Bir sabah aynada yüzümüzü biraz uzun süre inceleyeceğiz. Gözlerimizin kenarında, yaşamadığımızı sandığımız yılların ince çizgilerini bulacağız. İnsan kendi yaşını takvimden değil, artık hatırlamadığı insanların sayısından öğreniyor belki.
Şimdi bazı geceler, odanın karanlığında gözlerimi kapatıyorum. İçimde hâlâ o eski ışık yanıyor. Ama artık kimseye ait değil. Ne sana ulaşabiliyor ne de benden çıkıp gidebiliyor.
Gün gelecek trajedi hayatımıza hakim olacak.Bunu büyük bir gürültüyle değil, sessizce yapacak.
Önce bazı şeylerin eksildiğini fark edeceğiz. Bir ses, bir yüz, bir alışkanlık… Sonra evin içinde eskiden bize ait olan sessizliğin bile değiştiğini anlayacağız.
En çok da önemsiz sandığım zamanları özleyeceğim. Bir sandalyede hiçbir şey yapmadan oturduğum saatleri, telefona uzanmadan önceki sessizliği, gitmeye karar vermeden önce bir yerde geçirdiğim son akşamı.
Bir odanın duvarındaki solmuş izde, bir zamanlar asılı duran bir şeyin yokluğunu göreceğim. Bir ceketin cebinden çıkan kâğıt parçası, beni yıllar önceki bir akşamın tam ortasına bırakacak. O an anlayacağım; hafıza, geçmişi saklamıyor. Sadece onu sessizce başka biçimlere dönüştürüyor.