@emekpartisi Genel başkanımız @seyitaslan1917 13-14-15 Mart tarihlerinde #Balıkesir ‘de olacak.Karesi,Altıeylül,Ayvalık,Burhaniye’de söyleşilerde bulunacak olan genel başkanımız Altınoluk ‘taki halk buluşmasına doğamıza,suyumuza ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyor
Eskişehir ve Sincan'da LGBTİ mahkumlara yönelik işkence, intihara sürükleme ve insanlık onuruna aykırı muamelelerin takipçisi olacağımızı söylemiştik.
Bugün Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Komisyonunda yaşanan bu korkunç olayları gündem ettik.
Eskişehir H Tipi ve Sincan Kapalı Kadın Cezaevinde yeniden inceleme talep ediyoruz. Sadece bunların değil, LGBTİ koğuşu olan bütün cezaevlerindeki işkence ve kötü muamele iddialarının hemen incelenmesi gerekiyor.
Adalet Bakanı'nın bürokratlarına sorduk, cevap bekliyoruz:
LGBTİ koğuşlarında yaşananlarla ilgili ne yapıyorsunuz?
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi müdürü Candaş Orhan Akdemir’in 10 aylık görev sürecinde 7 intihar vakası yaşandı. LGBTİ mahpus Poyraz’ın intiharı nedeniyle geçirdiği soruşturma cezasızlıkla sonuçlandı. Bilgi edinme başvurularımız sonuçsuz kaldı. Neden? Cezaevi müdürünün nasıl bir dokunulmazlık zırhı var?
Ankara Valiliğinin bu yıl 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek 36. NATO Zirvesi için aldığı eylem ve etkinlik yasağına kararına karşı iptal ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtık.
📌Açıkça hukuka aykırı bu karar hakkında valiliğin karşı savunması alınmaksızın derhal yürütmenin durdurulması kararı verilmeli ve yasal ve anayasal güvence altındaki demokratik hakların gasbı anlamına gelen karar iptal edilmelidir.
📌Türkiye’de darbeler, katliamlar düzenleyen, dünyanın dört bir yanında savaşlar, işgaller başlatan, emekçi halklar için kan ve yoksulluktan başka bir şey ifade etmeyen NATO’ya karşı sesimizi birlikte yükseltelim.
💬Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun aynı dilden konuşuyor
💬Aslolanın halk iradesi olduğu gerçeğinin üstünü örtüp halkın ayağa kalkmasından halkın tepkisini sokakta göstermesinden öcü gibi korktuklarını bir kere daha aynı dilden söylediler bize.
💬Erdoğan zaten aslında parlamenter yöntemlerle gitmeyeceğini ilan etmişti
💬Bu son saray operasyonuyla beraber bunda bir eşik atlama niyeti olduğunu da ortaya koydu
💬Erdoğan, saray iktidarının ayakta durabilmesinin artık başka hiçbir şartı kalmadığını yani halkın kendini özgürce ifade edebilmesi, kendi muhalefetini ifade edebilmesinin bu iktidarın önündeki, sarayın önündeki en büyük engel olduğunu da açıkça itiraf etmiştir
💬Halkın gücüne ve halkın birleşik eylemine dayanarak yol yürüme zorunluluğu sarayın yolları için değil, halkın yollarının taşlarını döşemek için atılması gereken adım
📌Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca TBMM'de yaşananlara ilişkin açıklama yaptı
Genel Başkan Yardımcımız ve Milletvekilimiz Sevda Karaca, Kürt sorununun çözümüne dair Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasaya dair Partimizin görüşünü paylaştı:
📌Her yeni siyasal gelişmenin sürecin uzatılmasına bahane edilmesi, güvensizlik ve belirsizliği derinleştiriyor. Yasaya dair yapılan hazırlıklar daha fazla gecikmeden kamuoyuyla paylaşılmalı ve Meclis gündemine getirilmelidir.
Suriye'de Aleviler katledilirken, kadınlar kaçırılırken, köyler boşaltılırken dünyanın "güçlüleri", Osmanlı heveslileri yine susuyor.
Alevi yerleşimlerine yönelik saldırılar sürüyor. Betül Süleyman Alluş'un nerede olduğu bilinmiyor. Kaçırılan kadınların akıbeti bilinmiyor.
Mezhepçi şiddet, açık nefret ve kadın düşmanlığı el ele ilerliyor.
Ama Suriye üzerine söz söyleyenlerin çoğu, sıra bu insanlık suçlarına, katliamlara gelince gözlerini kapatıyor.
Dün "istikrar" adına diktatörlerle iş tutanlar, bugün "geçiş süreci" adına cihatçı çetelerin işlediği suçlara sessiz kalıyor, hatta göz yumuyor!
Alevi Kurumları, Sosyalist Kurumlar, Suriye İnsan Hakları Topluluğundan İmzacılar ve siyasi parti temsilcileri ile Suriye’de yaşanan Alevi katliamının durdurulması, hükümetin sorumluluk alması için yan yanaydık.
Çağrımız açık:
Kaçırılan kadınlar derhal serbest bırakılmalıdır.
Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik saldırılar durdurulmalıdır.
HTŞ ve ona bağlı grupların işlediği suçlar bağımsız heyetler tarafından araştırılmalı, sorumlular yargılanmalıdır.
Bölgeye ticaret heyetleri, inşaat tekelleri, sanayi odası temsilcileri giderken "güvenlik" sorunundan bahsetmeyenler, katliamın gerçekleştiği bölgeye bağımsız bir heyet ve mecliste oluşturulacak bir inceleme grubunun gitmesi talebine "güvenlik" gerekçesiyle yan çiziyor. İkiyüzlülük!
Suriye halklarının geleceği cihadist silahlı grupların, bölgesel rant güçlerinin ya da emperyalist merkezlerin pazarlık malzemesi değildir.
Katliama sessiz kalanlar da bu karanlığın büyümesinde sorumludur.
Suriye'de Alevilerin yaşam hakkını, kadınların özgürlüğünü ve halkların eşitliğini savunmaya devam edeceğiz.
HALKLARIN KATİLİ, EMPERYALİST SAVAŞ ÖRGÜTÜ NATO’NUN 7-8 TEMMUZ’DA ANKARA’DA DÜZENLEYECEĞİ ZİRVEYE TAM 1 AY KALDI!
1- NATO EMPERYALİST BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜDÜR ÇÜNKÜ…
Yıllar içinde Türkiye-NATO ilişkisi ne gösteriyor?
90'lar ve 2000'ler Öncesi Dönem
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik zorluklar çeken ve Sovyetler Birliği'nin boğazlar ile Kars üzerindeki taleplerinden tehdit algılayan Türkiye, ABD'den askeri ve ekonomik kredi yardımı alabilmek için yüzünü Batı'ya dönmüştür. İlk aşamada Batılı devletler tarafından stratejik konumu "Kuzey Atlantik" misyonuna uygun görülmeyerek NATO'ya kabul edilmeyen Türkiye, 1950 yılında Kore Savaşı'na asker göndererek liyakatini ispatlamış ve 1952'de örgüte tam üye olmuştur.
Soğuk Savaş dönemi boyunca Türkiye, NATO'nun doğuya doğru genişlemesinde bir sıçrama tahtası ve SSCB'ye karşı bir ileri karakol ve askeri üs (İncirlik, Çiğli vb.) işlevi görmüştür. Topraklarına yerleştirilen nükleer başlıklı Jüpiter füzeleri nedeniyle soğuk savaş krizlerinin (örneğin Küba Füze Krizi) doğrudan bir muhatabı ve hedefi haline gelmiştir. Bu dönemde Türkiye, NATO namına Ortadoğu'da ve Balkanlar'da askeri ve siyasi paktlar (Bağdat Paktı, Balkan Paktı) kurmaya çalışmış; ancak bu çabalar komşu ülkelerin Türkiye'ye karşı husumet beslemesine yol açmıştır.
Türkiye'nin kayıtsız şartsız bağlılığına rağmen, 1964 yılında ABD'nin yolladığı Johnson Mektubu ve 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrasındaki silah ambargosu, Türkiye'nin ulusal çıkarları ile NATO'nun önceliklerinin her zaman örtüşmediğini kanıtlamıştır. İç politikada ise NATO-CIA eksenli Gladyo-Kontrgerilla yapılanmaları devreye sokulmuş, anti-komünizm propagandasıyla toplumsal hareketler şiddet, katliamlar ve faili meçhullerle bastırılmıştır.
2000'ler ve Günümüz
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte varoluşsal bir kriz yaşayan NATO, 90'larda yönünü Yugoslavya gibi bölgelerdeki çatışmalara müdahaleye, 11 Eylül saldırıları sonrasında ise "terörizmle mücadele" kılıfı altındaki Ortadoğu işgallerine çevirmiştir. Bu stratejik değişim, 2000'li yıllardan itibaren Türkiye'nin konumunu da baştan aşağı yeniden şekillendirmiştir.
2000'li yılların başından itibaren Türkiye, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanlığını üstlenerek bölgede daha aktif bir figür haline gelmeye çalışmıştır. Dönemin hükümeti, "Stratejik Derinlik" doktriniyle Ortadoğu'da sivil toplum kuruluşları, yardımlar ve diplomatik kanallarla bir "yumuşak güç" oluşturmayı hedeflemiştir. Ancak bu politikalar Arap Baharı süreciyle duvara çarpmıştır; Türkiye başlangıçta karşı çıksa da Libya'nın NATO güçlerince bombalanması sürecine daha sonradan dahil olmak zorunda kalmış ve bölgedeki nüfuz arayışını askeri yöntemlere entegre etmiştir.
Türkiye-NATO ilişkilerindeki en büyük kırılmalardan biri Suriye iç savaşında yaşanmıştır. Türkiye, sınırındaki PYD-YPG güçlerini milli güvenliğine doğrudan bir terör tehdidi olarak tanımlarken, NATO'nun en dominant gücü ABD bu grupları IŞİD'e karşı sahada bir müttefik olarak desteklemiş ve silahlandırmıştır. Türkiye'nin kendi terör tanımını NATO'ya kabul ettirme ısrarı ile ABD'nin Ortadoğu'daki taktiksel adımlarının çelişmesi, ilişkilerde devasa bir güvensizlik yaratmıştır.
Sonrasında Türkiye, NATO içerisindeki sorunlarını aşmak ve bölgesel manevra alanını genişletmek adına, ABD ve Rusya arasındaki rekabet boşluğundan faydalanma yoluna gitmiştir. İran ambargosunu delmek ve Rusya ile yakınlaşmak gibi adımlarla "eksen kayması" tartışmalarına neden olan Türkiye, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini satın almasıyla NATO içinde eşi görülmemiş bir kriz yaratmıştır. ABD bu duruma şantaj ve yaptırımlarla karşılık vermiş, Türkiye'nin parasını ödediği F-16'ların teslimatını engellemiş ve satın alınan S-400'lerin hangarlarda kilitli tutulmasına neden olmuştur.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılma başvurusu, Türkiye için elindeki kozları oynayabileceği bir platforma dönüşmüştür. +
Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca, Ankara Emniyeti'nin hukuksuz adımları ve gençleri korkutarak sindirme çalışmalarıyla alakalı konuşuyor:
"Gençler mimleniyorlar, aileleri aranıyor, gençlere gözdağı veriliyor! Bu tam bir NATO gladyosu yöntemi ve maalesef bu NATO gladyosu yöntemi Ankara Emniyeti eliyle, emniyet müdürlükleri eliyle işletiliyor."
NATO'yu ve emperyalist savaş tekellerini savunmak için imkanlarını seferber edenlere soruyoruz:
"Hangi hakla gençlerin ailelerini arayarak onları korkutmakta, onlara hukuksuz bir biçimde, gayrimeşru bir biçimde tehditler savurmaktadır? Kimdir bu numaranın sahibi?"
0551 354 82 83
İçişleri Bakanı @mustafaciftcitr cevap ver.
"Ankara Emniyetinden arıyoruz" diyerek gençlerin ailelerini taciz eden, korkutmaya çalışan, gözaltı ve tutuklamalarla tehdit eden, tam bir NATO gladyosu gibi hukuksuz, gayrimeşru işler yapan bu telefon numarası kime ait?
Siz kimsiniz!
Biz biliyoruz siz kimsiniz. Saraya da hatırlatıyoruz, gözdağı vermeye yeltendiğiniz gençler kim ve sözleri ne...
Fezlekeler, dokunulmazlık tehditleri, cezaevi sopası… Hepsi halkın seçme ve siyaset yapma hakkına saray operasyonunun parçası.
Seçilmiş milletvekillerine ve siyaset yapma hakkına yönelen her saldırı, doğrudan halkın iradesine yönelmiştir.
Bunu geçmişte kabul etmedik, şimdi de tam karşısındayız!
Saray, Bahçeli, mutlak butlancılar... Aynı yerden, aynı dilden söylüyorlar, halkın ayağa kalkmasından öcü gibi korkuyorlar!
Düzenin bam teli tam da budur!
Vize başvurusu yurttaş için çileye, şirketler için rant kapısına dönüştürüldü!
Emekçiler, öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar, işsiz gençler, ailesini görmek ya da sağlık hizmetine ulaşmak isteyen yurttaşlar aylarca randevu bulamıyor.
Vize randevuları, “premium hizmet”, sigorta dayatması, danışmanlık ücreti, kurye, SMS, form doldurma ve karaborsa randevu ağı üzerinden milyonlarca avroluk bir piyasaya çevriliyor.
@kisadalgamedya'daki yazı dizisinde Gazeteci @canancoskun'un “Vize İmparatorluğu” araştırmasında ortaya koyduğu rant ilişkilerini iki önergeyle Meclis'e taşıdık.
Ticaret Bakanı @omerbolatTR'a sorduk:
Yurttaşlardan “hizmet bedeli”, “sigorta”, “premium paket”, “kurye”, “SMS”, “fotokopi”, “form doldurma” adı altında alınan ücretler için bugüne kadar kaç denetim yaptınız?
VFS, Gateway ve vize danışmanlık şirketleri hakkında son beş yılda kaç şikâyet geldi? Bu şikâyetlerin kaçı randevu karaborsası, ek ücret, iade, sigorta dayatması, yanıltıcı reklam ve kişisel veri ihlali iddialarına ilişkindir?
Dışişleri Bakanı @HakanFidan'a sorduk: 2019 yönetmeliğiyle vize aracılık şirketlerini belirleme yetkisi hangi şirketler lehine kullanıldı?
VFS/Gateway ilişkisi Bakanlığın bilgisi ve onayı dahilinde midir?
Yurttaşların pasaportları, banka dökümleri, maaş bordroları, aile bilgileri ve biyometrik verileri özel şirketlere teslim edilirken hangi denetimleri yaptınız?
Mevlüt Çavuşoğlu döneminde Gateway, VFS veya bağlantılı şirketlere herhangi bir yetki, kolaylık, onay ya da imtiyaz sağlandı mı?
“Vize İmparatorluğu” araştırması neden “milli güvenlik” gerekçesiyle erişime engellendi? Milli güvenlik yurttaşın hakkını, kişisel verisini ve eşit hizmete erişimini korumak mıdır; yoksa şirketlerin kârını, tekellerin imtiyazını ve siyaset-sermaye ilişkilerini perdelemek midir?
Kapitalist talan ve yıkıma karşı yaşamı savunmak için bir gün değil her gün mücadele!
5 Haziran “Dünya Çevre Günü” olarak kabul ediliyor. Doğanın talanı ve yıkımında inkâr edilemez ve geri dönülmez zararlarının ortaya çıkmış olması 50 yıl önce BM’yi böyle bir karar almak zorunda bıraktı. Ne yazık ki dünya, bu kararı alan ülkelerdeki sermaye iktidarları tarafından daha büyük bir ekolojik yıkıma sürüklenmeye devam ediyor.
“Hava kirliliği ile mücadele” ya da “biyoçeşitlilik” gibi her yıl bir temanın belirlendiği Dünya Çevre Günü için bu yılın teması “sıfır atık” olarak belirlendi.
Kapitalist dünyanın bütün burjuva hükümetleri doğayı, tarım ve yaşam alanlarını sermayeye birikim sağlayacak bir metaya dönüştürmektedir. Bir yandan enerji, sanayi, maden ve turizm alanında uyguladıkları politikalarla talan ve tahribatı artırırken diğer yandan da sebep oldukları ekolojik yıkımı perdelemek üzere de kimi zaman “hava kirliliği ile mücadele”, “biyoçeşitliliğin korunması” ya da bu yılki gibi “sıfır atık” gibi başlıklar belirlemektedirler.
“Sıfır atık” diyerek atık ve çöple mücadele ediyormuş görünen AKP iktidarı çöp ithalatıyla ülkeyi Avrupa'nın çöplüğü haline getirmiştir. Enerji ve maden şirketlerinin lehine çıkarılan yasalar, yönetmelikler sürekli güncellenerek şirketlerin önündeki engeller kaldırılarak ülkenin her yerinde yaratılan ekolojik yıkım başta tarım ve ormanlık alanlar olmak üzere her yanımızı enkaza dönüştürmektedir. Nükleer santrallerden termik santrallere, HES’lerden RES ve GES’lere, deniz dolgularından dere yataklarının daraltılmasına tüm maden ve enerji projeleri tarım ve orman arazilerini yok ederken, üretimin daha çok kar hırsıyla yapılması iklim değişikliğini de büyütmektedir. Kapitalist üretim ve talan devam ettiği sürece, iklim değişikliği krizinin ağır sonuçları da artarak devam edecektir.
Türkiye, “çevre performans indeksinde (EPI)” 180 ülke arasında 108. sırada yer alarak gerçek durumunu ortaya koymaktadır. Hal böyleyken, Gezi eylemlerine katılanlar başta olmak üzere toprağına, suyuna, ormanına ve geleceğine sahip çıkan halk kesimlerine “sürtük” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarının, kimlerin iktidarı olduğu da gün gibi açıktır.
Erdoğan iktidarı çılgın projeler adı altında, ülke yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalama pahasına ekolojik yıkımı katbekat artıran enerji, sanayi ve maden şirketleri için “gölgesini satamadığı ağacı kesen” iktidardır.
Dünya, kapitalistler eliyle bir ekolojik yıkım yaşıyor. Bir yandan kapitalist talan ve tahribat diğer yanda savaşlar bu yıkımı her gün daha da büyütmektedir. Kapitalist emperyalizm, başta Suriye olmak üzere Rusya-Ukrayna ve pek çok yerde sebep olduğu çatışma ve savaşlarla sadece insani değil aynı zamanda ekolojik bir yıkımı da beraberinde getirmektedir. Devam eden savaşlarda uçan her savaş uçağı, yürüyen her zırhlı araç, attıkları her bomba ve roketle yaratılan yıkımın sonucu daha çok petrol, daha çok enerji, daha çok maden, daha çok beton demektir.
Yıkılan yerleşim alanları, kirletilen su ve hava, tahrip edilen tarım alanlarını beraberinde getiren bu yıkımın sonuçlarını da en ağır şekilde işçiler, emekçiler ve yoksul halk kitleleri yaşamaktadır.
O nedenle; kapitalizmden ve onu yaşatmak için her şeyi yapan burjuva devlet ve hükümetlerden kurtulmadan talanın, sebep olduğu ekolojik yıkım durdurulamaz. Varlığını doğanın yağmalanması ve insanın sömürülmesi üzerine kuran bu sistemin ve savunucularının izlediği politikaların değişmesi için mücadele acil ve ertelenemez bir görevdir.
Yaşanılabilir bir dünya özlemini duyan gençler başta olmak üzere işçileri, emekçileri ve üretici köylüleri 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde yaratılan ekolojik yıkıma karşı yaşamı savunmaya ve bu yıkımın sorumlularından kurtulmak için bir gün değil, her gün mücadeleye çağırıyoruz.
Sedat Başkavak Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
Eskişehir Hapishanesi'nde LGBTİ mahpuslara yönelik işkence, kötü muamele ve intihara sürükleme iddialarını gündeme taşımamızın ardından ses yükselten, eylem yapan ve sürecin takipçisi olacağını açıklayan Eskişehir Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na teşekkür ediyoruz.
Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri, işkence ve nefret suçları karanlıkta kaldıkça failler cesaret buluyor. Bu dayanışma yalnızca destek değil, aynı zamanda yaşamı savunmanın da bir parçası.
"Ölmek istemiyoruz" diyerek seslerini dışarı ulaştırmaya çalışan mahpusların çağrısı duyulana, sorumlular açığa çıkarılana, etkin soruşturma yürütülene ve mahpusların can güvenliği sağlanana kadar bu dosyanın peşini bırakmayacağız.
Hiç kimse kimliği, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi nedeniyle işkenceye maruz bırakılamaz. Hiç kimse bir hapishanede ölüme terk edilemez.
Birlikte mücadele edecek, birlikte takipçisi olacağız.
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Çorum'da düzenlenen Uluslararası Alevilik Çalıştayı ve Rıza Şehri Alevi Canlar Buluşması etkinliğine katıldı.
📌İktidar milyonlarca işçi ve emekçiden, Kürt halkından, Alevilerden rıza alamıyor. Her geçen gün daha fazla baskıya başvurması bundandır.
📌Saray rejimi özgür, eşit, demokratik bir ortamda yaşamak isteyenlere düşman. Bu Saray düzenini bütün kurumlarıyla ortadan kaldırmadan eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış gelmeyecektir.
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Balıkesir Edremit'te düzenlenen Evrensel Gazetesi ile dayanışma pikniğine katıldı.
📌Mutlak butlan ne İmamoğlu'nun meselesidir ne CHP'nin. Bu mesele milyonlarca işçi ve emekçinin sorununa dönüşmüştür.
📌Muhalefete dönük operasyonları sadece Erdoğan ile açıklarsak yanılırız. Bu operasyonların ve Erdoğan'nın arkasında çeşitli kesimleriyle Türkiye burjuvazisi var. Bu sömürü düzeni bozulmasın istiyorlar.
📌Mücadele olmadan sadece müzakereyle kazanım mümkün değil.
📌Esas olan işçi, emekçilerin, Kürt halkının, kadınların ve gençlerin, üretici köylülerin temel talepleri için birleşik mücadelenin örgütlenmesidir.
Birileri yazılı sınavda başarıyor, başkaları kapalı kapılar ardında yapılan mülakatlarla “kazandırılıyor”!
İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarına ilişkin ortaya çıkan tabloyu @Yusuf__Tekin'e sorduk.
Yazılı sınavlarda alın teriyle yüksek başarı gösteren kamu emekçileri, mülakat adı altında yürütülen süreçlerle eleniyor.
İktidar yıllardır seçim meydanlarında mülakatları kaldırma sözü verdi.
Gelinen noktada mülakatlar kaldırılmadığı gibi, kamu kurumlarında siyasi kadrolaşmanın ve kayırmacılığın kaldıracı oldu!
Üniversiteler iktidarın kadrolaşma alanı değil, emeğin ve bilimsel özerkliğin esas olduğu kurumlar olmak zorundadır.
Yazılı sınavda başarı sıralaması birinci ve ikinci olan adaylar atanmaya hak kazanamazken, listenin sonunda yer alan sekizinci ve dokuzuncu sıradaki adayların yüksek mülakat puanlarıyla atanmasını açıklayın!!! @Yusuf__Tekin
Madencinin başlattığı mücadele yürüyüşünde aynı yoldayız. Bu sesi sermayeye ve onun iktidarına ezberletene kadar adımlarımız madencilerle birlikte!
#MadencilerAyakta
Başak Gürkan kızının gözlerinin önünde katledildiğinde adalet sözü vermiştik.
Bugün ilk duruşma için Ankara adliyesindeyiz.
Başak'ı korumayanlar, adalet sözünü tutan kadınlara barikat kurdu, duruşma salona almadı.
Ama biz bir şeyi çok iyi biliyoruz: Kadınların hayatta kaldığı, hayata tutunduğu, ayakta durduğu tek yer mücadeledir!
Mücadele varsa adalet de vardır.
Adaleti alıp Başak’a ve katledilen bütün kadınlara karşı sözümüzü tutacağız.