Zonguldak’ta ekmek parası için yüzlerce kilometre öteden gelen Kürt işçilere, kadınlara ve çocuklara yönelik saldırıyı lanetliyorum.
Her yıl aynı ırkçı saldırılar, aynı nefret ve aynı döngü tekrar ediyor. Kürt oldukları için hedef gösterilen, Kürtçe konuştukları için saldırıya uğrayan, çadırları yakılan yoksul emekçiler ne zamana kadar bu vahşetin hedefi olacak?
Devlet ne zaman önlem alacak?
Üç beş ırkçının toplumu zehirlemesine, insanları birbirine düşman etmesine ve ülkeyi kutuplaştırmasına daha ne kadar izin verilecek?
Ekmek parası için yollara düşen insanların can güvenliğini sağlamak devletin görevidir. Irkçı saldırılara seyirci kalmak değil, saldırganlardan hesap sormak zorundasınız.
Zonguldak’a çalışmaya gelen Kürt işçilere ırkçı saldırı.
Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden Zonguldak’a çalışmaya gelen mevsimlik tarım işçileri ve aileleri, taşlı ve sopalı saldırıya uğradı.
Demokratik toplum ve barış süreci; etnik, mezhepsel ve siyasi kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasını gerektirir.
Hrant Dink cinayeti, Maraş, Çorum ve Madımak olayları ile Suruç ve Ankara Garı saldırıları, kimlik temelli nefretin ağır sonuçlarının acı örnekleridir.
Zonguldak’taki saldırı gibi olaylarda etnik, mezhepsel veya siyasi saik mutlaka araştırılmalı ve suçun hukuki nitelendirmesinde dikkate alınmalıdır.
Bu saikin görmezden gelinmesi, cezasızlık algısı yaratarak yeni saldırıları cesaretlendiriyor.
Kalıcı barış; yalnızca silahların susması değil, her yurttaşın kimliği ve düşüncesi nedeniyle saldırıya uğramayacağına dair güçlü bir hukuk güvencesidir.
Bunun için devlet hem mevcut yasaları kararlılıkla uygulamalı hem de nefret ve ayrımcılığın toplumsal zeminini eğitim yoluyla ortadan kaldırmalıdır.
Zonguldak'ta Şırnaklı mevsimlik işçilere saldırı
Aralarında çocukların da bulunduğu işçiler kamyonetin kasasında panik içinde ağladı, birbirlerini teselli etti.
DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyüne mevsimlik fındık işçisi olarak çalışmak üzere Cizre ve Silopi’den giden 70’ten fazla işçi ve ailelerinin saldırıya uğradığı bilgisini paylaştı.
Aslan, işçilerin can güvenliği için Zonguldak Valiliği ve Alaplı Kaymakamlığı ile görüştüklerini açıkladı.
Furkan Vakfı Gönüllülerine Yönelik Hak İhlallerine Son Verilmelidir
19 Ağustos 2026 tarihinde Adana merkezli başlatılan operasyon kapsamında Alparslan Kuytul, Semra Kuytul ve Furkan Vakfı gönüllülerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmış, bugün ise adliyeye sevk edilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında şirketlere kayyum atanması, malvarlıklarına yönelik el koyma tedbirleri uygulanması, yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesi ve dosyayı takip eden avukatların da gözaltına alınması ciddi hak ihlali kaygıları yaratmaktadır.
Süreci ilk günden bu yana takip eden İHD Adana Şubemiz tarafından aktarılan bilgilere göre, gözaltı sürecinde avukat-müvekkil görüşmeleri sağlıklı ve mahrem koşullarda gerçekleştirilememiş, bazı avukatların görüşmeleri “menfaat çatışması” gerekçesiyle engellenmiştir. Av. Alişan İnci’nin Alparslan Kuytul’a hukuki yardım sunduğu sırada, Av. Bilal İpek’in ise operasyon kapsamında gözaltına alındığı bilgisi tarafımıza ulaşmıştır. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmesi ve mesleki faaliyetlerinin kriminalize edilmesi kabul edilemez.
Ayrıca soruşturmadaki iddiaların önceki ve halen derdest dosyalardaki iddialarla aynı veya benzer nitelikte olduğu belirtilmektedir. Yeni ve somut deliller ortaya konulmaksızın aynı olguların tekrar tekrar soruşturma konusu yapılması, hukuki güvenlik ilkesini zedelemekte ve ceza soruşturmasını sürekli bir baskı aracına dönüştürme riski taşımaktadır.
Henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişilerle bağlantılı şirketlere kayyum atanması ve malvarlıklarına el konulması, yalnızca şüphelileri değil; çalışanları, aileleri ve bu işletmelerle ekonomik ilişki içinde bulunan çok sayıda kişiyi de doğrudan etkileyen ağır müdahalelerdir. Ceza muhakemesindeki koruma tedbirleri, ekonomik faaliyetleri fiilen devlet denetimine geçiren, kurumları tasfiye eden veya henüz yargılama sonuçlanmadan cezalandırıcı sonuçlar doğuran araçlara dönüştürülemez. El koyma ve kayyum kararlarının somut, denetlenebilir gerekçelere dayanması; zorunluluk ve ölçülülük sınırları içinde kalması gerekir.
İnsan Hakları Derneği olarak; gözaltı ve tutuklamanın cezalandırma aracına dönüştürülmemesini, savunma hakkına yönelik engellemelerin kaldırılmasını, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınmamasını, ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz müdahalelere son verilmesini ve kayyum ile el koyma tedbirlerinin peşin cezalandırmaya dönüşmemesini talep ediyoruz.
Suç isnadı mahkumiyet değildir. Temel hak ve özgürlükler soruşturma gerekçesiyle askıya alınamaz.
İnsan Hakları Derneği olarak, sürecin ve ileri sürülen hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
📍'DEM Partili Gergerlioğlu: Oktay Saral tweetle tehdit savuruyor, sabahın köründe operasyon yapılıyor; böyle rezalet bir ülkede yaşıyoruz'📍
📰Detaylar: https://t.co/NepM1eKswo
Alparslan Kuytul'un iki avukatı da gözaltına alınmış. Talimatla gözaltına alıyorlar, gözaltına alınanın avukatını da gözaltına alıyorlar. Bu nasıl bir skandaldır?
Gözaltındakinin Adana sıcağında insani ihtiyaçları da beliriyor.
@TCAdanaValiligi ne yapmaya çalışıyorsun?
Türkiye bunu. Duysun. Bu büyük bir zulümdür, skandaldır.
İkra Avcı saçını ördüğü için hemşirelik görevinden ihraç edildi!!!
Bir taraftan Kürt meselesinde yeni adımlar atacağınızı söylüyorsunuz; diğer taraftan saçını ördüğü, bir kadının ölümünü protesto ettiği ve barış istediği için bir hemşireyi kamu görevinden ihraç ediyorsunuz.
@saglikbakanligi@Akparti
Bu nasıl bir çifte standarttır?
Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz, affetmiyoruz ve peşini bırakmayacağız.
Sayın Sağlık Bakanı’na soruyorum:
Hemşire İkra Avcı, DAİŞ’in bir Kürt kadınına yönelik vahşetine karşı saçını örerek tepki gösterdiği için önce gözaltına alındı, şimdi de meslekten ihraç edildi.
Bu kararın gerekçesi nedir?
Başka bir ülkede, bir kadına karşı işlenen insanlık dışı bir vahşeti protesto etmek ne zamandan beri suç?
Filistin’de yaşanan vahşeti protesto edenler de suç mu işliyor?
Bir insanın katledilen kadınlara yönelik dayanışma amacıyla yaptığı bir eylem nasıl olup da meslekten ihraç gerekçesi olabiliyor?
Yoksa mesele, vahşetle katledilen kadının Kürt olması mı?
Yoksa hâlâ eski Kürt düşmanı zihniyetle mi hareket ediyorsunuz?
Bir yandan “100 yıllık Kürt sorununu çözüyoruz” diyorsunuz. Diğer yandan Kürt bir kadına yönelik DAİŞ vahşetine karşı çıkan bir hemşireyi mesleğinden ihraç ediyorsunuz.
Bu çelişkiyi toplum nasıl anlayacak?
Böyle uygulamalar, yıllardır ayrımcılık ve inkârla mücadele eden Kürtlerin bu sürece olan güvenini sarsmaz mı?
Sayın Bakan, tekrar soruyorum:
İkra Avcı hangi suçu işlemiştir?
Ve bu kararınızdan geri dönmeyi düşünüyor musunuz?