@AyseUlku06@ifkoparan Gece boyunluk taktim, iki yastikla fazla hareket etmeden yattim, betaserc kullandim kendi kendime. cunku dr ilaca gerek yok dedi ama gecmeyince mecburen..
Ayrica Capa dan bir prof hocamiz bir abimize sauna vermisti, kaslari gevsesin diye..
Şu anda öyle bir fırsat öyle bir lidersizlik var ki biraz belagati kuvvetli birisi mikrofona bi geçse mikrofon elinde kalacak. Bir saatte memlekete umut olacak.
Yeter bu lidersizlik.
Bölgemizde kimlik ve mezhep çatışmalarıyla çok kan aktı ve akmaya devam ediyor.
Bu esnada her grup "ötekilerin" en azılılarına bakıp, "bunlar ne kadar zalim" diyor.
Oysa aynı azılılar kendi saflarında da var.
Her grup kendi fanatiklerini dizginlediği gün, barış mümkün olacak.
Bunu doğru bulmuyorum, vicdanım bunu kabul etmiyor. AK Partili bir kadın siyasetçiye “bunu atalım dışarı” ifadesi partimizin hiçbir ilke ve değeriyle bağdaşmaz. Seçilmiş bir yurttaşımız özgür bir şekilde konuşma hakkına sahiptir. İnşa etmek istediğimiz düzen böyle bir düzen değildir. Bu yanlıştır ve ben kişisel olarak bu olayın sağlıklı bir şekilde, demokratik kurallar içinde olumlu sonuçlanması için elimden geleni yapacağım.
Mansur Yavas'in bir aciklamasina denk geldim. Kendisinin hitabet yeteneği bir siyasetçide asgari olması gerekene gore çok düşük. Ahlaken çok iyi biri olabilir, kendisini de severim, ama Turkiye'de muhalefete liderlik edebilecek insanın müthiş bir hitabet yeteneğinin olması gerekiyor. Mansur bey ise maç sonu röportajı veren topçu gibi konuşuyor.
@barisyarkadas Paylaşımdaki haberden çok yazılış uslubu ilginç.Yazanın zihniyetini bilmesem okur geçerim fakat bildiğimden tarz,aynı tarafsız görünüp iktidara pey verme anlayışıyla dolu.Bu anlayışın,karşıtından daha tehlikeli olduğunu tarih defalarca göstermiştir.Vazgeçelim artık bu usluptan.
Hala kendimi sosyal devlete inanan bir liberal olarak tanımlıyorum, ama 2024 zihin dünyamda büyük kırılmalar yaratan bir sene oldu.
Batı'nın İsrail'in Gazze'de Ekim 2023'te başlattığı zulmü durduracağını, Demokratların seçimi kaybetme pahasına Netanyahu'nun peşine takılmayacağını düşünüyordum. Ağır yanıldım. Zulüm katliama, katliam korkunç bir soykırıma dönüştü.
Bugüne kadar okuduğum yazarların, akademisyenlerin, arkadaşlarımın, ağzından çıkan her söze kulak kesildiğim insanların konu İsrail olunca dün söyledikleri ne varsa paramparça ettiklerine tanık oldum. İsrail kütüphanemi de bombaladı.
Zihnimdeki büyük isimler, büyük kitaplar, büyük çıpalar birer birer parçalandı. İster araf, ister pusulasız kalmak diyin; rotamı şaşırdım. Fakat akıntıya kapılmadım-liseden beri ihmal ettiğim çok güzel bir şans yakaladım. Fırsat yağmacılarının tuzağına düşüp Batı'nın İsrail uğruna yere fırlattığı demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi değerlere "bir tekme biz vuralım" demek yerine; bu değerlerin bu topraklara, bize ait olduğu, yerelleşebilecek normlar olduğu üzerine daha çok düşündüm. Daha çok Bülent Tanör, Halide Edip, Kemal Tahir okudum, bu topraklar için özgürlük, adalet diyenlerin hikayesine daha çok kulak verdim.
Batı'nın içinde Batı'ya ses yükselten Amerikan solcuları, İsrail karşıtı Yahudilerin, İrlandalıların, İspanyolların hikayelerini okudum. Akıntıya karşı duranlarla daha çok haşır neşir oldum.
İsrail'i durdurulamadı. Sadece Gazze'yi değil, Lübnan'ı, Suriye'yi, Yemen'i de yakıp geçti, geçiyor. Batı Şeria'ya eli uzanacak. Ama Berlin'i, İstanbul'u, New York'u da bombaladı. Milyonların zihinlerini, inançlarını paramparça etti. Müesses nizamın maskesini düşürdü. Şimdi herkes dürüst, herkes maskesiz. En habis duygular, en şeytani dürtüleriyle karşımızda. Cehennemin kapılarını İsrail uğruna açtılar, kapaması artık çok zor. Amaç uğruna her şeyin mübah olduğu bir dünyadayız. Bu en çok İsrail'e bu kapıyı açanları uzun vadede pişman edecek.
Fakat her şeye rağmen dünyaya, ülkeye dair umudum taze. Cehennemin kapılarını kapatmak isteyenler var. Bir yerlerde sessiz sakin alternatif bir hikaye yazılıyor. İsrail'e soykırım davası açan Mandela'nın çocuklarından, K-pop eşliğinde demokrasi nöbeti tutan Güney Korelilere bugüne kadar savunduğum değerlerin referans noktası yavaş yavaş Batı'dan öteye kayıyor.
2025'te inandığım değerlerin daha çok yerelleştiğini görmek bu yüzden en büyük dileğim. Aksi durumda bu "arafta" kalma pek sürdürülebilir değil. Birileri çıkacak ve Batı'nın İsrail uğruna yere fırlattığı o sancağı yerden alacak. Bu değerlerin için boşaltmadan dünyanın geri kalanında sahiplenildiği bir dünya mümkün.
43 yıldır hapiste olan, Suriye’nin en uzun süreli mahkumu eski jet pilotu Raghid Tatari de serbest kaldı.
Tatari, 1981 yılında 27 yaşındayken Hafız Esad’ın Hama’daki isyanı bastırmak için şehrin bombalanması emrine uymadığı için hapse atılmıştı.
Yaşanan her şeyi Rusya ve ABD üzerinden okumak artık pek tutmuyor sanki ne dersiniz?
Dünyayı Olacak O Kadar’daki politik göndermeli, büyük resim odaklı skeçler gibi okumak eskidi.
Bir şeyler ‘Rusya’ya/ABD’ye rağmen’ olabilir, oluyor ve olacak.
Sorunlar kompleks, okumanız arkaik
Kamala Harris'in Gazze politikasızlığı, seçim kaybettirebilir.
Michigan'da 250 bin, Georgia'da 120 bin Müslüman seçmen var. Gazze için duyarlı olanlar sadece Müslümanlar değil, gençler, solcular da tepkili.
Bu kişiler sandığa gitmeyebilir veya Yeşillerin neredeyse sadece Filistin'den bahseden başkan adayı Jill Stein'a oy verebilir.
2016'da Michigan'da Trump 10 bin, 2020'de Biden 150 bin farkla kazanmıştı. Georgia'da ise fark 10 bindi.
Müslümanlar organize bir şekilde "Demokratları terk ediyoruz "kampanyası yapıyor.
Trump ve Kamala'nın Gazze politikası farklı, ama Kamala Harris katliamlara silah desteği sağlayan bir hükümetin parçası oldukça ve savaş devam ettikçe seçmenin bu farkı yok sayması, öfkelenmesi ve Demokratları cezalandırması kaçınılmaz.
Demokratlar göz göre göre, daha doğrusu İsrail uğruna seçimleri kaybedecek gibi duruyor.
İsrail hastanenin yanına sığınan Filistinlilerin kaldığı çadırları vurmuş. Paylaşamadım, ama makineye bağlı bir hastanın diri diri yanmasını izledim.
Başka bir ülke bunu yapsaydı uluslararası bir güç müdahale eder, bu katil sürüsü orduyu bombalardı. Şimdi ise silah veriyorlar
Yılmaz Güney sonradan değişti diyenler, neden aynı değişme payı ve şansını sağ isimlere vermiyor? Sopa soldan gelince bakılan büyük hikaye, ‘kişi değil eser önemli’ neden sağa gelince unutuluyor?
Cevap: Mahallecilik.
Birçok sorunumuzun kaynağı da bu. Gerçek bir kayıkçı kavgası
Sosyal medyadaki sahte haberlerin %80'nini kullanıcıların %0.1'i yayıyor. Normların yanlış temsili, insanların kendi görüşlerinin çoğunluğun görüşünden farklı olduğunu düşünmelerine ve yalnız hissetmelerine neden olan "çoğulcu cehalet" olarak adlandırılan bir duruma yol açıyor.
Fatih Altaylı meselesi, bizi AKP’nin kurduğu medya düzeni üzerinde düşündürmeli. AKP, iktidara geldiği günden itibaren adım adım ticari medyayı ortadan kaldırdı ve bu süreç Doğan Medya’nın Demirören’e devredilmesiyle sonuçlandı. Beklenen, ağırlıklı olarak kamu kaynaklarıyla beslenen ve aleni şekilde AKP kontrolündeki yayın organlarının medyayı tekelleştirmesiydi.
Ancak bu politika, iki gelişme sayesinde başarısız oldu ve beklenmedik sonuçlar üretti. Birincisi, 2019 seçimlerini muhalefetin kazanmasıyla birlikte muhalefet medyası da hızla güçlendi ve kendi içinde bir sektöre dönüştü. Böylece daha dengeli bir medya atmosferi doğdu ama medya tamamen partizanlaştı. Geleneksel medyada toplumun izlediği haber ve yorumlar ya AKP ya da CHP’nin siyasi çıkarını kollamayı amaçlıyor. Bu da hakikatin ikiye bölünmesi ve toplumun daha sert şekilde kutuplaşmasını beraberinde getiriyor.
İkinci gelişme ise ticari medyanın çökmesiyle ana akımdan çıkarılan gazetecilerin youtube yayınlarına başlamadı oldu. Ana akımdayken daha temkinli ve tarafsız davranmak zorunda olan gazeteciler, youtube platformlarını popüler hale getirmek için muhalif kamuoyunun ilgisini çekmek zorundaydılar. Dilleri sertleşti, siyasi tutumları keskinleşti ve kendilerini muhalif kesimin kanaat önderi olarak konumlandırdılar. Böyle yaptıkça izlenme oranları arttı, izlenme oranları arttıkça bu tarzı daha da ileriye götürdüler.
Günün sonunda, ticari medyayı ortadan kaldıran AKP, karşısında tamamen siyasallaşmış sert bir muhalefet medyası buldu. Öyle ki, muhalefet partilerinin yerine siyaseti artık muhalif gazetecilerin yaptığı, muhalif toplumun öfkesinin sürekli canlı tutulduğu bir durum ortaya çıktı. Yerel seçimlerde bu medya makinesinin ne denli işlevsel olduğuna şahit olduk. AKP ekonomik bir krize girdiği ve kendi seçmenini seferber edemediği durumlarda karşısında muhalif medya tarafından örgütlenmiş ve asla çözülmesine izin verilmeyen kaya gibi bir muhalif seçmen grubu buldu.
Muhalefet medyası bence bu haliyle çok büyük sorunlar yaratmaya gebe. CHP’nin yönettiği medyanın, CHP’yi yöneten medyaya dönüşmesi oldukça muhtemel. Bu medyanın CHP içi tartışmalara müdahil olması ve fikir ayrılıklarını derinleştirerek krizlere sebep olması da beklenebilir. Son olarak, muhalefet medyasının bir propaganda makinesi olduğu kanısının halkta yükselmesi siyasetten umudu kesmeyi ve seçimlere katılımın düşmesini de beraberinde getirebilir.