BİZİM GELECEĞİMİZ YOKSA SANA HUZUR YOK! YUSUF TEKİN İSTİFA!
Yusuf Tekin'i Kadıköy Lisesi ziyareti öncesi "Bizim geleceğimiz yoksa sana huzur yok, Yusuf Tekin istifa!" yazılı pankart asarak protesto eden TİP üyesi iki arkadaşımız, evlerine baskın düzenlenerek gözaltına alındı ve ardından "Yusuf Tekin'i tehdit etme suçundan" tutuklandı!
Saray rejimi ve onun patronlara, tarikatlara hizmet etmeye ant içmiş bakanı Yusuf Tekin, kendisine yönelen hiçbir eleştiriye tahammül edemiyor. Gençleri atölyelerde ve okul sıralarında ölüme sürükleyen, hiçbir sorumluluk üstlenmeyen, eğitimi niteliksizleştiren ve gençlerin eğitim hakkını gasbedenler; hiçbir eleştiriye hedef olmak istemiyor!
Bu tedirginliğin sebebini biz söyleyelim: Fransa'da, Arnavutluk'ta, Hindistan'da milyonlarca genci sokaklara döken ve gençleri iktidarlarından hesap sormaya iten kıvılcımın burada da ateşlenmesinden korkuyorlar! Çünkü biliyorlar ki Türkiye'de de savaşa, patronlara çuval yüküyle bütçe akarken gençler yurt dışındaki sıra arkadaşları gibi yoksulluk ve geleceksizlik içinde yaşıyor!
Bu düzenin sorumlusunun sermaye rejimi ve onun temsilcisi Yusuf Tekin olduğunu biliyoruz! Hiçbir baskı, hiçbir gözaltı, hiçbir tutuklama bizden geleceğimizi ve haklarımızı çalanları gizleyemez!
Arkadaşlarımız Nehir ve Nevin derhal serbest bırakılsın! Patronların ve tarikatların bakanı Yusuf Tekin istifa!
24 Ekim’de Fransa…
Yüz binler mücadeleyi büyütmeye devam ediyor!
Baskılar, yoksulluk, faşizm karşısında insanca bir yaşam için mücadeleyi büyüten Fransa halkının yanındayız!
Yaşasın enternasyonal dayanışmamız!
Şu konuşmada dile getirilen anlayış yaşadığımız coğrafyada yaşanan tüm hak ihlallerinin tüm çözümsüzlüklerin temelinde yatan aklın ürünüdür. Kibirli ama yarı cahil üstencilik.
İki İstanbul var:
Biri tepelerde korunaklı sitelerde yaşayan zenginlerin İstanbul'u...
Diğeri her yağmurda, her depremde hayatı hiçe sayılan gençlerin, emekçilerin İstanbul'u.
BAHADIR ÖZGÜR DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
SANSÜRE, VURGUNA, BASKI VE YAĞMA DÜZENİNE KARŞI MÜCADELEYE!
Geçtiğimiz günlerde fon vurgununa dair haber yapan gazetecileri tutuklayan, T24’ü kapatan, “Ailem Güvende” operasyonlarıyla birçok sosyal medya hesabını kapatarak sansürü büyüten saray rejimi dün Halk Tv’ye kayyım atadı, gazeteci Bahadır Özgür de fon vurgununa dair yazılar ve haberler yazdığı için bugün gözaltına alındı.
Basın ve ifade özgürlüğünü çöpe atan, halkın haber alma hakkını ellinden söküp alan saray rejimi yarattığı sorunlara perde çekip, kimse bilmesin istiyor.
Fon vurgunuyla birikimlerini kaybettirdiği ve faturasını da ödeteceği işçi-emekçi halk bu vurgunu kim yaptı, kime yaradı kimse bilmesin, görmesin istiyor!
Cezasızlık politikalarıyla güvencesiz bir yaşama mahkum ettiği ve ölümlerine sebep olduğu kadınlar bilinmesin, tanınmasın istiyor!
Çürümüş sermaye düzeniyle önünü açtığı ve sürekli yayın yasağı getirdiği okul saldırılarını kimse bilmesin, görmesin istiyor!
Beslenme, barınma gibi en temel hakları için, demokratik hakları için mücadele eden gençlik birbirini görmesin, birleşmesin istiyor!
Patronlar için çocuk işçileri piyasaya sürüyor, ağır şartlarda çalışırken ölen çocukları kimse bilmesin, tanımasın istiyor!
Türkiye’nin dört bir yanında, sömürü düzenine karşı mücadele eden, greve çıkan işçiler birbirini görmesin, birleşmesin istiyor!
Ancak biliyoruz ve yaşıyoruz! Bu sermaye düzeninin bizleri sömürdüğünü, ölüme sürüklediğini biliyoruz! Bu şekilde yaşamak istemiyoruz ve yalnız değiliz! Dayatacağınız hiçbir sansür, hiçbir baskı aygıtı maskenizi gizleyemez, birleşmemizi engelleyemez!
SARAY REJİMİNİN YAYMAYA ÇALIŞTIĞI KARANLIĞI MÜCADELEMİZLE YIRTACAĞIZ!
EŞİT, ÖZGÜR, İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN MÜCADELEYE!
10 Ekim’de kaybettiğimiz yoldaşımız Korkmaz Tedik’in mücadelesini yaşatmak mezarının başındayız. Emek Gençliği MYK Üyemiz İrem Taçyıldız: “Gençliğin geleceğinin savaş politikalarıyla karartıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak bilirsiniz ki sürekli sömürüye, savaşa doğru hareket eden bir trende tarafsız kalınmaz. Bu savaş ve sömürü düzeni devam ettikçe yeni Korkmaz’lar doğmaya devam edecek. Hatta yalnızca doğmakla kalmayacak, bu savaş ve sömürü düzeninin kökünü kazımak için bilimsel sosyalizmin ışığında var gücüyle çalışacak.”
Korkmaz Tedik devrim ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyor!
Katliamların karanlığına teslim olmadık, Saray rejimine de teslim olmayacağız!
10 Ekim Ankara Katliamı’nın üzerinden tam 11 yıl geçti. 10 Ekim 2015’te IŞİD’li canlı bombaların Ankara Garı önünde gerçekleştirdiği katliamda aralarında çok sayıda yoldaşımızın da bulunduğu 103 arkadaşımızı yitirdik; yüzlercesi aynı saldırıda yaralandı.
Ne AKP iktidarının tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybettiği seçimin ardından yaşanan katliam münferitti; ne de barış mitingi için ülkenin dört yanından Ankara’ya gelen on binlerce kişiyi hedef alan canlı bombalar dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun cihatçı çeteleri aklamak üzere sarfettiği gibi ‘birkaç öfkeli genç’ten ibaretti.
10 Ekim, dönemin emniyet ve istihbarat yetkililerinin gelen istihbarat bilgilerini sümenaltı etmesiyle; Suriye’den Ankara’ya adım adım izlenen canlı bombalara yol verilmesiyle gerçekleşti.
Katliam öncesi IŞİD’lilere yol verenler katliamın ardından yargılama sürecine sınırlar çizdi. Aileler ve dosya avukatları başta olmak üzere emek, barış ve demokrasi güçleri olarak 11 yıldır kararlılıkla sürdürdüğümüz adalet mücadelesi sürekli bariyerlerle karşılaştı. Gizlilik kararı, gizlenen deliller, adalet talebini haykıran ailelere dönük gözaltı ve müdahaleler bu bariyerlerin yalnızca birkaçı. Ancak hiçbiri adalet mücadelesindeki kararlılığı kıramadı. Mahkeme salonlarında her ne kazanıldıysa ailelerin, emek ve demokrasi güçlerinin kararlı mücadelesiyle kazanıldı. Bu mücadele dönemin siyasi yetkilileri de dahil tüm sorumlular hesap verene ve katliamın ardındaki karanlık aydınlatılana kadar devam edecek.
10 Ekim Ankara Katliamı yalnızca cumhuriyet döneminin en kanlı katliamlarından biri olarak değil; rejim değişikliğinin de dönüm noktalarından biri olarak eklendi siyasi tarihimize. Katliamdan birkaç ay önce “Verin 400 vekili, bu iş sulh içinde çözülsün” diyerek tehditler savuranların Haziran 2015 seçimlerinde iktidar çoğunluğunu yitirmesi katliamların başlangıç noktası oldu. 10 Ekim’den birkaç gün sonra katliama ilişkin bir televizyon programında dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Anket yaptırdık, oylarımızda yükseliş trendi var” açıklaması dönemin iktidarının katliamlardan nasıl beslendiğinin bir itirafıydı. Bu katliamlar AKP’ye yeniden bir iktidar kazandırmakla da kalmadı; faşist rejim inşasının ilk adımlarından biri olan 2017’deki anayasa değişikliğinin de kapısını araladı. Saray rejiminin katliam yargılamalarında karartmak istediği; katliamın kamu sorumluluğunun yanı sıra bu siyasal atmosferdir.
Temeli; Diyarbakır’da barış isteyen Kürt halkını, Suruç’ta özgürlük isteyen gençleri, Ankara’da emek, barış, demokrasi mitinginde buluşan on binlerce işçi ve emekçiyi hedef alan katliamlarla atılan bu sömürü ve baskı düzeninden halkların payına daha fazla baskı, emekçilerin payına daha fazla yoksulluk düşüyor.
11 yılda yaratılan bu düzen açlık sınırının altında asgari ücret, grev yasakları, sendikal hakların ayaklar altına alınması demektir. 11 yılda yaratılan düzen belediyelerde kayyım, seçmen iradesinin gasbı, sendikacılara, gazetecilere, sanatçılara dönük gözaltı ve tutuklama demektir. Bu düzen MESEM’lerde iş cinayetleri, sokak ortasında alenileşen kadın cinayetleri demektir. Bu düzen Kazdağlarından Akbelen’e, Varto’dan Murgul’a toprağın talanı demektir.
11 yıl önce katliamlarla yaratılan karanlığa teslim olmadık; 11 yılda adım adım inşa edilen Saray düzenine de teslim olmayacağız. Bu düzeni yıkacak olan bu düzenin ezdiği, sömürdüğü işçi ve emekçiler ile halk kesimlerinin ortak ve birleşik mücadelesidir.
103 yoldaşlarımızın mücadele bayrağı emek, barış, demokrasi ve adalet mücadelemizde dalgalanıyor ve dalgalanacak!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
10 EKİM'İ UNUTMA, UNUTTURMA!
10 Ekim 2015'te, iktidarın engellemediği IŞİD saldırısında yitirdiğimiz onlarca yoldaşımızı unutmadık, unutmayacağız.
Onlardan bize miras kalan barış mücadelesini büyütmek, katliamın faillerinden ve sorumlularından hesap sormak için mücadeleye!
Meclis’te 5 siyasi parti grubu fon vurgununun araştırılması için önerge verdi.
AKP’li milletvekilleri ise hemen öncesinde karar yeter sayısı istedi. Sonra da yoklamaya girmediler, kaçıp gittiler. Genel Kurul kapandı.
Fon hırsızlığını konuşturmamak için iktidar milletvekilleri ortadan kayboldu!
Çoğunluğunuza güvenip meclisi kapatıp kaçabilirsiniz de, hırsızlığın bir parçası olduğunuzu bir kere daha ikrar ettiğiniz gerçeğini halktan nasıl kaçırabileceksiniz?
DENİZ GÖKTAŞ'I ALDIK!
Uydurulmuş suçlarla 88 gündür kuyu tipi hapishanede tutulan Deniz Göktaş'ı aldık!
Sanatın baskı ve sansüre uğramadığı; komedyenlerin, gazetecilerin, sendikacıların işlerini yaptıkları için tutuklanmadıkları bir düzen için mücadeleye!
Deniz Göktaş Özgür!
88 gündür tutuklu olan ve bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk duruşmasına çıkan Deniz Göktaş tahliye oldu!
Sanatta sansüre ve baskıya karşı mücadeleyi büyütelim!
Deniz Göktaş’ın savunmasının tam metni
💬"Başıma gelenler işime olan inancımı arttırdı. Özgürlüğüme kavuştuktan sonra daha büyük bir heves ve özgüvenle yapmaya devam edeceğim."
💬"Tek kaygım, bu dava yüzünden sahneye çıkan insanların cesaretinin kırılması, daha fazla otosansüre yönelmeleridir."
💬"Umarım yazan, çizen, üreten herkes bardağın dolu tarafına odaklanır; her cümlemiz sandığımızdan daha büyük bir potansiyel taşıyor."
https://t.co/mMVe037PCo