“Kürdüm” demekten çekinen insanların olduğu bir ülkede, Kürt nüfusunu yalnızca kendisini açıkça ifade edenlerin sayısıyla ölçmek yanıltıcıdır.
Yıllarca “Kürt kökenliyim”, “Kürt asıllıyım”, “Ailemde Kürt var”, “Kürt olduğum söyleniyor ama Kürt değilim” gibi cümleleri duyduk. Bu ifadelerin her biri aslında bir toplumsal baskının, bir mesafenin ve bazen de bir korkunun izlerini taşır.
Hayatım boyunca kimliğimi saklama ihtiyacı duymadım. Bana sorulduğunda her zaman Kürt olduğumu söyledim ve dünya da beni böyle tanıdı.
Ne var ki bu coğrafyada uzun yıllar boyunca birçok insan kimliğini doğrudan ifade etmek yerine “kökenli”, “asıllı” ya da benzeri dolaylı tanımlara sığınmak zorunda kaldı. Bunun nedeni çoğu zaman kimliğinden utanmak değil; egemen olana daha yakın görünme arzusu, dışlanma korkusu ya da sahip olduğu konumu kaybetme endişesiydi.
Bir insanın kimliğini dolaylı cümlelerle anlatmak zorunda kalması, o toplumun hâlâ tam anlamıyla eşit ve özgür olmadığını gösterir.
Kürtler bu coğrafyanın en eski halklarından biridir. Diliyle, kültürüyle, hafızasıyla ve emeğiyle bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimliği yok saymak, onu aşağılamak, mizahın malzemesi yapmak ya da sürekli savunmak zorunda bırakmak hiçbir sorunu çözmez.
Oysa insan; doğacağı coğrafyayı, annesinin dilini, ailesini, etnik kökenini ya da inancını seçmez. Bunlar bir üstünlük ya da eksiklik nedeni değildir. İnsan ancak hayatı boyunca yaptığı tercihler, ürettiği değerler ve ortaya koyduğu ahlaki duruşla kendini tanımlar.
Hiçbir kimlik diğerinden üstün değildir. Üstün olan şey; farklılıklarla birlikte yaşayabilme olgunluğu, başkasının varlığına saygı gösterebilme erdemidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Kimlikler baskıyla ortadan kalkmaz; yalnızca yaralanır. Yasaklar, inkâr politikaları ve ötekileştirme, insanların kimliklerinden vazgeçmesine değil, o kimliğin etrafında daha güçlü bir dayanışma geliştirmesine yol açar.
Kürt meselesinin özü de tam burada yatıyor. Bir toplumu sürekli “öteki” olarak tanımlarsanız, yalnızca o toplumu değil, ortak geleceği de zedelersiniz. Çünkü eşit yurttaşlık, insanların kim olduklarını korkmadan söyleyebildikleri yerde başlar.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kimliklerden korkmak değil; onları saygıyla kabul etmektir. Bir toplumun barışı da, demokrasisi de, ortak geleceği de ancak bu zeminde kurulabilir. Çünkü özgürlük, insanın kim olduğunu korkmadan söyleyebilmesidir.
"Demokratik İran birliği, demokratik Suriye birliği, demokratik Türkiye birligi" gibi cümleleri son günlerde çok duymaya başladık. Yaklaşık 100 yıl önce Ortağu da sınırları çizenler bile bugün sınırları tartışıyorken, sınırları koruma görevi bize mi düştü?
Bu sınırlarla tarihteki ulusal varlığımıza son verilmedi mi?
Yüz yıl sonra biz Kürtler için tarih tekerrür mü ediyor !?
Soru; Suriye de Kürtler, Araplar, Dürziler vb halklar birbirlerine rızalık vererek mi bir ulus kurdular?
Halkların rızalıklarıyla bir ulus kurulmamışsa, Suriye'nin bütünlüğünün kime nasıl bir faydası olur?
Orhan Miroğlu'nun savunduğu hattın karşısında olan Kürtler kazanırlar. Onun hattını savunanlar en fazla Orhan Miroğlu ile Mehmet Metiner olurlar: Kürt aşağı Kürt yukarı. Onun da ne kadar onur kırıcı olduğunu söylemesem daha iyi. Utanmadan görevlerinin Kürtleri Türkiyeciliğe ikna ve Türkiyeci Kürtleri elde tutmak olduğunu söylemiş. Birinci Dünya Savaşı'nda da bunlardan zebil gibi çoktu. Kürtleri Osmanlıcılığa, ardından Türklerle ortak kurtuluşa inandırmaya çalışıyorlardı. Sonuç? Son yüzyılda dilimizi bile yasakladılar. Başka söze ne hacet...
Uluslararası toplum Rojavada sivil halkın can güvenliği için harekete geçmeli, Rojava Kürdistanının statüsü tanınmalı artık, oradaki Kürtler kimseye saldırmıyor ve kimseye zarar vermiyor, dünya IŞİD’e karşı savaşan Kürtlere borçludur…
Şahsıma, Kürt olmama ve eşdeğer Kürt halkına Kürtçe dil öğretmeni olmama eşdeğer, tüm Kürtçe Öğretmenlerine, Kürtçe diline karşı yapılan tehdit, hakaret, aşağılama, iftira atma, itibarsızlaştırma vb. tüm durumlar karşısında yüzlerce Avukatın, Baroların ve Baro Başkanlarının,
Türkiye’de Kürt, Kürdistan demek yasak. Kürtçe tek bir ilkokul dahi yok. Kürtçe tabelalar sökülüyor, Türk illerinde Kürtler Kürtçe konuştu, şarkı söyledi diye linç ediliyor, bıçaklanıp öldürülüyor. Oysa İsrail’in İbranice ile birlikte iki resmî dilinden biri Arapçadır. Bu dilde eğitim, sağlık ve her türlü devlet hizmeti vardır. İsrail vatandaşı 820 bin Arap vardır ve sadece bunlar için hizmet veren 9 tane resmî üniversite / akademik enstitü vardır (Türkiye’de 20 milyondan fazla Kürt için bu rakam sadece 4’tür). Dahası İsrail devleti resmî olarak, her yıl 19 Aralık’ta dünyadaki tüm Arap devletleri ile birlikte “Arapça Günü” kutlamaları yapar.
Yani?
Siyasi haklara girmek bile istemem zira İsrail Parlamentosu’nda Arap milletvekilliği gibi bir statü vardır; ayrıca BM’de gözlemci statüsüne sahip bağımsız bir Filistin Devleti de vardır. O da yetmiyor, Filistin'in arkasında 22 Arap devleti, 60 müslüman devlet vardır.
Bu yüzden sadece şunu söylemekle yetineyim: Türkiye’de Kürtler, İsrail’deki Arapların sahip olduğu hiçbir kültürel hakka sahip değildir. Ama yine de binlerce Kürt, Diyarbekir’de, Batman'da toplanıp İsrail’e karşı Arapları savunma derdine girebilecek kadar ahmak olabiliyor.
Yahu hele bir dönüp kendinize bakın; ölmüşsünüz de ağlayanınız yok.
İklim krizi her gün daha şiddetlenirken, bize kırmızı alarmlar verirken, dünya her gün daha yaşanmaz bir yere dönüşürken rant için ormanlar kesilmeye devam ediliyor. Aklım almıyor.
Ne için? Para için.
Doyun artık.
Doğayı rahat bırakın artık. Doğasına sahip çıkmaya çalışan bu güzel insanları da üzmeyin, mağdur etmeyin, duyun artık. #AkbeleneDokunma #DoğayaDokunma
Kürtler hiçbir aday ve cepheyle açık bir protokol imzalamadan iki Türk ittifakı ve adayından birini destekledikleri gün bertaraf oldu. Bundan sonra ne bir adayı desteklemek ne de bir başka tavır, Kürtleri bu seçim sürecinde taraf yapamayacaktır.
Kürt siyaseti misyonunu taşıması gerekenler milyonlarca Kürt'ün iradesini kendi elleriyle boşa çıkardı. Bu süreçte bundan dönüş olası gözükmüyor. Bundan sonraki aşama ve eşiklerde ne yapılacak, asıl mesele bu.
Kürt aklı güçlü bir şekilde devreye girip bu gidişata dur demezse, denklemdeki en büyük aktörlerden olan Kürtlerin bir aşiret kadar etki ve itibarı olmayacaktır.
Adamlar onca insanı domuz bağıyla katletti, öfkelenmediniz. “Kürtçe ikinci resmi dil olsun” dediler diye ortalığı yakıp yıkıyorsunuz.
Vallahi bravo insanlığınıza!
Tabii ki Kürdistan İşçi Partisi’ni Türkiye İşçi Partisi’ne karşı savunacağız. Biri yanlış yolda giden kardeştir, diğeri bizim işgalcimizin sol yumruğudur.
HDP'nin Türkiye'yi demokrasileştirme siyaseti Hiçbir zaman başarıyla sonuçlanmayacaktır.
Sayın Selahattin Demirtaş'ı tutuklayan taybet annemizi öldüren ve cesedini günlerce sokaklarda Bırakanlar demokrasiden ne anlarlar?