Et ve Süt Kurumu, et fiyatlarını düşürmek amacıyla 2026 yılında 500 bin baş canlı büyükbaş hayvan ithal edildiğini açıkladı.
Açıklanan plana göre, ithal edilen hayvanların 108 bini 30 ila 200 hayvanı olan üreticilere 310 TL + KDV'den, 392 bini ise 200 baş ve üzeri hayvana sahip işletmelere 420 TL + KDV'den satılacak.
Piyasada konuşulan rakamlara göre ithal edilen her bir hayvanın maliyeti yaklaşık 1.610 dolar. Bu durumda 500 bin baş hayvanın toplam maliyeti yaklaşık 805 milyon dolar ediyor.
Eğer hayvan başına ortalama canlı ağırlık 300 kilogram kabul edilirse, satışlardan elde edilecek toplam gelir KDV hariç 1,3 milyar dolara yaklaşıyor.
Bu durumda kamuoyunun cevap beklediği soru şudur:
500 milyon dolarlık fark nereden kaynaklanmaktadır?
Bu tutarın içinde hangi maliyet kalemleri bulunmaktadır?
Nakliye, sigorta, karantina, yemleme ve organizasyon giderleri düşüldüğünde Et ve Süt Kurumu'nun net maliyeti nedir?
Ortaya çıkan gelir Et ve Süt Kurumu'nun kasasına mı girmektedir, yoksa bu süreçten belirli aracı yapılar ve büyük işletmeler mi fayda sağlamaktadır?
Daha da önemlisi, et fiyatlarını düşürmek amacıyla yapıldığı söylenen bu ithalatın sonucunda tüketicinin kasaptan ve marketten aldığı et ucuzlayacak mıdır?
Çünkü asıl mesele ithalat yapmak değil, vatandaşın daha uygun fiyatla ete ulaşabilmesidir.
Eğer üretici kazanamıyor, tüketici ucuz et yiyemiyor ve fiyatlar düşmüyorsa, o zaman kamuoyunun şu soruyu sorması son derece doğaldır:
Bu politika gerçekten fiyatları regüle etmek için mi uygulanıyor, yoksa ithalat zincirindeki belirli aktörlere yeni bir kazanç alanı mı oluşturuyor?
Tarım politikalarının amacı birkaç büyük işletmeyi değil, üreticiyi, besiciyi ve tüketiciyi korumaktır. Bu nedenle Et ve Süt Kurumu tüm maliyet kalemlerini ve satış hesaplarını ayrıntılı biçimde kamuoyuna açıklamalıdır.
Bursa İnegöl’de gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde Demokrat Parti Bursa İl Başkanımız Sn. Kamil Goral, Merkez Karar Kurulu Üyemiz Sn. Ahmet Şen, İnegöl İlçe Başkanımız Sn. Murat Balakuş, İl Yönetim Kurulu üyelerimiz ve ilçe teşkilatımızla birlikte sahadaydık.
İnegöl Belediye Başkanı Sn. Alper Taban, Ziraat Odası Başkanı Sn. Sezai Çelik, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sn. Yavuz Uğurdağ, Mobilyacılar Odası Başkanı Sn. Yasin Altuntepe ve Manav Yörük Muhacir Türkmen Federasyonu Başkanı Sn. Halil Toy ile yaptığımız görüşmelerde, üretim ekonomisinin daraldığı, esnafın maliyet baskısı altında ezildiği ve yerel kalkınmanın daha güçlü bir vizyona ihtiyaç duyduğu gerçeğini bir kez daha yerinde gördük.
İnegöl, Türkiye ekonomisinin lokomotif ilçelerinden biridir. Ancak bu potansiyel, günübirlik politikalarla değil, planlı üretim, adil gelir dağılımı ve güçlü yerel destek mekanizmalarıyla sürdürülebilir hale getirilebilir.
Demokrat Parti olarak biz üreticinin, çiftçinin, esnafın ve sanayicinin sesini duyan, çözüm üreten ve yerelden kalkınmayı esas alan bir anlayışı savunmaya devam edeceğiz.
Umutların büyüdüğü, adaletin ve huzurun hâkim olduğu bir Türkiye temennisiyle tüm vatandaşlarımızın Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.
Kurban Bayramının milletimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, bereket ve kardeşlik getirmesini diliyorum.
Mersin İl Başkanlığımız tarafından düzenlenen program kapsamında bugün Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Emekli Astsubaylar Derneği, Mersin Ziraat Odası, Mersin Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ile Mersin Kahveciler Esnaf Odası'nı ziyaret ettim. Programda emeği geçen tüm Partililerimize teşekkür ediyorum.
Atla arpa dövüştürülür mü? Sapla saman karıştırılır mı?
Ama Türkiye’de siyasetle hukuk bilek güreşine giriyor, adalet zedeleniyor, ekonomi raydan çıkıyor, bedelini millet ödüyor.
Devletin kurumlarını siyasi hesaplaşmanın aparatı hâline getirirseniz ne hukuk kalır ne güven ne de ekmek.
Hukuk eğilip bükülmemelidir.
Siyasetin görevi kavga üretmek değil, milletin derdine çözüm bulmaktır.
Siyaset mahkeme salonunda değil, siyaset yolu ile çözüm aramalıdır.
Siyasi partiler; devleti toplumun karşısına dikmek için değil, milletle devleti barıştırmak için vardır.
Vicdanı ölmüş olanları hatırladığımız, hiç ölmeyecek olanları andığımız gün bugün.
13 Mayıs 2014’te Soma Maden Faciası yalnızca 301 işçiyi toprağa gömmedi; ihmali, denetimsizliği ve insan hayatını maliyet kalemi gören düzeni de bütün çıplaklığıyla ortaya çıkardı.
AKP iktidarının 'yeni' diyerek kurduğu düzen, ihmale bağlı ölümleri, bu bakımdan cinayet olarak kabul ettiğimiz kayıpları 'kader', itirazları, aksaklıkların konuşulmasını 'ihanet' kabul etti.
Soma’da madenciler kaderden değil; kâr hırsından, göstermelik denetimlerden, susturulan itirazlardan ve emeği değersizleştiren sistemden dolayı yaşamını yitirdi. “İşin fıtratında var” denilen her cümle, alınmayan önlemlerin üzerini örtmek için kurulan bir perdeye dönüştü.
301 emekçiyi anmak; sadece yas tutmak değil, onları ölüme gönderen düzene karşı hafızayı diri tutmaktır. Çünkü unutulan her ihmal, yeni faciaların önünü açacaktır, açmıştır.
Soma’yı unutmadık.
301 madenciyi unutmadık.
Emeğin can verdiği bu karanlık düzeni affetmedik.
'Öldürülen' madencilerimizi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
TÜİK Başkanını değiştireceğinize, ENFLASYONU hortlatan politikalarınızı DEĞİŞTİRİN!!!
Akp’nin milyonları yoksullaştırma programı olan ‘Enflasyonla Mücadele Programı’, milli sanayiinin rekabet gücünü kaybetmesine, 100 binlerin işini kaybetmesine ve binlerce işletmenin iflas etmesine/kapanmasına sebep oldu ve dahası olacaktır!!!
ODTÜ'de Bayrağımızı açan gençlerimize yapılan, Bayrağımıza yapılan haince saldırıyı, kırk yıldır binlerce canımızın katili bir terörist elebaşına 'statü' derdine düşenleri, kendi konforu için onun konforunu düşünenleri, o haine ve işbirlikçilerine, başkaca Sevr sevdalılarına, bölücü eşkıyalara cesaret verenleri kınıyorum.
Bu vesileyle ODTÜ başta olmak üzere kimi üniversite ve fakültelerin demokrasi ve fikir özgürlüğü değerleri suistimal edilerek on yıllardır bir takım bölücü, yıkıcı örgütlenmelerin karargâhı haline getirilmesine de artık ‘YETER’ diyoruz!!!
Dün de, bugün de, yarın da içerden ve dışarıdan Al Bayrağı semalardan indirmeye çalışanların eli kırılmıştır ve kırılacaktır!!!
Dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş...
Sadece okullar değil, eğitim sistemi topyekun alarm veriyor.
Bugün Kahramanmaraş'ta 1 öğretmen ve 3 evladımız vefat etti, 20'ye yakın yaralı olduğu söyleniyor.
Dün Şanlıurfa'da 10 öğrenci, 4 öğretmen 1 polis ve 1 okul kantin işletmecisi yaralandı.
Her iki olayda da saldırganlar kendi yaşamlarına da son verdiler.
Okullarda güvenlik açığı olduğu çok açık şekilde ortaya çıkmıştır.
Bunun da ötesinde, eğitim sistemimiz başarılı öğrenciler yetiştirmeyi bırakın, ruh hali stabil öğrenciler bile yetiştirmekten aciz hale gelmiştir.
İdeolojik holiganlık yapmaktan eğitimle ilgilenmeye fırsat bulamayan Milli Eğitim Bakanı'nın istifa etmesi çağrısı yetersizdir.
Bu saldırılar, toplumsal cinnet halinin çuvala sığmayan işaretleridir.
Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum...
Konya çok şekilde tarif edilebilir.
Bir yanda gönüllere bereket veren Mevlana hazretlerine ev sahipliği yapmış olması, diğer yanda Selçuklu'ya, Türklük şuuruna başkentlik etmesi... Ve elbet bir de memleketin bir zamanlar 'tahıl ambarı' olduğu, bugün ise çiftçinin sabanı, tırmığı bırakmak zorunda kaldığı Konya.
Bugün Konya'da İl kongremizdeydik.
Sadece partimiz için, Demokratlar için idrak tazeledigimiz bir gün olmadı, bilakis Konya bize memleketimiz için bir ödev sundu; ne yapılmamalı, ne yapmalı...
Ayrıca hal ve şartlar ne olursa olsun ‘herşey davamız için’ diyerek 3 dönem Konya Milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinden sonra bugün mücadele bayrağını il başkanı olarak alan değerli büyüğümüz, abimiz Mehmet Ali Yavuz’a şükranlarımı sunuyorum.
Kongremiz vesilesiyle bizlerle birlikte olan tüm partililerimiz ve teşkilatımıza, bizleri yalnız bırakmayan Konyalı hemşehrilerimize teşekkür ediyor, kongremizde seçilen yeni yönetime başarılar diliyorum.
On yedi sene önce bugün hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu rahmet ve dua ile anıyorum.
Türkiye’de çizdiği hayat ve siyasi anlayış çizgisiyle her kesimin kabulünü kazanmış bir siyasi lider olabilmeyi başardı, milyonların muhabbetini kazandı.
Başta saygıdeğer eşleri hanımefendi ve evlatlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.
Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünde önce Ödemiş İlçe Başkanlığımızı ziyaret ederek partililerimizle bir araya geldik. Ardından, Ödemiş Kent Müzesi'nde "Çanakkale 1915" müze odasının açılışına katıldık. Bu güzel müzede emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.
Ramazan Bayramı’na erişmenin huzuru ile birlikte, içimizde ağır bir sızı taşıyoruz. Bu mübarek ay, yalnızca sabrın ve paylaşmanın değil, aynı zamanda insanlığın vicdanıyla yüzleşmesinin de zamanıdır. Ne var ki bu yıl, coğrafyamızın semalarında barışın değil; savaşın, zulmün ve gözyaşının gölgesi dolaşmaktadır. İran’dan Lübnan’a, Filistin’den daha geniş Müslüman coğrafyaya uzanan saldırılar, masum hayatların hunharca söndürülmesi, bayram sevincini buruk bir tefekküre dönüştürüyor.
Öte yandan kendi ülkemizde de milyonlarca insan, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vererek Ramazan’ı idrak etti. Sofralar küçüldü, umutlar daraldı; ancak insanımızın onuru, sabrı ve direnci yine de ayakta kaldı. Bu tablo, yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda sosyal adaletin ve vicdanın sınandığı bir imtihandır.
Bayramlar, sadece sevinç değil; aynı zamanda hatırlama, sorgulama ve yeniden inşa etme zamanlarıdır. Bugün bize düşen, zulme karşı daha yüksek sesle durmak, adaletsizliğe karşı daha güçlü bir irade göstermek ve dayanışmayı yalnızca bir temenni değil, bir hayat biçimi haline getirmektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Ramazan Bayramı’nın; adaletin yeniden tesisine, mazlumların sesinin duyulmasına ve insanlığın ortak vicdanının uyanışına vesile olmasını diliyorum. Bayramımız mübarek olsun.
Faruk Nafiz Çamlıbel ne güzel anlatmış;
"Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin."
#Çanakkale imanın imkanı, inancın silahı, birliğin binleri yendiği yerdir.
Göğsünde iman ve vatan sevgisi, zihninde inancı ve azmi ile hiç bir imkansızlığın bahane edilemeyeceğini misal ederek nesillere, neseplere, bizlere geçmişten bir ders vermiştir Çanakkale Zaferi.
Savaşı değil vatanı kazandıran Çanakkale Zaferinin 111. yılı da her yıl olduğu gibi idraklerimizi tazelememize, Büyük Türk Milletinin sahip olduğu kudreti görmemize vesile oluyor.
Böyle büyük bir zaferin, ama dahası vatan ve millet sevgisi ile erişilen bu zaferin, bizlere yaşadığımız her zorlukta, bugün içine düşürüldüğümüz şu ahvalde bir kurtuluş reçetesi olması gerektiğine inanıyorum.
Bizlere bu güzel vatanı, nasıl mücadele etmek, nasıl sevmek gerektiğini göstermiş, azmi miras bırakmış ecdadımızı,
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını, Vatanın kurtuluşundan kuruluşuna canını vakfederek şehadet mertebesine erişmiş nice kahramanlarımızı, Şehit Öğretmenimiz Aybüke Yalçın'ı, Şehit Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk, Şehit Polisimiz Fethi Sekin'i, Şehit Savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı, terörle mücadelede şehit olan kahraman Mehmetçiklerimizi Öğretmenlerimizi ve elbette "vatan ve millet" dediği için şehit edilen "Demokrasi Şehitlerimiz" Başbakanımız Menderes ve Bakanlarını da rahmetle ve şükranla anıyorum.
Çanakkale, bir milletin imanla, cesaretle ve fedakârlıkla yeniden dirilişinin destanıdır.
Bu büyük zafer; vatan sevgisinin, birlik ruhunun ve millet olma bilincinin en güçlü nişanesidir. Toprağa düşen her bir şehidimizin aziz hatırası, bugün üzerinde özgürce yaşadığımız bu vatanın en kutsal emanetidir.
Anafartalar’da, Conkbayırı’nda ve Gelibolu’nun her karışında yalnızca silahların değil; inancın, kararlılığın ve sarsılmaz bir liderliğin izi vardır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehası ve milletine duyduğu sarsılmaz güven, Çanakkale’de yakılan bağımsızlık ateşinin Cumhuriyet’e uzanan yolunu aydınlatmıştır.
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nün yıl dönümünde; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahraman şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz şükranla anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
İstiklal Marşı, bu milletin bağımsızlık iradesinin, haysiyetinin ve ortak vicdanının sembolüdür.
Bu kutsal metnin, kendi dilimiz dışında başka dillere tercüme edilerek resmî törenlerde okutulması; milletin tarihine, ruhuna ve ortak değerlerine karşı yapılmış son derece yanlış ve kabul edilemez bir uygulamadır.
Önce Karaman’da öğrencilere İstiklal Marşı’nın bir bölümünün Arapça tercümesiyle okutulması, ardından Edirne’de kaymakam tarafından öğrencilere Arapça yazılmış İstiklal Marşı hediye edilmesi; dilde birlik, fikirde birlik ve işte birlik ilkesine açıkça aykırıdır.
Bu millet, istiklal mücadelesini kendi diliyle, kendi kimliğiyle ve kendi iradesiyle vermiştir. Bu gerçek görmezden gelinemez, sulandırılamaz.
Daha da vahimi, bu törenlere katılan vali ve belediye başkanının yaşananlara hiçbir tepki göstermemesi, kamu vicdanında derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır.
Devleti temsil eden makamların böylesine hassas bir konuda sessiz kalması, yapılan uygulamaya dolaylı bir onay anlamına gelmektedir.
Aynı şekilde iktidar çevrelerinden de tek bir eleştirel sesin yükselmemesi, bu yanlışın sahiplenildiği izlenimini güçlendirmektedir.
İstiklal Marşı’nın dili, bu milletin ortak hafızasıdır. Bu hafızaya yönelik her türlü bilinçsiz müdahaleye karşı sessiz kalmak, milli değerleri zayıflatır.
Milletimizin birleştirici sembollerini tartışmaya açmak değil; onları korumak ve yaşatmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Mehmet Akif Ersoy diyor ya "Hani gökkubbenin altında görülmüş mü eşin?" diye, işte tam da öyle!
Bugün Balıkesir'de partililerimiz, hemşehrilerimizle birlikteydik.
Kuvâ-yı Milliye ruhunun merkezi olarak Milli Mücadele'de esin kaynağı olmuş, tarımsal üretim potansiyeliyle "Türkiye'yi doyuran il" unvanına sahip Balıkesir'de o ruhun ve potansiyelin korunduğunu görerek umudumuzu yükselttik.
Bu ülke değerlerine, beşeri ve tarımsal potansiyeline sahip çıkarak bu cendereden, sefaletten ve adına türlü isimler takılan ihanet projelerinden kurtulacaktır.
Buna eminiz!
Bizlerle Türk Milletinin refahı, huzuru, zenginliği için, evlatlarının yarınından emin olduğu bir ülkeyi yeniden tesis etmek için el açıp amin diyen Balıkesirli hemşehrilerimize, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Haydar Altıntaş @DPHaydarAltints ve İl Başkanımız Sayın Işın Gümüşyay’ın @GumusyayN şahsında tüm teşkilat mensuplarına da ayrıca teşekkür ediyorum.