@AydanKzlka58d Seninkiler kendi kendilerini yok ediyorlar .
Fazla değil birkaç yıl içerisinde akp ile yaptıkları iş birliği ortaya çıkar ve utanırsınız
Fatih Altaylı’nın bu yazdıklarından sonra gözler başka yere çevrilir mi?
"Hazine ve Maliye Bakanı “10 milyon liradan fazla kazananlar kazandıkları parayı iade etsin” diye akıl, mantık ve hesap dışı bir çağrıda bulununca önceki gün bu köşede “Merrill Lynch de alıp gittiği 8 milyar TL’yi iade edecek mi?” diye sordum.
Bu işleri iyi bilen eski bir borsacı bana yolladığı mesajda çok önemli bir iddiada bulunmuş.
Bu kişi, bir dönem Türkiye’de İMKB’nin ya da Borsa İstanbul’un oyuncularından biri olmuş ancak birkaç yıl önce Türkiye'yi terk ederek yurt dışına yerleşmiş bir yatırımcı.
Mesajında aynen şöyle yazmış:
“Abi, yazını okudum. Merrill Lynch parayı geri getirecek mi diye sormuşsun. Güldüm. Sen bütün iyi niyetinle bu soruyu soruyorsun ama emin ol ki, Merrill Lynch zannettiğiniz o yatırımcı Merrill Lynch falan değil, bir Türk yatırımcıdır. İşlemini Merrill Lynch üzerinden yapan bir Türk yatırımcıdır. Biz borsada bunlara ‘bıyıklı yabancı’ deriz. Yabancı şirketlerde veya bankalarda hesap açıp, verdikleri talimatla Türk borsasından hisse aldırırlar, Türk borsasında yabancı banka üzerinden işlem yaptırırlar. Emin ol, sizin Merrill Lynch zannettiğiniz o yatırımcı da bıyıklı hatta dönem gereği sakallı bile olabilir. Sana söyleyeyim, bu yatırımcının yabancı olma, Merrill Lynch olma ihtimali sıfır. Merrill Lynch gibi büyük kurumlar böyle sığ hisselere asla yatırım yapmazlar. Eğer yatırım yapmış olsalardı zaten hisseyi yapan manipülatör böyle satıp çıkmasına da izin vermezdi. Bak, Norveç Fonu satıp çıkabilmiş mi, adamlar yandım Allah diye bağırıyorlar. Merrill Lynch üzerinden yatırım yapan kişi her kimse Emre Tezmen ile hareket eden biridir. Yoksa tam zamanında satıp çıkamazdı. Emin olabilirsin!”
Eğer bu söylenenler doğru ise şimdi 8 milyar TL’lik bir soru var.
Merrill Lynch’in arkasına saklanarak Borsa İstanbul’da oynayan ve 8 milyar TL kârı cebine koyup kaçan vatandaşımız kim?
Bu sorunun yanıtını Emre Tezmen mutlaka biliyordur. Belki bir soran çıkar!"
İngiliz vatandaşı Hazine Bakanı’nın geçmişte çalıştığı firma, fon krizinde 8 milyar TL götürmüş.
Doğru fona tam zamanında girmiş, tam zamanında çıkmışlar.
Vatandaş içerde kitli kalırken, onlar sermaye büyütmüşler.
Bunu nasıl yapmışlar?
E, tabi akıllı çocuklar..
Dün (doğum günümde) arkadaşlar RTÜK başkanının beni aradığını söylediler. Özel kalemi aramamı bekliyormuş. Verdikleri 0541 478 90 66 numaralı telefonu aradım, ve telefonu açan arkadaş "Başkanıma arz ediyorum" diyerek telefonu verdi. Karşı taraftaki ses benimle konuşmadan önce benim de duyabileceğim bir şekilde "Tabi hemen yollayın, imzalayayım cezaları" diye bir cümle kurdu ve ardından "Nihat bey merhabalar ben Mehmet Daniş, RTÜK başkanı" diyerek konuya girdi. "Nasılsınız inşallah, işler iyidir maşallah" faslından sonra "Bizden bir şikayetiniz var mı" diye sordu. Ben birinci saniyeden itibaren mevzuya uyandığım için "Çok ceza kesiyorsunuz sayın başkan" dedim. "Kesmesek bizi daha çok seversiniz değil mi" dedi. Sonra asıl konuya geldi. "Ben diğer yayın kuruluşlarının sahipleriyle de görüştüm. biliyorsunuz ölü sayısı 6'ya çıktı. selde zarar gören çocuklarımıza yardım topluyoruz. Size de bir miktar yazdık. Arkadaşlar kiminle irtibat kursun" dedi. Ben "Ne kadar bir miktardan bahsediyorsunuz" diye sorunca "150 bin lira" dedi. Seve seve hatta daha fazlasını bile yollayacağımızı söyledim. Sesi bir anda neşelendi. "Arkadaşlar kimi arasın" diye sordu. Bizim Bülent'in ismini verdim ve kapattık. Işık hızıyla Bülent'i arayan ve isminin Yılmaz Ünal olduğunu söyleyen arkadaş ısrarlı İBAN bilgisi isteğimize cevap vermedi. Ceza yoluyla resmi kanallardan sıkça ödeme yaptığımız RTÜK'ün bu şekilde para istemeyeceğini ve bunun bir dolandırıcılık girişi olduğunu biliyorduk elbette.
Umarım o diğer "bir miktar para yazılan" yayın kuruluşları bunu yememiştir.
Ayrıca @rtukkurumsal ın da haberi olsun. Yine başlamış bu arkadaşlar çalışmaya.
ÇİFTE PASAPORTLU SOYGUN DÜZENİ
Paraları çoktan kaçırdılar.
Hepsi hazırlıklı.
Hepsi çifte pasaportlu.
Kimi Miami'den villasını kapatmış, kimi Londra'nın göbeğinden dairesini almış.
Kimi çocuğunu çoktan Amerika'da koleje yazdırmış, kimi ailesini sessiz sedasız İngiltere'ye yerleştirmiş.
Biletler ceplerinde, bavullar hazır.
Muhtemelen teker teker, 2027'de kaçacaklar.
Bunu sokaktaki çocuk bile biliyor, bilmeyen yok.
Peki geriye ne kalacak?
Borç batağında bir Hazine.
İçi boşaltılmış kamu bankaları.
Üç kuruşa satılmış fabrikalar, eşe dosta peşkeş çekilmiş ihaleler.
500 milyar dolar dış borç…vs
Ve o enkazın ortasında bir başına bırakılmış 85 milyon insan.
Soruyorum size: Bu cüreti kimden aldılar?
Senden mi? Benden mi? Sokaktaki vatandaştan mı?
Hayır.
Kim atadıysa gücü, cüreti ondan aldılar.
“At binicisine göre kişner”diye boşuna dememişler.
Kimi bürokrat yaptılarsa, kimi bakan yaptılarsa, kimi kayyum atadılarsa sonuç ortada.
Liyakatsiz, diplomasız, sicili kabarık ne kadar adam varsa topladılar, getirdiler devletin en mahrem koltuklarına sırf yandaş diye oturttular.
Kamunun malını babalarının çiftliği gibi kullandılar.
Yetim hakkını, tüyü bitmemişin hakkını kendi şahsi servetleri gibi harcadılar.
Peki bunu kime güvenerek yaptılar sanıyorsunuz?
Tabii ki Saray'a.
Tabii ki Saray'ın arka bahçesine çevirdiği kurumlara.
Nasıl olsa bir telefonla dosya kapanıyor.
Nasıl olsa bir talimatla soruşturma sümen altı ediliyor.
Nasıl olsa Saray'dan aferin geliyor, alkış geliyor.
Yeri geliyor "Ben bu davanın savcısıyım" diyorlar.
Yeri geliyor "Anayasa Mahkemesi'nin kararını tanımıyorum" diyorlar.
O özgüvenle çaldılar.
O pervasızlıkla kaçırdılar.
O dokunulmazlık zırhıyla talan ettiler memleketi.
Peki bu tablonun mimarı kim?
En büyük suç; gözünü kulağını kapatan, üç kuruş menfaat için bu soygun düzenine alkış tutanlar değil mi?
Ve bir de o ucube sistemi bu milletin başına bela edip, sonra Balgat'taki koltuğuna çekilip kıs kıs gülen Bahçeli'de değim mi?
Bahçeli yaptı yapacağını.
Tek adam rejimini dayattı.
Denetimi bitirdi,
Meclis'i noter yaptı, yargıyı Saray'ın sopası haline getirdi. Şimdi de eserine bakıp keyif çatıyor.
Ne iktidar olma kaygısı var, ne milletin derdiyle dertlenme!
Tek derdi, Varsa yoksa Apo ve PKK… Varsa yoksa pazarlık masaları.
Zamanında Rıza Zarrab'ın önünde takla atan bakanlara, ayakkabı kutularında para cukkalayanlara hak ettikleri cezalar verilseydi...
Sakız çiğneyerek ifadeye giden o eski belediye başkanına zamanında haddi bildirilseydi, bugün bu soygun düzeni yaşanmazdı.
Ama ne oldu?
Çalan, çırpan ya görevden affedilerek kurtuldu, ya da ödül gibi büyükelçi yapıldı.
Bunu gören bürokratın da, yandaşın da iştahı kabardı tabii!
Besmeleyle, Allah-u Ekber diyerek soydular memleketi.
Durum ortada.
Ama bilsinler;
O paralar, o villalar, o gayrimenkuller, o çifte pasaportlar kimseyi kurtarmayacak.
Bu millet unutmaz.
Tarih affetmez.
Kaçacak yeriniz yok.
Gidiş biletinizi aldınız ama dönüş biletinizi bu halk sandıkta kesecek.
Oğuz Özdemir
Hırsız tanıdıksa köpek havlamaz demişler ya, eksik demişler.
Havlamaması bir yana, köpeğin bazen ağzıyla hırsıza fener tutması ve hatta para çuvallarının taşınmasına yardım etmesi de söz konusu olabilir ki, bu durum meseleyi, en başta ifade ettiğimiz deyişin çok ötesine taşır.
Bu girişin ışığında, Türkiye’nin en saygın ihtisas kurullarından birisi olan Sermaye Piyasası Kurulu’nun nasıl bu hale düşürüldüğünü anlamak için özellikle son sekiz yılına odaklanmak gerekiyor.
Bu akşamüzeri, SPK Başkanı Mahmut Sütçü’nün istifa ettiği haberi basına düştü. Sütçü her ne kadar 9 Mayıs 2026 tarihinden bu yana SPK başkanı olsa da, Kasım 2024- Mayıs 2026 arasında da SPK İkinci Başkanı koltuğunu işgal etti.
Dolayısıyla, 2022-2026 arasında SPK Başkanı olan ve Mehmet Şimşek’in bir hayli gecikmeli ve zorlanarak soruşturma izni verdiği İbrahim Ömer Gönül ile birlikte SPK’da en üst düzeyde yetki paylaşmış bir kişiden söz ediyoruz. Bu bağlamda Sütçü’nün emekliye ayrılarak sorumluluktan kurtulabilmesi mümkün değil.
Dört yıl SPK başkanlığı yapıp bu günkü rezaletin mimarlarından olan, AKP’nin eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün oğlu şimdi ne yapıyor dersiniz? Görev süresi 6 Mayıs 2026’da dolunca, hemen iki gün sonra, 8 Mayıs’ta Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) Başkanlığına atandı. Yani SPK’yı Türkiye’nin en güvenilmez kurumlarından birisi haline getiren kişi, artık kamu gözetimi ve denetiminden sorumlu. Fıkra gibi değil mi? Yaparsa AKP yapar.
Gelelim, “Allah’ın vererek sınadığı”, üç dönem AKP’de vekillik yapmış meşhur Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağbisi, 2018-2022 yılları SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’na.. Rüşvet karşılığı şirketlerin borsa yasaklarının kaldırılması ve kural dışı halka arz ve sermaye artırımı yetkilerinin verilmesi suretiyle inanılması güç bir malvarlığı edinimi gerçekleştirildiğine ilişkin iddialar, bu iki kardeşin yanında, Zehra’nın eski eşi Ünsal Ban ve eski bakanlardan Ersin Taranoğlu’nun kardeşi, Cumhurbaşkanı danışmanı Serkan Taranoğlu’na kadar uzandı. Zehra’nın o zamanki eşi Ünsal Ban’ı bıçakla yaralamasına ilişkin videolar bile dolaşıma girdi ancak bu ağbi kardeşe kimse dokun(a)madı. Yüzlerce suç duyurusuna karşın Ali Fuat Taşkesenlioğlu için kurul izni olmaması, Zehra Taşkesenlioğlu için delil yokluğu gerekçe gösterilerek “soruşturma yapılmasına yer olmadığı” kararları jet hızıyla verildi. Dolayısıyla bu kişileri, halen, onların deyimiyle “Allah vererek sınamaya” devam ediyor. Zehra’nın eski kocası Ünsal Ban’ın yurtdışına kaçmasına göz yumulması, bir polisiye film edasında ve herkesin gözü önünde gerçekleşti. Serkan Taranoğlu ise affını istedi, böylece bugünlere gelindi.
Haliyle, SPK’nın böyle olduğu bir ortamda, imam-cemaat ilişkisi şekillenmekte gecikmedi..
Son olarak, Haziran 2023’ten bu yana Hazine ve Maliye Bakanı olan, Kasım 2025’te Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nde fon piyasalarındaki manipülasyon ve düzenleme eksikliğinden söz eden ve sonra neredeyse bir yıl olan biteni sadece seyretmekle yetinen Mehmet Şimşek’e ne demeli?
Mehmet Şimşek ve yalnızca Mehmet Şimşek değil, tüm bu atama kararlarını imzalayan herkes için istifa ve hesap verme zamanıdır.
Türkiye yaptıklarınızı unutmayacak, unutturamayacaksınız!
Uzaktayım diye gelmeyecektim ama Murat Ağırel’in tutuklanması haberinden sonra çarşamba günü Halk TV önünde yapılacak eyleme katılmak için İstanbul’a gelmeye karar verdim.
Susmamalıyız.
Barış Terkoğlu:
Bu meydan şahit olsun,
Bu meydanın üzerindeki kara gök şahit olsun,
Şu ağaçlar, üzerine konan kuşlar şahit olsun,
*Kendisine zulümden, çivili sopalardan düzen kuranlar eninde sonunda tarih önünde kurdukları düzenden utanarak yaşayacaklar
Foncu Fatma’nın ablası Ayşe konusunda Finlandiya Cumhurbaşkanını uyardım:
Ekselansları Alexander Stubb, Finlandiya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Konu: Büyükelçi Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın İtibar ve Niteliklerine İlişkin Resmi İnceleme Talebi
Sayın Cumhurbaşkanı, Ekselansları,
Makamınıza ve Finlandiya Cumhuriyeti’nin temsil ettiği köklü demokratik ilkelere yönelik en derin saygılarımla bu mektubu kaleme alma onuruna erişiyorum.
Kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin Helsinki Büyükelçisi olarak takdim eden Ayşe Hilal Sayan Koytak hakkında kamuoyunda giderek büyüyen ciddi bir endişeyi dikkatinize sunmak isterim. Ayşe Koytak’ın böylesine saygın bir diplomatik görevi yürütme ehliyeti ve ülkesini temsil etme niteliklerine dair kamu vicdanında haklı tereddütler oluşmuştur.
Özellikle, kendisinin birinci derece aile fertleri olan kardeşi—eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya—ve eniştesi İlyas Kaya’nın, Türkiye’de patlak veren ağır mali usulsüzlükler ve fon skandalları kapsamında yargı önüne çıkarılmış olması durumu son derece vahim bir noktaya taşımıştır. Bu gelişmelerin ardından Fatma Kaya’nın siyasi partisinden ilişiği kesilmiş, bu durum hem Koytak’ın hem de ailesinin diğer fertlerinin liyakat dışı yollarla mevki edindiğine dair süregelen iddialara yönelik hassasiyeti daha da artırmıştır.
Buna ek olarak, bahsi geçen finansal soruşturmanın kilit aktörlerinden Emre Tüzmen’in ülkenizdeki ticari ve yatırım faaliyetleri ile Ayşe Koytak’ın Helsinki’ye atanması arasında bir irtibat bulunup bulunmadığına yönelik ciddi iddialar söz konusudur. Mevcut şartlar muvacehesinde, diplomatik teamüller çerçevesinde bahse konu ilişkilerin ve misyon yönetiminin niteliklerinin makamınızca da incelenmesi saygıyla tavsiye edilmektedir.
Türkiye halkı, devletinin uluslararası arenadaki temsil kabiliyetine ve diplomatik itibarına en yüksek düzeyde kıymet vermektedir; bu kaygılar bütünüyle diplomatik dürüstlüğü ve ikili ilişkilerdeki şeffaflığı savunma gayesiyle paylaşılmaktadır.
En derin saygılarımla, Ekselansları.
AYNI BAŞLIK, AYNI AKIL, AYNI SESSİZLİK!
TEK TİP MEDYA
Sizinle paylaştığım görsele bakıyorum: Mahmut Övür, Kemal Öztürk, Abdulkadir Selvi, Yasin Aktay, Merve Şebnem Oruç, Ersoy Dede, Fuat Uğur ve diğerleri…
Farklı gazeteler, farklı amblemler, güya farklı köşeler ama hepsinin tepesinde kelimesi kelimesine, harfi harfine aynı cümle kazınmış: "Diliniz KABA, vicdanınız TAŞ."
Türk basın tarihine kara bir mizah vesikası olarak geçen bu fotoğraf, bize sadece geçmişteki bir algı operasyonunu anlatmıyor; bugün içinde yaşadığımız o devasa, tek sesli ve sağır edici "Medya Düzeni"nin genetik kodlarını veriyor.
Normal şartlarda birbirine rakip olması gereken, birbirinin haberini atlatmaya çalışan koca koca gazetelerin yazarları, nasıl olur da aynı gün, aynı saatte, tek bir harfi bile değişmeyen bir başlıkla okuyucunun karşısına çıkabilir?
Cevabı hepimiz biliyoruz aslında: Merkezi Komuta Odası
Bir WhatsApp grubundan ya da bir saray dehlizinden gelen tek bir talimatla, ülkenin en büyük medya organları bir anda kışla nizamına geçiveriyor.
Editöryal bağımsızlığın, gazetecilik onurunun ve fikri namusun yerini; yukarının tensipleriyle hareket eden kurumsal memurluk aldığında, ortaya çıkan şey gazete değil, tek bir elden basılan propaganda broşürü oluyor.
İşte dün bu "Kabin Protokolü" ile tek merkezden manşet atan, kitleleri manipüle etmek için ortak mağduriyet senaryoları üreten o aynı akıl; bugün ülkeyi kasıp kavuran devasa skandallar karşısında yine tek bir merkezden organize edilen derin bir sessizliğe bürünüyor.
-Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) silolarından milyarlık buğdaylar uçup giderken,
-Eski bakanların borsa ve fon şansları havada uçuşurken,
-Halkın parası "Asrın Fonu" denilen o kara deliklerde eritilirken
-Mevcut bakanın çantacısınının eski bakanın on katı fon vurgunu yaparken
-İlaç vurguncuları milyarları götürürken,
- İktidarin neredeyse bir aydır vurguncuları listesini gizlerken
-Ülkede sermaye piyasalarını finansal piyasalarını ve devlet kurumlarının işleyişini denetlemesi gereken kurumların kokuşmuşluklarını seyrederken
bu köşelerden çıt çıkmıyor.
Küçük yatırımcının, sıradan vatandaşın borsada eriyen, yasal fonlarda buharlaşan milyarlarca dolarını, yani bu ülkenin toplamda 113 milyar dolarlık milli servet kaybını görmezden gelmek için yine aynı komuta odasından emir alıyorlar.
Ekonomi yönetimi ekranlarda pembe masallar anlatırken, küresel finans devleri Türkiye endekslerini güvensizlik sebebiyle çat diye dondururken; bizim havuz medyası televizyonlarında hâlâ hangi muhalife nasıl kumpas kurulacağını, hangi belediyeye nasıl kayyum atanacağını, hangi kuruma nasıl çöküleceğini konuşuyorlar .
Neymiş efendim sırada İBB varmış.
Bakın Üsküdar belediye başkan vekili vefat etti. Bir salisesine hükmedemediğiniz dünya için fırıldak olmaya fırıldaklık yapmaya gerek var mı?
Bu adam yaptıklarının hesabını nasıl verecek?
Ya da siz protokol medya aparatları? Siz nasıl hesap vereceksiniz?
Sonuç mu?
Dün kelimesi kelimesine aynı başlığı atarak toplumsal muhalefeti "taş kalplilikle" suçlayanlar, bugün 113 milyar dolarlık büyük vurgun karşısında dillerini yutmuş, vicdanlarını taşa çevirmiş durumdalar.
Ama ne yaparsanız yapın, hangi resmi kurumla gerçeğin üzerini örtmeye çalışırsanız çalışın; bu organize sessizlik de o tek tip manşetler gibi tarihin utanç sayfalarındaki yerini çoktan aldı.
Ekrem başkandan bir rica. Paylaşım desteği istiyor.
*EKREM BAŞKANIMIZIN TALEBİDİR, AŞAĞIDAKİ METNİ FACEBOOK VE WHATSAPPTAN PAYLAŞMANIZI İSTİYOR.*
Ekrem İmamoğlu:
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
* Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi uğruna Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaatını başlattılar.
* Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
* İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler.
* Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
* Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok.
* Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
* Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
* Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz.
* Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
* Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden.
* Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.
*Lütfen paylaşabildiğiniz kadar paylaşın!*
@samiltayyar27 Peki bu Alman vatandasları(TC vatandaşlığıda kesin vardır )neden yargı yerine bir gazeteciye başvuruyor.
Adaleti Ağırel mi?
Sağlayacak.
Yoksa ona bu yolla kumpas mı? Kuruluyor.
Ve neden bu kişilerin adları açıklanmıyor?
Ekrem İmamoğlu savunmasından....
“Zeytinburnu sahipleri doldu, Bakırköy doldu, Fikirtepe üst üste bindi, üst üste. Ya bir analiz yapın bakalım en azından gözünüze çarpan, İstanbul tamamen tarumar. Gözünüze çarpan bir kısım projelerde ne çıktı ortaya?
Şehrizar Konakları
“Mesela Şehrizar Konakları, hikâyesi çok ilginçtir yani. Karayollarından kamulaştırıldığı, Emlak Konut’a devredilen bu yer, 2005'ten itibaren önce İBB, sonra bakanlık, sit alanına ve Boğaz silüetine rağmen yapılaşmaya açıldı. Sit alanına ve Boğaz silüetine rağmen imara açıldı. Mahkeme defalarca iptal etti ama yine de ısrarla yapıldı o konaklar. Çok meşhurdur o konaklar. Tapelerde ismi geçer. Meşhur tapelerde.”
Koru Florya
“Koru Florya… Burada da konusu geçti. İmar planında sağlık tesisi ve afet helikopter pisti olan kamu arazisi. O araziyi ben biliyorum, çok iyi biliyorum, çünkü o yoldan 1990 yılından beri hem Avcılar'daki üniversiteme hem de Beylikdüzü'ne giderken Cennet Mahallesi'nin hemen karşısındaki arazi.
Ve ben sektörden de, burayı bir hanımefendi, tabii Allah rahmet eylesin, eski yıllarda devlete bağışlıyor, buraya hastane yapacaksınız diye. Hani avukatlar bilir, hani bağışın fonksiyon değişimi olamaz yani. Buna rağmen burası, bu kamu arazisi, 2009'da TOKİ'nin yaptığı planla tam 150 bin metrekarelik ticaret alanına çevrildi. Ve mahkeme, burada iptaller, davalar, müteahhitler…
Burada bir yalan konuşan müteahhit vardı, o da o işin içinde biliyorum. Ben hani sektörden biliyorum onları. Birbiriyle davalar, akrabalar. Eş dost, eş dost, yani ahtapotun kolları sevgili dostlar. Ahtapotun kolları.”
Hattat Tower
“Hattat Tower… Aynı şekilde. Adamın bir de ümüğünü sıkmışlar yani. Hani irtikâp diyoruz ya Sayın Başkan, Sayın heyet, irtikâpın daniskası var evrakı, belgeli. Yani Büyükçekmece'de belediye başkanı evinin kıyılarındaki arsaların ondan nasıl alındığını vesaire gelip bana anlattı yani. 15-20 dakika, bana anlattı.”
16/9 kuleleri ve İstanbul’un tarihî silüeti
“Meşhur 16/9 kuleleri, hatırlayın. Tarihî silüetimiz rezil rüsva edildi. UNESCO uyarıldı. Sadece neyi hatırlıyoruz buradan? Sayın Cumhurbaşkanı kırılmış arkadaşına, kırılmış.”
Tema Park – Halkalı
“TEMA Park, Halkalı’da. Burası da meşhur, oradaki tapulardan bilirsiniz TEMA Park’ı. Burası da meşhur. 2010’da İBB tarafından özel proje alanı alındı. Bakanlık burada 600.000 metrekare inşaat alanı üretti, 600.000 metrekare.
Bakın sizin malınızdan anlatıyorum size sevgili dostlar. Sevgili dostlar sizin malınız, sizin gökyüzünüz, sizin arazileriniz.”
ikirtepe’de imar yoğunluğu
“Fikirtepe… Ve Allah sağlığını versin, babamın Yalova’dan sonra İstanbul’a ilk adımı attığı yerde, Göztepe’de inşaatlarımız oldu.
Fikirtepe… Allah sağlığını versin, babamın Yalova’dan sonra İstanbul’a ilk adım attığı yerdir. Göztepe’de inşaatlarımız oldu. Fikirtepe’den çok sık gider gelirdik. Ben de ticari oradan minibüs arka yoldan gelir, kereste ticarethaneleri vardı, oradan kereste alışverişi yapardım. 19-20 yaşındaydım. Yani oralara o eski mahalle hâlini var ya şöyle gider, yerden evimizi öperiz yani. Keşke öyle kalsaydı dersiniz. Bak keşke öyle kalsaydı dersiniz.
Ve ben iş adamı olarak oradan bana insanlar gelirdi. Ya burada işte inşaat başlayacak, emsal ne kadar? 2,5 emsal. Beylikdüzü’nde yoğun biliriz ya, Beylikdüzü’nde en yoğun emsal 1,5. O zaman bize de çok yoğun geliyor.
Hiç unutmuyorum, ondan da bahsedeceğim, bir mimarımız var Zakar Abi, Ermeni bir yurttaşımız. Zakar Abi böyle blokları koydu arsaya. Ya dedi, çok yoğun oldu. Babam hiç unutmuyorum, hareketi şu oldu. İki tane tahta blok koydu böyle 10’a 10 küsur tane, 97 yılından bahsediyorum. Böyle iki tane bloğa parmağıyla vurdu, ‘İn iki taneyi kaldır da ya yoğunluk olmasın’ dedi. Gerçekten mimar kaldırdı, imar hakkımızı biraz eksik kullandık. Adını da Zümrüt Evleri koyduk, ben koydum adını.
Şimdi biz 1,5 emsale fazla diyoruz, Fikirtepe 2,5 emsal. Ne oldu biliyor musunuz? 4,5 oldu, 5,5 oldu, 6 oldu.”
Üsküdar sahilindeki yapılaşma
“Üsküdar sahiline anlatıyorum, buraya eklettim, niye biliyor musunuz? Bunlar Üsküdar’daki o canım sahili bile işgal ettiler. Büfeye verdiler, restoranlara verdiler.”