Bugün saat 15.00’te, Hrant Dink’in öldürüldüğü yer olan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı önünde bir araya gelerek Hrant Dink'i anıyoruz.
“Azınlık olmanın tadı, tat alanların yetisinden ziyade çoğunluğun tat verme yetisiyle doğrudan ilişkili.
Sorun aslında azınlıkların değil, çoğunlukların.
Onun içindir ki benim gibilerin çırpınışı siz çoğunluklara rağmen bir çırpınıştır.
Bu benim için de böyle, bir Kürt için de, kimliği köşeye sıkıştırılmış bir diğeri için de.
Tabii ki bu sıkıştırılmışlık altında kolay değil işimiz.
Hem kimliğimizi savunacağız, hem de o kimliğin tutsağı olmayacağız.
Zor ama başka çaremiz yok, becereceğiz.
Peki bu çırpınışımızı size rağmen değil de, sizin de katkınızla, sizinle birlikte yapsak, işimiz daha kolaylaşmaz mı?
Bi düşünseniz ha! Bi düşünseniz.”
Hrant Dink, “Biraz Dertleşsek mi?” Şubat 2005
📌 İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, sel felaketinden kurtulmasına yardımcı olması için Avrupa Birliği'nden destek istedi.
▪Sanchez, hükümetin müdahalesinin yetersiz kaldığını kabul etti.
https://t.co/pfYfcUqPHL
Depreme hazır değilsiniz.
Eviniz hazır olabilir, ama siz değilsiniz. Deprem sadece evinizde olan bir şey değil.
Bugün 17 Ağustos güneşli bir Cambridge cumartesi olsa da benim için "bugün" bunları size yazmak zorunda olduğum bir gün.
Çünkü çoktan depremleri yıl dönümünden yıl dönümüne hatırladığınız zamanlara geri döndünüz. Ben ise istikrarlı bir şekilde her gece uyumaya çalışırken depremle mücadele ediyorum.
Yazmam lazım çünkü değiştirilmesi gereken şeyler var.
Biliyorum gözünüzü kapatıp yokmuş gibi davranmak istiyorsunuz ama inanın bana ölümden daha beter şeyler var.
Kurumlarınızı düzeltmezseniz aylarca morg morg, mezarlık mezarlık gezip sevdiklerinizin cesetlerini arayabilir ya da enkazdan çıkıp SGK'ya gitmek zorunda kalabilirsiniz :)
Deprem size iyi insanı da kötü insanı da; iyi kurumu da kötü kurumu da gösterir. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu topraklarda iyi insanların sayısı kötülerden kat kat fazla. Ama iyiler kimi zaman görece iyiyken, kötülerin hepsi her zaman oldukça kötü.
Peki ya kurumlar??
Daha iyi anlamanız için kısa bir mekanik özet vereyim.
4 şubatta bir konferans için Türkiye'ye gelmiştim, hazır gelmişken 1 yıldır görmediğim ailemi görmeye Adıyaman'a gideyim dedim. Ablamı da yanıma alarak 6 Şubat sabaha karşı depremden bi kaç saat önce eve girdik. Deprem oldu ev yıkıldı, enkaz altında kaldık. Annem yaralı, ben hareket edemeyecek şekilde ağır yaralı çıktım. Babam, Nenem, Amcalarım, halalarım öldü. Ablam yaralı çıkartılıp Ambulansa verildi ve cesedini iki ay sonra isimsiz bir mezarı zorla açtırarak DNA testinden bulduk.
Bir kuantum fizikçisi olarak istatistiğin önemini çok iyi biliyorum. "Bir günlüğüne geldiği şehirde depreme yakalanıp enkaz altında kalan" bilmem kaç milyonda bir ihtimal benim.
Şimdi gelelim kurumlara, bunlar sadece bazı örnekler.
-2023 senesinde kendisine teslim edilen yaralıyı kaybedip, cesedini DNA almadan isimsiz bir şekilde gömebilen bir kriz yönetimi var. Bir birey olarak ben kriz yönetemeyebilirim ama bir ambulans, bir hastane, AFAD bunlar "beklenmedik bir kaostu" diyemezler. Ayşegül KARLI, 6 Şubat günü enkazdan çıkartılıp bir ambulansa teslim edildi ve kaybedildi. Cesedi 2 ay sonra Adıyaman Mezarlığında isimsiz bir mezar var söylentisi üzerine annemin gidip savcıyla kavga dövüş bir şekilde zorla o mezarı açmaya ikna etmesi sonucu bulundu.
Ambulansa verilen Ayşegül ne zaman öldü? Nereye bırakıldı, kim oradan aldı mezarlığa götürdü ve isimsiz bir şekilde gömdü?
Bunların halen bir cevabı yok, bırak AFAD başkanını, Sağlık Bakanını, mezarlık müdürü veya çalışanı bile görevinden alınmadı ya da istifa etmedi.
Bir Cumhuriyet Kadını, ne insana, ne töreye, ne de kitaba yakışmayan bir şekilde onursuzca kayıt alınmadan, DNA alınmadan, kefensiz kıyafetleriyle bir leş gibi gömüldü.
Düşünebiliyor musunuz? Ayşegülü çıkartan akrabalarım "Keşke Ambulansa vereceğime, sırtımda taşırken sırtımda ölseydi de en azından yıkayıp, duasını okuyup gömseydim" dedi.
Halen geç değil, bu cümlenin ağırlığını taşımak hiç bir makama değmez. Bireysel olarak suçunuz olsun olmasın, sorumluluk olan makamındır. Halen geç değil, istifa edin ve sorumluları görevden alın, bu lekeyi taşımayın. Çünkü bu bir hata değil bu bir "liyakatsizlik".
What say you?
Diğer bir hastane problemi, bu sefer başrol benim.
- Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğum hâlde, sadece oturumum yurtdışında olduğu için bir depremzede olarak hastanede ortopedi ve plastik cerraha girmeye çalışırken bana ücret çıktı. Cüzdanım enkazda kaldığı için arkadaşım benim yerime ödedi 😂 Sonra cerrahi profesör olur mu öyle şey saçmalayın "depremzede türk vatandaşı bu insan" diyerek isyan etti. Sonra ücret iadesini yaptılar acilden giriş açıp kons attılar. Ama bunun için bile YUPASS denilen bir şey lazımmış ve evet ayağımda inşaat demirinin açtığı deliklerle ve ayakta kırıklar vücutta ezikler içinde SGK'ya götürüldüm. Şaka yapmıyorum 😂.
Avusturya'dan bir evrak gelmesi lazım dediler (A-TR3), Avusturya'daki sigorta şirketime üstümde hiç bir evrak olmadan mail attım durumu anlattım ve 30 dakika içinde evrağı gönderdiler ve "başın sağolsun, çok üzgünüz. baktın olmuyor sen öde biz hepsini sana iade ederiz" dediler. Ama yine polikliniğe giremedim, sadece her seferinde acilden rica minnet girip plastik cerrahi ve ortopediye kons attırdılar en az bi 10-15 kere yapılmıştır bu .
Bu noktada doktorların, personelin hiçbir şekilde sorun çıkarmadığını söylemeliyim, başhekim, il sağlık müdürü "sen vermeyeceksin gerekirse ben veririm" teklifinde bulundu ama sistemde sıkıntı var sistemde, kayıt açamıyor ödeme olmadan. Röntgen çekilecek, ödeme olmadan çekilemiyor. Sistemi tasarlayanlar oraya bir "acil durum" butonu koymamışlar, bypass edilemiyor. Şimdi düzelmiş midir bilmem ama yurt dışında yaşayanlar aklınızda bulunsun.
Gelelim meşhur telefon operatörlerimize :)
-Telefonum enkazda kaldı, ve simcard'ım babam üstüneydi, babam da öldüğü için Vodafone yedek simcard vermedi. Durumu saatlerce anlatıp bakın banka hesaplarıma, mail hesaplarıma giremiyorum, hayati bir durum söz konusu DEPREM olmuş, onu aradım bunu aradım twitter'a yazdım bir simcard çıkartamadım. Olmazmış, mirası üstüne devral, babanın ölüm belgesini getir ancak öyle verebilirlermiş.
Hattı üstüme devralmak istiyorum dedim, bana suratıma bakarak "ablan da dahil tüm varisler gelmeden veremeyiz" dediler. Ablamın cesedi henüz bulunmadığı için sistemde ölü görünmediğini söyledim, yapacak bişi olmadığını söylediler.
-yine bir operatör vakası, Ankara'da bir şubede babamın ve ablamın hatlarını iptal ettirmeye çalışırken yüksek iptal, cayma bedeli gibi şeyler aldılar, twitter'a yazınca arayıp "bizle alakası yok şube yapmış diyerek özür dileyip iade ettiler." Twitter'a yazamayan kaç kişi oldu acaba.
Peki o sırada Avusturya'da kullandığım simcard şirketim naptı biliyor musunuz? Durumu anlatan bir mail attım bir telefon numarası istediler görüntülü aradılar ben olduğumu onayladılar, baş sağlığı dileyip yeni simcard'ımı ücretsiz bir şekilde bana kargoladılar. 😂
Yıllık sözleşmeli spor salonumu üyeliğimi iptal ettirmek için Avrupa'nın kurumsal spor salonlarından birisi olan Fitinn'e mail attım, sonuçta 3-4 ay tekerlekli sandalyede kalacaktım. Sözleşme cayma bedeli falan lafını bile etmeden, aynı gün çok samimi bir şekilde baş sağlığı dileyip iptal ettiler. (ekran resmi ektedir.)
Binalar ve zeminleriniz için bir şey yapamıyorsanız bile, Kamu kurumlarının ve iletişim gibi kritik noktalarda olan özel kurumların kriz yönetimine hazır olması için mücadele edin.
Ben mücadelesiz bir şekilde ölmekten korkuyorum. Vakitli ya da vakitsiz, bir gün bir yerde mücadele içinde ölmek dileğiyle, aksi geride bırakılanlara ihanet olur.
Altındağ'dan parçalanmış, henüz kanı bile akan onlarca köpek görüntüsü geliyor. Böyle bir ölümü zevkle arzulayan şu aşağıdaki gibilere dikkatli bakın. Sadece bir örnek. Yakın gelecekte ülkenin en büyük tehlikesine dönüşecekler. Ve o zaman köpekle de yetinmeyecekler.
Ankara'nın Altındağ ilçesinde katledilmiş halde çok sayıda köpek bulundu
Ankara Büyükşehir Belediyesi olayın kendi sorumluluk alanlarında olmadığını katliamın takipçisi olacaklarını duyurdu
https://t.co/eQQTRsoEVL
"KONDA, sokakta yaşayan hayvanların katledilmesini kapsayan yasa teklifini halka sordu. Toplumun yüzde 15'i "gerekli hallerde uyutulabilir" dedi. Toplumun yüzde 85'i yasaya karşı olduğunu ifade etti."
KONDA: Halk, 'katliam yasası'na hayır diyor https://t.co/Z08yi8OYR5
Herkesin gözünün kulağının bu yasa tasarısında olduğu komisyon toplantısı an itibarıyla itirazlarımız yok sayılarak başlatılmaya çalışılıyor.
Küçücük bir salonda milletvekilleri hayvan hakları savunucuları uzmanlar yetkililer inisiyatifler içeri alınmadan faşizmin kuralları ile komisyon toplantısı başlatılamaz!
Bu usule bu hukuka izin vermeyecek,
kanlı yasaya geçit vermeyeceğiz.
#YasayiGeriCek
#SOKAKHAYVANLARISAHİPSİZDEĞİL
Birkaç gündür Adalar’daki minibüs olaylarına karşın sosyal medyadan gözlemlediğime göre meselenin ne olduğu tam bilinmiyor. Ortalıkta çokça yanlış bilgiler geziyor. Ben de kendi gözlemlerimi, fikirlerimi yazıp, bu bulanıklığı yapabildiğim kadar gidermek isterim.
🔶 Çorlu Tren Katliamı Davası'nda 6 yıl sonra 20’nci duruşmada karar çıktı
🔶Kazada hayatını kaybeden Oğuz Arda Sel'in annesi Mısra Öz, karar anında gözyaşlarını tutamadı
Sene 2014… Polis tarafından atılan gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan’ın cenaze töreni. Az önce toprağa verilmiş Berkin. Ardından Zazaca ağıtlar yakılıyor. On binlerce insan birazdan Taksim’e doğru yürüyecek.
10 yıl sonra bu twiti atarken katil dışarıda dolaşıyor olacak.
Bu maden yaklaşım 1,5 sene önce Fırat’a siyanür sızdırmıştı. Şimdi de bu. Maden aşkına yok olan doğa, yitip giden canlar. Doğayı, emeği, insanı sömürerek yok eden hepimize düşman şirketler.
Bugün #Hatay’dan güzel bir haber vermek istiyorum size. Hatay’ın tarihi yapılarının minyatürlerini yapan Hasan Bedii Benli ile ilgili yaptığım bu haber sonrası bana ulaşan ve ismini vermek istemeyen bir çift Hasan Bey’e bir konteyner tahsis ettiler. 💐
Bugün Hatay'da çekim yaparken iki kişi yaklaşıp selam verdi. Nerede çalıştığımı sordu, freelance çalışıyorum dedim. "Siz" dedim, "Polisiz" dedi. İçimden "şimdi bir sürü sorgu sual" diye geçirirken işin rengi polisin sorusuyla değişti: "Yeni yapılacak evlerin ne zaman teslim edileceği hakkında bilginiz var mı acaba?"
Ben "Kimliğinizi alabilir miyim? Basın kartınızı görebilir miyim? Ne çekiyorsunuz?" türünden sorular beklerken bu soru karşısında şaşırdım açıkçası. Konu hakkında etrafta çok spekülatif bilgiler dolaştığını, ne yazık ki net bir bilgimin olmadığını söyledim. Sonra hikayesini anlatmaya başladı. Maraşlıymış, depremden zor kurtulmuş. Ardından yanındaki polis memuru arkadaşı ile bir çadırda kalmaya başlamışlar. Ancak mesai saatleri nedeniyle gündüz de uyuması gerektiği için çadırda yapamamış. Bir de üstüne çocuğu ve eşinden ayrı kalmasından dolayı ailevi sorunlar baş gösterince bir ev tutup eşi ve çocuğunu Hatay'a getirmiş: "Evimi yeni kurmuştum, kredilerim bile bitmemişti henüz. Her şey gitti, sıfırdan hayat kurmaya çalışıyorum. Şimdiden bu eve 300 binin üzerinde masraf yaptım. Onun için de kredi çektim. Bize yeni evler Aralık'ın son haftası teslim edilecek dendi, ortada hiçbir şey yok. Hadi yaptılar teslim ettiler diyelim, nasıl ödeyeceğiz bunu? Kredi vereceklermiş, bu krediyi nasıl ödeyeceğiz biz? Zaten şu an maaşımın yarısı krediye gidiyor!"
Konuyu yetkililere sorduklarında ne cevap verdiklerini merak ediyorum: "Cevap vermiyorlar ki, ha bugün ha yarın diyorlar sadece." En azından bu konuda ortaklaştığımızı, benim sorularıma da cevap vermediklerini söylüyorum.
Sohbetin bu noktasında diğer polis memuru "Zamanınız varsa size bir şey göstermek istiyorum" diyor. Hep beraber arkadaki binanın girişine gidiyoruz. Durup kolonları işaret ediyor: "Şimdi bu bina az hasarlıya çevrilmiş. Yani önce yıkalım denmiş, sonra yıkılmasına gerek yok denmiş. Biz ileride bu sağlam olup olmadığı belirsiz evlerde mi kalacağız?"
İşin uzmanı olmadığımı ama evet kolonların pek de sağlam durmadığını söylüyorum.
Sohbetimiz bir süre daha devam ediyor. Ardından "Kusura bakmayın sizin de zamanınızı alıp başınızı şişirdik" diyor. "Rica ederim, ne demek, her zaman" filan bir şeyler çıkıyor ağzımdan.
Bir başka paylaşımımda yazdığımı tekrar etmek istiyorum burada: Hatay sandığınız kadar kötü değil, daha da kötü...