Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’e resmen ayar üstüne ayar verdi
Bir kez daha tüm dünyaya gerçekleri haykırdı.
İkinci One minute
#OurVoiceErdogan
Bu tweetime %70 olumlu yorum gelmiş, teşekkür ederim😊Geri kalanlar, ya eleştirmiş (hiç sorun yok) ya da küfür etmiş. Bir kişi de "beyinsiz karı" demiş afaggagag. Bugün her şey istediğim gibi gidiyor; yağmur, kaos, linç😂
BUNAMIŞ BUNLAR!
İzmir’de sokak röportajında konuşan CHP’li kadın, AK Partili vatandaşlara tepki gösterdi:
“AKP’lilerin İzmir’de işi yok, İzmir’den gidin. Burada kalmak istiyorsan AKP’li olmayacaksın. Burası Atatürkçülerin.”
Sen kimsin de, bu ülke için canını veren insanların çocuklarını bu ülkeden, bu ülkenin bir karış toprağından kovmaya kalkışıyorsun?
Bu ne cüret, bu ne hadsizlik!
Çıldırmış bunlar!
Tımarhanelik!
@abakingurlek@EmniyetGM
ÜMİT EDERİZ Kİ, BU MİLLET BİR KEZ DAHA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TUZAĞINA DÜŞÜRÜLMEZ.
HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Sayın Şehzade DEMİR’e, son derece önemli bir konuyu gündeme taşıdığı için teşekkür ediyoruz.
Her zamanki gibi, uluslararası sözleşmeler başlığı altında kamuoyunun dikkatinden kaçabilecek, ayrıntı gibi görünen ancak sonuçları itibarıyla son derece kritik olan bir hususu tespit etmiş, yakalamış ve konuya ilişkin kamuoyunu aydınlatıcı bir basın toplantısı gerçekleştirmiştir.
Ancak burada durmamak, meseleyi daha geniş bir perspektiften değerlendirmek gerekmektedir.
İstanbul Sözleşmesi üzerinden geçen yaklaşık sekiz yıllık süreçte bu ülkenin Aile Bakanlığı’nın, milletin aile değerlerini korumaya odaklanan bir kurum olmaktan uzaklaştığı yönündeki eleştiriler kamuoyunda sıkça dile getirilmiştir.
Bu dönemde bakanlık, küresel ölçekte aile yapısını dönüştürmeyi hedefleyen Küresel Finans elitlerin politikalarının yani uluslararası sözleşmeler adı altında insanı çürütmeye kadın erkek cinsiyetini yok etmeyi hedefleyen ve aile kavramını tasfiye ederek insan ve varlığını karşı karşıya en stratejik risklerin normlarını belirleyen Birleşmiş Milletler,Avrupa birliği gibi yapıların insanlığa dayattıkların Türkiye’de uygulama merkezi gibi hareket ettiği şüphesi çok güçlüdür
Sayın Cumhurbaşkanımız’ın İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekildiğine dair iradesinin vücut bulduğu zaman diliminde geçen sekiz yıllık süreçte ortaya çıkan toplumsal tablo, bu politikaların ülkeye ve aile kurumuna hangi bedelleri ödettiğinin tartışılmasını gerekli kılmaktadır.
VE BU SEKİZ YILLIK SÜREÇTE DAĞILAN AİLELER, LGBT’NİN KENDİSİNE BULDUĞU GENİŞ ALAN VE KORUMA KALKANI, ÜSTELİK ANAYASAYA AYKIRI OLMASINA RAĞMEN ANAYASA ÜSTÜ ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERDEN ALDIĞI GÜÇLE ELDE ETTİĞİ KORUMA KALKANI SAYESİNDE BU ÜLKEYE VE BU MİLLETE HANGİ BEDELLERİ ÖDETTİKLERİ ORTADADIR.
Bugün ise benzer bir tartışma farklı bir zeminde yeniden gündeme gelmektedir.
Küresel ölçekte şekillendirilen politikaların, özellikle Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen çeşitli programlar ve sözleşmeler aracılığıyla Türkiye’de yeniden etkili hale getirilmek istendiği yönünde ciddi kaygılar bulunmaktadır.
Bu kaygıların temelinde, İstanbul Sözleşmesi döneminde yaşanan tartışmaların farklı isimler ve farklı mekanizmalar üzerinden yeniden gündeme taşınabileceği düşüncesi yer almaktadır.
Milletimiz şu soruları sormaktadır:
Türkiye bir kez daha aile yapısının tasfiye edilmek üzere saldırıya çok daha açık hale getirilmek istendi ve bunun bu sefer BM sözleşmesi adı altına ülkemize dayatılmak istendiği toplumsal değerlerin aşındığı ve cinsiyet tartışmalarının merkeze taşındığı bir sürecin içerisine mi sürüklenecektir?
Bu noktada unutulmaması gereken temel gerçek şudur:
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Birleşmiş Milletler’e karşı sorumlu değildir. Avrupa Birliği’ne karşı da sorumlu değildir. Bakanlığın asli sorumluluğu Türk milletine, Türk devletine ve bu milletin aile yapısının korunmasına yöneliktir.
Aile kurumu, bu milletin varlığını geleceğe taşıyan en temel yapı taşlarından biridir. Devletin ilgili kurumlarının da bütün politikalarını bu hassasiyet doğrultusunda şekillendirmesi beklenmektedir.
Bu nedenle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın da önüne gelen her uluslararası metni yalnızca teknik bir belge olarak değil, Türkiye’nin toplumsal yapısına ve aile kurumuna etkileri bakımından da değerlendirmesi gerekmektedir.
Bugün yapılması gereken şey, geçmişte yaşanan tecrübelerden ders çıkarmak, toplumun hassasiyetlerini dikkate almak ve aile kurumunu güçlendirecek politikaları merkeze almaktır. Aksi takdirde, yıllar sonra aynı tartışmaları yeniden yapmak zorunda kalınabilir.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@Akparti@rprefahpartisi@HurDavaPartisi@OcakcogluSBerna@SaadetPartisi@bbpgenelmerkez
Şimdi gelelim bize.
NATO toplantısının Türkiye’de yapılacağı tarihlerde, garip bir şekilde sadece eşcinsellik sapkınlık odaklı turizm şirketi Atlantis Events’in, içerisinde 2.500 eşcinselin yani Lut kavminin yok olmasının sebebi olmanın ötesinde ki sapkınların bulunduğu kruvaziyer gemisinin rotasına Kuşadası’nı ve İstanbul’u da dâhil etmiş olması dikkat çekicidir.
Açıkçası bu, milletimize değerlerimize ve devletimize doğrudan bir meydan okumadır.
Ülkemize açılmış sosyolojik savaşı doğrudan hemde içimize taşıma hamlesidir
LGBT/ensest/pedofili/zoofili sapkınlıklarının Küreselci elitler tarafından adım adım normalleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte, NATO toplantısıyla eş zamanlı olarak içinde sapkınları taşıyan bu geminin Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı en stratejik sosyolojik savaş tehditlerinden birinin ta kendisidir .
Konu kamuoyundan kaçırılmamalıdır kamuoyunun gündemine gelmek zorundadır.
“Ne var bunda?” diyenler olabilir.
Ancak bu, açıkça bir meydan okumadır.
Ve sosyolojik savaşı NATO toplantısının arkasına saklanarak doğrudan gelip içimize taşıma adımıdır
Doğrudan değerlerimize, bizi biz yapan manevi ve millî değerlere, devletimizin varlığına ve milletimizin kimliğine yönelik bir meydan okumadır.
Şimdi @TC_Disisleri Bakanımıza ve @TC_icisleri Bakanımıza büyük görev düşmektedir.
Her iki bakanımızın da bu konularda son derece dikkatli ve duyarlı olduklarını bildiğimiz için, gerekli hassasiyeti göstereceklerinden hiçbir endişemiz yoktur.
Kültür ve Turizm Bakanımızın da konuyu yalnızca turizm açısından değil, bunun bir meydan okuma olduğu perspektifiyle değerlendireceğine ve gerekli iradeyi ortaya koyacağına inanıyoruz ve bekliyoruz
Dikkat! Büyük bir sosyolojik saldırıyla karşı karşıyayız.
Peki, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının bu konuya dair iradesi ne olacaktır?
Özellikle, bünyesinde yüzlerce sivil toplum kuruluşunu barındıran ve sayın bakanlarımızla düzenli toplantılar gerçekleştiren @milliiradepla ‘na sesleniyorum:
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Aynı şekilde, kamuoyu önünde büyük sözler söyleyen, millî ve manevi değerler konusunda hassasiyet ortaya koyan tüm kişi ve kuruluşlara da sesleniyoruz:
Bu konudaki tavrınız nedir?
Güne Merhaba.
Kamuoyunda yeterince dikkat çekmeyen, ancak ülkemizin varlığına, değerlerimize, milletimizin ahlakına, kişiliğine ve asaletine yönelik olduğunu düşündüğümüz önemli bir gelişmeyi milletimizle paylaşmak istiyoruz.
Takdir ve değerlendirme milletimizindir.
Söz konusu şirketin adı Atlantis Events.
Merkezi: California Abd
Faaliyet alanı: Eşcinsellik odaklı kruvaziyer turizmi.
Bu şirket, bu yıl düzenlediği kruvaziyer turunun rotasına Kuşadası ve İstanbul’u da dâhil etmiştir.
07 Temmuz: Kuşadası
08-09 Temmuz: İstanbul
Şimdi ise bu şirketin Instagram hesabında yaptığı paylaşımları, Türkçeye çevrilmiş hâliyle sizlerle paylaşacağız.
Kararı ve değerlendirmeyi aziz milletimize bırakıyoruz.
https://t.co/QYQYdpy1hZ
ARA SÖZ: İSTANBUL SÖZLEŞMESI’NDE YAPILAN HATALAR TEKRARLANMAMALIDIR
AYNI HATALAR TEKRARLANIRSA BU ÜLKEDEKI SOSYOLOJIK ÇÖKÜŞÜN FATURASI BU MILLETIN AHLAK MANEVIYAT AILE INSAN FITRATI ODAKLI DEĞERLERINE YÖNELIK SALDIRILARA KARŞI BU DEĞERLERE SADIK KALARAK SADIK KALARAK SIYASAL IKTIDAR YÜRÜYÜŞÜ YAPMIŞ KADROLARA ÇIKACAKTIR YAKIN VE GELECEK TARİHTE
Unutulmamalıdır ki aile, bu milletin geleceğini ayakta tutan en güçlü kurumdur. Bu nedenle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın görevi, uluslararası sözleşmelerin Türkiye’deki uygulama merkezi olmak değil; Türk milletinin aile yapısını, kültürel değerlerini ve toplumsal bütünlüğünü koruyacak politikaları geliştirmek ve uygulamaktır.
Aile Bakanlığı, uluslararası sözleşmelerin Türkiye tatbikat merkezi gibi hareket eden bir kurum görüntüsünden çıkarılmalı; önceliğini milletin ihtiyaçlarına, toplumun beklentilerine ve Türkiye’nin uzun vadeli menfaatlerine vermelidir
SON SÖZ: AILE BAKANLIĞI ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERIN ÜZERINDEN TÜRKIYE’DE AILE VE SOSYAL BANKALARIMIZIN BELIRLEMEK ADRESI OLMAMALIDIR
BIZIM TARIHSEL VAROLUŞ DEĞERLERIMIZ YAPAY ZEKA VE DIJITAL DEVRIM ÜZERINDEN DE AILE VE SOSYAL BANKALARIMIZI BELIRLEYECEK GÜÇTE YETENEKTE VE KABILIYET TEDIR
YETER KI DEĞERLERIMIZ ÜZERINDEN YENI ZAMANA CEVAP VERECEK BIR DIL ÜRETELIM
KADININ INSAN OLDUĞUNU YENI FARK ETTI BATI UYGARLIĞININ BUGÜN ELE GEÇIRDIĞI KÜRESEL GÜÇ ÜZERINDEN VE BU GÜCÜ YÖNETTIĞI KURUMLAR ÜZERINDEN BIZE DAYATTIĞI POLITIKALARA EVET DEMEK KENDI TARIHIMIZE KARŞI SAMIMIYETLIK VE DE BU ÜLKENIN BIZI BIZ YAPAN DEĞERLERINE KARŞI EN BÜYÜK SAMIMIYETSIZLIKTIR
DİKKAT.
İSTANBUL SÖZLEŞMESI’NDE YAPILAN HATA BIRLEŞMIŞ MILLETLER SÖZLEŞMESI NDE TEKRAR EDİLMEMELİDİR
Devletimizin ve milletimizin hassasiyetlerini esas alan,
sapkınların rotasını değiştiren
güçlü iradelerinden dolayı ve milletin değerlerine değer veren duruşlarından dolayı Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’a, İçişleri Bakanımız @mustafaciftcitr, Dışişleri Bakanımız @HakanFidan’a, İstanbul Valimiz @gul_davut’a ve İstanbul Emniyet Müdürümüze ve kadrolarına @istanbul_EGM Beyoğlu Kaymakamımıza @TC_beyoglu na teşekkür ediyoruz.
ŞİMDİ:
İstanbul Sözleşmesi sürecinde, sözleşmenin adı üzerinden ciddi bir algı operasyonu yürütüldü.
Sözleşme İstanbul’da imzalanarak aslında kendi kavramlarımız üzerinden değerlerimizin tahrip edilmesi ve bu tahribatın sözleşmenin doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi’de yasallaştırarak devlet üzerinden nasıl yönetildiğinin en çarpıcı örneklerinden birisidir.
Ve üzülerek ifade ediyorum bu sözleşmenin ikna sürecinde olan isimlere baktığınızda tamamına yakını dindar kimlikli profillerde komisyondaki isimler hatta içlerinde ilahiyatçılar da vardı hatta bu sözleşme sürecinin en önemli uygulama noktası Aile Bakanlığında kim oturuyordu bir bakın.
MESELEMIZ KIMSENIN ŞAHSI DEĞILDIR ANCAK KARŞIMIZDAKI KÜRESEL ŞEYTAN ODAKLI AKLIN ÜLKEMIZE YÖNELIK OPERASYONLARINDA FETÖ ÜZERİNDEN İSLAMİ VE MİLLİYETÇİLİK DEĞERLERIMIZI NASILDA HRISTIYANLAŞTIRARAK YÖNETTIKLERI 15 TEMMUZ’DA ORTADA
AYNI MODELLE SÖZLEŞMEYI İSTANBUL ADINA KOYARAK VE DE
KADININ ISMINİ MERKEZE KOYARAK ASIL HEDEFLERİ CİNSİYETSİZLEŞTİRMEYİ SAKLAYARAK SEKIZ SENEDE BU ÜLKEDE LGBT NİN ÖNÜNÜN NASIL AÇILDIĞI VE HANGİ NOKTAYA GELDİĞİ ORTADA
BU SÖZLEŞMEYE IMZA KOYAN ARKADAŞLAR OTURUP BUNLARI DÜŞÜNSÜNLER
Bu operasyonun sonuçlarına ise ne yazık ki yaklaşık sekiz yıl boyunca nesillerimiz ciddi tahribat oluştu.
Bu sözleşmenin şemsiyesi altında yapılan düzenlemelerle LGBT politikalarının önünün açıldığı, aile kurumunun zayıfladığı ve yuvaların dağılmasının kolaylaştı ve ortaya çok ciddi anlamda dağılmış aileler ve gelecek güvenimiz olan nesillerimizin içerisinde ciddi anlamda kimlik erozyonu başladı
Türk milletinin en temel değeri olan aileyi ayakta tutan birçok dinamiğin, bu sözleşmeye bağlı olarak gerçekleştirilen düzenlemeler nedeniyle zarar gördüğü açıktır
Bugün geldiğimiz noktada, 1+0 ve 1+1 konut modellerinin hızla yaygınlaşması, tek kişilik yaşam biçimlerinin artması, çekirdek aile yapısının zayıflaması ve toplumsal yapıda yaşanan değişimler dikkat çekmektedir. Bütün bu gelişmelerin sebepleri ve sonuçları sağlıklı biçimde değerlendirilmeden yeni uluslararası yükümlülüklerin altına girilmesi doğru olmayacaktır.
Eğer Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında hazırlanan yeni düzenlemelere, “Mecburuz, bunu yapmak zorundayız” anlayışıyla yaklaşılıyorsa, bu son derece ciddi bir yanılgı ve de değerlerimiz odaklı karşı karşıya kalacağınız sıkıntıların sebebi olacaktır.
Ancak böyle bir durum söz konusu değilse, Birleşmiş Milletler kapsamındaki bu sözleşmenin Türkiye’yi ilgilendiren boyutları toplumun bütün kesimleriyle açık bir şekilde konuşulmalı, tartışılmalı ve milletimize ayrıntılı biçimde anlatılmalıdır.
Millet neye imza atıldığını, hangi yükümlülüklerin üstlenildiğini ve bu yükümlülüklerin toplumsal hayata nasıl yansıyacağını bilmelidir.
Hepimizin bildiği gibi, uluslararası sözleşmeler çoğu zaman Perşembe akşamları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte ve bu görüşmeler sırasında Genel Kurul’da bulunan milletvekili sayısının oldukça sınırlı kaldığı görülmektedir. Oysa sosyolojik sonuçları bu kadar önemli olabilecek bir sözleşmenin, Meclis gündemine gelmeden önce milletle konuşulması, sivil toplumla tartışılması ve kamuoyunun sağlıklı biçimde bilgilendirilmesi elzemdir.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@rprefahpartisi@SaadetPartisi@HurDavaPartisi@bbpgenelmerkez@milliiradeplatf@HuseyinLikoglu@abdullahciftcib@NO_haber35srb@ibrahim_besinci@bilgiselanaliz@Zekeriya_Say@KIZILELMA_VATAN@tolqahanerdoqan
Aş@ğılıksınız Siz!
İstail ordusunun komutanlarının 7 Ekim'de kaçırılan İ’sraillilerin öldürülmesini bizzat kendilerinin emrettiği ortaya çıktı.
Bu operasyon, Hannibal direktifi olarak da bilinir.
Bu videodan sonra Gazze soykırımı silbaştan yeniden yazılacak…
Tamar Tanrıyar'ın sòzleri de hakkında soruşturma açılıp gözaltına alınması da yanlış.
Hele Cumhurbaşkanına hakaret?
Ne alâkası var, Cumhurbaşkanı hakkında ne dedi ki?
Lütfen ama!
Şimdi bu hesap sorulmayacak mı?
Toplanan 7 milyarın hesabı sorulmayacak mı?
O parayla 3.500 tane 2+1 konut yapılabilir,
14 bin insanın başını sokacağı güvenli yuvaları olabilirdi.
AK Parti’nin bir istişare toplantısı daha geride kaldı.
Hayırlara vesile olur İnşallah.
Toplantıdaki tüm mesajlara dair bir iki kelamım olacak.
Bir partinin genç veya yaşlı olduğu künyesine değil hikayesine bakılarak anlaşılır.
Gençler geleceği konuşur, hayal kurar.
Yaşlılar geçmişe takılır, hatıralarında dolaşır.
Partiler de öyle.
Sürekli hatıralarda dolaşıp ülkeye hayal kurduramıyorsanız umut olamazsınız.
O sebeple.
AK Parti’nin gerideki 25 yılı unutmadan ama takılıp kalmadan gelecek hikayesini yazması, yeni bir umuda yolculuğu başlatması elzemdir.
Özetle.
Yeni hikayeye biraz ‘umut’ lazım.
Taksim’deki Tek Yön isimli gay bar işletmesi, İstanbul Valiliğinin talimatıyla Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından kapatıldı.
Halkın tepki göstermesi beklenilmeden, bu ve bu gibi ucube yerler/oluşumlar kalıcı bir şekilde kapatılmalıdır.
Fransız sömürge valisi Paul Doumer'in eşi ve kızı, düşük değerli madeni paraları ve pirinç tanelerini Vietnamlı çocukların önüne bir köpeğin önüne atıyormuş atıyor. (1900)
İşte Batı böyle getirdi "medeniyeti" dünyaya: Kölelik, yağma ve soykırımla.
Psikolog Hatice Nilgün:
-"Yok, üçüncü bir cins, beşinci bir cins, onuncu bir cins yok.
Ya erkeksiniz ya kadınsınız. Onun ötesinde bir şey yok.
Tekrar söyleyelim:
Birincisi ya genetik bozukluktur, ya cinsel işlev bozukluğudur —biyolojik bozukluktur— ya da psikolojik bozukluktur arkadaşlarım LGBTQ.
Dördüncü olarak da şu anda dayatılmaya çalışılan, bunun bir tercih olabileceği...
Bu bir tercih değildir. Siz kadın ya da erkek doğarsınız. Onun dışında eğer ki burada da bir bozukluğunuz varsa tedavi edilmeniz gerekir birçok uzman tarafından.
Evet, LGBTQ eşittir hastalıktır.
Bedensel, zihinsel, ruhsal hastalıktır
Tamar Tanrıyar'ın sözlerinin Cumhurbaşkanı'na hakaret ile ne alâkası var?
Ben Serhat Albayrak'a haksızlık yaptığını zaten söyledim de...
Cumhurbaşkanı'na hakaret ne alâka?