Acının ne kadar kişisel, dünyanın ise insan trajedisine karşı ne kadar kayıtsız kaldığına dair harika bir eser.
Bruegel’e atfedilen “İkarus'un Düşüşü”tablosu, ismine rağmen mitoloji tarihinin bu görkemli trajedisini merkeze almaz.
Tablodaki neredeyse hiç bir figür ona bakmaz, hayat kendi ritminde umursamazca devam eder.
Ve insan anlar ki düşen yalnızca İkarus değil; dünyanın bizim acımıza anlam vermek zorunda olduğuna dair inancımızdır aslında.
OLASI GELİŞMELER…
Giderek toplumun ve siyasetin bütün kesimleri, bugünkü iktidarı sürdürmenin giderek imkansızlaşmakta olduğunu -yani giderek meşruiyetin de eridiği duygusunu- hissediyorlar. Parlamenterlerin taraf değiştirmesi, halkı ve tercihlerini değiştirmiyor. Çok ilginç bir aşamaya doğru gidiliyor. Memnuniyetsizlik, toplumun ve siyasetin tamamını sardığından, bu durumu yavaşlatmanın tek yolu otoriterleşmek olabilir. 7 Temmuz’da başlayacak NATO toplantısının ardından atosfer fena halde ısınabilir ve iktidar son kez, “çok güçlü, vazgeçilmez” görünecektir ama bu görünüm bir ayı geçmez.
Çok zor bir döneme giriliyor.
Halk ısrarlı ve bu değişmediği sürece tüm siyasi mühendislikler beyhude olacaktır. Bu son safha…
Eski Türkiye sadece iktidarı ile değil, muhalefeti ile birlikte gidiyor. Ama bu olayın bu kadar net, herkes tarafından görülüp anlaşılabilecek kadar açık bir şekilde yaşanabileceğini düşünmezdim. Basınından sanatçısına, gazeteciden bozma şark kurnazı entellerinden, nepotist vasat “elitler”ine kadar tam bir “değişim/dönüşüm, tel tel dökülüm” yaşanıyor.
2030’ların yeni elitleri; dünya standartlarına göre yüksek kalitede liyakatli yaratıcı insanlar olacak -öyle olmak zorunda...
Darvin, Polr Project'ten Türkçeye adapte ettiğimiz bir link (bağlantı) kısaltma servisi - hem de TAMAMEN ÜCRETSİZ! Ayrıca paylaştığınız linklerin istatistiklerini takip edebilirsiniz! https://t.co/Q39QEIB26Q
İstanbul'un ciğerine çöken çakalların kaçak yapılarını yıktırdığı için saldırıya uğrayan, tehdit edilen, daha sonra da hukuksuzca tutuklanan Ramazan Gülten ve eşi Pınar Gülten'le dayanışma için; Müjde Kuşu. Herkese umut olsun diye https://t.co/MleULC9olR
Telif hakkı (copyright), bir kişinin düşünsel ve sanatsal emeğiyle ortaya çıkardığı her türlü bilgi, düşünce, sanat eseri ve ürün üzerindeki yasal haklarıdır.
Bu haklar, eserin sahibine izinsiz kopyalama, çoğaltma, dağıtma ve satma gibi faaliyetleri engelleme yetkisi verir.
Telif hakları ömür boyu ve eser sahibinin ölümünden sonra belirli bir süre (Türkiye'de genellikle 70 yıl) geçerlidir.
"Bazı cahil salatalıklara" duyurulur.
GELECEĞİ TAYİN ETME OPSİYONUNUN TEK SAHİBİ HALK, HANGİ İSTİKAMETİ İŞARET EDİYOR?
Çok rakamlı büyük sayılar vardır, önünde işaret yoksa “pozitif” sayı sayılır, ama bir eksi konursa, anlamı tam zıddına dönüşür. Işte sosyopolitikada o artıyı/eksiyi halk koyar. Her ne yaparsanız yapın, ne kadar çok ve kapsamlı siyasi mühendislik yaparsanız yapın, halk onun önüne bir eksi koyarsa, yaptıklarınız size misliyle geri döner.
Şimdi anlaşılmakta olan şu:
Hangi siyasi mükendislik yapılırsa yapılsın, hangi kumpas, hangi oyun sahneye konursa konsun, bir sonraki seçimleri kimin kazanacağı hâlâ belirsizdir, -ama seçimi kimin kaybedeceği çok kesindir. Bu kesinliği büyük bir kesinlikle anlayanların sayısı arttıkça, “bölünme”nin sadece muhalefette değil, iktidarda da yaşanacağını görmek, belki Temmuz’da mümkün olabilir, olayın tabiatı bunu gerektirir. Ve o zaman, bütün bölünmeleri yeniden birleşmelere dönüştürmek “siyasi arzusu” da başlayabilir. Konu, “iktidar-muhalefet” ayrımını çok aşıyor. Asıl mesele, İSTİKAMET.
Dünya 1980’lerin başından beri esasen, Neo-Liberalizmi temsil eden “Kimlikçi Sağ muhafazakar” iktidarlar tarafından yönetiliyor. Sosyaldemokrasinin iyice zayıflamasının ardından ortalığı “Dinci/Millici Sağ-Popülist siyaset” bastı ve bunlar ekonomiyi batırdı. Şu anda geleceği tahayyül etmek opsiyonuna sahip olabilecek kesimler, ancak ve ancak bugünün son turfanda popülistlerinin dışındaki -“Sosyal devlet”i ütopya bazında da olsa savunan- muhalif kesimler olabilir. Kamu, hiç eskisi gibi değil, çok bilinçli ve “Yeni Dolar milyarderleri” üretip, halkın vergilerini dar bir kesime dağıtan, çar çur eden, halkları yoksullaştırıp kişileri zengin edenleri istemiyor. Yani bilinçli bir genel gelecek tasavvuru tercihi söz konusu. Ölçüsüz birey zenginliği değil, toplumu düşünen uygulamaları önceleyen, vergileri doğru kullanacak ve halkı -Bizans’ın son yıllarındaki gibi- aşırı vergilerle ezmeyecek bir yönetim.
Halkın gösterdiği siyasi istikametin, kamucu rasyonal teknokrat yönetimler olduğu da çok iyi anlaşılacaktır.
Muktedir siyaset esnafını “Tanrılara eş” gören, “onlar devletlerin bütün imkanlarını kullanabiliyorlar, onlara asla bir şey olmaz” diye “muhalif muhalif” kafa ütüleyen renksiz YouTube gülleri de solmaya aday…
Balkan hezimetinin travması 2000’lerde anlaşılamıyor. Anlaşılması da zor zaten. Şimdi çok farklı yerler gibi görülüyor.
Elden çıkan bazı yerler Anadolu’dan evvel yerleşilen yerlerdi. Şimdi ne bileyim Konya, İzmir ya da Bursa ne ise o idi insanlar için.
Bunu anlamazsanız 19. yy Türk siyasetini anlamanız mümkün değil.
Deleuze'ün dediği gibi
sistem artık bizi bir yere kapatma ihtiyacı duymuyor
Sosyal medya akışları, veri algoritmaları, kredi skorları ve bitmek bilmeyen kendimizi geliştirme zorunlulukları...
“En özgür hissettiğiniz an, aslında en çok izlendiğiniz ve yönlendirildiğiniz andır.”
Gündemin gürültüsüne, memleketin bitmeyen kavgasına, her şeyi öğüten siyasal hengâmeye rağmen bu ayın adını unutmuyoruz.
Onur Ayınız kutlu olsun.
Onur mücadeleniz kutlu, direnciniz daim, kahkahalarınız eksik olmasın.
Aşkı saklanacak, kimliği utanılacak, varlığı pazarlık konusu yapılacak bir şey sananlara karşı; buradayız, görüyoruz, duyuyoruz ve omuz veriyoruz.
Love is Love.
Burdayız aşkım.
#OnurAyı #OnurHaftası #LoveIsLove #BurdayızAşkım
"BEN BURADA ÖLÜRÜM"
İBB Davası'nda sıra Fatoş Pınar Türker'e geldi:
Vatan emniyete girdiğim zaman ben
buradan çıkamam herhalde ölürüm diye düşündüm. Cezaevindeki hücre vatan emniyetten iyidir. #İBBDavası