Emekle, alın teriyle, sevgiyle evlatlarını büyüten; onlara yalnızca yaşamı değil, yaşamın değerlerini de öğreten tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyoruz.
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, aydınlık yarınlara omuz veren eğitim emekçisi babalarımıza minnetle.
#babalargünü
Aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimize YKS’de başarılar, sınav salonlarında görev alacak eğitim emekçilerine kolaylıklar diliyoruz.
Eğitim-İş olarak çocuklarımızın geleceğe güvenle baktığı, her birinin nitelikli eğitime ücretsiz ulaşabileceği bir eğitim sistemi inşa etmek için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
#yks
Eğitim-İş olarak Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’nun Kurtuluş Parkı’ndaki eylemine katıldık.
En temel demokratik haklardan biri olan ifade özgürlüğü, polis müdahalesiyle engellendi.
Bu müdahale sırasında Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ters kelepçeyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Hakkını arayan, emeğinin karşılığını talep eden, sesini duyurmak isteyen öğretmenlere yönelik baskıya ve öğretmenleri ayrıştıran politikalara karşı en büyük gücümüz; omuz omuza verdiğimiz örgütlü mücadelemizdir.
Okulların ticarethaneye, öğretmenin ise ucuz iş gücü olarak görülmesine asla izin vermeyeceğiz. İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı ve adil atama sistemi sağlanana dek dayanışmamızı sürdüreceğiz.
Öğretmenlerin adalet talebi suç değildir.
Dayanışma susturulamaz, mücadele barikatlarla, polis şiddetiyle, gözaltıyla bastırılamaz.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek ile Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk eylemin ardından Enerji Otel önünde polis ablukasına alınan eğitim emekçilerinin yanında yer aldılar.
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın Kurtuluş Parkı’nda yaptığı açıklamayı ve fotoğrafların devamını görmek için tıklayınız:
https://t.co/BxKxiUvSUg
Türkiye işçi sınıfı tarihinin en görkemli başkaldırısı olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’ni 56. yıl dönümünde saygıyla selamlıyoruz.
15-16 Haziran; yalnızca bir ücret veya zam talebi değil, emeğin örgütlenme özgürlüğüne vurulmak istenen darbeye karşı verilen bir mücadeledir. İktidarın ve sermayenin el ele vererek, 1967’de kurulan ve kısa sürede işçi sınıfı içinde büyük bir örgütlülük yaratan DİSK’i fiilen bitirmeyi hedefleyen yasa tasarısına karşı emekçiler; kendi sendikalarını seçme özgürlüğünü ve anayasal haklarını büyük bir mücadeleyle korumuşlardır.
İktidarın, işçileri sarı sendikalara mahkûm kılmak isteyen yasa tasarısı; yüz binlerce işçinin iki gün boyunca meydanları ve fabrikaları saran direnişiyle iptal edilmek zorunda kalmıştır. Ancak 56 yıl önce işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle koruduğu hakları, 12 Eylül faşist darbesiyle gasp edilmiştir.
24 yıla yaklaşan AKP iktidarının sonucunda, emekçilerin örgütlenmesinin önüne konulan engellerin, yandaş sendikaları devlet eliyle büyütme çabalarının, 1970’teki yasa tasarısını hazırlayan zihniyetle birebir aynı olduğunu görüyoruz. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Küresel Haklar Endeksi raporu da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye, son 11 yıldır işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer almaya devam etmektedir. Rapora göre Türkiye’nin bu listede yer almasının nedeni; sendikal nedenlerle kitlesel işten çıkarmalar, toplu sözleşme hakkının engellenmesi, sendika yöneticilerine yönelik keyfi tutuklamalar, asılsız suçlamalar ve kovuşturmalarla hukukun bir baskı aracı olarak kullanılması, emekçilerin sürekli bir işsizlik tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasıdır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/m4WLkBasVj
Mülakat mağduru öğretmenlerin atanması, güvencesiz çalışma koşullarının son bulması, taban maaş hakkı ve verilen sözlerin tutulması talebiyle sokağa çıkan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’na kurulan barikatları, polis şiddetini ve yapılan gözaltıları kınıyoruz.
Öğretmenleri ayrıştıran politikaların sonucunda güvencesizliğe mahkûm edilen özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi, tüm eğitim emekçilerinin ortak mücadelesidir.
Öğretmenlerin hakkını arayacağı, sesini duyuracağı, sorunlarına muhatap bulacağı ilk yer Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Hakkını arayan, derdini anlatan eğitim emekçilerinin muhatabı barikat, polis şiddeti ve gözaltı değil; bu sorunlara çözüm üretmekle mükellef olan Milli Eğitim Bakanı’dır.
İktidar ve bakanlıkları, daha önce verdikleri sözleri tutmamayı bir alışkanlık haline getirmiştir.
Öğretmenlerin yaşadığı hayati sorunlara kulak tıkayanlar, çareyi hakkını arayan öğretmene şiddet uygulatmakta ve gözaltına aldırmakta bulmuştur!
Eğitim emekçilerine kalkan elleri kabul etmiyoruz.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ile MYK Üyesi Umut Erkurt, TİP Ankara İl Başkanı ile Çankaya İlçe Başkanı ve gözaltına alınan tüm eğitim emekçileri derhal serbest bırakılmalıdır.
Eğitim-İş olarak meslektaşlarımızın haklı mücadelesinin yanındayız.
“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.”
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Irmak Koparan öğretmenimizin İzmir’in Torbalı ilçesindeki Egekent Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından açıklamalarda bulundu.
@kademozbay_
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Irmak öğretmenimizin Ağrı’nın Hamur ilçesinde bulunan Soğanlıtepe’de görev yaptığı okul ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklamalarda bulundu.
@yeliznaz1978
Hayatının ve mesleğinin baharında, 24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’ı anmak ve son yolculuğuna uğurlamak için İzmir ve Ağrı’daydık.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, İzmir 1 No’lu Şube Başkanımız Özgür Şen, İzmir 2 No’lu Şube Başkanımız Yılmaz Dalgalı, İzmir 3 No’lu Şube Başkanımız Barış Düdü, İzmir 4 No’lu Şube Başkanımız Elbey Kale, İzmir 5 No’lu Şube Başkanımız Yusuf Kaya, İzmir 6 No’lu Şube Başkanımız Rıza Gürbüz, İzmir 7 No’lu Şube Başkanımız Mustafa Gök, Aydın Şube Başkanımız Şaban Özdemir, Denizli Şube Başkanımız İlker Zengin, yöneticilerimiz ve üyelerimiz, Irmak öğretmenimizin İzmir Torbalı’daki cenaze törenine katıldı.
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Ağrı Şube Başkanı Hüseyin Akboğa, Erzurum Şube Başkanımız İbrahim Sami, yöneticilerimiz ve üyelerimiz ise Irmak Koparan’ın görev yaptığı okul ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklamalarda bulundu.
Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen; çığlıklarına kulak tıkayan yerel idareciler ile bu liyakatsiz düzeni inşa eden, mobbingi ve baskıyı kural haline getirerek kurbanları sindiren, failleri ise cesaretlendiren zihniyettir.
Eğitim-İş olarak Irmak öğretmenimizi saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz.
Devamını okumak ve fotoğrafları görmek için tıklayınız:
https://t.co/iGvUe3MK2K
12 Haziran, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2002 yılında “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.Bugün dünya genelinde milyonlarca çocuk; tehlikeli, yaşlarına uygun olmayan ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılarak sömürülmektedir.
Küresel ölçekte işleyen sömürü çarkları; sermaye birikimini büyütmek ve kâr hırsını doyurmak için çocukları hedef almaktadır. ILO ve UNICEF verilerine göre dünya genelinde 138 milyonu aşkın çocuk işçi bulunmaktadır. Her yıl ortalama 15 milyon çocuk tıbbi müdahale gerektirecek kadar ağır yaralanmaktadır.
Türkiye’de ise durum farklı değildir. 2025 yılı boyunca en az 94 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesi “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alır” derken; 50. Maddesi ise “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” hükmüyle çocukların her türlü istismardan korunmasını anayasal güvence altına almaktadır.
Ancak AKP iktidarı, gerici ve piyasacı politikalarıyla bu anayasal hükümleri açıkça çiğnemektedir. Bir yanda tarikat ve cemaatlerle imzalanan sayısız protokolle çocuklarımızın zihni karanlığa hapsedilirken, diğer yanda ise sermaye ile kurulan çıkar ilişkileriyle çocuklarımız ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, asli görevi olan kamusal eğitim yerine, eğitim politikalarını sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte, çocuk işçiliğinin yasal kılıflarını hazırlamakta ve zorunlu eğitim süresini dahi tartışmaya açmaktadır.
Laik, bilimsel, nitelikli, kamusal ve parasız eğitimin tasfiye edilmesi, yoksul halk çocuklarını eğitim sistemi dışına iterek sömürü çarklarına mahkûm etmektedir. Eğitim hakkını gasp eden bu uygulamalar yoksulluğu derinleştirmekte, eşitsizliği büyütmekte ve işçi sınıfının çocuklarını nesilden nesile işçileşmeye kurban etmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/f4mJG7MgTE
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın, 24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’ın yaşadığı sorunlara ilişkin değerlendirmeleri Evrensel’den Doğa Baskan’ın haberinde yer aldı.
"Bölgede konuştuğumuz meslektaşlarımızın çoğu ulaşımdan barınmaya yaşadıkları sorunları anlatıyor. Özellikle genç öğretmenler, atandıkları okullara ulaşım problemi olduğunu, taleplerini iletemediklerini, 'Nasıl gidiyorsan git', barınma zorluklarında ise 'Başının çaresine bak' gibi tepkilerle karşılaştıklarını anlatıyorlar. Hepsi kimsesiz hissettiklerini ifade ediyorlar. Bir müdürün görevden alınmasıyla sorun çözülmez. Gerçekten bir ihmaller zinciri var. Bu olay tek bir kişinin üstüne atılamaz. İl, ilçe milli eğitim müdürleri, soruşturmaya bakan müfettişler hepsi soruşturulmalı. Çünkü Koparan'ı uzak bir okula sürenler müdürü yerinde tutmuş. Meslektaşımızı yaşarken yalnız bıraktılar, ölürken de yalnız bırakıldı, yetim bırakıldı.”
@evrenselgzt
Milli Eğitim Bakanlığı’nın liyakatten ve planlamadan uzak, eğitim emekçisinin düzenini ve sorunlarını göz ardı eden Eğitim Kurumları Yönetici Görevlendirme sürecindeki sorunlar büyümeye devam ediyor.
Saha araştırmalarımız ve üyelerimizden gelen yoğun şikayetler göstermektedir ki liyakat, eşitlik ve dinlenme hakkını hiçe sayan bu uygulamalar; eğitim emekçilerini hem mesleki hem de özel hayatlarında tükenmişlik noktasına getirmektedir.
Bakanlık tarafından planlanan Yönetici Yetiştirme Programı, 16 Mayıs – 14 Haziran 2026 tarihleri arasında 64 saatlik yüz yüz eğitim yüküyle tamamen hafta sonlarına sıkıştırılmıştır. Eğitim-İş olarak program başlamadan önce eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamaması, özel hayatın korunması ve anayasal bir hak olan dinlenme hakkının gözetilmesi adına eğitimlerin çevrimiçi/uzaktan modele geçirilmesi talebimizi resmi yazıyla ilettik. Ancak, Bakanlık bu yapıcı ve haklı talebimize kulak tıkamıştır. Sene sonu işlemlerin ve merkezi sınavlarınyapıldığı, yılın en yoğun dönemde haftanın 7 günü mesai yapmaya zorlanan eğitim emekçileri bir kez daha plansızlığın kurbanı edilmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak ve MEB başvurumuzu incelemek için tıklayınız:
https://t.co/bWz79rVCD9
Okul ve kurum yöneticilerimiz, asli görevlerinin yanı sıra yoğun bir şekilde *muhakkiklik* göreviyle yükümlendirilmektedir. Görevle ilgili yasal ve idari düzenleme talebimiz için MEB'e başvuruda bulunduk.
Taleplerimiz nettir:
• Muhakkiklik görevi inceleme aşamasıyla sınırlı tutulmalı, soruşturma süreçleri Eğitim Müfettişlerine devredilmelidir.
• Her muhakkiklik dosyası için *10 saat ek ders ücreti* ödenmelidir.
• Görev, yöneticilerin rızasına bağlı olmalı; gerekli eğitim ve harcırah desteği sağlanmalıdır.
Eğitim yöneticilerimizin üzerindeki idari yükün azaltılması, disiplin süreçlerinin kalitesinin artırılması ve çalışma barışının korunması için taleplerimizin takipçisi olacağız.
Başvuruyu görmek için tıklayınız:
https://t.co/vZ9h5zSIoa
Milli Eğitim Bakanlığı, liyakatten ve planlamadan uzak, “ben yaptım oldu” anlayışıyla, keyfi okul kapatma ve taşıma kararlarına her gün bir yenisini eklemeye devam ediyor. Bu kuralsızlık furyasının şimdilik son kurbanı İzmir’deki öğrencilerimiz ve eğitim emekçilerimiz oldu.
Alınan ani kararla, Foça Recep Kerman Spor Lisesi’nin, tam 61 kilometre uzaklıktaki Karşıyaka Mustafa Kaya Spor Lisesi’ne taşınacağı açıklanmıştır. Bünyesinde 30 öğretmen, 179 öğrencisi bulunan lisenin ani bir kararla, onlarca kilometre uzağa taşınacak olması sonuçları itibariyle kabul edilemez bir durumdur.
MEB’in yarattığı kaos bununla da sınırlı kalmamış; Foça’da boşaltılan okul binasına ise yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Halim Foçalı Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi’nin taşınmasına karar verilmiştir. Bakanlık, yapboz parçaları gibi okulları yerinden oynatarak, mağdur edilecek öğrenci, öğretmen ve veli sayısı en az iki katına çıkarmıştır. Bu durum hem öğrencilerimizin eğitim hakkını gasp etmekte hem de öğretmenlerimizin hayat düzenini altüst etmektedir.
Ayrıca, 25 kilometre öteye taşınan Halim Foçalı MTAL’ın yeni okul binası için halihazırda ihale süreci başlamış ve binanın bir yıl içinde teslim edilmesi planlanmıştır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Ülkemizin içinde bulunduğu yoksulluk koşullarında kira fiyatları, servis ücretleri ve ulaşım maliyetleri ortadayken; öğrencileri ve öğretmenleri onlarca kilometre öteye sürgün etmek hangi pedagojiye, hangi vicdana sığmaktadır? İhale süreci başlamış olan bu yeni binanın akıbeti ne olacaktır? Halkın vergileriyle finanse edilen bu yatırımlar kimlerin keyfi kararlarıyla heba edilmektedir?
Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin hayatı, MEB’in masa başında aldığı keyfi kararlarla oynayacağı bir oyuncak değildir.
Eğitim-İş olarak öğrenciyi ve öğretmenin düzenini altüst eden, kilometrelerce yola mahkûm eden bu karardan derhal dönülmesini talep ediyor, yasal ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımıza kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulu’nda görev yapan 24 yaşındaki gencecik meslektaşımız Irmak Koparan’ın ölüm haberi, tüm eğitim camiasını derinden sarsmıştır.
Gencecik bir öğretmenin hayattan kopuşu; sistematik mobbingin, fiziksel boyutlara ulaşan şiddetin, öğretmenin yıllardır içine itildiği derin psikolojik ve ekonomik bunalımın bir sonucudur. Bu acı kayıp, öğretmeni değersizleştiren ve yalnızlığa mahkûm eden politikaların bir eseri olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugün eğitim emekçileri; giderek ağırlaşan geçim derdiyle ekonomik, okulları sarmalayan şiddet ve can güvenliğini tehdit eden saldırılarla fiziksel, liyakatsiz yönetici kadrolarının baskı ve mobbing uygulamalarıyla da psikolojik şiddet görmekte, her türlü şiddetin kıskacında meslek onurunu korumaya çalışmaktadır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Öğretmenleri yoksulluğa, güvencesizliğe ve ölüme mahkûm eden bu düzenin değişmesi için daha kaç meslektaşımızın hayattan kopması gerekiyor?
24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’a rahmet; ailesine, sevenlerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Henüz ömrünün ve mesleğinin baharında olan Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasadan Atatürk ilke ve devrimleri ifadesinin çıkarılması; hukuki bir “muğlaklık” tartışması değil, doğrudan Cumhuriyetle hesaplaşma girişimidir.
Bu girişimin, Hüda-Par’ın itirazları ve Nurcu çevrelerin yayın organı Yeni Asya’nın “Geri çekin” manşetiyle eşzamanlı biçimde gerçekleşmesi ise tesadüf değil.
Cumhuriyetin kurucu felsefesini hedefe koymak, özgürlük değil; açık bir karşı-devrimci hesaplaşmadır.
Hüda-Par’ın “ifade özgürlüğü” gerekçesiyle yaptığı açıklama, gerçekte Cumhuriyetle olan ideolojik husumetin açık bir itirafıdır.
AKP’nin “muğlaklık” bahanesiyle düzenlemeyi geri çekmesi ise, meselenin hukuki değil tamamen siyasi olduğunu göstermektedir. Muğlak olan Atatürk ilke ve devrimleri değil, iktidarın kendi yönelimleridir. Net olan şudur: Tarikatların, cemaatlerin ve gerici odakların rahatsız olduğu her yerde Cumhuriyet vardır. Ve bu çevreler, Cumhuriyetin adının dahi yasal metinlerde yer almasından açıkça rahatsızdır.
Bu ülkenin basını, “özgürlük” kisvesi altında Cumhuriyet düşmanlığını meşrulaştırma alanı değildir. Devletin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine açıkça karşı duran bir yayın çizgisi, demokratik çoğulculuk değil, anayasal düzene meydan okumadır.
Atatürk ilke ve devrimleri bu ülkenin pazarlık konusu değildir. Cumhuriyet, tarikatların onayına sunulamaz.
Laiklik, “geri çekin” manşetleriyle tasfiye edilemez.
#atatürk #cumhuriyet #Türkiye #laiklik
İş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı, kadınları ve Kürt kimliğini aşağılayan sözde “fıkra”, toplum vicdanında haklı bir öfke yaratmıştır. Kadınların onurunu, kimliğini ve yurttaşlık hakkını hedef alan bu tür ifadeler kabul edilemezdir. Mizah adı altında nefretin, ayrımcılığın ve cinsiyetçiliğin normalleştirilmesine asla izin verilemez.
Ancak altını özellikle çizmek gerek, bu tepki, ikiyüzlü bir siyasal dilin parçası haline de getirilemez. Bugün kadınların yaşam hakkını koruyamayan, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkan, nafaka hakkını tartışmaya açan, kadın cinayetleri karşısında etkili ve caydırıcı politikalar üretmeyen, kız çocuklarını tarikat ve cemaatlerin insafına terk eden bir iktidarın “hassasiyet” söylemi samimi değildir. Kadını aile içine hapseden, emeğini güvencesizleştiren, bedenine ve yaşamına müdahaleyi meşrulaştıran politikaların mimarı olan AKP, bugün kimden gelirse gelsin söze itiraz ederken kendi sicilini de görmek zorundadır.
Eğitim-İş olarak tutumumuz nettir. Kadını hedef alan, yurttaşları kimlikleri üzerinden aşağılayan her sözün ve her politikanın karşısındayız. Ne sermaye gücü ne siyasal iktidar, bu ilkesel duruşumuzu değiştiremez. Kadınların eşit, özgür ve güvenceli bir yaşam sürmediği; tüm yurttaşların eşit kabul edilmediği bir toplumda demokrasi de, adalet de olmaz.
Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde yer alan sınav komisyonlarıyla ilgili belirsizliğin giderilmesi, öğretmenlerin artan sınav yükü, ek ders ve mesai yönünden yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı'na başvuruda bulunduk.
Başvuruyu İncelemek İçin Tıklayınız:
https://t.co/D0x9kJAkIU
Eğitim-iş olarak, mesleğini yaptığı için 75 gündür tutuklu bulunan gazeteci İsmail Arı’nın Ankara Adliyesi’nde görülen duruşmasına katıldık.
Merkez Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve konfederasyonumuzla duruşmada yer alarak emekten, halkın haber alma hakkından ve basın özgürlüğünden taraf olduğumuzu bir kez daha gösterdik.
Gerçekleri yazmanın ve halkın haber alma hakkını savunmanın bedelinin hapis cezalarıyla, tutuklamalarla ödetilmek istendiği bir dönem yaşıyoruz.
Özgür basının susturulmaya çalışıldığı, gerçeklerin sansür mekanizmalarıyla karartıldığı bir düzende adaletten ve demokrasiden söz edilemez. İsmail Arı gibi kalemini satmayan, halkın doğru haber alma hakkını gözeten gazeteciler; basın özgürlüğünün ve demokrasinin teminatıdır.
75 günlük tutukluluğunun ardından tahliye edilen İsmail Arı şahsında tutuklu bulunan tüm gazetecilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyor, özgür ve bağımsız basın mücadelesinde tüm basın emekçilerinin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk ve Konfederasyonumuz Kamu-İş MYK Üyesi Şenol Eyüboğlu’nun katıldığı duruşmada özgürlüğüne kavuşan İsmail Arı’ya geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
#ismailarıyaözgürlük
Fotoğrafları görmek için tıklayınız:
https://t.co/DIK99ode3E
Eğitim-İş olarak Tüzük Komisyonu toplantısını 3 Haziran Çarşamba günü genel merkezimizde gerçekleştirdik.
Sendikamızın tüzüğünde yapmayı planladığımız düzenlemelere ilişkin çalışmalarımızı ortak akıl ve titizlikle sürdürüyoruz.
Toplantıya Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, Genel Merkez Avukatımız Burak Sabuncu, Genel Merkez Ar-Ge Uzmanımız Burcu Doğan, önceki dönem MYK üyemiz Mehmet Altıntop, Konfederasyonumuz Kamu-İş MYK Üyesi Şenol Eyüboğlu, İzmir 4 No’lu Şube Başkanımız Elbey Kale, İzmir 5 No’lu Şube Başkanımız Yusuf Kaya, İzmir 7 No’lu Şube Başkanımız Mustafa Gök, Aydın Şube Başkanımız Şaban Özdemir ve Rize Şube Başkanımız Hamza Kutay katıldı.
Sendikamızın yeni tüzüğü için çalışmalarımıza katkı sunan, omuz veren herkese teşekkür ederiz.
TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2026 yılının mayıs ayı enflasyonu %1,71 oldu. Mayıs enflasyonu ile 2026 yılına ait beş aylık enflasyon %16,61 olurken, enflasyon farkı %5,05 düzeyinde gerçekleşti. Buna göre Temmuz 2026 için 8. Toplu Sözleşmede belirlenen %7 oranındaki zamma, enflasyon farkının eklenmesi ile kamu emekçilerinin gelirlerinde yaşanacak artışın %12,40’ın altında olmayacağı kesinleşti.
Gelir artışının yapılacağı tarih yaklaştıkça TÜİK’in enflasyon oranlarını gerçeğin çok altında açıklaması, emekçiyi düşük gelir artışına mahkûm etme çabasının sonucudur. Toplu sözleşmede halkın satın alma gücünü enflasyona karşı koruması imkânsız olan zam oranlarına atılan imzalar, TÜİK’in enflasyonu gerçek dışı ve oldukça düşük oranlarda açıklamasıyla birleştirildiğinde emekçinin yoksullaşması kaçınılmaz olmaktadır.
TCMB (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası), 2026 yıl sonu enflasyon tahminini %16’dan %24’e çıkarırken, yoksulluk sınırı artarak 113 bin 845 TL’ye ulaşmışken kamu emekçilerinin maaşları her ay enflasyon karşısında önemli tutarlarda erimektedir. Mayıs ayı ile birlikte satın alma gücü Dr. Öğretim Üyesi maaşı için 15.521 TL, Tekniker maaşı için 11.063 TL, Şef maaşı için 10.675 TL, en düşük öğretmen maaşı için 10.470 TL ve hizmetli için maaşı 9.577 TL tutarında düşmüştür. Bu şartlar altında ülkede geçim adeta imkansızlaşırken siyasi iktidar ile TÜİK kararlı biçimde emekçiden sermayedara servet aktarımına devam etmektedir. Kaynakların yetersizliği söylemleri ile emekçinin cebini boşaltıp, sermayedarın kasasını dolduran zihniyet, emekçiyi yoksullaştırma politikaları ile enflasyonun yarattığı gelir dağılımı adaletsizliğine engel olmak yerine ortak olmaktadır.