Memleketin kaosu içinde sevgili Emrah (@EmrahKaracaytip ) ve yoldaşlarımızın gerçekleştirdiği Samandağ (@samandagbel ) mucizesini yeterince paylaşamıyoruz ama memleketin bir ucunda büyük imkansızlıklar içinde ilmek ilmek binbir emekle yeniden kurulan bir yaşam olduğunu bilmenizi isterim.
Daha durun vaatler içinde yer almayan ama hazırlıkları bitmek üzere olan işler geliyor.
Belediyenin geliri yok çözümü taşeron/ihale yerine üretimi kendi bünyesine alarak buldu.
Hazır üretmeye başlamışken bir “emek gazozu”muz da olmasın mı?
Tabi burada amaç 2 yıl önce ürünü bahçede kalan mandalina üreticileri için çözümler geliştirmekti.
Bahçede kalacağına belediye tesis yapsın meyve suyu olsun gazoz olsun
Örnekleri çoğalacak sosyalist bir belediye örnek olacak
Nallıhan’da bulunan Çayırhan Termik Santrali’ne bağlı maden ocağında bugün meydana gelen göçük sonucu bir madenci yaşamını yitirirken çok sayıda madenci yaralandı.
Maden sahasının özelleştirilmesine karşı çıkan işçiler “insanca çalışmak, insanca yaşamak istiyoruz” diyerek kendilerini günlerce madene kilitlemişlerdi. Yangından mal kaçırır gibi kâr peşine düşen canavarlar yüzünden bir emekçi daha katledildi.
Madenci arkadaşımızın ailesinin ve tüm maden emekçilerinin başı sağ olsun.
Cemaatlerin içine girerek kitap yazan Gazeteci Filiz Gazi anlatıyor...
📌Devlet-cemaat ortaklığı: Süleymancılar kimdir?
Onur Öncü ile Mevzu Derin, yeni bölümüyle yayında.▶️
@filizgazi@oencueonuroenc
https://t.co/m5D3tiVnj4
Genel Başkanımız Erkan Baş ve Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, madencilerin direniş alanında SÖZCÜ TV ekranlarının canlı yayın konuğu olarak son durumu değerlendirdi:
"Madenciler bu memleketteki tüm yoksulların, tüm işçilerin, tüm emekçilerin onuru için direniyor. Kendi evlatları için direniyor. Herkese soruyorum: Siz evladınız açken evinize dönebilir misiniz? Siz evladınızı yarın okula gönderemeyeceğinizi bilerek evinize dönebilir misiniz? Üstelik bir tane patron, herkesin gözü önünde hakkınızı gasbetmiş."
“Çerçeve Yasa” tartışması: Kim, nasıl tavır aldı?
▶️Siyaset Bilimci İsmet Akça ve Yakup Telci, ne alaka'da değerlendiriyor…
@ismetakcagdlr@y_telci
https://t.co/iTC0V1WPTI
Valiliğin kararını herkes okumalı…
“Ücretlerini alamadıkları iddiasıyla eylem yapacaklarmış, yasakladık!” diye yazmışlar.
Ücretlerini alamadıklarını İçişleri Bakanı biliyor, Enerji Bakanı biliyor, Çalışma Bakanı biliyor üstelik Çalışma Bakanlığı bunu resmi olarak rapor haline getirdi!
Buna rağmen böyle saçma sapan hukuksuz bir “karar” alındıysa bu işçi düşmanlığı değildir de nedir?
İşte bu hukuksuz kararla işçi arkadaşlarımız gözaltına alındı.
Gözaltı aracına binerken bir kardeşimiz şöyle sesleniyordu, basın abluka nedeniyle yoktu ama herkesin duymasını istiyorum; “binlerce insanın alınterine çöken, binlerce işçi çocuğunun açlığına sebep olan patronu bir tek defa gözaltına aldınız mı, ifadesini aldınız mı?”
Genel Başkanımız Erkan Baş, Yozgat’ta Uluslararası 27. Bahadın Kültür Şenliği’nin konuğu oldu.
Kurtuluş ellerimizde, kurtuluş mücadelemizde! Varlığıyla güç veren yurttaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Değerli Dostlar,
Bildiğiniz gibi memleketimizde halkın anayasal hakları büyük bir saldırı altında.
Seçilmiş yerel yöneticilerin, avukatların, basın emekçilerinin, sendikacıların ve hak savunucularının hukuksuz kararlar yoluyla tutsak edildiği, toplumsal muhalefet öznelerine kayyum atandığı, iş cinayetlerinin ve güvencesizliğin her geçen gün arttığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sistematik olarak derinleştirildiği, doğanın iktidar-sermaye işbirliğiyle talan edildiği ve emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların, LGBTİ+’ların, sokakta yaşayan hayvanların ve doğadaki tüm öznelerin tarihsel hak ve kazanımlarının ortadan kaldırıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Savunma da bu saldırılardan ziyadesiyle etkileniyor. Hukuksuz yargı kararlarının sayısı artıyor, Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, işçi avukatlar güvencesiz koşullarda, mobbing, sefalet ücretleri ve yoğun mesai saatleri ile çalışmaya mahkûm ediliyor.
Bu koşullarda savunmanın örgütlülüğünü büyütmek, barolarımızı yeniden bir mücadele mevzisi hâline getirmek ve memleketimizin dört bir yanındaki hukuksuzluklara karşı dayanışmamızı güçlendirmek büyük önem taşıyor.
Bu düşüncelerle ve hem kentimizi hem de memleketimizi içerisinde bulunduğu karanlıktan kurtarmak için elimden geldiğince sorumluluk alma iradesiyle, Kocaeli Barosu 39. Olağan Genel Kurulu’nda Baro Yönetim Kurulu üyeliğine aday olduğumu paylaşmak isterim.
Kentimizdeki işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini büyütecek, ekolojik yıkıma karşı ses çıkaracak, bir savunma öznesi olarak emekçilere yönelik hukuksuzlukların karşısında duracak, işçi avukatların temel haklarını en güçlü şekilde savunacak bir perspektif için dayanışmanızı beklerim.
Yoldaşça.
🤳🏽Silahlar sustu, capsler konuşuyor: Memetik Savaş nedir?
Mem teorisinden NATO’nun memetik savaş stratejilerine; internet trollerinin zihnimizi nasıl hacklediğini masaya yatırıyoruz...
▶️İzel Sezer ile Deşifre yayında! 👇
@izelsezer
https://t.co/jqjvMB4qQl
Yargı sopasıyla halkı sindiremeyeceksiniz!
Ülkedeki adaletsizliklerle ilgilenmek yerine Parti Sözcümüz Sera Kadıgil hakkında pazar akşamı soruşturma başlatan ve bunu da sosyal medyadan duyuran yargı mekanizması, sosyal medyada “cadı avı” yapmak yerine sorumluluklarını yerine getirmelidir.
“adaletsizliklerle ilgilenmek yerine bir milletvekili hakkında pazar akşamı soruşturma başlatıp sosyal medyadan duyuran Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sözümüz sosyal medyada “cadı avı” yapmak yerine haksızlık ve hukuksuzluklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeleridir.”
Küçük bir hatırlatma. Toplanan tutar
Türkiye İşçi Partisinin üyelerinden gelen aylık aidatının tam 45 aylık karşılığı.
Tamam devlet desteği kalmadı ama bu ülkede muhalefetin, direnişlerin, emekçi yürüyüşlerinin zaten devlet desteği yoktu ki!
Kimi zaman X ilindeki sosyal cinayetin davasına gidecek avukatlar için, kimi zaman Y ilindeki işçi direnişi için sadece yol parası bile toplamak ayrı mesai bizler için.
Keşke bunları da bilseniz.
https://t.co/eKIMC7mkW0
TBMM'de görüşülen kanun teklifi, akademik özgürlüğü ve özlük haklarını hedef alıyor.
Bu düzenlemenin yasalaşması, akademik personelin atama süreçlerinin herhangi bir yargısal karara dayanmayan, kaynağı belirsiz verilere ve idarenin mutlak takdirine dayanan bir denetim mekanizmasına tabi tutulmasının önünü açacaktır. Anayasal güvence altında olan üniversitelerin özerkliğini ve akademik özgürlüğü hiçe sayan düzenleme, eleştirel düşünceyi ve bilgi üretimini "güvenlik riski" bahanesiyle hedef almaktadır.
Akademik emeği güvencesizleştiren, bilgiyi metalaştıran, Saray'ın YÖK eliyle üniversiteler üzerindeki baskı ve sansürünü artıran kanun teklifine hayır!
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
Adalet İçin Hukukçular'ın hazırladığı 7-8 Temmuz NATO Zirvesi Hak İhlalleri Raporu'nu okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.
https://t.co/OGYZXyIcuB
HOŞÇAKAL MERVE...
Çalışırken trafikte yaşamını yitiren trans kurye emekçisi Merve Yılmazelli için bugün Esenyurt'tan hep birlikte motorlarımızla yola çıktık ve mezarı başında buluştuk.
Kurye Hakları Derneği, MİD, KASK Meclisi, KASK-DER ve çok sayıda kurye emekçisiyle birlikte motorlarımızı topluca sürerek Merve'yi uğurladık.
İlçe başkanımız ve üyelerimizin de katıldığı buluşmada, yaşarken yok sayılan Merve'nin ölümünden sonra da görünmez kılınmasına karşı bir kez daha sesimizi yükselttik. Merve bizimle birlikte yaşadı, emek verdi ve bir trafik kazasında yaşamını yitirdi.
İş cinayetlerinde yaşamını yitiren tüm emekçiler ve yok sayılan tüm bireyler için bir kez daha sesleniyoruz:
Buradayız, unutmayacağız.
CAN YÜCEL'İN 1965 YILINDA TİP ADINA YAPTIĞI RADYO KONUŞMASI
Soyadı: Tako
Öz adı: Hürmüz
Takma adı: Elif
Sahte adı: Seher
Suçlular arasındaki adı: Piç
Anasının adı: Zehra
Babasının adı: Abdi
Milliyeti: Türk
Doğumu: 1957
İşi: Hırsızlık
Vücut boyu: 1,31
Vücut Cesameti: Nârin
Vücut Bünyesi: İnce
Vücut Vaziyeti: Öne eğik
Omuzları: Düşük
Sevgili Yurttaşlarım,
Şimdi size okuduğum belge, sekiz yaşındaki, Tako adlı kardeşimizin polisteki eşkâl kâğıdıdır. Tako, bugün Türkiye’de kaldırıma düşmüş, toplumun koruyucu elinden ırak, çoğu da suçlu, dört yüz elli bin Türk çocuğundan biridir.
Elinden tutacak kimi kimsesi yoktur ama hırsızlık ederken yakayı ele verdiğinde, Tako’yu kolundan tutup cezaevinin sübyan koğuşuna atacak bir hükümeti vardır.
Tako’nun doğum tarihi vardır ama insan gibi yaşadığı yoktur. Tako’nun sabıkası vardır ama geleceği yoktur. Tako’nun onu seven bir atası vardır, Tako’nun “Halkın öğretimi ve eğitimini sağlama, devletin başta gelen ödevlerindendir” diyen bir anayasası vardır ama Tako’ya babalık edecek devlet babası yoktur.
Kardeşlerim,
Eskiler “Çocuktan al haberi!” demiş. Biz de çocuktan, Tako’dan alıyoruz memleket haberini. Çocuk Bayramı’nı, Sayın İnönü’nün 1943’de söylediği gibi, Millî Hâkimiyet, Ulusal Egemenlik Bayramıyla birleştirmemiz bir tesadüf değildir. Birleşik Amerika’ya verilen üslerle ulusal egemenlik sarsıntılar geçirirken, Tako da ya sübyan koğuşunda ya da köprü altında kutlayacaktır elbet çocuk bayramını. Büyükleri, gelecek denen umut kasamızı zorlarlarken, Tako’nun oyuncağı da maymuncuktan başka ne olabilir ki?
Biz de altına devletimizin de imza koyduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesi’ne soralım bakalım, ne diyor bu işe: Diyor ki, “Çocuk ihmal, zulüm ve istismarın bütün şekillerine karşı korunacaktır. Çocuk herhangi bir şekilde ticaret metaı olamaz.”
Evet. Bu güzelim topraklar üstünde gülüp oynamaya doğmuş körpecik çocukların ticaret metaı haline gelmesine göz yumanlar, toprak altındaki madenlerimizi, petrollerimizi yabancılara haydi haydi peşkeş çekeceklerdir. Kendi parçası, kendi kanından, kendi canından kopma vatan evlâtlarına hayrı dokunmayanların memlekete ne hayrı dokunabilir ki? Bir tek hayırları varsa, o da bu adamlara denecek koskocaman bir “Hayır”dır. Dış politikası NATO’ya araç, ahlakı vur kaç, ekonomisi kapkaç olan partilerin, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen devlet adamlarının yurdun yarını, ulusumuzun geleceği olan çocuklarla ne ilgisi olabilir ki?
Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi Başkanı Profesör Fişer, “Bugün Türkiye’de bir milyona yakın sakat çocuk olduğunu tahmin edebiliriz” diyor.
Bu yurdu yönetenlerin sakat tutumuna, sâkim politikasına bu bir milyon çolak, kambur, kör, kötürüm, sağır, dilsiz, topal, sakat çocuktan daha sağlam kanıt, delil olabilir mi? “Kalkınıyoruz, kalkındık, malkındık” diye her palavra savuruşlarında, bu bir milyon sakat çocuk, “yalan” diye bağırıyor yüzlerine.
Kentlerimizde çocuklarımız viraneliklerde, çöplüklerde günlerini gâvur ediyorlarsa, yurdu milyonerler için bir Hilton parseli, lüks otel arsası belleyenlerin hesabında halk çocuğu için çiçek bahçesine, çocuk bahçesine yer olamaz da, ondan. Halkın yuvasını yapanlar işçi çocukları için yuva kurarlar mı hiç?
Konuşmanın tam metni ve ses kaydı; https://t.co/yzXAjpIJzR