📌 İbretlik❗️
Ak Parti'nin zemini böyle kayıyor işte❗️
🔻🔻🔻
Bir Kumpasla karşı karşıya kalıp, kelepçelenerek ve "Kaçma şüphesi var❗️" denilerek hapse atılan..
Ramazan Bayramını hapiste geçiren...
İkisi özel eğitimli, 6 çocuk babası...
Hanımefendisi beyin tümörü hastası.
Kiracı...
Eğitim Bir-Senli...
Ailece AK PARTi seçmeni Ramazan Hoca'yı görmezden gelenler..
Grup Başkanvekili Tahsin Paşa'yı savunmak için sıraya girdiler❗️
Bazı medya yalakalarının durumları da bu, onlar da yalakalık sırasında❗️
🔻🔻🔻
Demek ki Tahsin Paşa da Ramazan Hoca'nın durumunda olsaydı...
Yani bir fakir âlim olsaydı...
Ona da aynı tarifeyi uygulayacaklardı❗️
Siz devam edin böyle.
Bakalım Sayın Erdoğan ne zamana kadar sırtında taşayacak sizi❓️
İzmir BB Başkanı Cemil Tugay'ın nasıl manipülasyon yaptığına bakın. 2025 yılında İzmir'den toplanan verginin 951 milyar İzmir'e yapılan yatırımın ise 32 milyar olduğunu söylüyor.
Şimdi burada öncelikli olarak bilinmesi gereken iki durum var.
1-) Bahsettiği 951 milyar TL'lik verginin %40'ı tek başına Aliağa'daki sanayi bölgesinden geliyor.
2-) Türkiye'deki tekel ürünü satan şirketlerin merkezleri büyük oranda İzmir Torbalı'da olduğu için Kars'ta Van'da satılan bir paket sigaranın ÖTV'si bile İzmir'in verdiği vergiye dahil ediliyor. 951 milyar liralık verginin %30'u da işte ülke genelinde satılan bu TEKEL ürünlerinden geliyor.
Şimdi olayın Cemil Tugay'ın bahsetmediği diğer kısmına da göz atalım.
-Devletin sanayicilere verdiği teşvikler, vergi indirimleri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı fonları, KDV ve ihracat iadeleri, markalaşma destekleri, stratejik yatırım destekleri, KOSGEB destekleri, AR-GE destek ödemeleri de bu vergilerden karşılanıyor. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı zaten bu yollarla firmalara iade ediliyor.
Peki mesela İzmir'de görev yapan kamu personelinin maaşlarını kim ödüyor?
-Tabiiki devlet, 140 bin kişiden oluşan devlete bağlı kamu personelinin 12 ay boyunca maaşları toplanan bu vergilerden ödeniyor.
-İzmir'deki altı üniversitenin yıllık 45.5 milyar TL tutarındaki bütçesini de yine devlet ödüyor.
Bu üniversitelerin kendi bütçeleri dışında dolaylı ek bütçeleri de var.
- AR-GE ve bilimsel destekler, TÜBİTAK ve Ulusal Ajans fonları, vakıf üniversitelerine destek ödemeleri, TEKNOPARK destekleri ve vergi muafiyetleri de İzmir'e devlet tarafından sağlanan yılda 60-80 milyar liralık bir kaynak demek.
-Okulların, diğer kamu binalarının ve ibadethanelerin, spor tesislerinin, masraflarını da devlet ödüyor. Bedava kitap, akıllı tahta, burs, harcırah, yakıt, ısınma, kırtasiye vs gibi yüzlerce kalem var bu masrafların içinde.
-Polisin, jandarmanın, bölgedeki güvenlik güçlerinin, adliye personelinin görev, teçhizat ve üniforma harcamalarını, yeni inşa edilen hizmet binalarını, MOBESE gibi takip sistemlerinin masraflarını devlet ödüyor.
-Yine kamuya yeni araç alımlarını, araçların akaryakıt, tamir ve bakım giderlerini devlet ödüyor. Polis ve jandarma otoları, ambulanslar, DSİ aletleri, hafriyat kamyonları vs gibi binlerce araçtan bahsediyoruz.
-İzmir'e son 23 yılda DSİ tarafından 36 baraj, 10 gölet, 223'ten fazla tesis ve yüzlerce sulama kanalı inşa edildi. Eski varlıklarla birlikte bunların bakım ve onarım maliyetini de devlet karşılıyor.
- Çiftçilere dekar başına destek ödemeleri, stratejik ürün desteği, Mazot ve gübre desteği de toplanan vergilerden karşılanıyor.
-Sosyal yardımları; yaşlı ve engelli maaşları, evde bakım, doğum yardımlarını devlet ödüyor. Ayrıca İzmir'de yaşlı nüfus oranı ülke ortalamasının üstünde olduğu için bu kalemler de ortalamanın üstünde.
-KYK burs ve kredileri de devlet tarafından ödeniyor.
-İzmir Limanı modernizasyonu, havaalanının depreme dayanıklı hale getirilmesi, karayolu projeleri de devlet tarafından ödeniyor.
-Selçuk, Menemen ve Aliağa'daki sosyal konut projelerinin %65'ini devlet ödüyor. İzmir genelindeki kentsel dönüşüm projelerinin düşük faizli 1 yıl ödemesiz kredilerini devlet sübvanse ediyor.
-İl genelinde tarihi yapıların büyük bölümü devlet tarafından restore ediliyor.
-Cezaevlerinin masraflarını devlet ödüyor.
-Her şehirde olduğu gibi elektrik ve doğalgaz sübvansiyonları da devlet tarafından karşılanıyor.
İzmir'in diğer şehirlerin çoğundan bir farkı da var. İzmir'in nüfusu yaşlı ve emekli sayısı da ortalamanın çok üstünde. Devletin İzmir'den topladığı SGK primleri ile İzmir'e ödenen emekli maaşları arasında büyük bir uçurum var. Buna hastane ve ilaç harcamaları da eklenince büyük bir dengesizlik ortaya çıkıyor. Devlet İzmir'e her sene SGK primlerinden topladığı paranın 105 milyar lira fazlasını geri ödüyor.
Bunlar benim 1 saatlik araştırmada bulduklarım. Kim bilir daha ne kalemler var devletin geri ödediği. Cemil Tugay 951 milyarlık verginin İzmir'den alındığını söylüyor ama bunun %70'inin İzmir'in ilçelerindeki dar bir sanayi, gümrük ve Tekel bölgesine ait olduğu bilgisini vermiyor. Devletin İzmir'e verdiği bütçeden bahsederken ise sadece İzmir merkeze yapılan 32 milyarlık yatırımı söylüyor ilçelere verilen bütçe payını da gizliyor.
İzmir'den toplanan verginin %70'isi iki ilçeden, e hadi gelen bütçenin %70'ini bu iki ilçeye göndersene o zaman. Verdiğin vergiyi söylerken İzmir'deler aldığın bütçeyi söylerken İzmir'in dışındalar. Tam bir CHP'li davranışı değil mi bu?
@drcemiltugay
128 milyar dolar kampanyası yapılmıştı…
Bugün konuşulan 560 milyar lira ile farkı nedir?
128 milyar $ Merkez Bankası’na giren çıkan rezervlerdir. Mevcut rezerv de değildi… Teorik olarak, Merkez Bankası’nın giren dövizin hiçbir kısmını piyasaya vermemesi, ithalatçının ve çeşitli nedenlerle doğan döviz ihtiyacının karşılanmaması anlamına geliyordu…
Talep de bugün olduğu gibi o gün dolar alıp bir yandan da şikayet eden kitleden geliyordu.
Merkez Bankası’nın rezervleri hazinenin sahip olduğu bir gelir değil.
560 milyar TL ise doğrudan Türk insanının cebinden çıkan bir para. Bir kısmı İstanbul Belediyesi’nin bütçesinden belirli kişilere aktarılan para, bir kısmı ise İstanbul’da iş yapan firmalardan sağlanan menfaat.
İkinci kısım da dolaylı olarak Türk halkının cebinden çıkan bir para ve İstanbul’u yoğunlaştıran, çirkinleştiren işlemler için sağlanan menfaat. Doğrudan Türk insanına zarar yazan eylemler.
İstanbul Büyükşehir belediyesinin gelirlerinin %92’sinin Merkezi Yönetimden geldiği düşünülürse, bu sadece İstanbul halkının değil tüm Türkiye’nin sorunu olmuştur…
#560MilyarNerede #DolarTL
128 milyar dolar rezerv manipülasyonu konusunda bir video çıkmış.
Bu konuda çok defalar yazmıştım, bir kaç tanesini rt ettim.
Hazır herkes körü körüne inanma eğilimini resetlemişken basitçe konunun ne olduğunu tekrar anlatayım…
128 milyar dolar şeklinde bir rakam var mıydı? Evet vardı, fakat anlamı yapılmaya çalışılan gibi değildi.
Merkez Bankası rezervlerine giriş olduğu gibi, çıkış da oluyor.
Piyasadaki her doları tutamazsınız.
Örneğin, TCMB Botaş’a dolar satışı yapıyordu… Botaş’ın evinizde kullandığınız doğalgazı ithal etmek için dövize ihtiyacı var… Merkez Bankası Botaş’a doğrudan satış yaparak piyasaların dalgalanmasını engelliyordu. Botaş piyasaya girip oradan alabilir, fakat kırılgan dönemlerde DolarTL’nin hızlı yükselmesine neden olabilirdi.
128 milyar neyin toplamıydı?
Örneğin reeskont kredisi ile gelen ihracat bedellerinin Botaş‘a satışı. 20 milyar $ ihracat bedeli geldi, Merkez Bankası bunu Botaş‘a satmasın, rezervelerde tutsun. Dolar TL daha da yükselsin, enflasyona olumsuz katkı yapsın. Amaçlanan buydu.
İhracat bedelinin ithalat için kullanılmasından daha doğal bir durum olabilir mi?
Yani sonuç olarak 128 milyar $ belirli bir süre içinde Merkez Bankası bilançosuna girip çıkan rakam toplamıydı.
Madem Merkez Bankası rezervlerine giren rakamları tutmak mümkündü, İlhan Kesici, Mahfi Eğilmez, Faik Öztrak ve benzer isimlerin dönemlerinde Merkez Bankası her gelen Doları tutsaydı, şu anda 2 trilyon $’ın üzerinde rezervimiz olurdu.
128 milyar $’ın bir anlamı yok, soracaksanız “2 trilyon dolar nerede” diye sorun…
Not: İlhan Kesici bu iddianın teknik olarak doğru olmadığını söylemişti, hakkını vermek gerekir
CHP BELEDİYELERİ NEDEN SUÇ SARMALINDA:
İşin magazin kısmını bir yana bırakarak (magazin tuzaktır) aslını konuşalım.
CHP genetiği Jön Türk - İttihatçılıktan gelir. Bu yapının işi:
- Geleneksel devleti ele geçir - darbe yap
- Devlet kurumlarına çök
- Ganimeti yağmala
- Rejimi yabancılara teslim et -tir
Sultan Abdülaziz'i darbe yapıp öldüren Mithat Paşa liderliğindeki jön türkler 1876 'da bunu yapmış, Talat Paşa ve ittihatçılar da aynını 1909'dan sonra yapmıştır.
1919-1923 sürecinde de ittihatçılara bakarsak benzer aşamaları görürüz (fazla açamıyorum 5816)
Bu süreçlerin tamamında Austen Henry Layard (1876), Emanuel Karasu, Haim Nahum, Aubrey Herbert, Moiz Kohen gibi isimleri görürüz.
Bugüne gelelim, Ekrem 2019'da "145 yıllık demokrasi mücadelesi" vurgusu yaparken dışarıya "emrinizdeyim" mesajı veriyor, milli rejimi ele geçirme sürecini başlatıyordu.
Dışarıdan da aldığı destekle (2023'te sızan videolarında Selin Sayek'in bu süreçle ilgili ABD'de görüşmeler yaptığını söylüyordu) en geç 2026'da "ekonomik sorunlar nedeniyle seçim olacağı tahminiyle datbe sürecinin ilerlediğini düşünerek yağma ve ganimet toplama işine başladılar.
Tabi işler bekledikleri gibi gitmedi, şimdi patladılar. Darbe olmadı,kendini "geleceğin cumhurbaşkanı" olarak tanıtan Ekrem 1 yıldır hapiste. Bunda arkaslarındaki Biden yönetiminin değişmesi de etkili olsa ülke hukuki yollarla bu darbe girişimini önledi.
Ancak bu yapının her zaman için toplumda devşirdiği %25-30'luk bir kitle var, bu kitle ne olursa olsun değişmeyecek, her durumda bu "aydınlanmacı" sandıkları yapıyı desteklecekler, çünkü "kemalizm" ideolojisiyle (!) zehirlenmiş durumdalar.
Devlet bu yapıyı hukukun içinde tasfiye etmeli, artık organize suçun merkezinde olan partiyi de kapatmalı ve 150 yıllık bu mekanizmayı ortadan kaldırmalıdır. Devşirilmiş kitleleri de yasal ve eşit koşullarda yapılacak demokrasi mücadelesine dahil edilmelidir.
Fotoğraf: Devlet ve yarı-çıplak yağmacı CHP'li
Şia'nin ihanetlerle dolu tarihi👇
Irak'lı Şii araştırmacı Ensar el-Sadr'ın ibretlik yazısı:
"Biz arlanmaz, utanmaz bir toplumuz. Ve tarihi gerçekler asla unutulmamalı!
✅ Şam, İran ve Irak'ı kim fethetti?
Ömer bin Hattab, Sünni.
✅ Pakistan, Hindistan ve iki nehir ardındaki ülkeyi kim fethetti?
Muhammed bin Kasım, Sünni.
✅ Kim Kuzey Afrika'yı fethetti?
Kutaybe bin Muslim, Sünni.
✅ Endülüs'ü kim fethetti?
Tarık bin Ziyad ve Musa bin Nasır, Sünni.
✅ İstanbul'u kim fethetti?
Fatih Sultan Mehmet, Sünni.
✅ Sicilya'yı kim fethetti?
Esed bin Furat, Sünni.
✅ Kim Endülüs medeniyetini kurdu ve ilim yuvası yaptı?
Emevi Halifeleri, Sünni.
✅ Hıttin'de Müslüman lider kim idi?
Salahaddin Eyyubi, Sünni.
✅ Calut'ta Müslümanlar'a kim liderlik etti ve Tatarlar'ı hezimete uğrattı?
Seyfettin Kataz ve Ruknittin Baybars, Sünni.
✅ Kim İspanya'yı bozguna uğrattı Fas'ta?
Abdulkerim al-Hattâbi, Sünni.
✅ Kim İtalya'yı hesap vermeye zorladı Libya'da?
Ömer el-Muhtar, Sünni.
✅ Ve yakında kim Rusları perişan etti Çeçenistan'da?
Hattab, Sünni.
✅ Kim Afganistan'da NATO'nun yüzünü toprağa sürttü?
Sünnîler (Taliban ve Tanzimul Kaide)
✅ Kim Amerika'nın Irak'tan çekilmesini sağladı?
Sünnîler.
Lakin biz Şiî olarak çocuklarımıza ne bıraktık?
❌ Kim Huseyn'e ihanet etti ve Kerbela'da yalnız bıraktı?
Al Muhtar al-Sakafi, Şii.
❌ Abbasi halifesi Râdî Billah'a kim ihanet etti?
Buvehyun, Şii.
❌ Irak'ı Tatarlar'a satan kim?
İbn al-Alkami, Şii.
❌ Kim Hülagu'nun pis işlerini ört bas ederdi?
Nasır al-Tosi, Şii.
❌ Kim Tatarlar'a Şam işgalinde yardım etti?
Şiiler.
❌ Kim Fransızlar'a yardım etti Müslümanlara karşı?
Fatimiyyun Şiileri.
❌ Selçuklu Sultanı'na kim ihanet etti?
Tuğrul Bey al-Basasiri, Şii
❌Kudüs'ü işgalde Haçlılar'a kim yardım etti?
Ahmet bin Ata'a, Şii.
❌ Kim Selahaddin Eyyubi'nin ölümünü organize etti?
Kenz al-Devle, Şii.
❌ Hülagu'yu Şam'da kim ağırladı?
Kemalettin bin Bedir al-Tiflis, Şii.
❌ Suriye’de kanlı rejimle kim birlik oldu ve Rusya’ya destek verdi?
Hamaney, Şii.
❌ Molla rejimi desteğiyle; irak, Afganistan, Suriye, Lübnan ve Yemen'de MİLYONLARCA müslüman sunni öldürüldü...
Ve görülüyor ki, Şiilerin kalemleri, kılıçları ve dilleri hep Sünni Müslümlara karşı olmuştur. Ve her ne kadar biz kafirlere karşıyız deselerde kalpleri kafirlerle beraber.”
Bunlar tarihte ortaya çıkan ihanetler… Peki ya açığa çıkmamış olanlar?
Kim bilir daha neler yaptılar…
Sözcü gazetesinin, 2022, 2023, 2024, 2025 yıllarına ait 18 Şubat tarihli birinci sayfaları. Hiçbirisinde, Merasim sokakta yaşanılan PKK saldırısında ölenleri anma ile ilgili bir haber yok. O yıllarda Kent Uzlaşısı sebebi ile, o saldırıyı görmezden gelmeleri gerekiyordu.. Onlar da görmüyorlardı..
Ama 2026 yılına gelince.. PKK'ya silah bıraktırma süreci tamamlanma aşamasına gelince.
Bugün Sözcü, PKK saldırısını hatırladı..
Soru şu:
Siz PKK'ya karşı mısınız? PKK saldırılarında ölen insanlarımızın yanında mısınız?
Yoksa..
Kent Uzlaşısı'nda PKK ile berabersiniz..
Silah bırakma sürecinde ise, adeta 'niye bırakıyorsunuz ki" modunda örgüte karşı mısınız?
Amerika Ortadoğu'ya geliyor, Afrika'ya geliyor, petrol arama adı altında, yeraltı zenginliklerine çöküyor. İlk defa Türkiye'nin bir sondaj gemisi, yurtdışında arama yapıyor. Somali ile yapılan anlaşma gereği onlara ait sularda petrol arıyoruz, sevinsenize, haber yapsanıza Sözcü.. Daha dün dedik. Niye birinci sayfalarında bunun haberini yapmadıklarını sorduk.
Haberini yaptılar..
Ne imiş?
"Asrın dümenini Kıbrıs'a değil Somali'ye kırdık" imiş.
"Mavi vatan" ıssız kalmış..
Mavi vatan için "Yalan" diyen Namık Tan ile aranız gayet iyi, Sözcü..
Ona sorsaydınız, o bile itiraf ederdi, "Dün Karadeniz, bugün Somali.. Yarın Kıbrıs.."
"Maceracı söylem" nitelemesini, artık CHP'nin dış politika uzmanı Namık Tan bile dillendiremiyor..
Hepiniz öğreneceksiniz "Mavi Vatan"ı..
"Yalan"ı bırakacaksınız..
Namık Tan da "Mavi vatan" diyecek..
Cezaevinde yatan finansörünüz de "Mavi vatan" diyecek..
AK Parti'yi kadrolaşma ile suçlayanlar..
Ehliyet ve liyakat açısından eleştirenler..
İşte sizi rezil eden kadro..
AK Parti öncesinde, bir gün Çalışma Bakanı, ertesi günü Adalet Bakanı olan partili milletvekilleri yerine.. Genel başkanın bir dediğinden çıkmayan militan isimler yerine..
Bir gün Devlet Bakanı, ertesi günü Milli Eğitim Bakanı olan, "nerede boşluk varsa, orayı doldururuz. Ne bakanlığı olduğu önemli değil abi" diye bakanlıkları yönetenlerin aksine..
Adalet Bakanı Akın Gürlek. Parti teşkilatından gelmeyen.. Meslekten gelen, adalet camiasının içinden çıkan bir isim.
Mahinur Özdemir Göktaş.. Bir hanımefendi olarak, konunun uzmanı, parti kadrolarında çalıştığı için değil, o koltuğu hak ettiği için atanan isim.
Vedat Işıkhan.. Bakanlığın ilgilendiği alanda kendini ispat etmiş, ehliyetine kimsenin itiraz edemeyeceği bir isim. Parti kadrosundan getirilen değil, bakanlık yaptığı alanın uzmanı.
Murat Kurum. Yıllarca TOKİ ve diğer kurumlarda çalışmış, CHP'li vekillerin bile İyi Partili vekillerin bile teşekkür ettiği, oturduğu koltuğu en fazla hak eden bir isim.
Hakan Fidan.. AK Parti teşkilatında hiç çalışmamış. Sadece ve sadece, devlette çalıştığı, üstlendiği hangi görev varsa hakkıyla yaptığı için, Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturan, liyakatini kimsenin tartışamadığı bir isim.
Alparslan Bayraktar. Şu an bulunduğu bakanlık kadrosunda yıllarca çalışmış, parti teşkilatından değil, üstlendiği görev alanından tırnağı ile kazıyarak gelen bir isim..
Osman Aşkın Bak.. Parti kadrolarından gelmeyen bir isim daha..
Mehmet Şimşek.. Bakan olarak atandığında, Türkiye'de bile değildi.. AK Parti kadrosunda nasıl olsun.. Oturduğu koltuğu, vatan sevgisi ile, birikimini fedakarlıkla hak eden ehliyet ve liyakatine karşıtlarının bile itiraz edemeyeceği, batılı kurumların bile takdirle karşıladığı isim..
Mustafa Çiftçi.. Tam da İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturması gereken, partizanlık yaparak değil, bakanlığın kadrosundan gelerek göreve başlayan ehil insan.
Mehmet Nuri Ersoy.. Belki oturup konuşsanız, AK Parti'yi iktidara taşıyan tabanın siyasi görüşleri ile birçok noktada örtüşmeyen ama turizm konusunun uzmanı bir isim. Ehliyet diyenler, neredesiniz, niçin takdir etmiyorsunuz?
Yusuf Tekin.. AK Parti'ye yakın gibi görünen bir isim olabilir. Ama yıllarca eğitim alanında kendisini ispat etmiş bir isim.. Eski dönemlerin Milli Eğitim Bakanlığı'nı hatırlatsam, eğitimle ilgisi uzaktan yakından olmayan, ama parti teşkilatından olduğu için bakan olanlarla kıyaslasam.. Ağzınız açık kalır.
Yaşar Güler.. Bir CHP'li çıksın, "Olmaz. Olamaz. Milli Savunma Bakanlığı'na eski Genelkurmay Başkanı niye oturuyor" diyebilir mi? Savunmanın uzmanı diyorsanız, akla ilk o gelmesi gerekmez mi? Genelkurmay Başkanı olmuş bir isim değil de, AK Parti ilçe teşkilatından bir isim oturtulmuş gibi algı yapanlar, eski yıllarda yaşanılanları bir hatırlarlarsa, sokağa çıkacak yüzleri kalmaz. Kimler kimler, savunma ile hiç ilgisi olmayan nice isimler bu ülkede Milli Savunma Bakanı oldu..
Kemal Memişoğlu.. Hani sorsam, AK Parti teşkilatlarından bir tanesinin kapısından, il sağlık müdürü olmadan önce geçmiş miydiniz diye.. Ne cevap vereceğini herkes biliyor. Ama yine sağlık konusu, sağlıkçıya emanet.
Mehmet Fatih Kacır. Bakan olmadan önce, aynı bakanlık kadrosundaki çalışmaları ile bilinen, günlük politika ile ilgilenmeyen, alanının uzman ismi..
İbrahim Yumaklı. Özel şirketlerde yaptığı çalışmalarda kendisini ispat etmiş, sonrasında kamu kurumlarında görev üstlenmiş, alanında liyakat sahibi, parti teşkilatında çalıştığı için değil, ehil olduğu için bakanlık koltuğuna oturmuş bir isim.
Ömer Bolat. Tanıyan herkesin, partizanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmadığına şahitlik edeceği, işinin ehli, bilim insanı, devlette "adil şahitler olabilecek" kimlikte bir isim.. Ehil mi, ehil. Liyakat sahibi mi, liyakat sahibi.. M��tevazı mı? Mütevazı. Karşıtı bile, onun hakkını teslim eder..
Abdülkadir Uraloğlu. Ulaştırma Bakanlığı'nda uzun yıllar değişik kadrolarda çalışmış ve en sonunda bakanlık koltuğuna oturmuş. Partizanlık sıfır.. Partide çalışma sıfır.. Ama tırnakları ile kazıyarak, o makama hakkıyla gelmiş tam bir Anadolu insanı..
Bir de siz, Cumhurbaşkanlığı hazırlığı yaptığınız İBB'deki "Şu kadroyu, İyi Parti kontenjanından partinin şu ismine. Bu kadro, HDP'nin kontenjanından, o partinin teşkilatından şu isme" görev paylaşımına bir bakın..
Söyleyin. Ehliyet ve liyakat konusunda AK Parti'ye itiraz edenlerde, azıcık bir vicdan var mı?
56 yaşında vefat eden Apple'in kurucusu
Steve Jobs’un yazdığı son yazı
çok ama çok manidardır.
Çok manidar...
Birkaç kez okumak bir köşeye çekilip
düşünmek gerek bence.
İş hayatında, büyük başarılara ulaştım.
Kimilerinin gözünde,
hayatım, başarının timsali,
fakat işim dışında,
çok az neşem oldu benim.
İşin sonunda,
zenginliğim ve alışmış
olduğum hayatın,
bana getirdiği tek gerçeklik,
ölümle yüzleştiğim şu anda,
yatağımda uzanıp,
hayatımı gözlerimde canlandırırken,
fark ettim ki; gururlandığım
şöhretim ve servetim
ölüm karşısında ne kadar da
manasızmış...
Arabanızı kullanması için,
size para kazandırması için,
birilerini işe alabilirsiniz.
Ancak,
hastalığınızı taşıması için,
kimseyi işe alamıyorsunuz.
Kaybedilen maddi şeyler
bulunabilir veya yerine
başkası yerine konur,
fakat;
kaybedildiğinde bulunamayacak veya
yeri dolmayacak tek şey var:
O da “Hayat.”
Şu an;
hayatınızın hangi sahnesinde
olursanız olun,
zaman ile
o sahne perdesinin
kapanması ile yüzleşeceksiniz.
Tavsiyem,
ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza,
çok kıymet verin ve sevin.
Kendinize iyi davranın
ve insanlara değer verin.
Yaşlandıkça ve
ümit ediyorum akıllandıkça,
fark ediyorsunuz ki
300 dolarlık saat de
30 dolarlık saat de
aynı zamanı gösteriyor.
Ve zaman herkes için bir gün bitiyor.
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar
TÜV
Görevliler despot!
Önce kuyrukta bekle. 10 tane banko varsa, çalışan sayısı: 3-4..
Araçta saatlerce sıra bekle.
Sen geç gitsen, sıra alama..
Sıran gelince; talimatlar al:
“Kaputu aç. Burada bekleme. Arkaya geç….”
Sanırsın ki, uzaya gönderecek aracı. O havalardalar genelde.
Oysa; senin, benim aracım olduğu için orda çalışıp ekmeğini kazanıyor.
Kredi kartı geçmiyordu.
Artık geçiyor. Fakat komisyon alıyorlar.
“Mahkeme kararı var, alamazsınız”dedim.
“Alıyoruz. Gidin dava açın. İptal ettirin..” dendi..
Hadi hepsini geçtik.
Masum bir insana top yekün saldırmak nedir.
TÜV’ e, şanlı polisimizin kanı bulaşmıştır.
Bu sıradan cinayet mi, yoksa terör saldırısı mı?
Göz göre göre şehit edilen polis memurumuzu, kim nasıl geri getirecek.
Bu alçak saldırıyı yapanlar en ağır cezayı alsa ne olacak.
Bu @TUVTURK halkın cebinden kanlı ellerine çeksin artık.
Daha da önemlisi; işe aldığı kişileri rast gele seçmesin. Sadece araç bakımı değil, önce İNSANLIK öğretsin.
"Bir kerede
İktidarı eleştirin
Bu nasıl asgari ücret" diyorlar
İnsanlar
İktidarı eleştirdiği için
belediyeleri
Gözünü kırpmadan
CHP'ye teslim etti
Sonuç ortada..
Bak Evlat..
Pavyonda genel başkan seçip
Mezarlıkta rakı içen kafalar iktidar olsun
28 bini de göremezsin..
ÜÇ BABA, ÜÇ KIZ VE ELA RÜMEYSA CEBECİ
Bazı sorular vardır, yüksek sesle sorulmaz. İnsanın içine düşer, orada büyür, geceyle birlikte ağırlaşır. Hele bir de insanın kızı varsa… O sorular cevap istemez; vicdan ister.
Sadettin Saran.
Serdar Bilgili.
Okan Bayülgen.
Üç isim. Üç hayat. Üçü de bu ülkenin "başarılı erkek" hikayeleri arasında anılır. Parayla, güçle, tanınırlıkla çevrili bir dünyanın içinden konuşurlar hayata. Ve üçünün de ortak bir sessiz gerçeği vardır, kızları.
İnsanın kız sahibi olması, dünyaya bakışını değiştirir. Bir gün, hiç kimseye söylemeden, pencere kenarında durup şunu düşünür, "Birileri ona nasıl bakacak?" İşte o an, hayatın bütün lafları susar.
Şimdi hayali bir sahne kuralım. Bir baba, akşam evine gelir. Evin ışığı loştur. Masanın üzerinde bir telefon durur. Kızının telefonu. Ekranda bir mesaj yanıp sönüyordur.
"Güzel g…lüm."
O anda zaman durur. O mesajı atan adamın yaşı kaçtır?
Hayatı ne kadar eskimiştir? O kelimeleri yazarken, karşısındaki genç ruhun ağırlığını hiç düşünmüş müdür?
Bir baba bu soruları sormaz mı?
Peki ya kızının kendisinden 25 yaş büyük bir adamla birlikte olduğunu öğrendiğinde? "Tercih" mi der? "Hayat" mı der? Yoksa içinden, kimseye itiraf edemediği bir öfke mi yükselir?
Sadettin Saran'ın kızı için…
Serdar Bilgili'nin kızı için…
Okan Bayülgen'in kızı için��
Bu soruların cevabı bellidir. Çünkü baba olmak, teorik bir duygu değildir. İçgüdüseldir. İlkel ve güçlüdür. Kendi kızın söz konusu olduğunda hiçbir felsefe, hiçbir "iki yetişkin" argümanı yeterli olmaz.
Ama konu başkasının kızı olunca, kelimeler yumuşar. "Özel hayat" denir. "Magazin" denir. "Büyütmeyelim" denir. İşte edebiyat tam da burada başlar. Çünkü bu bir çelişkinin hikayesidir.
Ela Rümeysa Cebeci bu hikayede bir semboldür.
Bir kız. Genç. Kendine yol arayan. Belki eksik kalan bir güvenin, belki erken büyümüş bir yalnızlığın içinde yönünü şaşıran ve belki de bir açam uğruna babası yaşında adamlarla birlikte olmak zorunda kalan...
Onu didiklemek kolaydır. Onu konuşmak kolaydır. Ama onunla yan yana duran, yaşıyla, deneyimiyle, gücüyle o dengeyi baştan bozan erkekleri sorgulamak zordur. Çünkü o zaman insan aynaya bakmak zorunda kalır.
Romanlarda hep böyle olur. Genç bir karakter vardır, hayatın büyük adamları onun etrafında dolaşır. Kimse büyük adamlara "neden?" diye sormaz. Herkes genç karaktere bakar. Onun adımları sayılır, hataları büyütülür, suskunluğu bile suç sayılır.
Oysa bir baba, "bir kızın bazı seçimleri, onun ne kadar özgür olduğundan çok, ne kadar yalnız kaldığını" anlattığını bilir.
Ela Rümeysa Cebeci, "Benim kızım olsaydı ne hissederdim?"
Bu sorunun cevabı içimizi acıtıyorsa, mesele Ela Rümeysa Cebeci değildir. Mesele, gücün ahlakı nasıl eğip büktüğüdür. Mesele, bazı erkeklerin kendi kızları için istemeyeceği şeyleri, başkasının kızı için normal görmesidir.
Ve belki de en acısı, "toplum, bir kızın adını kolayca yazar. Ama o kızın yerine kendini koymayı hep erteler."
Kızları olan erkeklere…
Kendisinden 25 yaş küçük kızı yaşında birisine, "Güzel G...lüm" diyen ve uyuşturucu muhabbeti yapanlara yönelik sessizliğe…
Ve toplumun, güçlü olanın yanına geçip "baba" kelimesini unutmasına…
Konuşulmayan ve en çok can yakan yer, işte tam da burasıdır.
Eyy Türk Milleti,
KAAN 'dan daha iyi uçak,
ALTAY'dan daha iyi Tank,
Kızılelma ve Bayraktardan daha iyi Siha,
TAYFUN'dan daha iyi füze,
TCG ANADOLU'DAN daha iyi gemi,
TOGG'DAN daha iyi otomobil,
ISTANBUL HAVALİMANI'NDAN daha havaalanı,
Şehir hastanelerinden daha iyi hastane,
Yavuz selim,Osmangazi, Çanakkale 1915 köprülerinden daha iyi köprüler,
Şu anki dış politikadan daha etkili dış politika,
Terörsüz Türkiyeden daha barışçıl bir iç politika,
Şu an ki ifade, inanç ve fikir özgürlüğünden daha özgürlükçü bir anayasa,
270 milyar dolardan daha fazla dış ticaret, 15 bin dolardan daha fazla kişi başı milli gelir,
Üreteceğine,
Türk Milletinin örf, adet,gelenek,görenek, inanç ve tarihine şimdikinden daha fazla sahip çıkacağına
rüşvet, irtikap,dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma suçlarını işlemeyecegine,
bizi ikna edecek birisi olursa bundan sonra oyumuzu ona verelim!!!
POLİSLER İNTİHAR EDERKEN BİZ NEREDEYİZ?
Adıyaman'da görevli polis memuru, kendi evinde tabancasıyla yaşamına son verdi. Bu cümleyi yazarken bile insanın içi sızlıyor.
Bir insanın hayatı bir cümleye sığar mı?
Bir yuvanın dağılması, bir annenin gözyaşı, bir evladın yetim kalışı…
Nasıl olur da bir veda, böyle sessiz, böyle kimsesiz gerçekleşir?
Ama en acısı, bu artık münferit bir dram değil. Bir polisin intiharı "haber", ikincisi "tesadüf", üçüncüsü "şüphe"ydi…
Dördüncüsü, beşincisi, onuncusu derken artık bir çığlık var karşımızda.
Duyuyor muyuz?
"MESAİ" DEDİKLERİ ŞEY BAZEN İNSANIN KENDİ ÖMRÜNDEN ÇALIYOR...
Son yıllarda polis intiharlarının sayısı ürkütücü seviyelere yükseldi. Birçoğu arkalarında bir mektup bile bırakmıyor.
Sahi ne desinlerki?
"Kusura bakmayın, dayanamadım mı?"
"Kendimi tükenmiş hissettim mi?"
"Bu yük artık boyumu aştı mı?"
Polisin yükü sadece suçla mücadele değil; bazı günler kendi aklıyla, ruhuyla, sabrıyla da mücadele ediyor. Mesailer düzensiz, görev tanımı belirsiz, angarya bitmiyor. Bir gün asayiş, bir gün çevik, bir gün trafik…
İnsan değil mi bu?
Bir babanın evladına sarılacak vakti yoksa,
bir annenin yüzündeki yorgunluğu fark edecek hali kalmamışsa, o yıpranmışlık nereye gidecek?
Cevabı acı; İnsan kendi içine çöker.
ÜZERİNE BİR DE GEÇİM DERDİ...
Bugün ortalama bir polis maaşı 70–100 Bin lira arasında.
Kulağa iyi gelebilir. Ama İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kiralar 25–35 Bin lira.
Gıda, ulaşım, çocuk masrafı, fatura…
Polis memurunun maaşı daha cebine girmeden kuş olup uçuyor. Birçoğu ek işe yöneliyor; kimisi borçla borcu kapatıyor.
Kısacası, "devletin kolluğu" dediğimiz insanlar, kendi hayatlarını zor zahmet ayakta tutuyor. Tüm gün toplum için nöbetteler; ama kendi evlerinde huzur nöbeti düşmüş.
PEKİ POLİS NE İSTİYOR?
Çok değil. İnanın, hiç fazla bir şey istemiyorlar.
İnsan gibi muamele, insanca yaşamaya yetecek ücret, adaletli nöbet sistemi, psikolojik destek, kurum içinde liyakat, mobbing ve angaryanın sonu, ailesine ayırabileceği zaman, kendisini değersiz hissettirmeyen bir yönetim dili.
Ve belki de en önemlisi...
Kendisine gerçekten sahip çıkan bir toplum.
BU İNTİHARLAR BİZE BİR MESAJ VERİYOR...
Diyor ki;
"Beni duyun."
"Beni görün."
"Ben de insanım."
Her polis intiharı aslında bir uyarı mektubudur.
Topluma, devlete, kurumlara…
Birileri çok yoruldu, birileri çok kırıldı, birileri çok yalnız kaldı.
Ve biz bunu görmezden geldikçe, o sessiz çığlık daha da yükseliyor.
POLİS YALNIZ BIRAKILMAMALI...
Polis, suçla değil, bazen hayal kırıklığıyla, bazen yalnızlıkla, bazen kendi içindeki fırtınayla savaşıyor.
Biz güven içinde uyuyalım diye kim bilir kaç gece kendi uykusunu feda ediyor. Bir polis memuru daha yaşamına son verdi diye sadece "üzülmek" yetmez. Bu hikayeler bir daha yaşanmasın diye devletin masasına, toplumun vicdanına, herkesin aklına bir "dur" deme sorumluluğu düşüyor.
Polise sahip çıkmak, sadece devletin değil, toplumun da görevi. Çünkü polis, bizim kardeşimiz, evladımız, komşumuz, arkadaşımızdır.
Yalnız bırakılırsa hepimiz eksiliriz.
İntihar ederek yaşamlarına son veren Polislerimizin Ruhu şad olsun.
Ve sessiz çığlıkların duyulduğu, kimsenin içini karartarak bu dünyadan çekip gitmek zorunda kalmadığı bir ülke hayaliyle…
Polis, asker, üniformayı giydikten sonra artık bir şahıs değildir, kurumdur.
Kendi şahsını değil, kurumunu temsil eder.
Ağzından çıkan her söz, yaptığı her hareket kendi şansından çok kurumunu bağlar.
Bu yüzden o üniforma üzerindeyken kurumsal tavrın dışında hareket ederse ceza alır.
Kurumsallık böyle sağlanır, herkes kendi görüşüne, kafasına göre hareket ederse ortada ne süzen kalır ne kurum.
Dolayısıyla mesele polisin, askerin şahsi görüşü değil. Verilen tepki ya da ceza da şahsi görüşüne değil.
Doğru ya da yanlış, üniformanın üzerindeyken şahsi hareket edemez, şahsi görüşlerini kurumsal tavrın üstüne koyamazsın.
Koyarsan cezanı çekersin. Zaten bunu yapan da bunun olacağını bilir. Nedenini bilmem ama bile bile yapmıştır.
Çingeneye beylik vermişler çekmiş babasını vurmuş misali,maaşını aldığı silahını kuşandığı Devletinin terörsüz Türkiye için adeta kendinden verdiği herşeyi göze aldığı süreci baltalayan şu memura Allah'tan akıl niyaz ederim🤲🤲
POLİSE ZAM OLMALI;
Evet devlet memurları arasında hakkı yenen ve özlük hakları en asgari seviyede olan memur varsa POLİS tir.
Peki POLİSLER ne istiyor.
Polis insanca çalışıp devletine milletine hizmet edip insanca yaşamak İstiyor...
İnsanca yaşamak i��in çalışma şartlarının İnsanca olması gerekiyor.
1- Çalışma sistemi olarak Özellikle sahada olan polislerin 12-36 dediğimiz 4 gruplu çalışma sistemine geçilmesi ve bunun kanunlaşması bu olmuyorsa haftalık 40 saatten sonrası mesai olarak maaşa yansıması (büro da çalışan polisler ile aynı maaş alıp da saat olarak çok fazla çalışılmasi çok büyük adaletsizlik)
2- Resmi tatillerde çalışan personele ek mesai yada bunun karşılığında senelik izne eklenmesi ve ek görevlerde maçlarda görev alan polislere mesai verilmesi
3- Emniyet hizmetleri sınıfında çalışan tüm personelin mevcut maaşın iyileştirilmesi ve içişleri bakanlığına bağlı olan jandarma ile eşitlenmesi
4- Polis Haklarını Savunacak, koruyacak, mobinglerde ve haksızlıklara karşı anında çözüm üretebilecek yasal Hakları savunacak sendika yada ayri bir birim kurulması bunun görevi sadece personelin sorunları ve çözümü ile ilgilenmesi
5- Yetki ve sorumlulukların genişlemesi Özellikle 1934 yılında çıkmış 2559 SAYILI PVSK nın günümüz şartlarına göre olması gerektiği şekilde güncellenip yenilenmesi ve Polisin yetkilerinin genişletilerek güçlendirilmesi
6- Polisin en basit mukavemetde bile zorla karşılaştığında görevini yaptırmama suçu ile karşılaştığında güç kullandığında mahkemelere çıkarak sürekli mahkemeler de uğraşmaması bir olaya müdahale ederken, zor kullanacakken silah kullanması gerekirken olaya tereddüt ile yaklaşıp bunun sonucunda ihraç mi olurum açığa mi alırlar diye bir düşünce içinde olmaması gerekir‼️
7- Senelik ikramiye yada kira yardımı.
Bu sorunlar çözülüp düzelmedikçe Polisin eli güçlenmedikçe önüne gelen sokakta polise saldırır yumruk atar küfreder maalesef.
Madem bu kadar cömert olunabiliyor.
Bence önce #Polis ten başlanmalı.
@TC_icisleri
@EmniyetGM
#PolisminYanındayım