Burası Antalya Gazipaşa Kral Koyu. Sosyal medyada oldukça popüler olan Delikdeniz ile yanyana.
Yakınlarda yerleşim yok. sanayi tesisi yok. Plastik çöplerin denizin en el değmemiş yerlerine ulaşmış olması korkunç !
Türkiye’nin Akdeniz kıyılarının zehre bulanması saldırı eyleminden ziyade kapitalizme içkindir. Batı merkezli tüketim ekonomisi, ürettiği atıkları çevre coğrafyalara ihraç ederek hem kendi yaşam alanlarını temiz tutar hem de bu transferden doğrudan kâr sağlar.
Plastik atık işleyen 3 geri dönüşüm tesisinden günde 180 milyon mikroplastik parçacığı Akdenize boşaltılıyor.
Tesislerde atıksular ileri kademe arıtılmadığı ve mikroplastikler filtre edilmediği için.
"Türkiye'nin ünlü Likya Yolu üzerindeki Antalya'nın Çıralı yakınlarındaki bir plajda bir turist tarafından çekildi.
Videoda görünen sahillerdeki ve deniz yüzeyindeki beyaz parçacıklar #mikroplastiklerdir.
Yaklaşık 1500 kilometre uzunluğundaki Türkiye'nin Akdeniz kıyı şeridi boyunca benzer gözlemlerin rapor edildiğini belirtmekte fayda var.
Dahası, bu sorun tek örnek değil, yaklaşık beş aydır devam ediyor ve kaynağı Adana ve Mersin'de bulunan ağırlıklı Avrupa menşeili ithal plastik atık plastik geri dönüşüm tesislerine dayanıyor.
Bu tesislerin önemli bir kısmı #plastik #atık ithal ediyor.
Sonuç olarak, bu kirliliğin temel nedeni, AB ülkeleri de dahil olmak üzere ihracatçı ülkelere atfedilebilir."
Sedat Gündoğdu
AB plastik atıklarının Türkiye'ye ihraç edilmesi, Türkiye'de geri dönüştürülmesi ve ardından yasadışı olarak birincil mikroplastik olarak Akdeniz'e atılması anlamına geliyor.
I don't want to “download the app” to pay for parking. I don't want to “create an account” to see a menu. I don't want to “provide feedback” on a 30-second interaction. I just want to exist in the physical world without a digital leash
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Bu görüntüler Mersin’den.
Tüm Akdeniz kıyısına yayılan ve yaşamı tehdit eden bu kirliliğin korkunç bir hikâyesi var!
Türkiye, dünyanın plastik çöplüğü haline getirildi.
2024’te ülkeye 1 milyon 290 bin ton plastik atık girdi. Birileri bu atıklardan para kazanırken, geriye denizimize, toprağımıza, havamıza ve sağlığımıza bırakılan zehir kalıyor.
Geri dönüşüm tesislerinin atık suları denize karışıyor. Kaçak atık yakılıyor. Tesislerde yangınlar çıkıyor. Mikroplastikler balıklara, midyelere, suya ve soframıza kadar ulaşıyor.
Yani mesele yalnızca denizde gördüğümüz bu plastikler değil.
Mesele, birkaç şirket daha fazla kazansın diye bütün bir bölgenin yaşam alanlarının ve halk sağlığının gözden çıkarılması.
Mersin Çevre Platformu ile birlikte hazırladığımız sorularla, ilgili bakanlıklara önerge verdik, konuyu meclis gündemine taşıdık:
Bakanlıklardan cevap bekliyoruz:
⚫Bu kirliliğin kaynağı nedir? Geri dönüşüm tesislerinin, gemilerin ve deniz taşımacılığının payı ne kadardır?
⚫Kaçak atık yakmalar ve atık tesislerindeki yangınlar neden engellenemiyor? Sorumlulara ne yapılıyor?
⚫Mikroplastik kirliliğinin insan sağlığına ve Akdeniz’de yaşayan halkın yaşamına etkileri araştırılıyor mu?
Ve asıl soru:
⚫Türkiye'yi dünyanın çöplüğü haline getiren atık ithalatı daha ne kadar sürdürülecek?
Çevreyi kirleten, halkın sağlığını tehdit eden bu düzenin bedelini halk ödemek zorunda değil!
Kâr için doğayı ve yaşamı feda edenlere karşı sözümüz de var, mücadelemiz de!
ölüsü dahi reddedilen trans bir kadının meslektaşları tarafından sahiplenilmesi o kadar kıymetli ki. “yöneliminden ötürü bizden daha fazla mücadele etmek zorunda kaldı. arkadaşımız yaşamını yitirdiğinde cebinde 215 lira çıktı”
appreciate the science but I think if we proceed from the assumption that all living things prob def feel stuff rather than having to have it proven to us for some bizarro reason, everyone would be a lot better off!