Çok Yakında Emek Verdiğimiz bir kitap daha "Şeyh Nidal'in Tevhid Risalesi" kitabı Türkçe Tercümesi ile raflarda yerini alacak. Allah Şeyhten ve bizden kabul etsin.
Daha önce hiç Arapça öğrenmemiş olan arkadaşlar, afişte ve kayıt formunda yazanlar size yabancı geliyor ve bir anlam ifade etmiyorsa şöyle anlatayım, Arapça metin okumak gibi bir gayeniz varsa kursumuz sizin için biçilmiş kaftandır. Gerisi teferruat. Kuran okuyabiliyorsanız azim ve gayret dışında bir şeye ihtiyacınız yok.
"Sen bozuksun, o yüzden dünya bozuldu; ne için bu dünyaya sitem edersin?"
Edib Ahmed Yüknekî'nin yüzyıllar öncesinden, Atabetü'l Hakâyık'tan seslenişi bugün bile ne kadar taze, ne kadar ağır bir gerçek...
@halildemirkanx Halil hocamın öğretim tarzını ve dersleri işleyişini, kaynakları kullanımını çok beğeniyorum. Hocamla tanışmadan önce youtube da başkalarından izlediğim videolardan Arapça öğrendiğimi sanıyordum, halbuki hiç olmamış. Onu da farkettim. Halil hocama çok ama çok teşekkür borçluyum.
@halildemirkanx Halil hocamın öğretim tarzını ve dersleri işleyişini, kaynakları kullanımını çok beğeniyorum. Hocamla tanışmadan önce youtube da başkalarından izlediğim videolardan Arapça öğrendiğimi sanıyordum, halbuki hiç olmamış. Onu da farkettim. Halil hocama çok ama çok teşekkür borçluyum.
Ders duyurusu 📢📢
Selamün aleyküm arkadaşlar,
Online Arapça derslerim için tekrar alım yapıyorum. Sağlam bir temel oluşturarak başta Kuran ve hadisler olmak üzere İslami ilimler alanındaki kitapları Arapçasından okuyup anlamak isteyenler buyursun. Detaylı bilgi ve kayıt için: https://t.co/bORykhJPLF
Geçen bahsettiğim Arapça ders serisinin ilk videosunu yükledim. Bu seride inşallah en az 100 dersimiz olacak. Hikayeler, haber metinleri, Kuran-ı Kerim meali, İmam Nevevi'nin 40 hadisi, şiir tahlilleri, klasik ve modern metinler vs. İlk ders doğaçlama olduğu için tam istediğim gibi olmadı ama her türlü istifadeye şayandır. Buyurunuz: https://t.co/69dzAeUOZo
Tahavî Akîdesi Babertî Şerhi | Kitapyurdu https://t.co/TlpGFiZ46q
Allah'a hamd olsun yılların emeği olan çalışmamız satışa çıkmıştır. İstifadesi bol olsun.
Youtube kanalımda birkaç gün sonra yeni bir Arapça ders serisine başlayacağım inşallah. Klasik ve modern Arapça metinleri olacak. Şuan hazırlıkları tamamlıyorum, sadece şu kadarını söyleyeyim: sizleri muazzam bir seri bekliyor inşallah, tabii kime göre neye göre değişir ama ben daha çekimlere başlamadan bile duyurmak için sabırsızlandım. İnşallah muvaffak olurum.
Allame Said Fûde'nin "Tenzîh ile Tecsîm Arasındaki Büyük Ayrım" risâlesini bitirdim. @Talibulmetalib'in @esameryayinevi bünyesinde yaptığı tercüme yakın zamanda okurlara sunuldu; emeği geçenlere teşekkür borçluyuz.
Risâle, günümüzde Ehl-i Sünnet çizgisinin en çok bulandırıldığı meselelerden birini -tenzîh ile tecsîm arasındaki ince hattı- Cüveynî, Tahâvî, Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik, İbn Cehbel, İbnu'l-Cevzî gibi imamların ifadeleri etrafında, kısa fakat son derece yoğun bir şekilde ortaya koyuyor.
Öne çıkan birkaç husus:
• İmam Cüveynî'nin şu kâidesi kitabın belkemiği gibi: "Kim, kendisini yaratan ile ilgili (onun mahiyeti hakkında) araştırmaya kalkar da araştırmasının neticesi olarak, üzerinde fikir yürütebileceği bir varlıkta kalbi karar kıldıysa, o kişi müşebbihe olmuştur. Şayet kalbi sırf nefiy (olumsuzlama) şeklinde bir tasavvurda karar kıldıysa bu durumda da Muattıla (yaratıcının sıfatlarını inkâr eden ve yaratıcıyı işlevsiz hale getiren) durumuna düşmüştür. Ancak kesinlik inancı içinde var olan bir zata kanaat getirip, onun hakikatini idrak etmekten aciz olduğunu itiraf ettiyse o kişi gerçek muvahhiddir."
• Ebû Hanîfe'nin el-Vasıyye'deki "Biz, Allah Teâlâ'nın, hiçbir ihtiyacı ve mekân edinmesi söz konusu olmaksızın, Arş'a istivâ ettiğine îmân ederiz" ifadesi üzerinden, bazı çağdaş neşirlerdeki tahrifatın gözler önüne serilmesi çok kıymetli. Müellifin Kevserî neşrini esas alıp İbn Hazm matbaasının nüshasındaki çarpıtmayı belgelemesi, akâid kitaplarının tahkikinde ne kadar dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor.
• İmâm Mâlik'in meşhur "İstivâ ma‘lûmdur, keyfiyyeti meçhuldür" sözünün, müellifin dipnotta belirttiği gibi en kuvvetli rivayetle "Keyfiyet imkânsızdır (gayr-ı makuldür)", yani keyfiyetin Allah Teâlâ'ya nisbetinin imkânsız olduğu şeklinde gelmesi, selefin tutumunu anlamak isteyen herkesin durup düşünmesi gereken bir nokta.
• Şehristânî'den yapılan iktibaslarla Müşebbihe ve Haşviyye'nin tarihî portresinin çizilmesi, ardından bu çizginin günümüzdeki uzantılarına dikkat çekilmesi, eseri sadece bir akâid metni olmaktan çıkarıp bir teşhis metnine dönüştürüyor.
• İbnu'l-Cevzî'den nakledilen şu uyarı, sonuç bölümünün en olgun cümlelerinden: "Sıradan halka, zaten idrak edemeyecekleri veya kalplerinde yer etmiş inançlara aykırı düşünen bir fikri kabul ettirmeye çalışmak en büyük tehlikelerden biridir." Davet ve tedris üslubu açısından da ayrı bir ders.
@Talibulmetalib'in tercümesi akıcı, teknik terimleri (tenzîh, tecsîm, tefvîz, te'vîl, müteşâbih, keyfiyyet) Türkçeye taşırken parantez içi açıklamalarla okuyucuyu yormadan yol aldırıyor. @esameryayinevi'in bu tarz bir metni Türkçeye kazandırması takdire şayan; bu çizginin devamını bekliyoruz.
Kısacık ama yoğun bir risâle; akâidde "selefîyim" diyenle "selef-i sâlihîn'in yolundayım" diyen arasındaki farkı görmek isteyen herkesin elinin altında bulunmalı.
Allah hem müellifden hem mütercimden hem de naşirden razı olsun.
Yakın zamanda @manayayinlari'ndan @mshinqiti'nin "İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz" eserinin Türkçe çevirisini okumayı tamamlamıştım, kitabın tezinden sizlere de bahsetmek istiyorum. Râşid el Gannûşî'nin takdimiyle açılan kitabın tezi net: Ümmetin asıl krizi akidede değil, siyasette.
Şankıtî bu krizi, İslam'ın siyasi ilkeleri ile Müslüman halkların yaşadığı tarihsel gerçeklik arasındaki, hicri 1. yüzyıldan bugüne süren tezat olarak tanımlar. Şehristanî'nin de dediği gibi ümmetteki en büyük ihtilaf imamet (siyasi otorite) ihtilafıdır; İslam'da imamet için çekildiği kadar hiçbir dini kaide için kılıç çekilmemiştir. Kevâkibî istibdadı en büyük beka sorunu sayıp "anayasal şura"yı çıkış yolu gösterirken, Câbirî aynı olguyu devletin "Kisracı değerlerin" hâkimiyetine girişi olarak tespit eder.
İslam'ın siyasi mirası dört paradigma üzerinden okunur: rızaya dayalı İslami sözleşme modeli, devlete karşı bedevi siyaset, yöneticiyi kutsayan Farisi imparatorluk modeli ve Yunan-Roma demokrasisi. Yunan modeli çoktan tarihe karıştığı için erken dönem çatışması İslam değerleri ile bedevi değerler arasında yaşandı. Trajik sonuç: Sıffin'den itibaren "ümmetin birliği" ilkesi, "yönetimin meşruiyeti" ilkesine galip geldi. Emevi-Abbasi geçişinde İslam toplumu Sasani mirasına entegre olarak "mülk" yönetimini hilafete galip kıldı ve istibdadı kurumsallaştırdı.
Oysa İslam siyaset teorisinin kurucu ekseni evrensel eşitlik ve adalettir. İbn Teymiyye "insanlar tek bir cinstendir" der; Kudame b. Cafer meşru egemenliği karşılıklı rıza ve kendiliğinden itaate dayanan "riyaset" sayar, tiranlığı riyasetten saymaz. Meşru otorite zorbalıkla değil rıza ve muhabbetle inşa edilir. Şura üç unsura dayanır: yöneticilerin özgürce seçilmesi, seçimin toplumun genelinde yapılması, yöneticinin denetlenip azledilebilmesi. Bunun nebevî kökleri, iki kadının da katıldığı İkinci Akabe Biatı ve Hudeybiye'de Ümmü Seleme ile yapılan istişaredir.
Bu yapı Hristiyanlık tecrübesinin zıttıdır: Hristiyanlık kurulu bir devletin (Roma) içine doğdu, yeni kanun getirmedi, Roma hukukunu miras aldı. İslam ise siyasi gelenekten yoksun bakir bir coğrafyada kendine özgü bir devlet ve yepyeni bir kanun sistemi kurdu.
İcra düzleminde sistem hukukun üstünlüğüne tabidir: şeriat önünde halife ile sıradan vatandaş eşittir (yargısal dokunulmazlık reddedilir), kararlar sevadı azamın iradesine dayanır, istişare bağlayıcı bir anayasal zorunluluktur.
En çarpıcı kavram: "Allah'ın Kitabı" ile "Erdeşir'in Vasiyetnamesi"nin tehlikeli sentezi. Saltanat ideologları, eşitlik ve şurayı vazeden vahyi, Sasani'nin otoriter kodlarıyla bilinçli biçimde harmanladı. İki büyük tahribat:
(1) Despotizmin teolojik meşrulaştırılması: Yönetici "vekil" olmaktan çıkıp "zıllullah" (Allah'ın gölgesi) kodlandı, istibdat dini kılıfla dokunulmaz kılındı.
(2) Ontolojik sınıflaşma: Toplum Havas ve Avam diye kategorize edilip derin bir kast sistemi kuruldu.
Çıkışın ilk şartı "fitneden devrime geçiş"tir: Yezid'e biat ve Emevi katliamlarından sonra zihinlere yerleşen fitne endişesinden kurtulup istibdatla yaşamayı reddetmek. Şankıtî'ye göre Arap Baharı, yüzyıllardır biriken bu krizin patlamasıdır.
Ama reçete romantik geçmiş özlemi değil: "değerlerden icraatlara" geçiş. Şura, adalet ve eşitlik salt kürsü vaazı olmaktan çıkıp kuvvetler ayrılığı, bağlayıcı anayasalar, bağımsız yargı ve denetlenebilir parlamenter sistemlere dönüşmelidir. Eser sembolik biçimde "imamet kılıcını kınına koymak" yani siyasi şiddeti anayasal rızaya dönüştürmek çağrısıyla sonlanır.
"Adam hâlâ Hz. Ömer'in uygulamasını delil getiriyor, oysa bu şüpheye yıllar önce cevap verilmişti" diyerek bir kitap görseli paylaşıyorsun; ancak sonra çıkıp "O görsel benim cevabım değil, bilakis muhaliflerimizin bize karşı söyledikleri sözleri içeriyor" diyorsun. Bu tavrın; "işte cevabımız", "işte muhaliflerin söyledikleri" diyerek etrafındaki pohpohçulara cevap verilmiş izlenimi uyandırmak için başvurduğun bir safsatadan, bir retorikten öteye geçmiyor.
İkinci olarak, diğer gönderide de belirttiğim gibi o şüphelerin benim dediklerimle uzaktan yakından alakası yok. Bunu anlamayıp "sizin dediklerinizi çürüttüm" deyip paylaşıyorsan (ki paylaştın), senin anlayışındaki kıtlık hâlâ devam ediyor demektir. Madem çürüttüğüne o kadar eminsin; at o 7 sayfanın tümünü de hep beraber bakalım kim neyi çürütmüş, kim neyi anlamış!
Şaka gibi :)
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
Adam attığım görseli benin cevabım zannetmiş bir de uzun uzun reddiye vermeye kalkmış. Üstüne üstlük de "Daha okuduğunu anlamıyorsun" diyor bana :))
1- Kardeşim o görsel benim cevabım değil bilakis muhaliflerimizin bize karşı söyledikleri sözleri içeriyor.
2- Benim cevabım ise o görselin devamında olan 7 sayfada.
3- Neyse fazla uzatmaya gerek yok. Bu arada kitabın içeriğine dair seviye de az çok ortaya çıkmış oldu.
Selametle
Öncelikle üslubumuz için kusura bakabilirsiniz; zira aynı üsluba sahip, gerektiğinde sertleşen birçok âlim vardır (bilakis bu ifadeleri bizzat İbn Teymiyye için kullananlar da mevcuttur). Ayrıca metnimde sadece hakaretvari söylemler olduğunu iddia etmeniz ve görsel olarak attığınız "cevap(!)", bu hakaretleri temellendiren bir şeydir.
Şimdi gelelim attığınız görsele. Murat Bey, benim yazdığım metin ile sizin attığınız cevabın hiçbir alakası yoktur.
Hz. Ömer, kıtlık yılında (Âmü'r-Remâde) hırsızlık haddini keyfî bir erteleme veya "toplumu alıştırma" gayesiyle askıya almamıştır. O dönemde insanların açlıktan ölme tehlikesi baş göstermiştir. İslam hukukunda bir cezanın uygulanabilmesi için şüphelerin ortadan kalkması gerekir (“Hadleri şüphelerle düşürünüz.”). Açlık ve zaruret hali; mülkiyet ve kasıt unsurlarını şüpheli hale getirir. Kişi malı hırsızlık kastıyla değil, zaruret dürtüsüyle almıştır. Dolayısıyla hükmün illeti ortadan kalkmıştır. Yani Hz. Ömer, şer'î bir esası yine başka bir şer'î esasla tatbik etmiştir.
Sizin iddia ettiğiniz gibi ortada "hadlerin tatbikinin ertelenmesi" gibi bir durum yoktur. Hüküm illetiyle beraber döner; illet varsa hüküm vardır, illet yoksa hüküm de yoktur. İmamların da belirttiği gibi Hz. Ömer'in bu tatbikatının sebebi idari bir erteleme kararı değil, hırsızlık haddinin şer'an tatbik edilebilmesi için aranan şartların o vakıada mevcut olmamasıdır.
"Önce toplumu hadlerin uygulanmasına alıştırmak gerekir" sözünüze gelince... Bunu bir başkası dese tekfire yeltenirsiniz. İslam hukukunda böyle bir cümlenin karşılığı yoktur. O zaman adama derler ki: Faizi yasaklamak için de önce toplumu alıştırmak gerekir, namazı farz kılmak için de önce toplumu alıştırmak gerekir.
Bu kapı bir kez açılırsa hiçbir ilahi hüküm doğrudan tatbik edilemez hale gelir; bu, şeriatı fiilen işlevsiz kılmaktır.
Hz. Ömer’in kıtlık yılındaki tatbikatına bakıldığında şu husus son derece önemlidir: Kıtlık yılı sona erdiğinde had tatbikatı derhal devam etmiştir. Hz. Ömer, "Artık toplum alıştı" veya "Şimdi uygulayabiliriz" gibi bir gerekçeyle değil; illet yeniden tahakkuk ettiği için tatbikata geri dönmüştür.
Önce yazılanları anlayın, sonra 20 yıldır verdiğiniz ezber cevapları vermeye çalışırsınız.
"Kara bir cehalet", "usulsüzlük ve ahmaklık" "sığ mantık" "cahil" "çemkirmek"....
Verebileceğiniz cevap buysa mesele yok.
Biz diyoruz ki: “Bu iddialara 20 yıl önce cevap verdik. Mümkünse aynı şeyleri tekrar etmeyin. Bizim cevaplarımızı ele alın ve o büyük ilminizle(!) onlara reddiye yazın.”
Adam hâlâ Hz. Ömer’in uygulamasını delil getiriyor. Oysa bu şüpheye de yıllar önce cevap verilmişti. (Görsel aşağıdadır.)
Dostum, bu konuda söyleyebileceğiniz yeni bir şey yoksa ya bizim cevaplarımızı ilmî olarak çürüteceksiniz ya da temcid pilavı gibi aynı şeyleri tekrar etmeye devam edeceksiniz.
Sıkışınca da yukarıda görüldüğü gibi edep ve ahlaktan uzak bir üsluba sığınmayacaksınız.
Mecaz ile hakikati ayırt edemeyen sığ bir idrake laf anlatmak kelime israfıdır. Senin zihninde kavramlar ancak hayvan tabiatıyla karşılık buluyor olabilir; fakat kendi zihniyetinin sınırlarını bizim cümlelerimiz üzerinden ölçmeye kalkman ayrı bir trajikomedi. Kendi çapındaki bu basit kelime oyunlarıyla kendi mahallende oyalan.