Tarihin gördüğü en vahşi soykırımlardan biri olan Srebrenitsa’nın 31’inci yılında, katledilen tüm Boşnak kardeşlerimizi rahmetle ve hüzünle yâd ediyorum.
Şehitlerimizin aziz hatıralarını saygıyla anıyor, ailelerine ve yakınlarına sabır niyaz ediyorum.
Srebrenitsa’yı asla unutmayacağız.
ÇOĞU EVLİ KADIN SOSYAL MEDYADA, NEDEN KOCALARINI DEĞİLDE, SADECE ÇOCUKLARINI VE KENDİLERİNİ PAYLAŞIYOR?
Sanal pazar değerini korumak: Koca profilde belirdiği an, kadının pazar değeri sanal dünyada çakılır. Adamı saklayarak, “hala buradayım, hala seçeneklerim var, pazar değerim düşmedi" sinyali gönderir. Bu, yedeğe adam atma stratejisinin dijital ön hazırlığıdır.
İlgi ve onay bağımlılığı: Kocasıyla boy boy fotoğraf paylaşan kadının DM kutusu kurur. Kadınlar o bedava ilgiye, beğenilmeye ve hala gideri var denmesine bağımlıdır. Koca ekrandan kalktığında, o sahte pohpohlanma musluğu akmaya devam eder.
Adamı ödül olarak görmemek: Kadın doğası hipergamiktir, güce ve statüye tapar. Gerçekten gurur duyduğu, gücüne ve çerçevesine saygı duyduğu bir adamı asla saklamaz, tam tersine bu adam benim diye tapular, diğer kadınlara nispet yapar. Eğer seni saklıyorsa, sen onun için bir gurur tablosu değil, arka planda faturaları ödeyen, sıkıcı ve garantili bir beta sponsorsun.
Dijital saygısızlık ve yok sayma: Profiline dışarıdan bakan biri evli olduğunu bile anlamaz. Sadece kendisi, yediği yemekler, gezdiği yerler ve bazen çocuk vardır. Bu, kendi kibrini okşamak için kocasının varlığına yapılan dijital bir suikasttir, onu yok saymaktır.
Bekar ve güçlü anne imajına hazırlık: Eğer profil sadece kendisi ve çocuklarından ibaretse, bu bir staj dönemidir. Bilinçaltı, muhtemel bir boşanma sonrası kuracağı çocuklarıyla ayakta duran mağdur ama güçlü kadın imajının temelini şimdiden atıyordur. Erkek o sırada evde çayını içerken, kadın dijital dünyada çoktan dul kalmıştır.
Uyanık Olun Beyler!
Dikkat edin, arka planda işletilen sistem tam olarak budur. Eğer kadının dijital dünyasında yoksanız, o evin içinde de sadece kağıt üzerinde varsınızdır.
HASSAS!!!
#Epstein adasına ait işkence görüntülerinde çocukların korkuyla çığlık attığı duyuluyor. Videoda çocuklara bağıran ismin eski Beyaz Saray Genel Sekreteri John Podesta olduğu iddia ediliyor.
Gazze’de savaşı sonlandırmayı ve yeniden imarı hedefleyen Barış Kurulu’nun Şartı’nın, Davos’ta düzenlenen imza törenine Sayın Cumhurbaşkanımızı temsilen katıldık.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da kurucu üye olarak yer aldığı Barış Kurulu, Gazze halkının uzun süredir maruz kaldığı acıların giderilmesi, insani ihtiyaçlarının karşılanması ve bölgede kalıcı, kapsayıcı bir barışın tesis edilmesi açısından tarihi bir imkan sunmaktadır.
Barış Kurulu’nun Gazzelilerle omuz omuza çalışarak Gazze’nin geleceğini şekillendireceğine, bölgenin yeniden ayağa kalkmasına ve barışın kök salmasına güçlü bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Bu inançla, Gazzelilerin sesinin duyulduğu, haklarının güvence altına alındığı ve barış içinde yaşayabilecekleri bir geleceğin mümkün olduğuna dair irademizi ortaya koyuyoruz.
TÜRK bayrağını yakan Ypgpkk lı teröristlerle görüşen bir siyasi partinin mecliste olması kabul edilemez. Teröristlerin siyasi uzantısı olduklarının kanıtıdır bu.mecliste terörist istemiyoruz.
ŞAFAKTA ALINMADIN, AYNADA YAKALANDIN.
Adı Damla'ydı. Ama kimse öyle çağırmadı. Çünkü Damla sakin çağrışım yapıyordu; akışkan, berrak, sessiz. O ise yanlış yazılmayı sevdi. Yanlış yazıldıkça görünür oluyordu. "Danla" dedi kendine. Yanlışın doğruya tercih edildiği bir çağda, bundan daha isabetli bir seçim olamazdı.
İlk paylaşımları zeki değildi; hızlıydı. Düşünülmemişti; refleksiydi. Ama alkış aldı. Alkış geldikçe cümleler kısaldı, kısaldıkça derinlik ortadan kayboldu. Derinliğe gerek yoktu zaten; algoritma yüzeyde yüzmeyi seviyordu. Danla da yüzdü. Hem de kulaç atmadan.
Tanınmak bir meslek haline gelince, çalışmak gereksizleşti. Bilmek yerini bilinir olmaya bıraktı. Üniversiteye gitti; çünkü gidememek ayıp sayılıyordu. Devlet üniversitesi olmadı. Olsaydı belki de uğraşmak gerekecekti. Oysa parayla girilen kapılarda zeka sorulmaz; kart geçer, kapı açılır. Zeka, story'de gerekiyordu; derste değil.
Para geldi. Para gelince her şey geldi zannetti. Işıklar, markalar, davetler… Ama ışık vurdukça gölge de büyür. Ne giyerse giysin, üzerinde hep bir eğreti durdu. Çünkü bazı çantalar pahalıdır ama taşınmayı sevmez. Taşıyanın eli titrer. Çin malı Hermes gibi: uzaktan parlıyor, yakından bağırıyor.
Para çoğaldıkça aynayla kavga başladı. Aynadaki silüetle bir türlü anlaşamadı. Önce burnu konuştu aynada; "bir tık daha kalksak mı" dedi. Sonra dudaklar söze girdi; "biraz dolgun, ama abartısız" dendi. Elmacık kemikleri yükseldi; yüz daha "net" oldu. Çene keskinleşti, kaşlar yer değiştirdi, bakışlar sertleşti. Göğüsler simetriyi öğrendi, bel inceldi, kalçalar "oran" kazandı. Beden, her operasyondan sonra daha çok benzemeye başladı; ama kime, belli değildi. Aynada gördüğü her yeni versiyon, bir öncekini küçümseyerek geldi. Her dikişle "eski hal" ayıplandı. Eski fotoğraflar silindi. Çünkü geçmiş, bugünün filtresine uymuyordu.
Ayna sonunda sustu. Ama karakter konuşmadı. Estetik, yüzü düzeltti; huyu yerinde saydı. Çünkü bıçak teni keser, alışkanlığı değil. Bandajlar açıldıkça yeni bir yüz çıktı; ama eski refleksler yerinden oynamadı. Like'lar arttı, özgüven sandığı şey kabardı. O kabarıklığın altında, değişmeyen bir boşluk kaldı.
Çevresi kalabalıklaştı. Hepsi "özgür"dü. Hepsi "rahat"tı. Hepsi "bir şey olmaz" diyordu. Kimse "olur" demedi. Çünkü "olur" demek sorumluluk ister. Sorumluluk da like düşürür. İrade ise kalabalıkta sessizleşir; özellikle herkes aynı kahkahayı atıyorsa.
Sonra kapı çaldı. Ne dramatik bir çöküş oldu ne de destansı bir kurtuluş. Kısa bir duraksama. Kısa bir yüzleşme. Daha çok da rahatsız edici bir ayna. Aynaya bakmak istemedi. Aynayla dalga geçmeyi seçti. Çünkü bugüne kadar her şeyle öyle baş etmişti.
Yasaklı madde kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Ve çıktıktan sonra attı o cümleyi. En sona saklanan, final repliği gibi duran cümleyi.
"Devletim test istemiş, vermez miyiz… aaa neyse, şafakta alınmadık da demeyiz."
Kendince zekiceydi. Kendince cesurdu. Kendince sistemle alaydı. Oysa asıl alay edilen şey, neden o kapının çaldığıydı. Şafakta alınmamakla övünmek, sınıfta kalmayınca profesör olduğunu sanmak gibiydi. Mesele saat değildi; zilin niye çaldığıydı.
Devleti suçladı. Sistemi ima etti. Kötü şansı sevdi. Ama en çok da seçtiği çevrenin bedelini başkasına yazmayı sevdi. Çünkü iradeyle seçilen hayatların faturası ağırdır; mizahla hafifletmeye çalışılır.
Damla, yanlış yazılmayı bir kimlik sanmıştı. Danla olarak büyüdü; ama Damla olarak hiç durup bakmadı. Yüzünü defalarca yeniledi; karakteri güncellemedi. Sınıf atladığını düşündü, kültürün bavulunu taşımaya devam etti. Bavul pahalı değildi; alışkanlıklarla doluydu.
Günün sonunda kimse ona bir şey yapmadı. Asıl mesele buydu zaten. Bazı insanlar başına gelenleri "olay" zanneder. Oysa asıl olan, olayın neden hiç şaşırtıcı olmadığıdır.
Ve bazı cümleler vardır; mizah sanılır. Halbuki onlar, insanın kendi aynasına attığı taştır.
🔴 Herkesin paylaştığı şeyleri pek paylaşmam ama, dünden beri Ahmet Anapalı'nın bu videosu paylaşılıyor.
Meger içi ne dolu bir videoymuş, izleyince dumur oldum.
Topkapı sarayında asırlardır 7/24 saat okunan Kur'an-ı Kerim, bakın ne zamanlar okunmamış?
Soru:2028'de okunmaya devam edecek mi? Paylaşın dostlar..
🔴Morgan: "Batı Şeria ve Gazze ve sizin toprağınız mı?
▪️Yahudi yerleşimcilerin lideri Weiss:
"Hayır, orası küçük bir bölüm. biz Nil'den Fırat'a kadar olan tüm toprakları istiyoruz."
İsrail güçlerince el konulan Küresel Sumud Filosu teknelerinde yer alan vatandaşlarımızı ve çeşitli ülkelerden filo katılımcılarını taşıyan Türk Hava Yolları uçağı İstanbul’a ulaştı.
Kalan vatandaşlarımızın da en kısa sürede yurda dönüşleri için çalışmalarımız sürüyor.
İnsanlığın vicdanına ses olan yürekli insanlar, cesaretleri ve kararlılıklarıyla zulme karşı onurlu bir duruş sergilediler; adalet ve insani değerler adına verdikleri mücadele ile mazlumların sesi oldular.
Hoş geldiniz!