Bilgi Üniversitesi’nin birkaç gün içinde kapatılıp yeniden açılması, Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen nasıl işlediğine dair öğretici bir örnek. Gerçi gerçekten ne oldu, hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü bu sistem yurttaşına bir açıklama yapmıyor. Yapmaya tenezzül etmiyor. Gazetecilik de, aparatlar dışında, saray içine nüfuz edemiyor.
Kararlar nasıl alınıyor. Ancak tahmin edebiliriz.
Muhtemelen bir odak, Santralistanbul’u Bilgi’den almak ya da Can Holding’le ilgili önceden kalmış başka bir mesele nedeniyle üniversiteyi hedef alıyor. Ortalık zaten Butlan’dan dolayı toz duman içindeyken fırsattan istifade hızlıca bir kapatma kararı “çıkartılıyor.”
Ardından başka aktörler devreye giriyor. Protestolar devam ederken belki çocukları Bilgi’de okuyan iktidar çevreleri, aynı zamanda bu kararın rejimin keyfilik görüntüsünü daha da göz önüne sereceğini düşünen iletişim danışmanları. Başka aracılar bulunuyor. Muhtemelen ilk kararda YÖK’ün dahli hatta haberi yoktu. YÖK devreye sokuluyor falan. Yukarı ile ikna süreçleri işliyor ve birkaç gün sonra karar geri “aldırılıyor”.
Olabilecek her yetkinin yukarıdan aşağı tek elden tensip ve takdirle dağıtıldığı bu sistemde kararlar dar bir çevrenin nüfuz mücadeleleri, kişisel ilişkileri, anlık güç dengeleri ve diğer aktörlerin yakın çevreden etkili şahsiyetler vasıtasıyla “yukarıya” erişebilme kapasiteleri üzerinden yürüyor.
Kanunla kurulmuş olan üniversitenin hukuki varlığına ancak yine kanunla son verilebilir. Kuruluş kanunu yürürlükte iken Cumhurbaşkanı kararı ile bir üniversitenin hukuki varlığına son verilemez. Bu itibarla, 2547 sayılı Kanunun 11. maddesine 20.8.2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanunla eklenen (özellikle üçüncü fıkra) hükümleri Anayasaya aykırıdır. Kuruluşu kanunla gerçekleştirilen bir üniversiteye ayrıca idare tarafından faaliyet izni kararı verilmemektedir. Bu nedenle, olmayan bir idari kararın iptali söz konusu olamaz. Kuruluşu kanunla gerçekleştirilmiş olan bir üniversitenin faaliyeti çeşitli sebeplerle bir idari tedbir olarak durdurulabilir. Ancak bu durum, üniversitenin tüzel kişiliğini etkilemez.
Real Analysis, The Game (v0.1) is DONE!!
44 Worlds
138 Levels
All your old favorites like Bolzano-Weierstrass and Heine-Borel, Uniform Convergence and Riemann Sums, and the biggest Boss of all, the Intermediate Value Theorem! :)
Play the game here: https://t.co/TiJfw59gi7
Follow along with all the lectures/videos/notes here: https://t.co/54ZutkeRP4
Very relieved to have survived this semester, it was a tough one! Here's a sneak preview of where this project is headed next (math as a Scratch game... Let's get 12 year olds doing epsilon-delta proofs!)
Even within the ATP (Automated Theorem Proving) space, my timelines are considered fast. I think that a millennium problem will be solved in 2027 by an AI without human intervention. When I asked skeptics throughout the year what Putnam score would make them radically accelerate their timelines, the median answer was about 6/12. Huge congrats to the Axiom team!
Meseleyle ilgili retweetleyecek makul bir tivit bulmakta zorlandım. Ek olarak, can güvenliğini sağlamak dışında hukuku ilgilendiren bir konu olduğu düşünmüyorum.
İki gündür, Egemen Kurtoğlu’nun kapalı bir WhatsApp grubunda söylediği sözler üzerinden başlatılan bir linç kampanyasını görüyorum. Bu sözleri doğru bulmuyorum. fakat bir insanı tehdit ederek, hedef göstererek, toplu saldırıya kalkışarak “adalet” sağlanmaz. Bu, sadece hukuksuzluğun ve ilkel bir öfke kültürünün dışavurumudur.
Asıl trajedi şu; Bu ülkede siyasiler, sözde aydınlar, bürokratlar yıllardır çok daha ağır yanlışlara, yolsuzluklara, hukuksuzluklara imza atıyor. Toplumun büyük kısmı buna ses çıkarmıyor. Koca koca skandallar karşısında susanlar, bir gencin kapalı bir sohbet grubundaki sözlerine gelince infaz mangasına dönüşüyor. Bu çifte standart, ülkenin içine düştüğü ahlaki çöküşün en net göstergesidir.
Yanlış varsa hukuki süreç işler. Ama linç, tehdit, toplu saldırı bunların hiçbiri tepki değil, sadece çürümenin başka bir yüzüdür.
Ölçüyü, aklı ve hukuku kaybeden toplumlar sorun çözmez,sadece yeni sorunlar üretir.
Akademisyen Sn. Emrah Gülsunar, Venezuela’ya ilişkin bir paylaşımı nedeniyle önce gözaltına alındı, akabinde tutuklandı.
Evet Venezuela!
Ama neymiş, niyeti farklıymış!? Peki yakıştırılan niyete en ufak bir dayanak var mı? Elbette yok!
Peki varsayalım ki niyeti farklı. Yakıştırma üzerine bir insan cezalandırılabilir mi? Türkiye'de maalesef.
Gerçekten ne suçlama ne gözaltı ne de tutuklama hukuken izah edilemez. Hatta kararın doğru dürüst gerekçesi bile yok.
Ancak ne hazin ki Türkiye'de bu haller artık çok uçuk kaçmıyor.
Prof. Dr. Kemal Gözler Hocamız da siyasi parti kongrelerinde yapılan seçimlerde hukuk mahkemelerinin görevsiz olduğunu ifade ediyor - bu konuda görüş açıklayan tüm anayasa hukukçuları gibi...
Bir siyasi partinin karar organlarının seçim süreçlerine ilişkin uyuşmazlıkların, suç oluşturan fiiller hariç, Siyasi Partiler Kanunu'ndaki seçim hukuku hükümlerine göre çözüme kavuşturulabileceği, bu konuların asliye hukuk mahkemesinin görevine girmediği hususundaki bilimsel açıklamalar için ayrıca bkz.
https://t.co/z2qlfjWfIN
Boğaziçi’nde pırıl pırıl bir yüksek lisans öğrencimiz. Normal bir ülkede rahatlıkla ifade özgürlüğü kapsamında olacak twitlerden tutuklandı. Yanlış duymadınız tutuklandı. Gençleri bir salın artık yeter. Eleştirmek suç değildir!.#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz#ÖğrencimeDokunma
"Türkiye Cumhuriyeti'nin Kısa Tarihi" diye bir saatlik bir belgesel çekilse, bu görüntüler mutlaka orada yerini alırdı. Tarihi bir an. Beş seneye kalmaz, tek bir kişinin bile çıkıp savunamayacağı, herkesin zamanında savunmamış gibi yapacağı görüntüler.
Hiçbir vatandaşımız artık “Benim mülküme kimse giremez, evimin içine oturamaz, işyerimi işgal edemez” diye güvenmesin.
Çünkü bugün, tapusu Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olan, Genel Başkanımızın İstanbul’daki çalışma ofisi İçişleri Bakanlığı ve Valilik talimatıyla polis tarafından hukuksuzca işgal edilmiştir.
Mülkiyet hakkı, sadece CHP’nin değil, her bir vatandaşımızın hakkıdır. Eğer bir siyasi partinin genel başkanlık çalışma ofisine çökülüyorsa, yarın herhangi bir yurttaşın evine, işyerine de aynı keyfi şekilde el konulabilir!
Bu fiilî yol, hukukun, Anayasa’nın ve demokrasinin çiğnenmesidir.
Bu iş İmamoğlu ve CHP meselesi olmaktan çıkalı çok oldu. İki kutup var: Serbest seçimlerden, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden ve hukuk devletinden yana olanlar ve düzmece seçimlerden, otoriterlikten, despotizmden ve keyfi yönetimden taraf olanlar.
Bir ülkede muhalefetin cumhurbaşkanı adayını, en büyük şehrin il başkanını ve hatta ana muhalefet partisinin genel başkanını kendisi değil iktidar belirliyorsa o ülkede demokrasi olduğuna bir tek AKP'liler inanır.