5 milyar yıl sonra Güneşin bizi yutacağını duyduğunda beynin bunu çok uzak bir ihtimal, sadece bir astrofizik detayı gibi algılıyor ama işin yüzleşmesi zor kısmı gezegenin yanması değil.
Güneşin çekirdeğindeki hidrojen yavaş yavaş tükeniyor. Şu an her saniye milyonlarca ton kütleyi enerjiye dönüştürüyor ve sen bunu sabah yüzünü ısıtan tatlı bir ışık olarak hissediyorsun. Ama bu yakıt bittiğinde, çekirdek kendi içine çökecek ve dış katmanlar akıl almaz bir boyuta ulaşarak dev bir kırmızı yıldıza dönüşecek.
Güneş o kadar genişleyecek ki, Merkür ve Venüsü rahatça yuttuktan sonra Dünyanın yörüngesine kadar ulaşacak. O noktada okyanuslar saniyeler içinde kaynayıp uzaya karışacak, dağlar sıvılaşacak, atmosfer tamamen soyulup atılacak. Ama varoluşsal kriz bu fiziksel yıkım değil. Kısım şu; insanlık tarihi boyunca inşa ettiğimiz, üzerine titrediğimiz, anlam yüklediğimiz her şeyin mutlak silinişi gerçekleşecek.
Piramitlerden en gelişmiş kuantum bilgisayarlarına, Mona Lisadan ilk aşk mektuplarına, devasa veri merkezlerindeki petabaytlarca bilgiden yazılmış tüm kitaplara ve şu an attığın tüm tweetlere kadar her şey. Hepsi sadece yanıp kül olmayacak, kelimenin tam anlamıyla temel parçacıklarına, atomlarına kadar eriyip dağılacak. Biz hep tarihe iz bırakmaktan, gelecek nesillere bir şeyler aktarmaktan bahsederiz ama evrenin böyle bir hafıza kaydı yok.
Milyarlarca yıl sonra evrenin başka bir köşesinden buraya bakan herhangi bir gözlemci için, burada Shakespearein yaşadığına, Roma İmparatorluğunun kurulduğuna veya senin bu ekranı kaydırırken bir şeyler hissettiğine dair tek bir kanıt bile kalmayacak. Tüm o savaşlar, devrimler, keşifler ve kişisel hırslar tek bir atomik çorbaya dönüşecek.
Şu an hayatın boyunca unutulmamak, kalıcı bir şeyler yapmak için çabalıyorsun ama günün sonunda evren, burada hiç var olmadığımızı söyleyen o kusursuz sessizliğine geri dönecek. Gerisi sadece yıldız tozu.