TOHUM SAÇTIĞINIZ TOPRAKLARDA SOSYALİZMİ KURACAĞIZ!
Filistin ve Vietnam başta olmak üzere “savaşa hayır” demiş, anti-emperyalist bir mücadele sürdürmüş Kadir’i, Alpaslan’ı, Sinan’ı bugünkü emperyalist savaşların, sömürünün kuşatmasına karşı anıyoruz.
Onların mücadelesinin deneyimiyle; emperyalist-siyonist saldırganlığı durduralım, geleceğimiz için mücadeleye!
📍 Karacaahmet Mezarlığı
🗓️ 31 Mayıs Pazar
⏰ 15.00
İstanbul'un 3 bölgesinde mutlak butlan kararına, faşizmin inşasına karşı meydanlardayız!
Saray rejiminin saldırılarını püskürtecek tek güç işçi ve emekçilerin örgütlü mücadelesidir!
Tüm işçi ve emekçileri bu mücadeleyi büyütmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz!
Saray rejiminin mutlak butlan kararına, faşizmin inşasına karşı binlerce yurttaşla Kadıköy Mehmet Ayvalıtaş Parkı’ndayız!
Ancak yetmez.
On binlerce, yüz binlerce, milyonlarca emekçiyle yürümek durumundayız.
Bütün fabrikalar, okullar, hastaneler, iş yerleri, üniversiteler, emekçi mahalleleri...
Her yer saray rejimine karşı iş, ekmek ve özgürlük mücadelesinin direniş alanları olmalıdır. Genel eylem alanları olmalıdır.
İşte o zaman saray rejimini çökertebiliriz…Biz kazanabiliriz, biz kazanacağız.
Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Tekirdağ’da düzenlenen mutlak butlan protestosuna katıldı.
📌 Sarayın yargısı ile kol kola giren mutlak butlancılar kaybedecek.
📌 Bu mücadele milyonlarca asgari ücretliyi açlık sınırının altında bırakanlarla açlık sınırının altında yaşayanlar arasındaki bir mücadeledir.
📌 Bu mücadele üreticilerin ürünlerini tarlada çürütüp üreticiyi beş parasız bırakanlarla ürünlerini gerçek değerinde satmak isteyenlerin mücadelesidir.
📌 Bu mücadele demokrasi, özgürlük isteyen, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkanlarla tek adam arasındaki mücadeledir.
📌 Biz ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayanların tarafındayız.
Sermaye iktidarı, kendisine karşı yükselen her sesi polis şiddetiyle, gözaltılarla, baskılarla sindirmeye çalışıyor
Bilgi Üniversitesinde eğitim hakkına sahip çıkan öğrencileri şiddetle gözaltına aldıran iktidar, CHP Genel Merkezine de yine polis şiddetiyle girmeye çalışıyor.
Faşizmin inşasına karşı kampüslerimizde, mahallelerimizde, atölyelerimizde mücadeleyi büyütelim! İktidarın halkı hedef alan şiddetine ve temel hak ve özgürlüklerimize saldırılarına karşı birleşelim!
SARAY OPERASYONUNA SESSİZ KALINAMAZ!
Saray rejiminin talimatıyla polis CHP Genel Merkezine ve Bilgi Üniversitesi’ne aynı anda gaz bombaları ile girdi.
Bu ülkenin işçi ve emekçileri, sermaye iktidarının en küçük demokratik hakları bile ayaklar altına alma tutumuna teslim olmayacak!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!
SARAY OPERASYONUNA SESSİZ KALINAMAZ!
Saray rejiminin yargı eliyle belediyeleri, sendikaları, siyasi partileri hizaya getirerek majestelerinin çizdiği sınırlarda siyaset yapma operasyonunun son halkası, CHP’ye mutlak butlan elbisesi giydirilmiş kayyım yönetimidir.
Atanan kayyım bununla da yetinmemiş, CHP merkezinin zorla boşaltılması için devlet zoruna başvurmuş, provokatif girişimler üst üste gelmiştir. Bu tutumu kınıyoruz.
Önce, Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak yerel mahkeme kararıyla bir partinin genel merkezine ‘kayyım atama’ operasyonu gerçekleştirip, sonra da “Bakın işte birbirlerine girdiler. Bunlar ülkeyi nasıl yönetecek?” diyenlere verilecek doğru yanıt, halkın seçme ve seçilme hakkının hukuksuzca gasbedilmesine karşı ses yükseltmek olmadır.
Bugün devlet zoruyla CHP delegelerinin iradesini yok sayanlara karşı konulmazsa yarın iktidar, pervasızlığına boyun eğildiğini düşünerek seçme ve seçilme hakkına saldırıda daha da sınır tanımaz hale gelecektir. Bu ülkenin işçi ve emekçileri, sermaye iktidarının en küçük demokratik hakları bile ayaklar altına alma tutumuna teslim olmayacaktır!
Kurtuluş yok tek başına,
ya hep beraber, ya hiçbirimiz!
Soma Katliamı’ndan bu yana 78 Soma daha yaşandı!
Mezbaha düzenine karşı mücadelelerimizi birleştirelim.
301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nın üzerinden 12 yıl geçti. Bu 12 yılda bir yandan işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle işçi katliamlarına yenileri eklendi; öte yandan işçi katliamlarına karşı verilen mücadelelere tanıklık ettik. Soma Katliamı, iktidar ve patron çevrelerinde kaza, facia benzeri ifadelerle anılarak suçu işleyenlerden soyutlanmak istendi. Ancak bu katliam da diğer iş cinayetleri gibi tedbirsizlik, denetimsizlik ve cezasızlık üçgeninde işlenmiş bir katliam olarak tarihe geçti.
Soma’da üretim baskısını belirleyen rödovans sistemi, “hadi hadi” düzeniyle dayatılan aşırı üretim ve maliyet düşürme politikaları madencilerin yaşamını hiçe saydı. Madendeki tüm riskler, göz göre gelen katliamı haber veren uyarılar, teknik raporlar ve denetimlerde ortaya çıkan eksikler ya görmezden gelindi ya da hasıraltı edildi. Devletin asli görevi olan etkin denetim mekanizması işletilmedi; şirketlerin kâr hırsı, işçilerin yaşam hakkının önüne geçirildi.
2000’li yılların başından itibaren ülke genelindeki madenlerde rödovans ve benzeri yöntemler ile özelleştirme hız kazandı, özel madenlerde üretimi artırmak için tedbirler göz ardı edildi. Kısa zamanda en fazla cevheri çıkarmaya odaklanan madencilik anlayışının toplu katliamların artmasına neden oldu.
Soma Katliamı davası sürecinde ise patronlara ve sorumlu kamu görevlilerine ödül gibi cezalara verilirken, süreç hafızalara madenci yakınlarının Yusuf Yerkel gibi bürokratlarca tekmelendiği görüntülerle kazındı. Dava süreçlerinde mahkeme ve yargıtay heyetlerinde değişiklik yapıldığına tanık olduk. Bu değişiklikler hükümet ve patronların istediği sonuçları beraberinde getirdi.
301 işçinin ölümünden sorumlu patron Alp Gürkan yargılanmazken, Cem Gürkan hayatını kaybeden her işçi başına yalnızca 8 gün cezaevinde kaldı. Kamu görevlilerinin önemli bölümü beraat etti; hüküm giyenlere ise aylarla ifade edilen sembolik cezalar verildi. Bu cezasızlık tablosu Türkiye’de işçi ölümlerinin neden durmadığını da açıklıyor. Patronlar ve kamu görevlileri korunuyor, işçiler ölmeye devam ediyor.
Bu katliam düzeni Soma ile sınırlı değil. Kozlu, Şirvan, Amasra, Ermenek, İliç gibi çok sayıda madende katliamlar yaşandı. İSİG Meclisi verilerine göre 2013-2025 yılları arasında maden işkolunda en az 1267 işçi hayatını kaybetti. Bu katliam davalarında da kamu görevlilerinin ve patronların korunduğunu görmekteyiz.
Bu katliam düzeni sadece madenlerde değil; diğer tüm iş kollarında da on binlerce işçinin ölümüne sebep oldu. AKP’nin iktidarda olduğu yıllarda en az 38 bin işçi çalışırken hayatını kaybetti. Soma Katliamı’nın yaşandığı Mayıs 2014’ten bu yana hayatını kaybeden işçi sayısı ise 23 bin 813. Bir diğer ifadeyle Soma Katliamı’ndan bu yana süren iş cinayetleri düzeni nedeniyle yaklaşık 78 Soma Katliamı daha yaşandı.
Öte yandan işçi ölümlerine karşı tedbir almayan devletin; konu işçilerin hak arama mücadelesi olunca en sert tedbirlere başvurduğuna tanık oluyoruz. Doruk Madencilik işçilerinin ücret ve tazminat alacakları için yaptıkları eylemlerde bunun en çıplak halini gördük. Yaşananlar devletin işçilerin ölmemesi için değil isyan etmemesi için tedbir aldığını gösterdi.
Soma’nın failleri bugün hayatlarına olağan biçimde devam ederken, Soma ailelerinin yanında duran avukatlar Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı hapiste tutuluyor. Fabrikalardaki insanlık dışı üretim koşullarını dile getiren, iş cinayetlerinin politik sorumluluğunu teşhir eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanması da bu ülkede işçilerin değil patronların korunduğunun son göstergesi oldu.
Yıl dönümü vesilesiyle Soma başta olmak üzere iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçileri saygıyla anıyoruz. Daha fazla kâr elde etmek için mezbaha düzeninde çalışma dayatan patronlara, bu koşulları denetlemeyen siyasi sorumlulara ve iş cinayetlerinin faillerini koruyan yargı düzenine karşı insanca yaşam ve çalışma koşulları için tüm işçi ve emekçileri birleşmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.
Ölenler için yas, kalanlar için mücadele!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
Emperyalist-faşist saldırganlığı durduralım!
Bundan tam 81 yıl önce Sovyet ordusu Berlin’e girerek Hitler faşizmini ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Sovyet askerleri Meliton Kantaria ve Mihail Yegorov tarafından Berlin'deki Reichstag binasına dikilen kızıl Sovyet bayrağı faşizmin yenilgisinin önemli bir sembolü haline gelmişti. O günden beri 8 Mayıs dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar tarafından “Faşizme Karşı Zafer Günü” olarak kutlanıyor.
Hitler faşizminin yenilgisinden sonra faşizme direnen Doğu Avrupa’da halk demokrasileri kuruldu; Asya’dan, Latin Amerika’ya kadar dünyanın birçok bölgesinde ulusal kurtuluş mücadeleleri zaferle sonuçlandı. Bu nedenle Kızıl Ordu’nun faşizm karşısında elde ettiği zafer yalnızca Sovyet halkları için değil dünyanın dört bir yanındaki diğer halklar için de önem taşımaktadır.
81 yıl önce olduğu gibi dünya halkları 8 Mayıs’ı bu yıl da; emperyalist çekişmelerin sonucu başlatılan savaşlar ve ABD’den Ortadoğu’ya kadar dünyanın dört bir yanında faşist uygulamaların arttığı, bazı ülkelerde faşizmin inşasının hız kazandığı bir tablo ile karşılamaktadır.
Rusya-Ukrayna arasında yılları bulan savaş devam ederken; emperyalist ABD ve Siyonist İsrail ittifakı İran’ı hedef almıştır. İsrail ise Gazze’de soykırıma varan saldırılarını Lübnan’a genişletmiştir. Bunun ötesinde ABD emperyalizmi Latin Amerika’dan Avrupa’ya dünyanın dört bir yanına tehditler savurmaya devam etmekte; gümrük tarifeleri ile emperyalist bloklar arasındaki gerilimleri tırmandıracak politikaları sürdürmektedir. Bu politikalara karşı ABD’de yaklaşık 9 milyon kişinin katıldığı eylemler başta olmak üzere; Avrupa ve dünyanın diğer pek çok yerinde de savaşa karşı kitlesel tepkiler görülmektedir.
Emperyalistler arası artan gerilim dünyanın tümünde silaha sarılma refleksini geliştirmiş; yoksul emekçi halkların ihtiyaçları için kullanılmayan kaynaklar, silah tekellerinin kasalarına akmaya devam etmiştir. Silahlanma yarışının vardığı boyut mevcut savaş ve çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılma riskini de her gün artırmaktadır.
ABD emperyalizminin işbirlikçisi konumundaki Saray rejimi, bir yandan emperyalistler arası rekabetten pay kapmaya çalışırken bir yandan uyguladığı politikalarla ülkenin emperyalizme bağımlılığını derinleştirmektedir. Düne kadar “Eyy Amerika…” nidaları ile sahte antiemperyalist tutum sergileyen Saray rejimi, on binlerce insanın canını alan savaşların baş aktörü ABD emperyalizmine dair tek bir cümle kurmaktan imtina etmektedir.
Süper işgal yasasından emeğin ucuzlatılmasına, tekellere dönük teşvik paketlerinden sosyal yardımların kısılmasına kadar hayata geçirilen ekonomi politikalarıyla ülkenin yeraltı ve beşeri kaynakları emperyalist tekellerin hizmetine sunulurken bağımlılık ilişkilerinin sonucu emekçilerin sırtındaki kambur her gün büyümekte ve işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşmaktadır. Bu politikalara karşı çıkanlar ise devletin zor aygıtları ile susturulmak ve sindirilmek istenmektedir. Bu açıdan Saray rejiminin son yıllarda hız verdiği faşizmin inşası yönündeki adımlar ve emperyalizme bağımlılığı artıran politik yönelim arasında dolaysız bir bağ bulunmaktadır.
8 Mayıs bugün yalnızca “Faşizme Karşı Zafer Günü” değil; sürdürülen emperyalist savaşlara ve emperyalizmin işbirlikçilerinin faşist uygulamalarına karşı da mücadele günüdür. Bu yıl Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin 1 Mayıs ve 6 Mayıs’ta alanlara taşıdığı mücadele bu açılardan önem taşımaktadır ancak mücadele bu tarihlerle sınırlandırılmamalıdır.
Emperyalistlerin savaş örgütü NATO’nun bu yıl 7-8 Temmuz tarihlerinde yapmayı planladığı ve yeni savaşların, işgallerin, katliamların planlanacağı zirveye karşı sürdürülecek mücadele 1 Mayıs ve 6 Mayıs’ın devamı olarak görülmelidir. Emperyalist savaş ve yağmaların durdurulması, ülkemizdeki yabancı askeri üslerinin kapatılması, NATO’nun dağıtılması için mücadeleyi güçlendirelim.
ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail saldırganlığını durdurmak; Türkiyeli emekçileri yoksullaştırırken yerli ve yabancı tekellerin servetlerini büyüten emperyalizm işbirlikçisi Saray düzenini alaşağı etmek için birleşmekten ve mücadele etmekten başka bir yol bulunmamaktadır.
Yaşasın 8 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü! Kahrolsun emperyalizm ve faşizm!
Emek Partisi Genel Merkezi
Emperyalistler ve işbirlikçileri yenilecek, işçi sınıfı ve halklar kazanacak!
Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadele eden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın katledilişlerinin üzerinden 54 yıl geçti. Dönemin halk hareketini durdurma hayalleri kuran egemenlerin planlarına karşın; Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in isimleri, miras bıraktıkları eşit ve özgür bir dünya mücadelesi işçi ve emekçilerin, gençliğin saflarında büyümeye devam ediyor.
Aradan geçen 54 yıla karşın bugün de işçi ve emekçilerin, gençlik kesimlerinin içinde bulunduğu koşullar benzerlikler taşımaktadır. Sermayedarların çıkarları doğrultusunda hareket eden Saray rejimi işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını ağırlaştırıp yoksulluğu büyütürken, genç kuşakların payına da bunu aratmayacak bir tablo düşüyor.
MESEM projesiyle sömürü daha öğrenci sıralarında başlayıp her sene onlarcasının torna tezgahlarında öldüğü çocuk işçilik yaygınlaştırılıyor, gençler geleceksizliğe mahkum ediliyor. Okul ve kampüslerde ise cemaat ve tarikatların önünü açan Saray rejimi, bilimsel eğitimi reddederek müfredatı gericileştiriyor; atanmış rektörlerle üniversiteleri şirketlerin ihtiyaçlarını karşılayacak alanlara dönüştürüyor.
Faşist bir rejimin inşası için seferber olmuş saray rejimi de işçi ve emekçilerin ve gençliğinin mücadelesini baskı ve yasaklarla boğmaya çalışıyor. Ancak emekçi sınıfların memleketi esir alan bu iktidar düzenine “artık yeter” diyen itirazı da büyüyor.
Amerikan emperyalizmi büyüyen ekonomik sorunları kâr ve paylaşım kavgasıyla, silahlanma yarışıyla, işgal ve savaş politikalarıyla aşmaya çalışıyor. İran, Filistin, Suriye, Ukrayna başta olmak üzere dünya halklarının payına savaş, yıkım ve sefalet düşüyor. Saray rejimi ise Amerikan emperyalizmi ve NATO’yla bağlarını güçlendirerek dünyanın dört bir yanında dökülen kanın suç ortağı haline gelmektedir. “Emperyalizme parmak sallayan” Saray rejimi, uluslararası tekellerin talepleri doğrultusunda ülkeyi ucuz işgücü cennetine çevirmekten de geri durmamakta ve hatta yeni teşvik paketleri ve vergi indirimleri ile ülkeyi emperyalistler için dikensiz gül bahçesine çevirmektedir.
NATO Zirvesi’nin bu yıl Türkiye’de yapılacak olması da bu tablonun içinde daha fazla anlam kazanmaktadır. Bu koşullar karşısında “ABD-NATO üsleri kapatılsın, NATO dağıtılsın” talepleri etrafında bir araya gelme ihtiyacı günden güne artmaktadır.
Bölgede gerilim arttıkça içeride Saray rejimi bir yanda baskı politikalarının dozunu arttırarak muhalefeti zapturapt altına almaya çalışırken öte yandan “iç cephe” ve “Terörsüz Türkiye” propagandası ile muhalefeti bölmek ve faşist rejimin inşasını hızlandırmak istemektedir.
Bu koşullarda 6 Mayıs, işçiler, emekçiler ve gençler için mücadele kararlılığının yenilendiği, NATO zirvesi karşısında birliğimizi büyütecek günlerin başında gelmektedir. Bu vesileyle işçi ve emekçileri, genç kuşakları savaşlara, NATO zirvesine, yoksulluğa, baskıya karşı eşit ve özgür bir dünyanın inşası için adımlarını büyütmek üzere 6 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz!
Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in şahsında ’68’in mücadele mirası, Türkiye halklarına 54 yıldır ilham olan kararlılıkları mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor.
Emperyalistler ve işbirlikçileri yenilecek, işçi sınıfı ve halklar kazanacak!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
Ülkenin dört bir yanında; fabrikalardan emekçi semtlerine kadar işçi ve emekçilerinin talepleri mücadeleyi büyütme çağrısı ile 1 Mayıs alanlarındaydı!
📍Aydınlı mahallesi
Savaşa, sömürüye, yoksulluğa ve iş cinayetlerine karşı yürüyoruz.
Kapitalist sömürüye, emperyalist savaşlara ve her türlü baskılara karşı Kadıköy meydanından sesleniyoruz.
Ekmek, barış, özgürlük!
47 gündür tutuklu bulunan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in cezaevinden yolladığı mesajı İstanbul İl Başkanımız Sema Barbaros 1 Mayıs alanında okuyor.
Mehmet Türkmen’e Özgürlük!