Bu, nesilden nesile aktarılan bir duruşun, bir inancın ve bir sevdanın yolculuğudur.
Bu ağaçlı yoldan stada uzanan her adımda, geçmişin izleri geleceğe bırakılan bir emanet gibi yankılanır.
Ve o emanet, artık sadece bir forma değildir.
O, Siyah Beyaz Miras’tır.
Kimi için sadece bir kumaş parçası, bizim için ise bir ömrün başlangıcı. O ilk formayla başlar her şey. O formayla öğreniriz ait olmayı, gurur duymayı ve kaybetsek bile asla pes etmemeyi.
Çünkü bu bir formadan çok daha fazlası. Bu, hiç bitmeyecek Siyah Beyaz Miras.
@Besiktas
Örnekleriyle 20 önemli Phrasal Verbs;
1. To bring about: neden olmak
The new law will bring about important changes.
(Yeni yasa önemli değişikliklere sebep olacak.)
2. To make up for: telafi etmek
I will work this weekend to make up for the lost time.
(Bu hafta sonu kaybettiğim zamanı telafi etmek için çalışaca��ım.)
3. To put off: ertelemek
They had to put off the vote because of the bad weather conditions.
(Kötü hava koşulları nedeniyle oylamayı ertelemek zorunda kaldılar.)
4. To bring up: bahsetmek, gündeme getirmek (2. çocuk yetiştirmek, 3. kusmak)
Several concerns have been brought up regarding personalized search.
(Kişiselleştirilmiş aramayla ilgili çeşitli kaygılar dile getirildi.)
5. To catch up with: yetişmek, karşılamak
Now, technology is catching up with demand.
(Artık teknoloji talebi karşılıyor.)
6. To take up (a new hobby, etc.): edinmek, başlamak
He left a job in the city to take up farming.
(Çiftçiliğe başlamak için şehirdeki bir işi bıraktı.)
7. To show up: Gelmek, uğramak
My brother showed up at the party an hour late.
(Kardeşim partiye bir saat geç geldi.)
8. To set out: yola çıkmak
We set out for London at sunrise.
(Güneş doğarken Londra'ya doğru yola çıktık.)
9. To take over (a business): devralmak, bir işin başına geçmek
My sister will take over the company after my father's retirement.
(Kız kardeşim, babam emekli olduktan sonra şirketin başına geçecek.)
10. To suffer from (an illness): sıkıntısını çekmek, problem yaşamak
Many individuals unknowingly suffer from hearing loss.
(Birçok kişi farkında olmayarak işitme kaybı problemi yaşar.)
11. To pull through: başarmak, atlatmak
The surgery was risky, but the patient pulled through.
(Ameliyat riskliydi ama hasta atlattı.)
12. To pass away: ölmek
She's terribly upset because her grandfather passed away last week.
(Geçen hafta büyükbabası vefat ettiği için çok üzgün)
13. To put forward: öne sürmek, ortaya atmak
At the meeting, I put forward new ideas to improve the company.
(Toplantıda şirketi geliştirmek için yeni fikirler öne sürdüm.)
14. To look up to: saygı duymak, hayranlık beslemek
The little boy looks up to his father.
(Küçük çocuk babasına hayranlık duyar)
15. To give up: teslim olmak, vazgeçmek
I worked too much on this project to give up now.
(Bu proje üzerinde şimdi vazgeçemeyecek kadar çok çalıştım)
16. To come across: karşılaşmak
I happened to come across an old friend in town.
(Kasabada eski bir arkadaşa rastladım.)
17. To deal with: başa çıkmak
Together, my parents could deal with any situation.
(Ailem, birlikte her durumla başa çıkabilirdi.)
18. To cut down on: azaltmak
Cutting down on smoking and alcohol are sensible moves.
(Sigara ve alkolü azaltmak mantıklı hareketlerdir.)
19. To catch on: rağbet görmek
Online trading has been slow to catch on in this part of the country.
(Çevrimiçi ticaretin ülkenin bu bölgesinde rağbet görmesi yavaş olmuştur.)
20. To break out: patlak vermek
War broke out in 1914.
(Savaş, 1914’te patlak verdi.)
Gireceğiniz bütün İngilizce sınavlarında karşınıza çıkabilecek 35 önemli phrasal verbs’ü sizinle paylaşacağım. Çok önemli. Mutlaka not alınız.
1) lead to: sebep olmak, neden olmak
2) bring about: neden olmak
3) account for: oluşturmak
4) stem from: den kaynaklanmak
5) end up with: ile neticelenmek
6) figure out: keşfetmek, çözmek
7) rely on: bel bağlamak, güvenmek
8) come up with: (çözüm) bulmak
9) carry out: yapmak, yürütmek
10) break out: patlak vermek
11) make up: oluşturmak
12) put off: ertelemek
13) find out: öğrenmek, bulmak
14) make out: bir şeyi anlayabilmek
15) put up with: tahammül etmek
16) make up for: telafi etmek
17) take over: ele geçirmek
18) break down: bozulmak, parçalanmak
19) pull through: iyileşmek
20) deal with: ile ilgilenmek
21) put out: söndürmek
22) set out: yola çıkmak
23) set up: kurmak
24) take up: zaman almak,yer kaplamak
25) give up: bırakmak, vazgeçmek
26) hold up: geciktirmek
27) turn down: reddetmek, sesini kısmak
28) break into: zorla soygun amacıyla girmek
29) settle down: yerleşmek
30) come across: karşı karşıya gelmek
31) get off: araçtan inmek
32) keep up: devam etmek
33) keep up with: -e ayak uydurmak
34) put down: isyan vb. bastırmak
35) put through: telefon bağlamak