Bazı insanlar vardır bir ekmek lazımken iki tane alırlar. Dışarı çıkarken her eşyasını yanında bulundururlar. Telefonun şarjı %40’ken şarja takarlar. Bir mesajı göndermeden önce defalarca okurlar. Bu insanlar dışardan bakınca fazla tedbirli görünürler ama aslında mesele çok daha+
Bazı erkeklerin asla kabul etmek istemediği o acı gerçek...
O kadın seninle ilk tanıştığında etiketlediğin gibi “deli ya da sorunlu” değildi. Hep böyle mutsuz, sürekli her şeye kavga çıkaran biri de değildi.
Onu bu hale getiren şey; senin bitmek bilmeyen toksik hareketlerin, yalanların ve koca bir saygısızlığındı. Bir kadının ışığını söndürüp, sonra da onu psikolojisi bozuk olmakla suçlamak en büyük manipülasyondur.
Bir erkeğin sizi istemesiyle, sizi kaybetmek istememesi aynı şey değil. Çünkü bir insan sizi isteyebilir, sizi özleyebilir, size karşı güçlü şeyler hissedebilir. Ama bunların hiçbiri, sizi hayatında tutmak için bir şey yapacağı anlamına gelmez. Asıl fark, sizi kaybetme ihtimali ortaya çıktığında değil, siz hala hayatındayken nasıl davrandığında anlaşılır. Çünkü bazı insanlar sizden vazgeçmek istemez ama sizin için değişmek de istemez. Sizi hayatında ister ama size gerçekten yer açmaz. Giderseniz üzülür, ama kalmanız için gereken şeyi yapmaz. İşte bu yüzden bazen birinin “Seni kaybetmek istemiyorum.” demesine değil, sizi kaybetmemek için ne yaptığına bakmak gerekir. Çünkü istemek bir duygudur, kaybetmemek için çabalamak ise bir seçimdir.
Herkesin kahrına eyvallah deyip
başının üstünde yer verdin de
bir benim sana sığınan ruhumu fırtınanın kucağına ittin;
elin dikenini gonca sayıp kokladın,
benim ömrümü serdiğim bahçeyi bir mevsimde viran eyledin.
Hani diyorsun ya...
Bana dokunması, sarılması, öpmesi...
Bunların hepsi mi yalandı? Nasıl sahte olabilir ki? Bu kadar içten dokunması, bu kadar sıkı sarılması... Tutkunun tam ortasındayken söylenen kelimeler... Bunlar yalan olamaz, diyorsun. Ama işte bazı insanlar var... Duygularını anlık yaşar. Derinleştirmez, bağ kurmaz, kök salmaz. O an ne hissediyorsa onu yaşar. O anda gerçektir, evet. Ama sadece o anda. An bittiğinde, doyum sağlandığında...
O duygu da biter. Ve kişi hiçbir şey olmamış gibi günlük hayatına döner.
Seni geride bırakmak onun için zor değildir. Ta ki ne zaman içsel bir boşluk hissettiğinde... Ta ki ne zaman duygusal bir açlığa girdiğinde... İşte o zaman seni tekrar arar. Ama seni sen olduğun için değil. Sende hissettiği o duyguyu yeniden uyandırmak için.
Peki ya sen?
Sende nasıl oluyor biliyor musun? Sen duyguyu derin yaşarsın. Sen bağ kurarsın.
Sen o gittikten sonra da durmazsın.
Hatta o gittikten sonra duygun daha da
yoğunlaşır. Daha çok bağlanırsın. Çünkü senin sevgin anlık değil. Seninki iz bırakır.
Ve işte gerçek sevgi tam da budur. Yanındayken değil... Yanındayken herkes aşık herkes sever, yanında kolaydır sevmek… Zor olan yanında olmadığında hâlâ hissedebildiğindir.
Başka kadınları arzulamayan bir adamla evlenin. Öfkeli olduğunda ondan korkmadığınız bir adamla evlenin. Sizi yüksek sesle seven bir adamla evlenin. Düşünceli ve ilgili bir adamla evlenin. Sadık ve değerli ilkeleri olan bir adamla evlenin.. Ya da hiç evlenmeyin daha iyi..
Hayranlık duyacağım bir adamla birlikte olmak isterim. Aklına hayran kalmalıyım, duruşuna saygı duymalıyım, karakterini gördükçe ona olan hayranlığım büyümeli. Bir hedefi, bir vizyonu, hayata karşı kendi çizgisi olmalı. Yanında kendimi daha da güçlü hissetmeliyim. Ne söylediğini bilen, ne istediğinin farkında olan ve söylediğinin arkasında duran bir adam...
“Her loss?”
No. It was yours.
You lost a woman who never needed a reason to care about you. Someone who stayed when leaving would’ve been easier, who gave you patience even when she was running out of it herself. You lost the person who noticed the little things, celebrated your smallest wins, and wanted nothing more than to see you become the happiest version of yourself.
You lost someone who chose you, again and again, even on the days you made her question if she was worth choosing.
She gave you her softness, her loyalty, her time, and a love that asked for very little in return.
So don’t call it her loss.
She didn’t lose someone who loved her. You lost someone who did.
Tek başıma ağladım, tek başıma uyudum, içimi tek başıma döktüm, kaygı nöbetlerimi tek başıma sakinleştirdim, kendimi yalnız hissettim, kendime yine kendim öğüt verdim, tek başıma yemek yedim, zamanımı yalnız geçirdim. Kimse benim yaşadıklarımı yaşamadı, kimse benim döktüğüm gözyaşlarını dökmedi. Bu yüzden kimsenin nasıl biri olduğumu yargılamaya hakkı yok.
Ekranda izlediğinim her oyuncunun sesini ayırt edemem, fakat mesela sokakta hemen arkamda Serhat Kılıç yürüse, biriyle konuşuyor olsa dönüp bu ses Serhat Kılıç derdim, öyle ayırt edici bir ses tonu vardı, ayrıca bence şiveyi başarıyla yapabilmek bir oyuncuyu diğerlerinden farklı kılan bir yetenek, benim bile sadece bir izleyicisi olarak günlerdir aklımdan çıkmıyor, Allah ailesine, sevgilisine ve tüm dostlarına sabır versin, çok erken, çok üzücü.
Bir zamanlar bir söze günlerce üzülür, bir gülüşe haftalarca sevinirdim. Şimdilerde ne derin bir acı hissedebiliyorum ne de sonsuz bir sevinç.
Eskiden bir şeye sevinirken içim kıpır kıpır olurdu, şimdi en büyük mutluluklar bile zihnimde sadece hafif bir tebessüm bırakıyor. Ben giden insanları değil, bir zamanlar çocukça bir heyecanla atan o kalbimi özlüyorum.
Öyle bir alternatif var mı şu an? Yok. Uzak Şehir ya da Fox'ta şu an adını hatırlamadığım Aybüke Pusat'ın başrol olduğu tarz Toksik, kaotik, çok eşli, cinayetli, töreli yöreli hikayeleri izlemektense Tuzlu Kahve izlemeyi tercih ederim, en azından eğlenceli. Dipnot: Binnur Kaya'yı görünce aklıma ekmek arası taze soğan geliyor, ona bile gülüyorum. 😀
Yaralandığın yerde iyileşmek istiyorsun. Çünkü çektiğin acının boşa gitmesini istemiyorsun. Seni yaralayan kişi seni seçsin, özür dilesin, değişsin ve sonunda sana hak ettiğin sevgiyi versin istiyorsun. Çünkü onun değişmesi, geçmişte yaşadıklarının telafisi gibi geliyor. Ama bazen sana o yarayı açanın seni sarabilmesi mümkün değil… Belki de ihtiyaç duyduğun şey yaranın neden olduğu eksikliği artık ondan beklememektir.
En ağır kul haklarından biri, bir insanın sana verdiği güveni kullanıp hayatından çalmaktır. Birinin sevgisini, iyi niyetini, sadakatini sömürüp kendi çıkarına göre yaşamak öyle yaptım, bitti denilecek bir şey değil.