15 yaşındaki stajyer kardeşimiz vefat etmiş. Rabbim rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Ailesine sabırlar versin.
İnsanlar ölüyor ama staj ve çıraklık süresi SGK başlangıcı sayılmıyor.
STAJYER ÇIRAK ÇOCUKLAR İŞKAZASINDAN HAYATINI KAYBETMEYE DEVAM EDİYOR
Daha dün çırak ve stajyerlerin geçirdiği iş kazalarını, kaybettikleri uzuvları ve Yargıtayın meseleye nasıl baktığını konuşuyorduk.
Bugün önümüze yeni bir isim daha geldi:
EREN GÜNDOĞDU — 15 YAŞINDA.
Tekirdağ Çerkezköy'de stajyer olarak bulunduğu inşaatta kablo çekerken elektrik akımına kapıldı.
Hastaneye kaldırıldı.
Kurtarılamadı.
Daha 15 yaşındaydı.
Meslek öğrenecekti. Eğitim görecekti. Geleceğini kuracaktı.
Fakat şimdi hazırladığımız “Vefat Eden Çırak ve Stajyer Çocuklarımız” listesine bir isim daha eklemek zorunda kalıyoruz.
İşte insanın artık sormaktan yorulduğu, fakat cevap verilinceye kadar sormaktan vazgeçmemesi gereken soru burada:
Bir türlü neden önlem alamıyoruz?
Arda Tonbul'u makinede kaybettik.
Zekai Dikici'yi elektrik tesisatı yaptığı inşaatta yüksekten düşerek kaybettik.
Ulaş Dumlu'yu elektrik işi sırasında kaybettik.
Ömer Çakar'ı klima tesisatı işinde kaybettik.
Mahir Buğra Karagön'ü pastanende elektrik akımına kapılarak kaybettik.
Şimdi de 15 yaşındaki Eren Gündoğdu'yu elektrik akımına kapılarak kaybettik.
İsim değişiyor.
Şehir değişiyor.
İşyeri değişiyor.
Ama tehlike değişmiyor.
Üstelik hukuk bu çocukları görmüyor değil.
Daha önce incelediğimiz Yargıtay kararında, stajyerlik sözleşmesiyle çalışan öğrencinin ölümüyle ilgili olay SGK tarafından iş kazası kabul edilmişti.
Muhtemelen buda yargıya taşındığında benzer bir gelişme olacaktır.
Başka Yargıtay kararlarında da çırakların geçirdiği kazaların iş kazası niteliği ve iş sağlığı-güvenliği koruması açık biçimde karşımıza çıkıyor.
O halde çok temel bir çelişkiyle karşı karşıyayız:
Çocuk öğrenci ise neden inşaatta elektrik kablosu çekiyor?
Çocuk öğrenci ise şu anda okullar kapalı. Bu çocuk orda ne arıyordu.
Cevabı açık çünkü öğrenci değildi.
İşçi gibi üretimin ve tehlikenin içindeyse neden hâlâ yalnızca “öğrenci/stajyer” etiketi üzerinden tartışıyoruz?
Ve en önemlisi:
Bir çocuk öldükten sonra olayın “iş kazası” olduğunu tartışmak yerine, neden o çocuk hayattayken iş güvenliğini sağlayamıyoruz?
Neden sigortasını tam sigorta üzerinden gerçekleştirilemiyor.
Mesleki eğitimin amacı çocuklara meslek öğretmektir.
Elektrik akımına kapılmayı öğretmek değildir.
Yüksekten düşmeyi öğretmek değildir.
Pres makinesinde parmak kaybetmeyi öğretmek değildir.
Kızgın yağla yanmayı öğretmek değildir.
Ölmeyi hiç değildir.
Bugün Eren'in ölümüyle birlikte bizim çalıştığımız dosya sayısıı 45'e yükseldi.
Hedef bu listeyi 46'ya, 47'ye çıkarmak değildir.
Asıl başarı, bu listeye artık tek bir çocuğun adının dahi eklenmemesini sağlamaktır.
Eren Gündoğdu'yu da unutmayacağız.
Diğer çocuklarımızı da unutmayacağız.
Fakat yalnız hatırlamak yetmez.
Bir çocuk daha ölmeden; eğitim, denetim ve iş güvenliği sisteminin gerçekten çocukları koruyup korumadığını yeniden sorgulamak zorundayız.
Çünkü artık “haberimiz yoktu” denilemez.
Yargı kararları var.
Ölen çocukların isimleri var.
Ağır yaralanan çocuklar var.
Uzuvlarını kaybeden sözde öğrenciler var.
Ve şimdi önümüzde 15 yaşındaki Eren Gündoğdu var.
Daha kaç çocuk?
Çırakların emeklilik hakkı meselesi
📌 Türkiye’de sosyal güvenlik hakkı ve emeklilik sistemi baştan aşağı sorunlu bir sistem.
📌 Çırakların durumu özellikle adaletsizlik içermektedir. Mevzuat gereği aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilerin uzun vadeli sigorta primleri ödenmediğinden, çıraklıkta geçen süreleri emekliliğe esas sigortalılık başlangıç tarihi sayılmamaktadır.
📌 Çıraklık yapan, çırakların çalıştığı iş yerinde çalışan, çırak çalıştıran herkesin tanık olduğu ve bildiği gibi tüm çıraklar ağırlıklı olarak üretime yönelik işlerde çalıştırılmaktadır. Bu nedenle uzun vadeli sigorta primleri de ödenmelidir.
📌 Ancak bu gerçeğe rağmen sigortalılık başlangıç tarihini dava yoluyla geriye çekmek, istisnai durumlar dışında, 5 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle mümkün olmamaktadır.
📌 Çıraklık yaptığı yerde sonradan sigortalı olarak çalışmaya devam eden ve fiilen eğitim görmeyip işçilik yapan, son işten çıkış tarihinden sonra 5 yıl geçmemiş olan kişilerin dava yoluyla emeklilik hakkına kavuşması için hukuk mücadelesine girişmesi doğru olacaktır. Bu kişiler istisnayı oluşturmaktadır.
📌 Milyonlarca kişinin yaşadığı haksızlığı giderecek olan yasal düzenlemedir. Fiili durum, yani çırakların, MESEM öğrencilerinin eğitim görmeyip doğrudan üretimde, üretime yardımcı işlerde çalıştığı dikkate alınarak 5510 sayılı Yasa’nın 5’inci maddesinin değiştirilmesi gerekir.
Yazının tamamı👇
Çırakların emeklilik hakkı meselesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, mesleki eğitimden ziyade fiilen üretime katılan çırakların sigorta başlangıcının yapılabileceğine dair kararının ardından yerel mahkeme, uygulamaya geçti. Ancak gerçek çözüm yasal düzenlemede.
✒️ Ahmet Ergin (@avahmetergin) yazdı
https://t.co/4O7DRY6vEx
Mağduriyetleri gidermek için maliyet hesabı yapılmaz!
Yargıtay’ın kararı üzerine iş mahkemesinde başlatılan süreç, staj ve çıraklık sürelerinin iş girişi olarak sayılmasıyla sonuçlanmalıdır!
Mağduriyetin sebebi çalışanlar değil Çalışma Bakanlığı’dır.
@CirakStajFED@SamsunDernekCSM
#MahkemeStajyerçıraktanYanaYaSiz
Yargıtay Kararıyla Staj ve Çıraklık Sigortası Gündemde
Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının yıllardır sürdürdüğü hak arayışı, son günlerde gündeme gelen Yargıtay kararıyla yeniden tartışılmaya başlandı.
@CirakStajFED#staj#çırak#SGK#MahkemeStajyerçıraktanYanaYaSiz
STAJ MAĞDURLARINA YARGITAY'DAN EMSAL KARAR!
Yargıtay, milyonlarca staj ve çıraklık mağdurunu yakından ilgilendiren kritik bir karara imza attı! Karara göre; çıraklık ve staj döneminde kişinin sadece eğitim alıp almadığına değil, fiilen üretimde çalışıp çalışmadığına bakılacak.
Staj ve Çıraklık Mağdurları Federasyonu Başkanı Murat Aydın Sözcü Televizyonu'na konuştu:
💬 Murat Aydın: "Biz bu mağduriyetin çözülmesini istiyoruz. TBMM'den hızlı bir kanun teklifi bekliyoruz." @ceyliincagatay
Staj ve çıraklık döneminde işyerinde fiilen çalışan, üretimin içinde yer alan gençlerimizin emeği görmezden gelinemez.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin, çıraklık döneminin yalnızca “eğitim” olarak değerlendirilmemesi, yapılan işin ve fiilî çalışmanın niteliğinin esas alınması gerektiğine yönelik yaklaşımı; yıllardır çözüm bekleyen önemli bir mağduriyeti bir kez daha gündeme taşımıştır.
İşyerinde çalışan, alın teri döken, üretime katkı sağlayan bir gencin o günleri emeklilik hesabında yok sayılamaz.
Talep açıktır:
Staj ve çıraklıkta sigorta kartının verildiği, fiilen çalışmaya başlanılan ilk gün emekliliğe esas sigorta başlangıcı olarak kabul edilmelidir.
Yıllardır hak mücadelesi veren staj ve çıraklık mağdurlarının sesi artık duyulmalı; Meclis gerekli yasal düzenlemeyi gecikmeden hayata geçirmelidir.
Emek varsa, hak da olmalıdır.
Çalışılan gün, emeklilikte yok sayılamaz.
#StajVeÇıraklık
#StajyerÇırakKalıcıYasaİstiyor
#StajyerçıraklıkçözümüTbmmdenGeçmeli #StajyerVeÇıraklara
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin, çıraklık dönemindeki çalışmanın yalnızca “eğitim” olarak değerlendirilmemesi ve yapılan faaliyetin niteliğinin esas alınması gerektiğine ilişkin yaklaşımı son derece önemlidir.
İşyerinde fiilen çalışan, üretime katılan gençlerin emeği, yalnızca “öğrenciydi” denilerek emeklilik hesabının dışında bırakılamaz.
Staj ve çıraklıkta işe başlanan gün, emekliliğe esas sigorta başlangıcı kabul edilmelidir.
Yargıtay’ın ortaya koyduğu bu hukuki değerlendirme dikkate alınarak, yıllardır süren staj ve çıraklık mağduriyetini sona erdirecek gerekli yasal düzenleme derhal yapılmalıdır.
Çünkü çalışılan gün yok sayılamaz; emek, emeklilikte de karşılığını bulmalıdır.
#StajyerçırakKalıcıYasaistiyor
ÇIRAK VE STAJ MAĞDURİYETİNDE YENİ BİR ÇALIŞMAYA BAŞLADIK
Yargıtay Kararlarına Göre “Sektörel İspat Atlası”
Çırak ve staj mağduriyeti konusunda bugüne kadar ağırlıklı olarak hakkın varlığı, sigorta başlangıcı, 3308 sayılı Kanun, hizmet tespiti ve Yargıtay kararları tartışıldı.
Biz şimdi meselenin belki de en zor ve en az çalışılmış taraflarından birine yöneliyoruz:
MAĞDUR, GEÇMİŞTEKİ FİİLÎ ÇALIŞMASINI NASIL İSPAT EDECEK?
Son yıllara ait Yargıtay kararlarını gün yüzüne çıkarırken önemli bir gerçek daha belirgin hâle geldi.
Yargıtay açısından yalnızca kişinin geçmişte “çırak” veya “stajyer” olarak adlandırılmış olması her somut olayda tartışmayı bitirmiyor. Eğitim mi vardı, üretim mi? Kişi gerçekten meslek mi öğreniyordu, yoksa işyerinin normal üretim veya hizmet faaliyetinin bir parçası olarak mı çalışıyordu? soruları önem kazanıyor.
İşte tam bu noktada ispat meselesi karşımıza çıkıyor.
Her sektör aynı delille ispat edilemez
Bir berber veya kuaför yanında çalışan kişinin geride bıraktığı çalışma izleriyle;
bir torna atölyesinde çalışan kişinin,
bir fabrikadaki çırağın,
bir muhasebe bürosunda çalışanın,
bir otelde, restoranda veya turizm işletmesinde çalışanın,
bir tamirhanede, tekstil atölyesinde, inşaatta ya da ticari işletmede çalışan kişinin
geride bıraktığı deliller aynı olmayacaktır.
Çünkü her sektörün iş organizasyonu, üretim biçimi, kayıt sistemi, çalışma düzeni, mesleki eğitim ilişkisi ve tanık yapısı farklıdır.
Bu nedenle genel bir “şu belgeleri bulun, dava açın” yaklaşımının yeterli olmadığı kanaatindeyiz.
Sektörel ispatın peşine düşüyoruz.
Çalışmada SGK'nın kullandığı NACE Rev.2 sektör sınıflandırmasını esas alacağız.
Ancak şimdiden hangi sektör için hangi delilin kesin olarak önemli olduğunu ilan etmiyoruz.
Çünkü bunu tahmin ederek değil, Yargıtay kararlarının içinden çıkarmak istiyoruz.
Elimizde bulunan kararlar tek tek incelenecek.
Her kararda;
Yargıtay hangi delili aramış?
Hangi araştırmanın yapılmasını istemiş?
Hangi belgeyi önemli görmüş?
Hangi tanığı yeterli veya yetersiz bulmuş?
İşyerinin kapasitesine neden bakmış?
Üretim ile eğitimi nasıl ayırmış?
Fiilî çalışmayı hangi göstergelerle değerlendirmiş?
bunlar ortaya çıkarılacak.
Önce ortak ispat omurgasını bulacağız
Sektörler birbirinden farklı olsa da kararların içerisinde tekrar eden ortak unsurların bulunduğunu şimdiden görüyoruz.
İşe giriş bildirgeleri, dönem bordroları, ücret ve puantaj kayıtları, işyeri sicil dosyaları, SGK ve müfettiş kayıtları, mesleki eğitim belgeleri, bordro çalışanları, komşu işyeri tanıkları, ustalar, iş arkadaşları, işyerinin kapasitesi ve fiilî çalışma biçimi bunlardan bazıları.
Fakat çalışma burada bitmeyecek.
Ortak delilleri ayırdıktan sonra sektörel delilleri arayacağız.
Örneğin bir üretim işletmesinde makine, vardiya ve üretim kayıtları öne çıkarken; hizmet sektöründe müşteri ilişkileri ve çalışma saatleri, ulaştırmada araç ve sefer kayıtları, büro faaliyetlerinde ise evrak ve işlem kayıtları başka bir önem taşıyabilir.
Bunların hangisinin gerçekten Yargıtay tarafından önemsendiğini ise kararlar gösterecek.
Hedefimiz bir “Sektörel İspat Atlası” oluşturmak
Bu çalışma tamamlandığında mağdur yalnızca;
“Ben yıllar önce burada çalıştım.”
demekle kalmamalı.
Kendi sektörünü bulabilmeli ve şu soruların cevabını görebilmeli:
Benim sektörümde Yargıtay ne arıyor?
Hangi deliller önemli?
Bu delilleri bugün nereden bulabilirim?
Kimler tanık olabilir?
Eğitimden ziyade üretimde/hizmette çalıştığımı nasıl gösterebilirim?
Dosyamı hazırlarken özellikle hangi noktaları araştırmalıyım?
Asıl hedef budur.
Çünkü 30-40 yıl önce çalışmış bir mağdura yalnızca “belgeni getir” demek çözüm değildir.
O belgenin veya çalışma izinin bugün nerede bulunabileceğini de göstermek gerekir.
Bu çalışma bir günde ortaya çıkmayacak
Elimizde şu anda 274 Yargıtay kararı var.
Daha önce bunların içerisinden 7 onama kararını ve ayrıca çıraklık dönemindeki iş kazasına ilişkin onanmış bir kararı ayrıntılı biçimde kamuoyuna taşıdık.
Üstelik özellikle son 4-5 yıllık güncel kararları öne çıkarmaya çalışıyoruz.
Geriye doğru yapılacak taramayla karar sayısının daha da artması muhtemel.
Bu nedenle acele ederek eksik bir “delil listesi” yayımlamak yerine, kararları okuyup karşılaştırarak Yargıtay'ın ortak ve sektörel ispat yaklaşımını çıkarmayı daha doğru buluyoruz.
Çünkü mesele birkaç Yargıtay kararı paylaşmaktan daha büyüktür.
Amaç; yüzlerce kararın içinden mağdurun gerçekten kullanabileceği bir ispat sistemi çıkarmaktır.
Bu çalışma aynı zamanda devam eden Anayasa Mahkemesi araştırmamıza da veri sağlayacaktır. Benzer olaylarda, benzer sektörlerde ve benzer deliller karşısında farklı yargısal sonuçların bulunup bulunmadığı ayrıca incelenebilecektir.
Özetle yeni sorumuz şudur:
“Çırak ve staj mağduru haklı olduğunu söylüyor; peki bunu hangi sektörde, hangi delille ve nasıl ispatlayacak?”
Şimdi bunun cevabını Yargıtay kararlarının içerisinden çıkarmaya başlıyoruz.
ÇIRAK VE STAJ MAĞDURLARI İÇİN
SEKTÖREL İSPAT ATLASI
Doğru delil – doğru ispat – güçlü dosya.
ÇIRAK VE STAJYERLER İÇİN YENİ BİR AYRIŞTIRMA ÇABASI:
“BU YARGITAY KARARLARI SADECE ÇIRAKLAR İÇİNDİR STAJYERLERİ KAPSAMAZ!” ŞEKLİNDEKİ BEYANLAR DUYURULAR ALGILAR KÜLLİYEN DOĞRU DEĞİLDİR.
Şimdi de Yargıtay kararları üzerinden çırak–stajyer ayrımı yaratılmaya çalışılıyor.
Kimse bu kadar kolay ve kategorik açıklamalara itibar etmesin.
İncelediğimiz kararların hukuki ekseni, kişinin üzerine hangi kaşenin vurulduğundan ibaret değildir.
Asıl mesele fiilî çalışma ilişkisidir.
Yargıtay neye bakıyor?
Kişi gerçekten eğitim mi gördü?
Yoksa işyerinde üretime fiilen katıldı mı?
Eğitim mi ön plandaydı, üretim mi?
Emeğiyle işyerine ve işverene katkıda bulundu mu?
Gerçek çalışma ilişkisi neydi?
İşte belirleyici olan bunlardır.
Üstelik geçmiş uygulamalarda kişilerin kayıtlarında kullanılan “çırak”, “stajyer”, “öğrenci” gibi ifadeler ve kaşeler tek başına çalışma ilişkisinin gerçek hukuki niteliğini belirleyemez.
Bu nedenle;
“Yargıtay kararları çıraklar içindir, stajyerlerin mağduriyetiyle hiçbir ilgisi yoktur.” şeklindeki kesin ve genelleyici söylemi hukuken doğru bulmuyorum.
3308 kapsamında yaşanan mağduriyeti yeni başlıklarla bölmek yerine, her kişinin gerçek çalışma biçimine, üretime katılımına, eğitim–üretim dengesine ve somut delillerine bakılmalıdır.
Çırak ile stajyeri birbirine düşürerek bu mücadeleye katkı sağlanamaz.
MAĞDURİYETİ BÖLMEYİN.
DOSYAYA, DELİLE VE FİİLÎ ÇALIŞMAYA BAKIN.
Staj ve çıraklık mağduriyeti ertelenemeyecek kadar önemli bir meseledir!
Yıllarca çalışan üretime katkı sağlayan gençlerimizin sigorta başlangıçlarının emeklilik hesabında yok sayılması adalet duygusunu zedelemektedir.
Bu konuda TBMM’ye partimiz adına verilmiş kanun teklifleri komisyon gündemine alınmadan bekletilmektedir.
Bu mağduriyetin giderilmesi için daha ne bekleniyor?
Staj ve çıraklık sürelerinin emeklilikte başlangıç sayılmasını sağlayacak adil bir düzenleme daha fazla geciktirilmemelidir.
Stajyer Çırak Yargıda Haklı
#StajyerçıraklıkçözümüTbmmdenGeçmeli
@Yaartos41121435@CirakStajFED