@itstaylorsmith9@DoguErgildogu The foolish West will never learn; once again, it will not understand the need to stop meddling in others' affairs without paying a heavy price.
@itstaylorsmith9@DoguErgildogu First, look at who went to the US in 2001 to seek approval. Everyone sees what is happening right now; the events of today were actually known long ago. The bit players have already finished their tasks; the real game has been going on for a very long time.
Muazzam video. Çok iyi koreografi. Böyle basit görünen ama ince düşünülmüş fikirlere bayılıyorum. Koreografi Damien Jalet'e ait. Yung Lean ve GENER8ION'ın müzik videosu...
Prof. Dr. Selçuk Şirin, gençlerin bugünkü ekonomik koşullarda neden motivasyon kaybı yaşadığını anlattı:
🔹 “Ben 21 yaşında ODTÜ’den mezun oldum.”
🔹 “23 yaşında ev sahibi oldum, 25 yaşımda da kendi maaşımla araba aldım.”
🔹 “Mezun olduktan sonra bankada iş buldum; o dönem 90’lar, bankacılığın güçlü olduğu yıllardı.”
🔹 “Yani mezuniyetten sonraki 5 yıl içinde hem eve hem arabaya sahip olabildim.”
🔹 “Eskiden ev sahipliği oranı yüzde 70-80’lerdeydi.”
🔹 “O dönem giriş maaşları aşağı yukarı asgari ücretin bir buçuk katı seviyesindeydi.”
🔹 “Bugünün parasıyla kabaca hesapladığınızda bu yaklaşık 40 bin TL’ye denk geliyor.”
🔹 “Yıllığa vurduğunuzda da yaklaşık 500 bin TL ediyor.”
🔹 “O şartlarda 3 yıl çalıştığınızda bir araba alabiliyordunuz.”
🔹 “Üstelik biz o dönemde de harcama yapıyorduk; faturalarımızı ödüyorduk ama yine de tek maaşla bunları yapabiliyordum.”
🔹 “Bugün gençleri anlamak gerekiyor; insan bir motivasyonla çalışır.”
🔹 “Motivasyon dediğiniz şey de, verdiğiniz emeğin sonunda bir yere varabileceğinizi görebilmektir.”
🔹 “Genç, ‘Ne yaparsam yapayım bir yere varamıyorum’ diye düşünüyorsa, o emeği vermek de anlamsız geliyor.”
🔹 “Her kuşak, kendinden önceki kuşaktan daha iyi şartlarda yaşamak ister.”
🔹 “Gençler de hayata bakıp, önlerinde nasıl bir gelecek olduğunu sorguluyor.”
"Kaosun Ajanları" Üzerine Bir Diyalog
Amerika'nın önde gelen üniversiteleri yapay zekâ konusunda ortak bir uyarıcı rapor yayımladılar.
Bunu okuyup etkilenen "Hakikat Arayıcı" lakaplı öğrenci, bilge hocasına koştu; aralarında şöyle bir konuşma geçti:
Hakikat Arayıcısı:
Hocam, son zamanlarda yapay zekâ hakkında çok şey duyuyorum. Mesele yalnızca hesap yapan, metin yazan makineler değilmiş. “Otonom ajanlar” denen bir şeyden söz ediliyor. Bu gerçekten yeni bir çağ mı?
Hoca:
Evet, yeni bir eşikteyiz. Eskiden makineler bize cevap verirdi; şimdi ise görev üstlenmeye başlıyorlar. Bir zamanlar hesap makinesi vardı, sonra bilgisayar, sonra internet. Şimdi ise kendi başına plan yapan, araç kullanan ve başka sistemlerle konuşan yapay zekâ ajanları ortaya çıkıyor.
Hakikat Arayıcısı:
Yani makineler yalnızca düşünmeye değil, hareket etmeye de başlıyor?
Hoca:
En azından dijital dünyada evet. Bir yapay zekâ sistemi artık bir e-posta gönderebilir, bir dosyayı değiştirebilir, bir programı çalıştırabilir. Kısacası, yalnızca konuşmaz; eylemde bulunur.
Hakikat Arayıcısı:
Ama bu her zaman insan kontrolünde değil mi?
Hoca:
İşte sorunun başladığı yer tam burası! İnsan kontrolü var, ama her an ve her adımda değil. Otonom sistemler kendilerine verilen hedefe ulaşmak için ara kararları kendileri üretiyor. Bu da öngörülmeyen davranışların ortaya çıkmasına yol açabililecek bir şey.
Hakikat Arayıcısı:
Yani hata yapabilirler?
Hoca:
Hata yapabilirler. Ama mesele yalnızca hata değil. Bazen sistem, yaptığı şeyi yanlış anlamamıza da yol açabilir. Bir görev tamamlanmamış olsa bile “tamamlandı” diye rapor verebilir. Bu, teknik bir arızadan çok epistemolojik bir problem yaratır: Gerçek ile rapor edilen gerçek arasındaki fark.
Hakikat Arayıcı:
Epistemolojiyi biraz açar mısınız?
Hoca:
Bilginin nasıl oluştuğu, neyin "bilgi" sayıldığı ve neyi ne kadar bilebileceğimizle ilgilenen, "doğru bilgi"nin ne olduğunu sorgulayan yaklaşımlar.
Hakikat Arayıcısı:
Yani makineler yanlış bilgi de üretebilir?
Hoca:
Evet. İnsanlar gibi. Ama fark şudur: Bir insan yanıldığında sorumluluğu açıktır. Oysa otonom sistemlerde sorumluluk zinciri belirsizleşir.
Hakikat Arayıcısı:
Sorumluluk derken?
Hoca:
Diyelim ki bir yapay zekâ finans sisteminde yanlış bir karar verdi ve milyonlarca dolarlık zarar oluştu. Kim sorumlu? Yazılımı yazan mühendis mi? Onu kullanan şirket mi? Yoksa sistemi çalıştıran algoritma mı?
Hakikat Arayıcısı:
Algoritma sorumlu tutulabilir mi?.
Hoca:
Şimdilik tutulamaz. Ama işte hukuk sistemleri de bu nedenle zorlanıyor. Modern hukuk, insan eylemlerini temel alır. Oysa yapay zekâ çağında karar ile sorumluluk arasındaki bağ gevşiyor.
(DİYALOGLARLA DÜŞÜNMEK kitabı bu ay sonunda yayımlanacaktır.)
LIVE: We're sharing the latest findings from our Perseverance rover, which is studying Mars for signs of ancient life. Tune in: https://t.co/kLNbjdzUIt
Yeni açık kaynaklı projem: Borsa MCP.
Borsa MCP ile LLM modelleri,
BIST'te işlem gören güncel şirket listesi ve kodlarını alabilir,
Şirketler hakkında kapsamlı bilgiler alabilir,
Şirketlerin bilançolarını, kar-zarar ve nakit akışı tablolarını yıllık ve çeyreklik olarak okuyabilir,
Şirketlerin tarihsel OHLCV fiyat verilerini alabilir,
Şirketler hakkında analist tavsiyeleri, fiyat hedefleri ve trendlerine göz atabilir,
Şirketlerin temettü geçmişi ve kurumsal aksiyonlarına (bölünmeler vb.) göz atabilir,
Hızlı şirket değerlendirmesi için temel finansal metriklere ulaşabilir,
Şirketlerin kazanç takvimi, tahminler ve büyüme verilerine göz atabilir,
Hisseler ve BIST endeksleri için kapsamlı teknik analiz yapabilir,
Birden fazla şirket ile sektörler arası karşılaştırma yapabilir,
KAP (Kamuyu Aydınlatma Platformu) haberlerini çekip okuyabilir,
KAP'tan şirketlerin katılım finans uygunluk verilerini ve katılım endeks üyeliğini kontrol edebilir,
Endeks adından endeks kodunu bulabilir,
Bir endekse dahil olan tüm şirketlerin güncel listesini getirebilir.
Çok kapsamlı bir çalışma oldu. Geliştirmeye devam edeceğim.
Claude Desktop ile kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Özellikle interaktif teknik analiz grafiklerini çok güzel çiziyor ama diğer MCP istemcileri ile de uyumlu.
Github'da yıldızınızı bekliyorum:)
https://t.co/ltsjPJoDIH
🛠️ MCP ve güzel Türkçe kaynaklar 👇
𝗟𝗟𝗠 𝘁𝗮𝗯𝗮𝗻𝗹ı 𝘂𝘆𝗴𝘂𝗹𝗮𝗺𝗮𝗹𝗮𝗿 yalnızca veri okumakla kalmıyor, gerçek dünyada eyleme geçmek için 𝗮𝗿𝗮𝗰𝗹𝗮𝗿 (𝘁𝗼𝗼𝗹𝘀) çağırıyor: dosya oluşturma, API tetikleme, kod çalıştırma… Ancak her geliştirici kendi JSON şemasını, kendi onay akışını uydurunca standart eksikliği büyüyor.
𝗠𝗼𝗱𝗲𝗹 𝗖𝗼𝗻𝘁𝗲𝘅𝘁 𝗣𝗿𝗼𝘁𝗼𝗰𝗼𝗹 (𝗠𝗖𝗣) tam burada devreye giriyor ve tıpkı USB‑C’nin donanımda yaptığı gibi, yapay zekâ tarafında “tek port, sonsuz araç” yaklaşımı sunuyor.
❓ Mevcut durumun sancıları:
1. 𝗗𝗮𝗴ı𝗻ı𝗸 𝗔𝗣𝗜 𝘁𝗮𝘀𝗮𝗿ı𝗺𝗹𝗮𝗿ı → Her takım, LLM’e araç tanıtırken farklı parametre isimleri, farklı dönüş formatı kullanıyor.
2. 𝗞𝗲𝘀𝗶𝗳 𝘇𝗼𝗿𝗹𝘂𝗴𝘂 → LLM’in hangi aracı ne zaman, hangi girdilerle çağırabileceğini belgeleme yükü yüksek.
3. 𝗚𝘂𝘃𝗲𝗻𝗹𝗶𝗸 𝘃𝗲 𝗸𝗼𝗻𝘁𝗿𝗼𝗹 → Rastgele script çalıştıran "agent" korkutuyor; onay, izleme ve yetkilendirme standart değil.
4. 𝗧𝗮𝘀ı𝗻𝗮𝗯𝗶𝗹𝗶𝗿𝗹𝗶𝗸 𝘀𝗼𝗿𝘂𝗻𝘂 → Bir modelden (ör. Qwen) diğerine (ör. Claude) geçince bütün tool‑integration kodu elden geçiyor.
Sonuç: Zaman, maliyet ve güven kaybı.
MCP, Tool katmanını standardize ederek bu düğümleri çözüyor. İşte öne çıkan beş özellik:
1️⃣ 𝗗𝗶𝘀𝗰𝗼𝘃𝗲𝗿𝘆 (𝗞𝗲𝘀𝗶𝗳) — tools/list endpoint’i sunucuya sorarak mevcut araçları JSON şemalarıyla döner. LLM böylece hangi aracı hangi girdiyle çağırabileceğini kendi keşfeder; ek dokümana gerek kalmaz.
2️⃣ 𝗜𝗻𝘃𝗼𝗰𝗮𝘁𝗶𝗼𝗻 (𝗖𝗮𝗴𝗿ı) — tools/call endpoint’i, aracın adını ve argümanlarını alır; sonuç tek tip content dizisiyle döner. Tek tip çağrı, tek tip yanıt → Model veya sunucu değişse de entegrasyon kırılmaz.
3️⃣ 𝗝𝗦𝗢𝗡 𝗦𝗰𝗵𝗲𝗺𝗮 𝗣𝗮𝗿𝗮𝗺𝗲𝘁𝗿𝗲𝗹𝗲𝗿𝗶 — Her aracın inputSchema tanımı zorunludur. Model, hatalı input üretmeden önce kuralları bilir; daha güvenli ve tutarlı çağrılar sunar.
4️⃣ 𝗔𝗻𝗻𝗼𝘁𝗮𝘁𝗶𝗼𝗻𝘀 (𝗜𝘀𝗮𝗿𝗲𝘁𝗹𝗲𝗿) — readOnlyHint, destructiveHint, idempotentHint, openWorldHint gibi ipuçları, UI’de risk seviyesini gösterir; gerekirse insan onayı için otomatik duraklama sağlar.
5️⃣ 𝗗𝗶𝗻𝗮𝗺𝗶𝗸 𝗚𝘂𝗻𝗰𝗲𝗹𝗹𝗲𝗺𝗲 — Sunucu, araç listesindeki değişiklikleri notifications/tools/list_changed mesajı ile anında bildirir; canlı sistemde kesinti olmadan yeni özellik eklenir.
MCP Tool katmanı; agent framework’lerinde CI/CD’nin karşılığı olacak. Bir aracı bir kez tanımla, ister masaüstü Claude’da, ister backend micro‑serviste, ister yerel script’lerinde kullan.
MCP sadece tool katmanını değil server, client arası haberleşmede bir çok özelliği standart hale getiriyor. Daha ayrıntılı bir açıklama için 2 adet Türkçe videoyu sonraki post'a bırakıyorum mutlaka göz atın!
Daha fazlası için beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın! 😇
İslamda Deizm ve Ateizm
Sene 900...
Müslümanlıktan Deizme-Ateizme yönelen ibn er Ravendi, bütün ezberleri bozuyor:
"Her şeyi yaratan Allah'ın, insanları ikna etmek için mucizeye ve akılla açıklanamayacak işleri yaptırmaya ihtiyacı mı var?
Bu mucizelerin gerçekleştiğini iddia edenler ya ortak çıkarları gereği yalan söylemektedirler ya da bir sihirbazın ve sahtekarın oyununa gelmişlerdir.
Her şey zamanda olur; madde sonsuz ve yaratılmamıştır.
Aklın süzgecinden geçmemiş hiçbir şey kabul edilemez. Peygamberlik kurumu gereksizdir. Çünkü peygamberler, Allahtan vahiy aldıklarını ileri sürerek insanları aldatmaktadırlar...
Namaz, gusül, şeytan taşlama, kabeyi tavaf gibi işlem ve ritüellerin akılla izah edilecek tarafı yoktur.
Mucize olarak ileri sürülen iddialarsa, hokkabazlıktan başka bir şey değildir.
Neden kutsal metinlerde birçok çelişki bulunmaktadır, bunun anlamı nedir?
Acaba Tanrı bize içimizden birini elçi olarak göndereceğine, bir melek gönderseydi daha iyi olmaz mıydı? Bu durumda hiç kimsenin herhangi bir şüphesi kalmaz ve şimdi Muhammed ile ilgili anlatılan birçok garip hikâye kafaları karıştırmaz ve genel olarak bütün şüpheler de giderilmiş olurdu..."
Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.5, s.163 vd.
Kürtler 10 bin yıldır, Mısırlılar 7 bin yıldır topraklarında yaşıyorlar!
Dünyaca ünlü Mısırlı yönetmen Youssef Chahine‘in, gazetecinin kendisi için kullandığı “Medeni olmayan bir üçüncü dünya ülkesinden geliyorsunuz" ifadesine verdiği cevap.
MEDeniyet nedir? MEDeni kimdir?
" Seksenli yıllar, Berlin Olimpiyat Stadyumu...
Alman gençler doldurmuş stadı.
Çünkü 20. Yüzyıl’ın en önemli filozof-sanatçılarından Frank Zappa konser verecek.
Ama bir sorun var: Konser saati gelmiş olmasına rağmen Zappa yok ortada!
Yarım saat, bir saat geçiyor, yok yok yok...
Tam iki saat sonra teşrif ediyor nihayet ağır adımlarla sahneye...
Çıkıyor, mikrofonun önünde durup seyirciye bakıyor.
Sonra eliyle bir Nazi selamı çakıveriyor aniden: ‘Heil Hitler!’
Stadyumda ölüm sessizliği...
Berlinliler şaşkın...
Yavaş yavaş bir homurtu yükselmeye başlıyor.
Sahnedeki adamsa hiç oralı değil.
Tekrar çakıyor Nazi selamını: ‘Heil Hitler!’
Seyircilerin küçük bir kısmı, aynı şekilde bağırarak cevap veriyor ona.
Ama sanatçı hâlâ memnuniyetsiz…
Daha sert bir Nazi selamı veriyor ve bağırıyor avazı çıktığı kadar: ‘Heil Hitler!’
Bu sefer seyirci daha hazırlıklı... Stadyumun yarıya yakını, sahnedeki adamın söylediği şeyi bir ağızdan tekrarlıyor.
Ne var ki tatmin olmuyor Frank Zappa...
Karşısındaki binlerce kişiye ters ters baktıktan sonra yine veriyor o selamı, yine bağırıyor: ‘Heil Hitler!’
Kitle artık ne yapması gerektiğini anlamış durumda.
Hep bir ağızdan; ‘Heil Hitler!’ diye cevap veriyorlar, bütün stadyumu inleterek...
Bir sessizlik oluyor. Kısa ama gergin bir sessizlik.
Frank Zappa’nın sözleri bozuyor sessizliği:
“Eyyyy Almanlar, gördüğüm kadarıyla siz hâlâ akıllanmamışsınız.
Size konser falan yok…!!!”
Dönüyor arkasını ve çekip gidiyor sahneden.
Bu olayı öğrendiğimden beridir endişe duyuyorum. Biri çıkıp ‘'Padişahım çok yaşa’’ diye bağıracak diye…"