Avustralya millî takımı mahalle takımıydı, daha fazlası değildi. Peki Türkiye'yi nasıl yendiler? Türklerin kadrosu paraya doymuş, kadına doymuş, ilgiye doymuş. Karşı tarafta ise hala kendini ispat etmeye çalışan oyuncular vardı. Bazen en büyük fark teknik değil, zihinseldir. Çünkü insan sahip olduklarını korumaya başladığında yavaşlar; ulaşmak istedikleri için koşan ise durmaz. Açlık her zaman yeteneğin önündedir.
Türk milli takımının bugün aldığı 2-0'lık yenilgi daha başlangıçtı. Daha beter yenilgiler alacaklar. Bunu futbolcuların gözlerine bakarak anlayabilirsiniz. Çok toklar ve hiç hazırlanmamışlar. Tok adamla, doymuş adamla bir savaşa çıkarsan baştan kaybedersin. İnsan bazen gücünü kaybettiği için değil, açlığını kaybettiği için yenilir. Çünkü yetenek maç kazandırır; ama açlık, mücadele ettirir. Açlığını kaybeden takımın ise forması güçlü olsa da ruhu zayıflar. Rocky 3 filmindeki gibi.
Devletin, 13 tavuk şirketine kayyım atamasının arkasında tavuk etini de kırmızı et gibi yüksek fiyatlara çekme isteği yok. Devletin bunun için herkese kayyım atamasına da gerek yok. Tavuk üreticilerine teşvikleri kaldırır, yem fiyatlarını ve vergileri artırır; zaten tavuk fiyatlarını da yukarı çeker. İYİ Parti'nin burada yaptığı muhalefet doğru değil. Ben olsam fiyatlara değil, kontrolün neden değiştiğine bakarım. Çünkü fiyatları değiştirmek kolaydır. Ama bir sektöre bu ölçekte müdahale ediliyorsa, mesele çoğu zaman fiyatın kendisinden daha büyüktür.
Hem CHP’yi yok edecekler diyorum, hem de CHP iktidar olacak diyorum. Burada bir çelişki var sanıyorsunuz ama yok. Çünkü bazı iktidarlar bir yok oluştan doğar. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun iktidarı kesin.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu AKP yönetmiyor. AKP’nin sahibi ABD yönetiyor. Kılıçdaroğlu’nun 2023 genel seçimlerinden önce Boston–Washington yolunda kayıp bir 8 saati var. Ama o saatlerin peşine hiçbir gazeteci düşmedi, hiçbir CHP’li de gerçekten araştırmadı. Çünkü bazı soruların cevabı ortaya çıktığında, sadece insanlar değil; bütün ezberler çökmeye başlar.
Zaman evliliği öldürmüyor… insanın beklentisi büyüyor. Eskiden insanlar eksik yaşayıp birlikte tam olmayı kabul ediyordu; şimdi herkes tam olmak istiyor ama kimse eksik olanla kalmak istemiyor. Sabır azaldı, seçenek arttı, bağlar zayıfladı. Ve insan artık birini seçmekten çok... vazgeçebilmeyi öğreniyor.
Erdoğan’ın isim vermeden ihanetle suçladığı, “cürmün kadar yer yakarsın” dediği CHP değil. CHP’nin yarısı şu an cezaevinde; kalan yarısını da kadınla şantajla tehdit ediyorlar. Neye ihanet edecekler? Erdoğan'ın burada söz ettiği, eski AKP’lileri toplamaya başlayan Abdullah Gül.
Dünya sisteminin Emniyet teşkilatını tasfiye etmek istemesinin bir sebebi daha var: Devlet polisi hala “halk” fikrine dayanır; yani teoride herkesi eşit korumak zorundadır. Ama şirket mantığında koruma eşit dağılmaz; önem sırasına göre dağıtılır. Kritik bölgeler, stratejik merkezler, para üreten alanlar ve elit yaşam alanları önce korunur. Böylece sistem yalnızca düzen kurmaz; aynı zamanda hangi hayatların daha değerli olduğuna da karar verir. Bu yüzden güvenliğin şirkete devri, sadece polisi değiştirmek değil, insan hayatının değer skalasını yeniden yazmaktır.
Bu:
— Hatırlat
— Duygu oluştur
— Zemin hazırla
— Kişiyi getir
— Bağ kur
— Sahip ol
Olmazsa bu:
— Tanımla
— Suçla
— Sınır koy
— Değersizleştir
— Çelişki üret
— Tepki bekle
— Sahip ol
Bu ezberi Ankara’daki devletine yaparsın… Peker’e, İzzet’e, Soylu'ya, basit adamlarına yaparsın. Arif olana değil. Çünkü Arif, kurulan oyunu değil… oyunun kurulduğu yeri görür. Ve gördüğü yerde hiçbir bağ tutmaz, hiçbir kurgu işlemez.
İbrahim Tatlıses’in neden vurulduğunu da anlatayım: 15 sene süren ısrarlı bir takip olmaz. Abdullah Uçmak’ı peşine, yurt dışıyla bağlantılı bir istihbarat ekibi taktı. Arabesk düştü, yerine Türk rap müziği geldi; 90'larda kalması gereken Türk pop müziği tekrar çıkış yaptı. Ve bunlar da gençleri daha çok düşürdü. Hepsi uyuşturucu ve seks müziğiydi. Hiçbirinde arabeskteki olgunluk ve derinlik yoktu çünkü.
Eşcinsellik ve LGBT, tüm dinlerde yasaktır. Olması gereken de zaten budur. Çünkü bu yönelim yaratılışa aykırıdır. Yalnız bunun cezası İslam da yoktur. Kamuya açık bir yerde yapmadıktan sonra kimse kimsenin günahına karışamaz. Hristiyanlıkta ise bunun cezası önce ağır işkenceler, sonra bu yoldan dönmezse ölümdür. Orta Çağ'da bunu yaptılar. Dünya iktidarının yeniden Vatikan'a geçtiği bugünlerde aynısını yapmaya başladılar. Murat Övüç işte eşcinselliği bıraktığını bu nedenle açıkladı. Bunu yapmasaydı halka ibret olması için bir kazaya kurban gidecekti. Bundan sonra ayrıca diğer ülkelere de geçecekler. Çünkü Türkiye bunların pilot bölgesi. Önce burada yaparlar sonra tüm dünyaya geçerler.
Murat Övüç, cezaevinden çıktıktan sonra eşcinselliği bıraktığını söylemiş. Söylememiş aslında… söyletmişler, mecbur etmişler, zorlamışlar. Yönetimin Vatikan'a geçmesiyle birlikte LGBT'yi ve eşcinselliği bunlar bitirecek. Bu son da önce Türkiye'de başladı… sonra tüm dünyaya geçecekler. Türkiye, Roma'nın pilot bölgesidir.
İhlâs Suresi, insanın diline değil, sahte dayanaklarına iner. “Kul hüvallâhü ehad” dediğin an, kalabalık sandığın bütün kudretler dağılmaya başlar; çünkü hakikat paylaşılmaz, bölünmez, ortak kabul etmez. “Allahüs-samed” ise daha serttir: Herkes bir şeye muhtaçken, yalnız O hiçbir şeye muhtaç değildir. Böylece bu ayetler, kula şunu öğretir: Tutunduğun şey ne kadar büyürse büyüsün, seni kurtaracak kadar gerçek değildir. “Lem yelid ve lem yûled” ifadesi, Allah’ı sebep-sonuç zincirinin üstüne çıkarır; O, oluşa benzemez. “Ve lem yekün lehû küfüven ehad” ise son perdeyi indirir: O’nun eşi ve benzeri yoktur; öyleyse insanın zenginliği, gücü, arzusu ya da korkusu ilâhlık taslayamaz. Ve insan bunu gerçekten anladığı gün… artık hiçbir şeyin önünde eğilmez.
Besmele, sadece bir başlangıç cümlesi değildir; insanın kendi gücünden vazgeçip sonsuz kudrete yaslanma ilanıdır. ��Çok seven, çok bağışlayan Allah’ın adıyla” dediğin an, aslında şunu söylersin: Ben tek başıma yeterli değilim, ama O’nun merhametiyle, sevgisiyle her şey mümkün. Bu söz, egoyu sessizce çözer, kalbi yumuşatır ve insanı görünmeyen bir korumaya alır. Çünkü sevgi burada duygu değil, varlığı kuşatan bir kudrettir; bağışlama ise geçmişi silen değil, seni yeniden inşa eden bir rahmettir. Besmele, kapıyı çalmaz… Kapının aslında hiç kapalı olmadığını fark ettirir sana.
Hayatımın en güçlü zamanlarını yaşıyorum. Farkındalığım zirvede. Çok net görüyor, çok iyi duyuyorum. Ama en tehlikeli zamanım da bu. Şimdi beni düşürmeyi başaran, kendine aşık eder. İnsan zayıfken bağ kurmaz. İnsan, kendini güçlü sandığı anda bağ kurar. Ve insan en güçlü olduğu anda düşerse kendisini d��şürene aşık olur.
Dua eden insan beklemeyi öğrenir… ama bu sıradan bir bekleyiş değildir. Bu, bilinçli bir sabırdır. Her anın bir anlam taşıdığını bilerek beklemek. İşte bu farkındalık onu büyütür. Zaman artık burada düşman değil, öğretmen olur. Ve zamanı anlayan biri de hiçbir şeyini kaybetmez.
Altının düşeceğini, doların yükseleceğini tek yazan bendim; üstelik herkes “yükselecek” derken. Çıkacağı zamanı da biliyorum. Zaten "Düştükten sonra bir çıkış da gelecek" burada demişim. Takip edin, abone olun; akşama abonelere yazacağım. #altın
“Altın düşecek, dolar yükselecek—üstelik bu İran savaşında olacak” dediğimde kimse anlamadı. Şimdi anlıyor. Kahin değilim, medyum değilim, astrolog hiç değilim… ama dünyadaki hiçbir devletin sahip olamayacağı bir bakışa sahibim. Çünkü mesele sadece bilmek değildi—bu olanları o dilde okuyup anlatabilmekti. #altın #onsaltın
Abonelerime altını savaşta düşüreceklerini, dolara yükselteceklerini, yani herkesin inandığının tersine gideceklerini geçtiğimiz ay söylemiştim. Bu şimdi oldu. Altının ne zaman geri çıkacağını da biliyorum. Onu da yazarım tamam. Bitcoin hakkında da konuşacağım ayrıca. Her konudan anlarım, her sorunuzu da cevaplarım. Siz sayfamı takip edin, sayfama abone olun.
#altın #bitcoin #sondakika