Türkiye Kanser Tedavisinde Dünyada İlk 8 Merkez Arasına Girdi.
Türkiye'nin ilk yüz naklini gerçekleştiren ekipte görev alan Prof. Dr. Özlenen Özkan, eşi Prof. Dr. Ömer Özkan ve çalışma arkadaşları, sağlık ve tıp alanında dikkat çeken yeni bir başarıya daha imza attı.
Akdeniz Üniversitesi çatısı altında hayata geçirilen İleri Sağlık Araştırma Merkezi sayesinde Türkiye, kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre teknolojisini kendi bünyesinde üretebilen dünyadaki 8 merkezden biri konumuna yükseldi.
Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kan kanserlerinin tedavisinde önemli bir seçenek olarak öne çıkan CAR-T hücre tedavisi, bugüne kadar dünya genelinde yalnızca 7 merkezde üretilebiliyor ve uygulanabiliyordu.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, yurt dışında oldukça yüksek maliyetlerle gerçekleştirilen söz konusu tedavinin artık Türkiye'de yerli imkanlarla uygulanmasının önünün açıldığını belirtti.
Merkezde CAR-T tedavisine yönelik ilk uygulamaların önümüzdeki süreçte başlatılması hedefleniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin sağlık teknolojileri ve bilimsel araştırmalar alanında ulaştığı seviyeyi ortaya koyan önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Bilim dünyasında ülkemiz adına ortaya konulan bu değerli çalışmadan büyük gurur duyuyoruz.
Prof. Dr. Özlenen Özkan, Prof. Dr. Ömer Özkan ve projede emeği bulunan tüm bilim insanlarını kutluyor, çalışmalarının başarıyla devam etmesini diliyoruz.
***
1- Eğer Tayyip gözlerimi kaparım , işimi yaparım dese bile;
2- SEÇSİS ile seçim hileleri önlenebilecekse,
YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK HEVESLİLERİNE ONURSAL CUMHURİYET BAŞSAVCISI
SABİH KANADOĞLU'NDAN UYARI
***
Kimse kendi kendine gelin, güvey olmasın!
***
YENİ ANAYASA
***
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:
***
1. Bu meclis; dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
2. Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
3. 1. ve 2. maddelerde belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
4. Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
a. Önce halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoylamasına sunulur.
b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.
c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.
***
EĞER; ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ , BU YORUMUN YAYILMASINA PAYLAŞARAK YARDIMCI OLUNUZ ...
Aslında, Ermeni olarak doğan, “Türkeş'in sonradan Alparslan Türkeş adı alması”
“Türkeş'in ablaları Güney Kıbrıs Rum kesiminde oturuyorlarken,
Güney'e geçen Mümtaz Soysal; Rum yetkililerin, “Alparslan Türkeş’in ablaları burada yaşıyorlar...” bilgisini vermeleri üzerine şaşkınlık yaşayıp onları ziyaret etmek istemiş ve uygun görülünce de evlerine konuk olmuştur.
Ankara'ya döndüğünde; “Türkeş Bey, ablalarınızın evine gittim. O evde Türk eviyle ilgili hiç birşey yok...” demiş. Sunay Karaman'a da; “Türkeş’in ablaları hiç Türk’e benzemiyor. Sakallı sakallı kadınlar...” demiş.
Bilirsiniz, Ermeni kadınlar inançları gereği belli yaştan sonra yüzlerinden kıl koparmazlar.
Türkeş'in sonradan Alparslan Türkeş adı alması da zaten bir kamuflaj olduğunu gösteriyor.
Ermeni olan Oğuzhan Asiltürk adı gibi. Türkeş de, yetim geleneğinden Kazım Karabekir’in okutup askeriyeye yerleştirdiği 1.000 Ermeni çocuktan biridir. Ermeni adını da kayıtlardan bir tanıdığım söylemişti. Kaydetmediğim için ismi kaybettim.
Türkeş, ABD'de gladyo eğitimi aldı. CIA'nın yönettiği özel kuvvetler ile işbirliği içinde gençlerimizi birbirine kırdırdılar. Türkeş, Türk söylemlerini terk edip, siyasal İslamcıların, ‘kanımız aksa da zafer islam’ın’ sloganını benimse(t)di. ABD projesi olan Türk İslam sentezi gibi garabet bir söylemdi bu. Elma ile armudu toplamak gibi...
Türklük bir kader ama din bir seçimdir. Gerçi ülkemizde %90'ının dini aileden mirasdır; sorgulamadan kabullenilir.
Türkeş Kastamonu'ya geldiğinde Saidi Kürdi'nin talebesi Mehmet Fevzi Efendi’yi ziyaret eder, mürit gibi önünde 2 diz üzerinde otururmuş.
Fevzi Efendi’nin damadı ile aynı kurumda çalıştık. Türkeş’ten övgüyle bahsederdi. Kısacası, devşirmeler Türk Milleti’ne diyor ki; ‘Türkçülük yapılacaksa da biz yaparız. Dincilik yapılacaksa da biz yaparız. Hattâ Atatürkçülük yapılacaksa da biz yaparız; siz Türkler’e yönetecek birşey bırakmayız .!’
Ne kadar çabuk bu gerçeği anlarsak, belki Atatürk'ü de gerçekten anlamış oluruz ve vatanımıza sahip çıkarız; çıkış yollarını da arar buluruz.”
TC Zahide Engin Uçar
Mesele Ermeni olması da değildir,
Mesele mesele bu toplumun aptallığı ve her şeye inanmasıdır manipüle edilmesidir, kutsalınız en büyük pranganızdır ve bunu kullanırlar kullanışlı hale gelirsiniz, Kenan evren, en çok Atatürk büstü ve heykeli onun zamanında yapılmıştır.
En çok değer verdiklerimizin tutsağı oluruz ve hiç haberimiz dahi olmada
Rahmetli Turgut Özakman'dan :
Düşünsene;
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege' yi işgal ettiklerini okuyorsun.
Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar durdurulacaklarını ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun.
iki gün sonra gazeteye bakıyorsun.
Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.
Endişeleniyorsun.
Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.
Çevre köylerden haber geliyor.
Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.
Bıçak kemiğe dayanmış.
Gidecek yerin de yok.
Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor sonra tekrar sabah oluyor .
Belki bizim köye gelmezler diyorsun.
Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.
Kaçınılmaz son geliyor.
Artık senin köyündeler.
Düşünüyorsun.
Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.
Dakikalar sonra evin önünde 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.
Basıyorsun tetiğe.
Biri indi.
Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun
Üç dört beş derken mermin bitiyor.
Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.
Aman beni vurup gitsinler de ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.
Buluyorlar.
Askerlerden üçü " Biz bunu bir sorgulayalim " deyip pis pis gülerek eşini sürükleyip ahıra götürüyor.
Diğer üçü de kahkahalar ile " Biz de bunu sorgulayalim" deyip kızını bahçeye çıkarıyor.
Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
" Öldürün bunu. Büyüdüğünde intikam almak ister"
iki asker vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.
Çaresizsin.
Beni vurun onlara dokunmayın diyorsun ama nafile.
Ellerin bağlı. Bir şey yapamıyorsun.
"Herşey buraya kadarmış" diyorsun.
Tam bu esnada köyde silah sesleri başlıyor.
Ancak bu sefer çığlıklar köylülerden değil düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri giriyor köye.
5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için. Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.
4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar.
O asker senin canını, namusunu , serefini kurtarıyor.
Şimdi sen bu askerlere " Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir " diye soru sorar mısın ?
O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?
Bizi birleştiren partimiz , rengimiz, dinimiz ya da mezhebimiz değildir.
Bizi birleştiren maya akrabalıktir, Türklüktür,
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden... Anadoluyu vatan yapan, " Yurtta Barış, Dünyada Barış " diyerek bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetini kuran, eşsiz, yüreğinde sadece vatan sevgi ve şuuru olan önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, kahraman ve fedakar komutan ve silah arkadaşları ecdadımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Allah Rahmet Eylesin…
Helal olsun 👏👏
Ali Nesin
Aziz Nesin’in oğlu
18-Kasım 1957 Dogumlu... 66 YAŞINDA...
O Dünyaca ünlü
BİR MATEMATİKÇİ ..
Uluslarası Leevati
matamatik ödülü Sahibi..
Özlem Beyarslan ile evli
4.ÇOCUK BABASI .
Ali Nesin
tıpki babası gibi son derece çalışkan
TUTUMLU, düzenli bir insan..
Nasılki baba Aziz Nesin
bütün gücünü ve kazancını
Kimsesiz çocukların
sıcak bir yuvada egitim alması için
NESİN VAKFINI kurmuştur,
Ali Nesin’de babasının izinden gidip
Kimsesiz çocukların
Sıcak bir yuvada okuması için
ALİ NESİN MATEMATİK KÖYÜ’NÜ” kurdu...
Matematik köyü
İzmir Selçuk Şirince köyüne
https://t.co/aC6Oymy2g6 uzaklıkta Aziz Nesin vakıf arazisi üzerine
2007. Yılında kuruldu...
Şirince 507.Nüfuslu bir köy...
Bu 507. Nüfuslu köye
Sadece yazın okumaya gelen
ögrenci sayısı 500.dür..
Geniş bir arazi üzerinde
Onlarca bölümden ve sınıftan oluşan
Matematik köyü dünyada bir ilktir..
Manzarası çok güzel
Yüksek bir alanana özenle kuruldu.
Yemekhanesi,Misafirhanesi
yatakhanesi ve mini bir
hastanesi de olan bu dünyaca ünlü
matematik köyünde
İmkanları olmayan yoksul çocuklar
Hiç bir üçret ödemeden barınma
Ve egitim hizmeti alırlar...
Giderilerini
Hayırsever yurttaşların katkılarıyla
Ve Nesin Vakfının gelirleriyle karşılar.
AYRICA Türkiye çapında
Kendi dalında uzman bir çok ögretmen
Hiç bir maaş almadan burada ders verirler..
Böylesine yararlı hizmetler veren
Bu vakfın ortadan kaldırılmasına yönelik
baskılar gittikçe artmaktadır.
Anlamsız bahanelerle
Sık sık mahkemeye verilmektedir..
Ama o yılmadan
Çalışmalarına devam etmektedir...
Sivasta dinsiz diye yakmaya kalkan gerici zihniyete
Baba Nesin nasıl direndiyse
Ogul Nesin de öyle direnmektedir.
Alkışlarımız ve saygılarımız
MATEMATİK KÖYÜNE GİTSİN ...🙏👏👏👏
Başbakan Tansu Çıller'in Atatürk'un sözünü değiştirerek "Ne mutlu
Türkiye vatandaşıyım diyene" demesi üzerine, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şöyle yanıt vermişti:
Biz Eğer kendimizi ‘Türkiyeli’ olarak ifade edersek, ulus kavramı zayıflamaz mı?
Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü yanlış yorumlanmamalıdır. Dikkat ederseniz, Atatürk ‘Ne mutlu Türk ırkından olana’ demiyor; ‘Türküm diyene’ ifadesiyle vurgulanan şey bir ırk değil, bir ulus bilincidir. Yani burada kastedilen etnik köken değildir.
Ortada bir ulus gerçeği vardır ve bu ulus anlayışını yok sayamayız.
Bu ulusun adı Türk ulusudur, ülkenin adı Türkiye’dir. Bu devleti kuran insanların hangi kökenden geldikleri önemli değildir; biz hiçbir şekilde etnik temelli yaklaşımlara değer vermeyiz.”
Güniz sokaktaki evinden başka mal varlığı çıkmadı barajlar kralı ünvanı vardı yüksek inşaat mühendisiydi Amerikada mastır yapmıştı ama üzerine bilmem kaç villa kaç yüz dairesi falan olmadı çoban sülü doğdu çoban sülü öldü mekânı cennet olsun...🙏🙏🇹🇷🇹🇷💙
"Eski Türkiye'yi Anlatın" Demişlerdi...
Buyurun, 60 Yaşın Penceresinden Anlatıyorum.
"Lütfen gençlere eski Türkiye’yi anlatın" diyorlar.
59 yaşındayım, 12 yaşımdan beri çalışıyorum, SGK emeklisiyim. 3 oğlum var hepsi üniversite mezunu.
Toplaşın, anlatıyorum:
Güven ve Komşuluk Vardı:
Kredi kartımız yoktu, bakkal defterimiz vardı. Mahallenin bakkalı aileden biriydi.
Kapı önünde uyuşturucu değil, mahalle maçı ve saklambaç vardı. Komşunun çocuğuna taciz şüphesiyle değil, "emanet" gözüyle bakılırdı.
Birinin evinde et pişse, kokmuştur diye komşuya da bir tabak giderdi. Ayıptı, günahtı, paylaşmak esastı.
Saygı ve Liyakat Vardı:
Devlet memuru vakurdu, 657'nin bir ağırlığı vardı. Öğretmen el üstünde tutulurdu; ne veli ona höt zöt ederdi, ne de o öğrencisine kötü gözle bakardı.
Siyasetçilerin diploması vardı ama bununla övünmeyi ayıp sayarlardı. Kimse kimseye inancından, kökeninden dolayı hakaret edemezdi.
Ekonomi ve Gelecek Korkusu Yoktu:
Evet, tüp kuyruğuna, yağ kuyruğuna girerdik ama o kuyruklar yokluktan değil, ambargoya karşı milli duruştandı.
Cebimizde her şeyi alacak paramız vardı.
Baban emekli olduğunda aldığı ikramiye ile "başımızı sokacak bir ev" alabilirdi. Bugün emekli torununa bir oyuncak alırken cüzdanını düşünüyor.
Enflasyon olsa da "eşten dosttan borç" istenirdi, kimse dolarla faiz hesabı yapmazdı.
Mizah ve Hoşgörü Vardı:
Gırgır dergisi siyasetçileri yerin dibine sokardı ama kimse onlara dokunmazdı. Siyasetçiler eleştirilmeyi, mizahı kaldıracak kadar özgüvenliydi.
Televizyon siyah beyazdı ama hayatımız çok renkliydi. Komşuda toplanıp Dallas izlemek, bir dilim salçalı ekmekle mutlu olmak gerçekti.
Şimdi ki çocuklarımızı kapının önündeki bahçede bile yalnız bırakamıyoruz Gelecekten korkuyoruz. Biz yamalı giyerdik ama başımız dikti. Bu kadar yeter mi, yoksa daha anlatalım mı?
#EskiTürkiye
#Nostalji
#KuşaklarArası
#EmekliGünlüğü
#MahalleKültürü
Devrimciden Solcudan
Sosyalistten Komünistten korkmayın
Onlardan hırsız çıkmaz
Sapık asla
Kahpelik kalleşlik kesinlikle olmaz
Hainlik yapamazlar yapmazlar...
Bakın tarihe;
Pir sultandan Hacı Bektaş Veli'ye
Şeyh Bedreddin'den
Nazım Hikmet'ten Sabahattin Ali'ye
Attila İlhan'dan Can Yücel'e
Che den Fidele
Mahir Çayan'dan Deniz Gezmiş'e
Gazi Mustafa Kemal'den İsmet İnönü'ye
Yaşamları billur su gibidir
Vatan sevdalısı vatanseverdirler
Emekten Emekçiden
Haktan hukuktan ADALETTEN yanadırlar
Şiir okur yazarlar
Türkü söylerler
Saz çalar okurlar
Gitarda çalar rodrigoda dinlerler
Rakıda içerler haaa hem de dostla
Üretkendirler üretken
Haram yemezler
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını hiç yemezler yedirmezler de.
Korkmayın Devrimciden Solcudan Sosyalistten Komünistten.
Merttirler fedakardırlar
Hak için Halk için tereddütsüz ölüme meydan okurlar
ama asla hainlik yapmazlar.
Oğluna göre Ankara’daydı.
Kızına göre İstanbul’da.
Gerçek ise bambaşkaydı.
Bayramın birinci günü.
Saat 13.05.
79 yaşında bir adam…
Denizli’deki eski apartmanında
tek kişilik bir bayram sofrası kurmuştu.
Adı Hüseyin.
42 yıl Sümerbank’ta çalışmıştı.
Hayatı tezgâh başında, çocuk büyütmekle geçmişti.
Ama en çok eski bayramları özlüyordu.
Eşi Nermin altı yıl önce vefat etmişti.
O gittiğinden beri bayramların sesi azalmıştı.
Eskiden sabah erkenden kalkardı.
Reçeller dizilir, sıcak pide kokusu evi doldururdu.Nermin mutfakta bir komutan gibiydi.
Ev bayram gibi olurdu.
Şimdi ev sessizdi.
Bayramdan bir hafta önce kendi kendine şöyle dedi:
“Emre’nin işi yoğun.
Elif nöbette.
Torunlara yol çektirmeyeyim.”
Ama içindeki gerçek cümle şuydu:
“Ben babayım… yük olmam.”
Telefon ettiklerinde hep aynı şeyi söyledi:
“Ben size gelirim… bana da değişiklik olur.”
Onlar da gerçekten gezmek istediğini sandı.
Oysa sadece kimseyi yormak istemiyordu.
Bizim kuşakta babalar kolay kolay
“yalnızım” demez.
Biz şöyle deriz:
“Ben iyiyim.”
Bayramdan üç gün önce telefonu çaldı.
Oğlu arıyordu.
“Baba… Elif’e gidersin değil mi?
Benim planım çıktı.”
“Elbette oğlum,” dedi.
Bir süre sonra telefon yine çaldı.
Bu kez kızı Elif.
“Baba… Emre’ye gidersin değil mi?
Ben nöbetteyim.”
“Tabii kızım… merak etme.”
İkisinin de içi rahatladı.
Hüseyin telefonu kapattı.
Ev biraz daha sessizleşti.
Bayram sabahı ezanla uyandı.
Çay koydu.
Dolabın üstünde Nermin’in porselen şekerliği vardı.
Almak için sandalye çekti.
Ama artık genç değildi.
Sandalye kaydı.
Şekerlik yere düştü kendi diğer yana.
Bir an yerde sırt üstü kaldı.
Aklından geçen tek şey şuydu:
“Ya beni birkaç gün sonra bulurlarsa…”
20 dakika yerde bekledi.
Sonra kalktı.
Bir tabak pilav koydu.
Bir parça kavurma.
Tek kişilik bayram sofrası.
Öğleden sonra telefon çaldı.
Görüntülü arama.
Emre:
“Baba! Elif’lerde misin? Masayı göster!”
Telefonu çevirdi.
Masada tek tabak vardı.
Tek bardak.
Elif ekrana geldi.
Sessizlik oldu.
Sonra Elif yavaşça sordu:
“Baba… yalnız mısın?”
Cevap veremedi.
Ekranın arkasından Emre’nin sesi geldi:
“Toplanıyoruz. Babam yalnız bayram yapmış.”
Telefon kapandı.
Ertesi sabah kapı çaldı.
Apartmanın önünde iki araba vardı.
Pijamalı torunlar merdivenleri koşarak çıktı.
Arkasından Elif…
Üzerinde hâlâ hastane forması vardı.
Gözleri nemliydi.
“Baba…” dedi.
“Affet bizi.”
Torunlar bacaklarına sarıldı.
Bir anda ev değişti.
Sıcak pide kokusu…
Sarma tabakları…
Torunların elinde kurabiyeler…
Ev yeniden bayrama döndü.
Ve Hüseyin o gün şunu düşündü:
Bazı insanlar yalnız değildir.
Sadece içlerinde çok eski bir çekirdek inanç vardır.
“Yük olmamalıyım.”
O yüzden çoğu anne baba
yalnız olduklarını söylemez.
Sadece şunu söylerler:
“Ben iyiyim.”
Eğer anneniz ya da babanız
“Merak etmeyin ben iyiyim” diyorsa…
Bir kez daha arayın.
Bir kez daha sorun.
Çünkü bazen bir ziyaret
bir insanın bütün bayramını değiştirir.
Ve bazen insanlar yalnız değildir.
Sadece yük olmak istemezler.
Alıntı..
Bina sakininin ayakkabısının tekini çöpe attım.”
bunu bilerek yaptım.Benim adım Kahraman. 55 yaşındayım.
15 yıl 50 daireli bu apartmanda görevli olarak çalıştım.
Emekli oldum.
Ama bu binayı hâlâ bırakamadım.Tekrar çalışmaya basladim.
Çünkü ben bu binada sadece temizlik yapmadım…
düzen kurdum.
Bizim apartmanda bir kural vardı:
Kapı önüne bir şey bırakılmaz.
Herkes uyardı.
Bir tek orta kattaki yeni taşınan daire hariç.
İlk başta bir çift ayakkabıydı.
Sonra iki.
Sonra üç.
Sonra kocaman kat kat ayakkabılık.
Koridor daraldı.
Bir gün yaşlı bir kadın geçerken duvara tutundu.
Bir çocuk ayağını taktı.
Bir adam söylenerek yan geçti.
Koku… zaten her gün oradaydı.
Toplantı yaptılar.
— “Ortak alan burası.”
— “Abartmayın.”
— “Bina kokuyor.”
Herkes konuştu.
Kimse değiştirmedi.
Ben sustum.
Çünkü ben şunu biliyorum:
İnsanlar uyarıyla değil…
kayıpla öğrenir.
Kapının önünde olan çöptür.
Bir sabah erkenden yukarı çıktım.
Koridorda kimse yoktu.
O ayakkabılığa bir daha baktım.
15 yıl boyunca o zemini ben sildim.
O düzeni ben korudum.
Eğildim.
Bir çift topuklu ayakkabıyı seçtim.
Tekini aldım.
Aşağı indim.
Ve sokaktaki çöp konteynerine attım.
Akşam kapı çaldı.
Kadın panik:
— “Ayakkabımın teki kayıp!
Yurtdışından Paris'den aldım… euroyla… çok pahalıydı!”
Kapı kapı dolaştı.
Kimse bir şey bilmiyor.
Ertesi gün…
Ayakkabılık yoktu.
Koridor açıktı.
İnsanlar rahat yürüyordu.
Apartman grubunda mesajlar başladı:
Şikayet edenlerin tavrı değişti.Herkes kendini masumiyetini ispat etmeye calıştı.
— “Bu yapılan suç!”
— “İnsanların malına dokunamazsınız!”
— “Kim yaptıysa rezalet!”
Herkes sonucu konuştu.
Kimse sebebi konuşmadı.
Şimdi sana soruyorum:
Bir ayakkabıyı çöpe atan mı yanlış…
yoksa 50 dairenin alanını işgal eden mi?
Çünkü gerçek şu:
Sınır koymazsan…
insanlar genişler.
Sen sustukça…
onlar hak zanneder.
Ve bir gün…
Sen “iyi insan” olmaktan çıkarsın.
Sorun çözen insan olursun.
Ve o gün verdiğin karar şudur:
“Ya herkesin hakkını korursun…
ya da kimsenin hakkı kalmaz.”
Bu hikaye gerçek olaylardan ilham alınarak yazıldı.Begendiyseniz farkındalık için paylaşabilirsiniz.
🔴Ben Sena. 14 yaşından beri öz eniştem tarafından tacize uğruyorum. Yüzümü bu konuyla ilgili göstermek istemezdim ama son çarem sizsiniz. Lütfen sesimi duyurun.
Ailemle ilgili bir durum nedeniyle eniştem beni evimden alıp kendi evine götürmüştü. Ona bir baba yarısı gibi baktığım için güvenim sonsuzdu. Ailem de onunla olduğumu biliyordu. Bir gün, evinde odada otururken yanıma geldi ve bir anda bana saldırarak taciz etmeye başladı. O an yaşadığım korkuyu tarif etmem mümkün değil. Kimseye anlatmamam için tehdit etti. “Baban öğrenirse ikimizi de öldürür”, “Ailen seni suçlar, her şey senin yüzünden olur” diyerek beni susturdu.
Bu istismar yıllarca sürdü… Yaklaşık 3-4 yıl boyunca korku içinde yaşadım. Kendimden, insanlardan uzaklaştım. Psikolojim bozuldu, çok zor günler geçirdim.
Bir gün artık dayanamadım ve yaşadıklarımı arkadaşlarımla paylaştım. O gün her şey değişti. Ailem öğrendi ve hemen şikayetçi olduk.
Yaklaşık 2 yıldır bu davanın mücadelesini veriyorum. Elimde tacize uğradığıma dair görüntüler, ses kayıtları ve çeşitli deliller olmasına rağmen bugün mahkemede davayı kaybettim. Sanki kendi rızam varmış gibi bir kararla karşı karşıya kaldım. 14 yaşında bir çocukla 60 yaşında bir adamın nasıl gönül rızası olabilir?
Lütfen beni yalnız bırakmayın. Bu sizin kardeşinizin de başına gelebilirdi.
50 Yaşında Bir Adamın Doğum Gününde Yazdığı 21 Maddelik Hayat Dersi
“Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir.
Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”
…
1) “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
2) “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
3) “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”
4) “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
5) “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”
6) “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
7) “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
8)“İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nâzik olmayı öğrenirsiniz.”
9) “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
10) “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
11) “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
12) “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
13) “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
14) “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
15) “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
16) “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
17) “Isaac Newton kalkülüsü icat etti; fakat aynı zamanda simyaya da inanıyordu. Pek çok aptalca şey yapmadan zeki ve başarılı olmanız mümkün değildir.”
18) “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
19) “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
20) “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
21) “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”
Alıntı
Bir insanın psikolojisinin bozuk olduğunun belirtileri madde madde okuyun bakalım ?
İşte bir insanın **psikolojisinin belirgin şekilde bozuk** olduğuna işaret edebilecek **10 yaygın belirti** (madde madde):
Devamı gör…..
**Not:Bu maddelerin birden fazlası uzun süredir (genellikle 2 haftadan fazla) varsa ve kişinin günlük hayatını ciddi şekilde etkiliyorsa, profesyonel yardım almak (psikolog veya psikiyatrist) önemli bir adımdır. Tek başına bir belirti her zaman “psikoloji bozuk” anlamına gelmez
Milli Savunma Üniversitesi Hava Astsubay Meslek Yüksekokulunda görevli https://t.co/P9Nd0IpTHO.Asb.Bçvş. Dr. Olcay Kaan Çakır ve Ege Üniversitesinde görevli Doç. Dr. Aylin Şendemir'in ortak çalışmaları neticesinde, kanser hücrelerinin seçici şekilde yok edilmesini amaçlayan, manyetik alana duyarlı ve nanoparçacıklarla çalışabilen elektromanyetik tedavi cihazı "Magnetic Anti-Cancer Treatment"'ın patenti alındı.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Şerife 16 yaşında evlendirilir.
Düğünden 2 ay sonra savaş çıkar eşi Çanakkale'de şehit düşer.
21 yaşına geldiğinde köylü onun yalnız kalmasını doğru bulmaz ve Topal Yusuf'la evlendirilir. Yusuf savaşta sol bacağını ve bir gözünü kaybetmistir. Kulakları da günden güne az işitmektedir.
3 yıl sonra bir kız çocukları olur, adını Elif koyarlar.
Ankara'dan talimat gelir, İnebolu 'dan kağnılarla Kastamonu'ya cephane taşınacaktır. Her evden bir kağnı yola çıkacaktır.
Erkek varsa erkek yoksa kadın bu VATAN GÖREVİNİ yapacaktır.
Şerife Bacı Elif'ini bırakacak kimse bulamaz. Bebesi hala annesini emiyordur.
1921 yılının son günlerinde (Aralık sonları) Şerife bacı Elif'iyle yola çıkar.
Bebesi için top mermilerinin arasında bir yer ayarlar. Üzerine yün yorgan örter. Bu halde uzun bir yol alır. Bir süre sonra kağnısı durur çünkü öküzünün biri olduğu yere yığılır.
Kendi de açtır bebesi de açtır.
Hava şartları çok çetindir.
Kar ve soğuk dermanını keser.
Son bir gayret Kastamonu Kışlası'na yaklaştığında top mermileri ıslanmasın diye gocuğunu mermilerin üstüne örter.
Yorgun ve aç Şerife Bacı Elif'i ölmesin diye de üzerine abanır...
Vücut sıcaklığını yavrusuna verir. Şerife Bacı keskin ve dondurucu soğuğa daha fazla dayanamaz. 24 yaşında donarak şehit olur...
Allah ona ve tüm şehitlerimize rahmet eylesin, mekanları cennet olsun .🇹🇷🇹🇷🙏🙏
Kimi evladından, kimi ana babasından, kimi cananından, kimi canından geçti...!
*************************************
Yeni nesil ŞERİFE BACILARI, NENE HATUNLARI hiç bilmiyor.
Okutunuz lütfen.