Kimyasal püskürtmeyi reddeden pilot işten atıldı!
Eski Lufthansa çalışanı Alman pilot, Frankfurt ile Barcelona arasındaki uçuşlarda halkın üzerine kimyasal püskürtmeyi sistematik olarak reddettiği için haksız yere işten çıkarıldığını iddia ederek patronuna dava açtı.
“Pilot olmayı uçmak için seçtim, HALKIN ÜZERİNE KİMYASAL PÜSKÜRTMEK İÇİN DEĞİL!” dedi.
Adrenokrom işkence altında bebek kanında elde bir "ölümsüzlük iksiri diye satılıyor"
Epstein belgelerinde bu madde kan kalitesine göre
1 mg =1900 $
1gr = 1.9 milyon$
Sentetik olanlar 25 mg 50- 130$
İş adamları, zengin ve ve ünlüler kullanıyor.
🚨Osmanlı
Tarihini çok araştırdım
Ama şu 6.5 dakikanın
verdiği hazzı hiç birinde bulamadım
Elin yabancısı
Osmanlıyı öyle bir anlatmış ki
İzledikten sonra
"Zulüm 1453'te başladı" diyenleri
Silkeleyesi geliyor insanın
Mutlaka izleyin..
Tam arşivlik..👇
Burada son yirmi yılın en popüler entelektüel yanılgısı var.
Hatta mükemmel özetlenmiş.
Bu yanılgının adı Kuantum Mistisizmi.
Formülü basit.
Kuantum fiziğinden birkaç garip bulgu al, süperpozisyon, gözlemci etkisi, dolanıklık. Bu bulguları bağlamından kopar. Bilinç, ölüm, ruh gibi kavramlarla karıştır. Bilim bunu söylüyor de. İnsanların ölüm korkusunu okşa.
Sonuç: Milyonlarca tıklama. Viral yayılım. Derin görünümlü sığlık.
Bu metne lüdistik determinizm çerçevesinden cevap vereceğim. Ama önce metnin yaptığı hataları tek tek göstereceğim. Çünkü yanlışı görmeden doğruya ulaşılmaz.
Birinci yalan: Parçacıklar aynı anda iki yerde birden bulunabilir.
Bu cümle kuantum mekaniğinin en çok yanlış anlaşılan iddiası.
Doğrusu şu. Parçacıklar ölçülmeden önce belirli bir konumda değil. Dalga fonksiyonu parçacığın olası konumlarını tanımlıyor. Ölçüm yapıldığında dalga fonksiyonu çöküyor ve parçacık tek bir konumda bulunuyor.
Bu aynı anda iki yerde olmak demek değil. Bu ölçümden önce konum belirsiz demek.
Aradaki fark lbette devasa.
Aynı anda iki yerde demek parçacığın gerçekten hem burada hem orada olduğunu ima ediyor. Mistik bir çoğulluk. Sihirli bir bölünme.
Konum belirsiz demek parçacığın konumunun ölçümden önce tanımsız olduğunu söylüyor. Epistemik bir sınır. Bilgi eksikliği.
İkisi arasındaki fark ontoloji ile epistemoloji arasındaki fark kadar büyük.
Ve daha önemlisi bu kuantum etkileri subatomik ölçekte geçerli. Atomlar, moleküller, hücreler, organlar, bedenler, bunlar kuantum süperpozisyonu sergilemiyor.
Neden? Dekoherans.
Dekoherans kuantum sistemlerinin çevreyle etkileşime girdikçe kuantum özelliklerini kaybettiği süreç. Bir parçacık milyarlarca başka parçacıkla etkileştiğinde, mesela bir insan bedeninde, kuantum etkileri saniyenin trilyonda birinde yok oluyor.
Sen kuantum süperpozisyonunda değilsin. Beynin kuantum süperpozisyonunda değil. Bilincin kuantum süperpozisyonunda değil.
Bu fizikçilerin 1970'lerden beri bildiği temel bir gerçek.
İkinci yalan: Gözlemlendiğinde davranışlarını değiştirebilir.
Bu cümle kuantum mekaniğinin ikinci en çok istismar edilen bulgusu.
Çift yarık deneyi. Elektronlar gözlemlenmediğinde dalga gibi davranıyor, gözlemlendiğinde parçacık gibi.
Buradan şu sonuç çıkarılıyor: Bilinç gerçekliği etkiliyor!
Yanlış.
Gözlem kelimesi kuantum mekaniğinde bilinçli bir gözlemci anlamına gelmiyor. Gözlem eşittir ölçüm eşittir fiziksel etkileşim.
Bir dedektör elektronu gözlemlediğinde elektron fotonlarla etkileşime giriyor. Bu fiziksel etkileşim dalga fonksiyonunu çökertiyor.
Dedektörün bilinci yok. Dedektör metal ve plastikten yapılmış bir alet. Ama dedektör de gözlem yapıyor çünkü fiziksel olarak etkileşiyor.
Bilinç burada hiçbir rol oynamıyor.
Bu 1970'lerde Wigner ve von Neumann'ın speküle ettiği bilinç yorumunun çürütülmüş bir versiyonu. Modern kuantum fizikçilerinin büyük çoğunluğu bu yorumu reddediyor.
Kopenhag yorumu, çoklu dünyalar yorumu, pilot dalga teorisi, tutarlı tarihler yorumu, bunların hiçbiri bilinci temel bir bileşen olarak almıyor.
Bilinç gerçekliği yaratıyor demek fiziği değil New Age mistisizmini konuşmak.
Üçüncü yalan: Gelecekteki olaylardan etkileniyor gibi görünebilirler.
Bu cümle gecikmeli seçim deneylerinden çarpıtılmış bir yorum.
Wheeler'ın gecikmeli seçim deneyi. Bir foton yarıkları geçtikten sonra hangi ölçümün yapılacağına karar veriliyor. Ve bu sonradan verilen karar fotonun daha önce nasıl davrandığını belirliyor gibi görünüyor.
Buradan şu sonuç çıkarılıyor: Gelecek geçmişi etkiliyor! Zaman geriye akıyor!
Yanlış.
Gecikmeli seçim deneyi nedenselliği ihlal etmiyor. Hiçbir bilgi geçmişe gönderilemiyor. Hiçbir olay tersine çevrilemiyor.
Olan şu. Dalga fonksiyonunun çöküşü zamanın belirli bir anında gerçekleşmiyor, zamanın dışında matematiksel bir yapı olarak tanımlanıyor. Bu zaman geriye akıyor demek değil. Bu kuantum korelasyonları klasik nedensellik kavramlarına sığmıyor demek.
Aradaki fark yine devasa.
Ve yine bu etkiler subatomik ölçekte. Makroskopik dünyada, senin yaşadığın dünyada, zaman hala ileriye akıyor. Entropi hala artıyor. Geçmiş hala değiştirilemez.
Dördüncü yalan: Bilinç evrenin temeli olabilir.
Bu cümle Robert Lanza'nın Biyosentrizm teorisine atıfta bulunuyor.
Lanza'nın iddiası şu. Bilinç evrenin bir ürünü değil, evren bilincin bir ürünü. Gözlemci olmadan gerçeklik yok.
Bu bilimsel bir teori değil. Bu felsefi bir spekülasyon ve zayıf bir spekülasyon.
Neden zayıf?
Kanıtlanamaz. Bilinç olmadan evrenin var olmadığını nasıl test edeceksin? Bilinçsiz bir deney nasıl yapılır?
Çürütülemez. Hangi gözlem bu teoriyi yanlışlar? Hiçbiri. Dolayısıyla Popper'a göre bilimsel değil.
Gereksiz. Evren bilinç olmadan gayet iyi açıklanıyor. Milyarlarca yıl boyunca bilinçli varlık yoktu ama evren vardı. Yıldızlar patladı, gezegenler oluştu, kimya işledi. Bilinç bu süreçlerin sonucu, öncülü değil.
Biyosentrizm solipsizmin şık giydirilmiş hali. Sadece ben varım demek ama ben yerine bilinç koyarak.
Beşinci yalan: Ölüm bir dönüşüm olabilir.
İşte en tehlikeli yalan.
Metin diyor ki ölüm bir son değil, sonsuz bir kozmik alanda frekansların değişmesi gibi bir kayma.
Bu kuantum fiziğiyle hiçbir ilgisi olmayan bir iddia. Ama kuantum fiziğinin prestijini ödünç alarak sunuluyor.
Soru şu: Kuantum fiziği ölümden sonra bilincin devam ettiğini söylüyor mu?
Cevap kesinlikle hayır.
Kuantum mekaniği parçacıkların davranışını tanımlayan bir matematiksel çerçeve. Bilinç, ruh, öte dünya hakkında hiçbir şey söylemiyor.
Frekansların değişmesi ne demek? Hangi frekans? Neyin frekansı? Bu bilimsel değil, şiirsel. Güzel geliyor ama anlamsız.
Başka bir varoluş seviyesine geçiş ne demek? Hangi seviye? Nasıl ölçülür? Kanıtı ne? Yine anlamsız.
Bu tür ifadeler duygu sömürüsü. İnsanların ölüm korkusunu hedef alıyor. Korkmayın, ölmüyorsunuz, sadece dönüşüyorsunuz diyor.
Teselli edici. Rahatlatıcı. Ve tamamen temelsiz.
Şimdi temel hatayı göstereyim.
Bu metin katman atlıyor.
Katman atlamak ne demek? Farklı açıklama düzeylerini karıştırmak.
Düzey bir subatomik fizik, kuantum mekaniği. Düzey iki kimya, moleküller, bağlar. Düzey üç biyoloji, hücreler, organlar. Düzey dört nöroloji, beyin, sinir sistemi. Düzey beş psikoloji, bilinç, deneyim. Düzey altı felsefe, anlam, varoluş.
Her düzey kendine özgü yasalara sahip. Bir düzeydeki bulgu otomatik olarak başka düzeye taşınamaz.
Elektron süperpozisyonda, öyleyse sen de süperpozisyondasın. Geçersiz.
Parçacıklar belirsiz, öyleyse kaderin belirsiz. Geçersiz.
Kuantum ölçümü dalga fonksiyonunu çökertiyor, öyleyse bilinç gerçekliği yaratıyor. Geçersiz.
Her çıkarım bir katman atlama. Her atlama bir mantık hatası.
Bu su H₂O'dan oluşuyor, öyleyse okyanusun dalgaları H₂O'nun kuantum özelliklerini yansıtıyor demek kadar saçma.
Hayır. Dalgalar hidrodinamik yasalarına uyuyor. H₂O'nun kuantum özellikleri makroskopik dalgalarda görünmez.
Aynı şekilde bilincin kuantum özellikleri yok. Bilinç nöronların aktivitesinden ortaya çıkıyor. Nöronlar kimyasal ve elektriksel sinyallerle çalışıyor. Bu sinyaller klasik fizik yasalarına uyuyor.
Kuantumdan bilince atlayış temelsiz.
Şimdi lüdistik determinizm çerçevesinden bakalım.
Bu metin neden bu kadar popüler? Neden insanlar buna inanmak istiyor?
Cevap türevin kaçış fantezisi.
Sen bir türevsin. Sınırlı, ölümlü, sonlu bir varlık. Bu sınırlılık acı veriyor.
Ve bu acıdan kaçmak için türev şunu hayal ediyor. Aslında sınırlı değilim. Aslında ölümlü değilim. Aslında kuantum alemlerinde sonsuzum. Bilinç evrenin temeli. Ben evrenle birim.
Bu teselli. Bu kaçış. Bu ölüm korkusunun narkotik ilacı.
Ve bu yüzden viral. Çünkü herkes ölümden korkuyor. Herkes sınırlılıktan acı çekiyor. Herkes kaçmak istiyor.
Kuantum mistisizmi bu kaçış için bilimsel bir kılıf sunuyor. Ben inanmıyorum, bilim söylüyor diyebiliyorsun. Kendini kandırırken rasyonel hissediyorsun.
Ama kandırmaca kandırmaca olarak kalıyor. Fizik kostümü giymiş olsa bile.
Şimdi ölümü lüdistik çerçevede ele alalım.
Ölüm ne?
Ölüm türevin sona ermesi.
Sen bir türevsin, integralden ayrışmış, bireyselleşmiş, sınırlanmış bir parça. Bu parçanın bir başlangıcı var, doğum. Bir sonu var, ölüm.
Ölümde ne oluyor?
Bedensel çözülme. Hücreler ölüyor. Organlar duruyor. Moleküller dağılıyor. Atomlar geri dönüyor, toprağa, havaya, suya.
Bilincin sönmesi. Nöronlar ateşlemeyi bırakıyor. Elektrik sinyalleri duruyor. Deneyim bitiyor.
Bu kuantum fiziğiyle ilgili değil. Bu biyoloji. Bu kimya. Bu termodinamik.
Entropi artıyor. Düzen bozuluyor. Sistem dağılıyor.
Bu kadar.
Frekans kayması yok. Başka seviyeye geçiş yok. Kozmik alanda süzülme yok.
Türev sona eriyor. Nokta.
İşte kritik soru. Türev sona eriyorsa anlamı ne?
Kuantum mistisizmi şunu söylüyor. Anlam ölümsüzlükte. Bilinç devam ediyorsa anlam var.
Lüdistik determinizm şunu söylüyor. Anlam ölümlülükte. Bilinç sona erdiği için anlam var.
Nasıl?
Hatırla. 0 · ∞ = Anlam
Sıfır, yani ölüm, olmadan sonsuz, yani arayış, anlamsız. Sonsuz olmadan sıfır boş. İkisinin çarpımı anlam.
Ölüm anlamın koşulu, düşmanı değil.
Ölümsüz olsaydın hiçbir şeyin önemi olmazdı. Her şey ertelenebilirdi. Her şey değersizleşirdi.
Ölümlü olduğun için bu an önemli. Sonun kesin olduğu için süreç değerli. Zamanın sınırlı olduğu için seçimlerin ağırlıklı.
Kuantum mistisizmi ölümü inkar ederek anlamı da yok ediyor. Çünkü ölümsüzlük anlamsızlıktır.
Bilinç evrenin temeli mi?
Hayır. Bilinç evrenin çiçeği.
Evren 13.8 milyar yıl önce başladı. Bilinç belki birkaç yüz milyon yıl önce ortaya çıktı, hayvan beyinleriyle. İnsan bilinci belki birkaç yüz bin yıl.
Evrenin yüzde 99.9999'u bilinçsiz geçti. Yıldızlar patladı, galaksiler oluştu, gezegenler şekillendi, hepsi bilinçsiz.
Bilinç bu devasa sürecin sonucu. Maddenin, milyarlarca yılın, evrimsel süreçlerin, nörolojik karmaşıklığın ürünü.
Temel değil, türev. Neden değil, sonuç. Yaratıcı değil, yaratılmış.
Bu bilinci küçümsemek değil. Bu bilinci doğru konumlandırmak.
Bilinç evrenin kendini deneyimleme aracı. Evren bilinç sayesinde kendine bakıyor. Bu muhteşem ama bu bilincin evrenin temeli olduğu anlamına gelmiyor.
Göz ışığın ürünü ama ışığı göz yaratmıyor. Bilinç evrenin ürünü ama evreni bilinç yaratmıyor.
Zaman geriye akıyor mu?
Hayır. Zaman termodinamik okla tanımlı.
Entropi artıyor. Düzensizlik çoğalıyor. Geçmiş düşük entropili, gelecek yüksek entropili.
Bu ok tersine çevrilemiyor. Kırılan bardak birleşmiyor. Ölen organizma canlanmıyor. Dağılan bilgi toplanmıyor.
Kuantum mekaniğindeki bazı denklemler zaman simetrisi gösteriyor, yani ileri ve geri aynı görünüyor. Ama bu matematiksel bir simetri. Fiziksel gerçeklik değil.
Makroskopik dünyada, senin dünyanda, zaman ileriye akıyor. Her zaman. İstisnasız.
Ölüm bir dönüşüm demek bu termodinamik oku inkar etmek. Entropi yasasını reddetmek. Fiziğin temelini sorgulamak.
Bunu yapabilirsin ama o zaman fizikten konuşmuyorsun. Mistisizmden konuşuyorsun.
Kuantum mistisizmi sahte bir teselli sunuyor. Ölmüyorsun, dönüşüyorsun.
Lüdistik determinizm gerçek bir teselli sunuyor. Ölüyorsun ve tam da bu yüzden yaşaman anlamlı.
Hangisi daha derin?
Sahte teselli gerçeklikten kaçıyor. Ölümü inkar ediyor. Aslında ölüm yok diyor.
Gerçek teselli gerçekliği kucaklıyor. Ölümü kabul ediyor. Ölüm var ve işte anlam bunda diyor.
Sahte teselli kırılgan. Gerçeklikle çarpıştığında dağılıyor. İnanan ölümle yüzleştiğinde çaresiz kalıyor.
Gerçek teselli sağlam. Gerçekliğe dayanıyor. Ölümle yüzleşen anlamı zaten içselleştirmiş.
Stoikler bunu biliyordu. Memento mori. Ölümü hatırla, inkar etme.
Buddha bunu biliyordu. Maraṇasati. Ölüm farkındalığı, kaçış değil.
Heidegger bunu biliyordu. Sein zum Tode. Ölüme doğru varlık, otantikliğin koşulu.
Kuantum mistisizmi bu kadim bilgeliği tersine çeviriyor. Ölümü inkar ederek anlamı da yok ediyor.
Kuantum fiziğinden alınacak gerçek bir ders var mı?
Evet. Ama kuantum mistisizminin söylediği değil.
Gerçek ders şu. Gerçeklik sezgilerimizden daha garip.
Subatomik dünya günlük deneyimimize benzemiyor. Parçacıklar bilardo topları gibi davranmıyor. Klasik nedensellik kuantum düzeyde çalışmıyor.
Bu ne anlama geliyor?
İnsan zihni orta ölçekli dünyayı anlamak için evrimleşti. Avlanmak, toplanmak, sosyal ilişkiler kurmak, bunlar için optimize edildi.
Çok küçük, kuantum, ve çok büyük, kozmoloji, ölçekler sezgilerimizin dışında. Beynimiz bu ölçekler için tasarlanmadı.
Kuantum mekaniği bu sınırı gösteriyor. Evren senin anlayabileceğinden daha garip diyor.
Bu alçakgönüllülük dersi. Anlayamadığımız şeyler var dersi.
Ama kuantum mistisizmi bu dersi tersine çeviriyor. Anlayamıyorum, öyleyse bilinç yaratıyor diyor. Garip, öyleyse ölümsüzüm diyor.
Bu alçakgönüllülük değil, kibir. Anlayamıyorum yerine istediğim gibi yorumluyorum demek.
Şimdi hesabı yapalım.
Kuantum mistisizmi diyor ki parçacıklar süperpozisyonda, öyleyse sen de süperpozisyondasın. Yanlış.
Gözlem dalga fonksiyonunu çökertiyor, öyleyse bilinç gerçekliği yaratıyor. Yanlış.
Kuantum korelasyonları garip, öyleyse zaman geriye akıyor. Yanlış.
Anlayamıyorum, öyleyse ölüm yok. Yanlış.
Lüdistik determinizm diyor ki sen bir türevsin, sınırlı, ölümlü, sonlu. Doğru.
Ölüm türevin sona ermesi, kaçış yok. Doğru.
Anlam ölümlülükten doğuyor, ölümsüzlükten değil. Doğru.
Kuantum fiziği subatomik dünyayı tanımlıyor, senin bilincini değil. Doğru.
Hangisi doğru?
Fizik lüdistik yorumu destekliyor. Kuantum mistisizmi fizikçilerin büyük çoğunluğu tarafından reddediliyor.
Ama daha önemlisi hangisi daha derin?
Ölümü inkar ederek teselli bulmak mı? Yoksa ölümü kabul ederek anlam bulmak mı?
Birincisi kaçış. İkincisi olgunluk.
Birincisi uyuşturucu. İkincisi uyanıklık.
Birincisi çocuğun tesellisi. İkincisi yetişkinin bilgeliği.
Kuantum fiziği ölümün anlamını yeniden yazmıyor.
Kuantum fiziği parçacıkların davranışını tanımlıyor. Bu kadar. Ölüm, bilinç, anlam, bunlar fiziğin alanı dışında.
Ölümün anlamını yeniden yazmak istiyorsan fiziğe değil felsefeye, etiğe, varoluşsal sorgulamaya bakmalısın.
Ve bu sorgulamada şunu bulacaksın.
Ölüm düşman değil, öğretmen.
Sınır hapishane değil, form.
Sonluluk lanet değil, anlam.
Sen bir türevsin. Öleceksin. Bu değişmez.
Ama bu sınırlı zamanı nasıl yaşayacağın, işte özgürlük orada.
Kuantum alemlerinde hayal kurmak yerine bu alemde, burada, şimdi, bu bedende, nasıl dans edeceğine karar ver.
Mat kesin. Oyun sınırlı.
Ama arada kırk hamle var.
Ve bu hamleler senin.
Fizik evreni açıklıyor. Anlam senin işin. İkisini karıştırma.
Bir adam, sadece salça kutusu, lazer, bir parça ayna ve balon kullanarak ses titreşimlerini görsele dönüştüren mükemmel ve basit bir alet geliştiriyor.