İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi anlatıyor:
-"Kore gazilerimizden Ömer Amca vardı. Ömer Amca'yla ayrı bir gönül bağımız vardı. Ben aşağı yukarı her bayramda kendisini ziyaret ediyordum. Gazi Ömer Amca'nın evine gittim. Neyse, Ömer Amca'yla biraz sohbet ettik. İzzetüikramda bulundular. Nereden icap etti bilmiyorum, hiç, yani o güne kadar aramızda öyle bir konuşma cereyan etmemişken bana dedi ki: 'Vali Bey,' dedi, 'sana bir vasiyetim var.' 'Buyur Ömer Amca,' dedim. Dedi ki: 'Bir gün bana emr-i hak vaki olduğunda, eğer burada olursan cenazeme geleceğini biliyorum,' dedi. 'Ama tayinin çıkar da başka bir yere gidersen mutlaka,' dedi, 'benim cenazeme geleceksin, benim cenaze namazımı kıldıracaksın, beni sen defnedeceksin,' dedi. 'Bunu sana vasiyet ediyorum,' dedi. Ben de: 'Ömer Amca, Allah gecinden versin, yani inşallah daha uzun yıllar başımızda olursun, hayır dualarını eksik etmezsin,' dedim, oradan ayrıldım. İçine mi doğdu bilmiyorum; bir ay sonra vefat etti. Ömer Amca vefat etti. Konaklı Köyü'nden kaldırılacaktı cenazesi de. Başkanımızla beraber öğle namazına Konaklı Köyü'ne gittik. Namazdan çıktıktan sonra baktım, Müftü Bey, Muharrem Hocam, tabutun başında, cenazenin başında. Dedim ki: 'Hocam,' dedim, 'Ömer Amca'nın bana bir vasiyeti var. Siz bir adım geriye gelin, ben Ömer Amca'nın vasiyetini yerine getireyim,' diye. Ömer Amca'nın cenaze namazını ben kıldırdım. Ardından kabristana gittik. Orada kendi ellerimle de defnettim. Böylece vasiyetini yerine getirdim Gazi Ömer Amca'nın."
Ömrümüzü adadığımız bu davanın sonunda böyle bir İçişleri Bakanına sahip olduğumuzu görmek,yaşadığımız tüm acılara,ödediğimiz bütün bedellere değdi.
Duâmız;
Allah sayınızı arttırsın Sayın @mustafaciftcitr
Az önce beni şoka sokacak bir olay dinledim. 6 Şubat depremi sürecinde Türkiye'deydim ve deprem olduğu gibi Trabzon'a gelen depremzedelere elimizden geleni yaptık. O süreçte Adıyamanlı bir aile bizim ikinci ailemiz oldu. Birlikte yedik içtik, dertleştik.
Seher'le o zaman tanıştım. Annesini 16 yaşında kaybetmiş. Teyzeleri büyütmüş onu. Bi abisi var onu da depremde kaybedeli 10 gün olmuştu. Yaşayan ölü gibiydi.
Depremden önce sınava girmiş, ne torpil ne bişesi var, hakkıyla Adıyaman Gelir İdaresine atandığı haberini aldık. Yemin ediyorum kendim atansam o kadar sevinmem. Sarılıp ağlaşıp vedalaştık havalimanında.
Üç sene o kurumda verilen tüm işleri hakkıyla yapmış ve bir gün müdür çağırmış. "Senin belgelerin eksik biz D1 ehliyet istiyoruz sen B1 vermişsin" deyip hakkında yazı yazmış. İki saatte kızı görevden atmışlar. Dava açmışlar ama hiçbir sonuç olmamış. Belgeleri komisyon inceliyor ama fark etmiyor, komisyon da suçlu bulunmuyor.
Seher şimdi annesiz, abisiz ve işsiz. Psikolojisi tekrar çökmüş.
Ya soruyorum yetkililere sizin hiç vicdanınız yok mu? Hayata tutunmaya çalışan gencecik bir kadına bunu neden yaptınız?
Adıyaman'daki devlet erkanı bu işe el atın yazıktır günahtır, yapmayın bu kıza işini geri verin! Bu kızın tek suçu dürüst olmak ve torpili olmamak. Eminim bu tweetten sonra Seher'in sorununu hep beraber çözeceğiz. Lütfen rt edin, yetkililere ulaştıralım!
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
Bakın seçmenini bir kez olsun utandırmadı. Bir kez olsun duruşunu bozmadı. Hiçbir zaman bir öyle bir böyle olmadı. En zor günde onu hep dik dururken gördük. Siyasi çıkarlar uğruna hiçbir zaman sallanmadı. Razıyız binlerce kez.
Algıcı / Çalgıcı ve Çalıcı CHaP’sizler…
Dikkat, dikkat!!
💥 AK Parti Burdur/Bucak Belediye Başkanı 12 yıl yedi.
💥 AK Parti Diyarbakır/Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Bağoğlu 4 yıl yedi.
💥 AK Parti Mudanya Belediye Başkanı Selçuk Mutlu 5 yıl yedi.
💥 AK Parti Şenoba Belediye Başkanı 4,5 yıl yedi.
💥 AK Partili Samsun Büyükşehir Fen İşleri Daire Başkanı 11 ay yattı.
💥 AK Parti Yahşihan Belediye Başkanı tutuklandı ve anında ihraç edildi.
💥 AK Parti Adapazarı Belediye Başkanı anında ihraç edildi.
💥 AK Parti Köşk Belediye Başkanı anında ihraç edildi.
💥 AK Parti Halfeti Belediye Başkanı şafak baskını ile tutuklandı.
💥 İkiz çocuklarının isimlerini verecek kadar “Reis’çi” olan Rasim Ozan Kütahyalı dahi bugün tutuklandıysa…
Bilesiniz ki…
💥 Ne Ekrem’in “Silivri şovları”, ne Özgür’ün hükümete tehditleri ne de CHP sözcülerinin yalan ve iftiraları, bu kararlı “temiz eller harekâtçıları” tarafından dikkate alınmayacak.
💥 Ucu “mutlak butlana” da çıksa, “parti kapatmaya” da dayansa; cebren ve teammüden, üstelik takım hâlinde ve örgütlü olarak işlediğiniz bütün bu “soygun, ahlaksızlık ve şenaatlerinizi” sonuna kadar kovalayacak, ipliğinizi pazara çıkaracak.
💥 Yok “davanın içi boş”, yok “tutuklamalar siyasi”, yok “biz çaldık ama siz de çaldınız” bahaneleri sizi asla ve kat’a kurtaramayacak!
💥 Bu yüzden…
Daha fazla kıvranmanın ve kıvırmanın gereği yok.
💥 Zamana ve tribünlere oynamanın da âlemi yok!
💥 Devletinize ve onun adaletine teslim olmak dışında bir seçeneğiniz de maalesef kalmadı.
💥 Unutmayın…
Devlet yarına bırakır ama (ayrımsız) hiç kimsenin yanına bırakmaz.
Sokak köpeği sorunlarını çözmek isteyen bir kişinin sunduğu çözüm, sosyal medyada gündem oldu.
“Bağcılarda bulunan köpekler toplanıp Nişantaşı'na bırakılsın.”