Matthew McConaughey reveals sleep was a sin in his household
“Hustle, hustle, hustle. Sleep was sin in my household”
“If it was daylight, you couldn't be inside. 30 minutes of TV a night max”
“Mom would always say, ‘Why are you going to watch someone doing something when you can go out in the world and do it yourself? Turn that damn thing off. Get outside’”
“You had to be outside. Like, go get out in the world. Go hustle. Figure it out. Be home at dark. That was just the understood rule”
Rolls-Royce CEO'su Tufan Erginbilgiç, şirket toplantılarını nasıl gerçekleştirdiğini anlattı:
🔹 “Stratejiyi danışmanlarla karanlık bir odada yapmam.”
🔹 “Rolls-Royce dönüşümünde 25-30 atölyeye bizzat katıldım.”
🔹 “Her atölyede 500’den fazla çalışan vardı.”
🔹 “Odaya girince önce hiyerarşi olmadığını söylerim.”
🔹 “Sonra bu sürecin kaotik olacağını anlatırım.”
🔹 “Çünkü çoğu strateji konuşması fikirleri kapatır.”
🔹 “Planlı ve sıkıcı hale gelen strateji işe yaramaz.”
🔹 “Ben fikirlerin açılmasını isterim.”
🔹 “Beklenmedik fikirler de masaya gelebilmeli.”
🔹 “Şirketler sessiz odalarda değil, gerçek tartışmalarla dönüşür.”
Amerika’yı büyüten model, işçinin ürettiği arabayı 4–6 aylık maaşıyla satın alabilmesiydi. Türkiye'de temel ihtiyaçlar hariç tüketim yapabilen 10 milyon insan var, ihracatta Çin ve Hindistan ile rekabet edemeyince mallarını satabilecekleri bir iç pazar olmadığı için batıyorlar.
Il PFFC è tornato a tinte nerazzurre! Un classico senza tempo degli anni '70 rivisitato per i giorni nostri: PINK FLOYD FC INTERNAZIONALE MILANO.
La collezione è disponibile adesso. ⚽🎵
👉 https://t.co/NchWFzVnf7
Il PFFC nell’iconica foto di Kim Gottlieb-Walker #InterXPinkFloyd #PFFC #WYWH50
@pinkfloyd
Türk siyasetinin müstesna ismi, TBMM Başkanlığı ve vekâleten Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş Hüsamettin Cindoruk’un vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim.
Bir ömrü hukuka, Meclis’in itibarına ve demokratik siyaset geleneğine adayan Sayın Cindoruk; makamların ağırlığını, emaneti taşımasını ve zamanı gelince devretmesini bilen bir devlet adamıydı.
Genç yaşta hukukçu olarak başladığı yolculukta, darbe dönemlerinin gölgesine rağmen demokratik meşruiyetten yana duruş sergilemesi, hayatındaki en kıymetli izlerden biri olarak hatırlanacaktır.
Mekanı cennet olsun.
Yazın bir yere,
Erdoğan nereye böyle finansal destek vermişse hemen ardından damat oraya İha satıyor ve TR'nin parası Erdoğan ailesine dönüyor..
Somali,Sudan,Libya vb çok örnek var
- Anne babanın zamanında hem dünya nüfusu en az %30 daha düşüktü, hem de şehirleşme bu kadar yaygınlaşmamıştı. Yani dünya genelinde ev gibi taşınmazlar hususunda özellikle şehirlerde rant daha düşüktü ve bunlar daha ulaşılabilir şeylerdi. Onlar da çabalayarak, dişlerinden tırnaklarından arttırarak bunu yapabiliyorlardı.
- Annen baban dişinden tırnağından da arttırabiliyordu, çünkü hayatları boyunca konforları için her şeye para harcamayı normalleştirmemişlerdi. Mesela "dudak nemlendiricisi" gibi bir şeye para harcama kültürleri yoktu onların. Ki senin tek harcamanın bu olmadığını, dışarıda 200 liraya içtiğin kahveden, iki adım yürümeyeyim diye bindiğin taksiye, inanılmaz kalitesiz küresel franchise'lerden yüzlerce liraya aldığın fastfood'lardan, kişisel bakım adı altında para harcadığın ürünlere, marka takıntısından ötürü aldığın 10 dolara üretilip 1000 dolara satılan konfeksiyon ürünlerinden, platformlardan telekominikasyon teknolojilerine kadar belki onlarcasına kira ödediğin dijital hizmetleri düşünürsen, yani özetle "aman canım onu da mı yapmayayım" lafıyla bu çağın gerçeğiymiş gibi normalleştirerek para harcadığın şeyleri düşünürsen, senin dişinden tırnağından pek bir şey artmaması çok normal. Onlar bunlara para harcamıyorlardı.
- Annen baban zamanında üniversite okumak daha zümresel bir konuydu ve insanlar hayata 25 yaşında atılmıyorlardı. Yani senden çok daha erken yaşta çalışmaya başladılar ve gerçekten çalıştılar. 27-28 yaşında bir yetişkin kreşinde sabahtan akşama kadar mesai öldürüp sonra da akşam "ay ben çalışıyorum" diyerek yukarıda yazdıklarımı yapmayı normalleştirmediler. Çalıştılar, evlerine gelip yemeklerini yapıp yediler ve geleceğe dair planlar yapıp uygulamaya çalıştılar. Bir başka deyişle senden en az 5-6 sene önce yapmaya başlayıp senelerce sakin şekilde bunu yapmaya devam ettikleri için yol aldılar.
- Annen baban her şeyin en iyisinin onlara sunulması gerektiği gibi çocukça şımarık bir inançla doldurulmamıştı ve hayatta bir şeyleri edinmek için çaba göstermek gerektiğini biliyorlardı. Hayatın her seferinde bir adım atarak iyiye gideceğinin şuurundalardı. Mesela yaşıtlarından gözle görülür hiçbir ekstra başarıları olmamasına rağmen neden İstanbul'un merkezinde tek başlarına bir yaşam süremediklerine dair hesap sormak gibi saçma huyları yoktu onların. Metropollerin merkezinde olmayan yerleri aşağılamıyor, güçleri ve imkanları dahilinde ihtiyaçlarına göre bir eve yerleşip orada hayat inşa etmeye çalışıyorlardı. "Önce bunu alırız, 5-6 seneye de bunu yaparız" gibi planlar koyuyor ve bunları gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. Başarı yüzdesi de o yüzden yüksekti tabi.
- Yani anne baban hayatı anormal şekilde idealize edip bu yarattığı hayal dünyasının altında kendilerini ezmiyorlardı aslında, temel fark bu. Kendilerinden kaçarak yaşamayı yaşam gibi görmüyorlardı. Bu yüzden zaten çocuklarını da birer fetiş objesi görmüyorlardı. Mesela her şeye "dönem şartlarında normal bu artık" diye bir normal uydurup mamasından, bezine, pusetinden, elbisesine kadar gerekenin 10 katı harcama yapma planları kurarak kafalarında büyütmüyordu çocuk yapma işini. Veya çocuklarını 1 milyon liraya kreşlere özel okullara yazdırmazlarsa hayatları boyunca eğitimsiz kalacakları gibi saçma korkular da taşımıyorlardı. Önce hayat kuruyor, sonra çocuk yapıyor, sonra da ellerinden geleni yapmaya devam ederek hayatın akışına bırakıyorlardı bir şeyleri. Olduğu kadarıyla da oluyordu.
Z kuşağı olarak kaybettiğiniz şey bu yani. Şartlarınız eskilere oranla belli konularda %20 daha zordur, ama birçok alanda aslında %80 daha kolay. Zaten hayatınız çok kolay olduğu için altında eziliyorsunuz. Bir şeyler o kadar kolay ki, zorluk denen şey katlanılamaz görünüyor gözünüze. Sizin hayatınızdaki toplam yokuşun %90'ı kendinize olduğunuz yokuştan ibaret o yüzden de. Doldurulmuş, aldatılmış, kandırılımış bomboş bir nesil olduğunuz için de bu çukurdan nasıl çıkacağınızı bile bulamıyorsunuz. Eğer bu hayatı değiştirmek istiyorsanız bu hayatı değiştirmeye çalışın, hayat böyle saçmalıkların kabulü üzerine büyümez çünkü.
Yani ya böyle yaşamayı kabul edip ağlamayı kesin, ya da böyle yaşamayı bırakıp ağlayacak şeyleri alt etmeyi öğrenin. "Hem bok gibi yaşayayım, hem de buna ağlayayım" güzel bir yaşam mottosu değil çünkü malum.
This is how they do electric stunning for animals in slaughterhouses, and they die instantly..
There are so many details of human civilization that if we really looked closely at them, we’d be shocked.