotoğraf tablosu akıllara Muharrem İnce'nin seçimden önce söylediği uyarıları getirdi!
- apo'yu kullanarak AKP-MHP-DEM Davutoğlu ve Babacan'ın CHP listelerinden vekiller ile 400'ü geçip yeni anayasa çıkaracaklar yapmayın uyarıyorum!
Melih Gökçek belediyeden fuara gideceğiz diye para alıp eşini dostunu hacca götürmüş. Belediyenin parasıyla 600 milyon liralık villa almış. Yetmemiş mobilyalarını da belediyeye aldırmış. Evinde çalışan Gürcistanlı masözün maaşını belediyeye ödetmiş. Oğluna futbol kulübü almış.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyon sonrası Muharrem İnce’nin geçmişte yaptığı konuşma tekrardan gündem oldu:
“Gizli tanıkla Ekrem İmamoğlu’nu yargılıyorsan açık tanıkla Melih Gökçek’i yargıla.”
LEVENT KIRCA'NIN ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ SON SÖYLEŞİSİ..
"Babam, İsviçre’de akademide bir profesördü. Heykeltıraş ve ressam. Hiçbir zaman bir baba-oğul ilişkimiz olmadı. 35 sene sonra kapımıza geldiğinde, annem Cüneyt Gökçer geldi zannetmiş.
Geldi, beni uyandırdı ve “Cüneyt Hocan geldi” dedi. Gördüğün gibi annem de yabancılaşmış. Annem olayın farkına sonra vardı. Bizi tanıştırdı, “Oğlum, bu senin baban” dedi. Tokalaştık. Babam da “Sarılmayacak mısın?” dedi. Dedim ki, “Valla hiç içimden gelmiyor. Çünkü siz benim için herhangi bir adamsınız şu anda.!”
Sanatçı genlerim babamdan. Makyaj yapmalarım, heykele merakım filan hep ondan gelmiş.
BİR AYAKTA DURABİLSEM...
Kırca sözlerine şöyle devam ediyor:
“Bir ayakta durabilsem, çıkıp oyun da oynarım ama ayakta duramıyorum. Yürüyemiyorum. Şu koltuğa gidip orada oturuyorum, sonra yatıyorum. Genelde de yatıyorum. Ama bunlar normal. Birileri ölecek, birileri yaşayacak. Ölmek zorundasın ki, başkaları doğsun. Hayatın diyalektiği bu. Ben yapacağımı yapmışım. Yaşadığım sürece de mücadele ederim. Yaşarsam, bir-iki oyun daha koyarım. Ama tiyatromu güzel yaptım, onu görmeni istiyorum. Hemen alt katta. Oraya bir okul da yaptık. Ücretsiz bir okul. 250 öğrencimiz var. Gençlerle bildiklerimi paylaşmak istiyordum. Öğrencilerimi filmde de oynattım. Ama filmi dağıtmıyor kimse. Elimizde donumuz, torbamız dolaşıyoruz kapı kapı. Tiyatrom benden sonra da devam etsin istiyorum. Bülent Demir’e devrediyorum, çok sağlam çocuktur Bülent. Başından itibaren beni hiç yalnız bırakmayan kişidir.
“Jübile yapar mısın?” diye soruyorlar. Yapmam, prensip olarak bana aykırı. Zenginlerden bilet karşılığı para toplamak istemem ama tiyatromuza bağış yapmak isteyen olursa da başımızın üstünde yeri var. İsteyen istediği katkıda bulunabilir. Mesela bir işadamı dostum, biraz maddi yardımda bulundu, buradan teşekkür ediyorum kendisine. İsmini verirsem vurur beni, keşke verebilsem.
Onun ve Aslı’nın sayesinde ustaların paralarını filan ödeyebildim. O iş adamı arkadaşım aradığında da, bir güzel ağladım. İnsanlar size iyilik yapınca ağlıyorsunuz."
"Zeki Alasya o kadar telaşla öldü ki, dört günde içinde öldü çocuk. Şu benim yaşadığım şeyleri yaşayamadı, gözlemleyemedi. Bunları ancak ölüm döşeğinden gözlemlersin. Bu bile Allah’ın bir lütfu. Etrafına bakabiliyorsun, sevgiyi görüyorsun" diyen Kırca sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi. Hastaneye ziyaretine gittim. Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı, “Neden ben?” diye. Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım. “Neden ben?” demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor. 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması? Yok. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde, herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikayet etmem, “Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!” diye tutturmam ayıp değil mi? Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim. Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu? Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil. Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana...”
-Işıklarda uyu sevgili Levent Kırca..
https://t.co/elEpwKddKs
CHP Milletvekili Atilla Kart, mühürsüz oylarla rejimin değiştirilmesinin engellenmesi için uluslararası mahkemelere itiraz etmek amacıyla harika bir dosya hazırlamıştı. Bizi bugünkü çok sakat durumumuza getirecek olan bu oy sahtekarlığına ben de çok fena kafayı taktığım için Atilla Beyle defalarca konuşmuş, yazışmıştık ne yapabiliriz diye ama Kemal Kılıçdaroğlu bu itirazın yapılmasına izin vermedi.
O gün doğru düzgün hiçbir CHP'li MYK Üyesi, Parti Meclisi Üyesi, Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi Üyesi Genel Başkan, parti içinde bu süper tehlikeli ve Cumhuriyeti yıkacak olan yasadışı duruma itiraz edilmesini engellerken ona karşı gelemediği, hayır diyemediği için bugün bu haldeyiz.
CHP'nin bütün üst yönetimi kendisine sorsun lütfen, biz o gün neden Genel Başkan'ın bu külliyen yanlış ve Parlamenter Demokrasiyi yok edecek olan kişisel kararının karşısında hep birlikte durmadık, duramadık diye.
Bugün o yüzden bu haldeyiz. Ana muhalefet itiraz etmezse kimsenin itirazı bir anlam ifade etmez.