Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Sözcü TV’de değerli gazetecilerin sorduğu CHP’yi doğrudan ilgilendiren dava ve olaylara verdiğiniz cevaplar, yıllardır süren kopukluğunuzu ve sorumsuzluğunuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Adamın partisinin içindeki en kritik süreçlerden, ibb davası, diğer belediye davaları, tutuklu gazetecilerin davaları, kurultay davalarından, mutlak butlan kararından, fezlekelerden, delege iddialarından zerre haberi yokmuş gibi konuşması inanılmaz ve korkunç.
Partinizin kurultay davası, mutlak butlan kararı, delege satın alma iddiaları, fezlekeler... Bunlar CHP’nin can damarı ile ilgili. Siz ise “Ben davanın tarafı değilim ki... İfade verenler değişimciler, parayı dağıttım diyenler onlar...” diye geçiştiriyorsunuz. Liderlik bu mudur? Partinizin en büyük krizlerinde “benim haberim yok, ben taraf değilim” demek mi?
Gerçek şu: Yıllarca genel başkanlık yapmış, partiyi seçimden seçime sürüklemiş birinin, kendi partisindeki en temel dava ve iddialardan bu kadar habersiz (ya da habersizmiş gibi) davranması kabul edilemez. Arınma videosu çekip “partiyi kirlilikten arındıracağız” diyorsunuz ama asıl kirlilik ve sorumsuzluk sizin bu kaçak tavrınızda. Mahkemeye gittiğinizi kanıtlarsam istifa edeceğinizi söylüyorsunuz; peki partinizin içindeki bu ağır iddialar, fezlekeler, kurultay kavgaları için ne zaman hesap vereceksiniz?
Mühürsüz oylar zamanındaki konumunuz, belediye başkanlarındaki yolsuzluk iddiaları, İmamoğlu’na yönelik süreçler... Hepsinden ya haberiniz yok ya da bilmezden geliyorsunuz. Halkın aklıyla dalga geçmeyin. Laf kalabalığı, ahlak vaazları ve “tesadüf” açıklamaları yetmiyor.
Gerçek arınma şeffaflıkla, somut cevaplarla ve sorumluluk alarak başlar. Siz ise hâlâ aynı kaçak-güreşçi üslupla, “ben bilmiyorum, onlar yapmış” diyerek vakit öldürüyorsunuz. Bu, liderlik değil; partiyi daha da derin bir kaosa sürüklemektir.
Halk sizleri görüyor: Bu üslup, bu bilgisizlik ve bu sorumluluktan kaçış ülkeye’ye ve partinize ihanetten başka bir şey değil.
@kilicdarogluk@herkesicinCHP
Ülkenin ana muhalefet partisine AKP yargısı eliyle açık bir darbe vuruluyor: 2023 kurultayı “mutlak butlan” ile yok sayılıyor, Özgür Özel yönetimi tedbiren düşürülüyor, Kılıçdaroğlu kayyum gibi geri getiriliyor. Sen bunu hâlâ “CHP birbirine girdi, koltuk kavgası” diye pazarlıyorsun.
Bu, koltuk kavgası değil. Siyasi operasyonun ta kendisi. Yargı sopasıyla muhalefeti içinden çökertme, kaos yaratma, seçmenin iradesini gasp etme girişimidir. AKP’nin en çok istediği tabloyu sen çiziyorsun: “Hepsi aynı, hepsi birbirini yiyor” diye algı oluşturarak iktidarın ekmeğine yağ sürüyorsun.
Millet geçim derdindeyken asıl umrunda olmayan şey, demokrasinin son kırıntılarına yapılan bu açık müdahaledir. Gazetecilik değil, aparatlık yapıyorsun. Gerçekleri bu kadar bükme.
Bir insanın 20 yıllık hayatını “yemek + enerji girdisi”ne indirgemen sadece aptalca değil, iğrenç derecede ahlaksız ve insanlık dışıdır @sama Bir çocuğu büyütmek; sevgi, acı, bağ, kayıp, kahkaha, gözyaşı, kültürel miras ve varoluşsal anlam demektir. Sen bunu bir veri merkezinin elektrik faturasıyla eşitlemekle, insan ruhunu bir makineye, bir bebeği bir GPU'ya çeviriyorsun.
Bu, saf bir nihilizm ve teknokratik küstahlıktır. İnsan onurunu ayaklar altına alıyorsun. Toplumu “enerji verimliliği” makinesine indirgeyerek, eşitsizliği ve sömürüyü meşrulaştırıyorsun.
Bu sözler, senin ve sınıfının ne kadar kopuk, ne kadar soğuk ve ne kadar tehlikeli olduğunu haykırıyor. Kısaca: Bu laf, bir CEO'nun ağzından çıkmayacak kadar mide bulandırıcı.
Sen insan değilsin; sadece silikonla şişirilmiş bir ego balonususun. Ve tarih seni bununla hatırlayacak.
🚨 SAM ALTMAN: “People talk about how much energy it takes to train an AI model … But it also takes a lot of energy to train a human. It takes like 20 years of life and all of the food you eat during that time before you get smart.”
Spotify'ın Türkiye'deki durumu, ekonominin genel durumundan bağımsız değil. Senin gibi cahiller , "Spotify kapanırsa ne olur?" diye soruyor, ama asıl sorulması gereken, "Neden Türkiye, dünyadaki en az ödeme yapan ülkelerden biri haline geldi?" Bu sorunun cevabı, senin desteklediğin iktidarın ekonomik politikalarında yatıyor. Döviz kurlarının çıldırması, enflasyonun tavan yapması, işsizliğin artması... Bunların hepsi, senin gibi yanlamaların sessiz kaldığı, hatta alkışladığı politikaların sonucu.
Senin "Spotify kapanırsa umrumda değil" demen, sadece kendi cebini düşünen bir zihniyetin yansıması. Peki ya milyonlarca genç, milyonlarca müziksever? Onların erişim hakkı, kültürel hakları, senin umrunda mı? Hayır, çünkü senin gibi kişiler, sadece iktidarın gazını alarak, kendi küçük menfaatlerinizi korursunuz. Ama bilmelisin ki, bu tavrın, ülkenin kültürel ve ekonomik gelişimini baltalıyor. @ibrahimtilaver0
@googleturkiye Türkiye’deki yerelleştirme çabalarınız şahane, bravo! Ama fiyat politikanız? Sanki Mars’ta kazanıyoruz da haberimiz yok! Türkiye’nin gelir düzeyiyle dalga geçer gibi fiyatlar koymayın, yerelleşme cüzdanlarımıza da uğrasın
‘Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek’ hadisini bir kenara bırakıp Twitter’da hayrı vitrine çıkarmak, açıkçası samimiyetsiz bir adım. Bu, iyiliği yapmaktan çok prim peşinde koşmak gibi duruyor. Hâlbuki niyetin özü sessizce yardım etmekte yatıyor. Gerçek erdem, gösteriş değil, içtenlikte gizlidir.
Sayın @ProfDemirtas, bir akademisyen olarak 'gündemle ilgili yazmıyorum' savınız, siyaset biliminde 'selektif sessizlik' dediğimiz bir taktikle örtüşüyor: işinize geleni yazıp, gelmeyeni es geçmek. Topluluk notları, son 6 ayda hükümeti eleştiren onlarca twitinizi ifşa etmişken, bu inkar neden? Profilinizde duran paylaşımlar, sizi sevenleri değil, aksine hakikati arayanları hayal kırıklığına uğratıyor. Bilimsel etik, çelişkileri örtbas etmeyi değil, yüzleşmeyi gerektirir. Suskunluk fırsatçılığı değil, sorumluluk beklerdik; zira eğitimli bir ses, halkın yanında sustuğunda, sermayenin gölgesinde bağırmış olur. Bu bahane, ne yazık ki bir finans profesöründen çok, bir politik aktörün manevrasına yakışırdı
@ProfDemirtas Hocam, bir zamanlar 'Kimsenin bir şey bildiği yok, herkes bir çizgi çekiyor, ama o çizgi nereden geliyor?' diyerek çizgi çekmeyi eleştirirken, şimdi aynı çizgilerle abonelik toplamaya çalışıyorsunuz. Bu durum, akademik etik açısından bir çelişki oluşturmuyor mu?