Ferhan şensoy’un yılmaz erdoğan’ı tiyatrosuna almamasını da cem yılmaz’a kavuğu vermemesini de okan bayülgen’i adamdan saymamasını da bugünlerde iyice idrak ediyoruz.
Milletvekilliği emekliliği kaldırılsın
Huzur hakları kaldırılsın
Araçlar kısıtlansın istisnalar hariç kullanilmasın
Klimalar en alt seviyede calistirilsin
İşe gidip gelmeler istisnalar hariç toplu ulaşım ile sağlansın
Bisiklet teşvik edilsin
#kamudatasarrufbaşlasın
BİR YANIMIZ “KIZIL GONCALAR”, BİR YANIMIZ “İNCİ TANELERİ”… “ANAM GİDER ‘ALLAH, ALLAH’, KIZIM DÜŞMÜŞ SOKAĞA!..”
“İnci Taneleri” isimli televizyon dizisinin fragmanında yer alan pavyon sahnesinde oyuncu Hazar Ergüçlü’nün, “Sincanlı Erkal” diye tanınan Erkal Sonel’in “Dilber evin barkın yok mu?” şarkısı eşliğinde sergilediği pavyon dansı o kadar ilgi görmüş ki, pavyonlarda şarkıcı olmak için yapılan başvuru sayısı artmış. Pavyon dansı TikTok’ta bir akım hāline gelmiş, pavyon elbisesi yok satıyormuş. Dans kurslarında o şarkı eşliğinde danslar ediliyor, videoları çekilip sosyal medyada paylaşılıyormuş. Bu dansın popüler olması sebebiyle Şarkıcı Gülşen de pavyon dansı yapmış.
Bu sosyal çevrede herkes bu popüler rüzgâra kapılıp giderken, şarkıcı Aydilge, bu duruma tepki gösterip, aklı başında uyarılarda bulunmuş. Şöyle diyor:
“O elbise, sadece bir elbise değil. O dans, sadece bir dans değil. Onların temsil ettiği pavyon kültürü, binlerce kadının acısıyla yüklü. Yani dans ederken bu acıların üstünde tepiniyorsunuz aslında, fark etmeden. Dilber dizisinin tanıtımında şöyle bir söz var: “Herkes yer, içer, hesabı Dilber öder.” Aynen öyle. Bu akımlar, gelip geçecek; yenilip bitirilip tüketilecek, gülüp eğlenilecek, hesabı ise gerçek Dilberler ödeyecek. Hem de belki de hayatlarıyla…”
İslâmcılar, eskiden “düzenin kurbanları” ile değil, “düzenin baronları” ile mücadele etmek için yola çıkarlar, “düzenin kurbanları”na yardım eli uzatmaya çalışırlardı. Amerika’nın, Sam Amca’nın kurmak istediği “Yeni Dünya Düzeni”ne karşı, kendi tasarladıkları başka bir dünyayı kurmak için çalışırlardı.
O kadar ki, henüz İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı olmadan önce Recep Tayyip Erdoğan’ın, seçim çalışmaları yürütürken, bir genelevi de ziyaret ederek, oradaki kadınlara, “Bizim düşmanlığımız size değil, sizi buraya düşüren sisteme. Biz, bu düzeni değiştirmek için sizlerden de oy istiyoruz.” dediği anlatılırdı.
Önce İBB Başkanı, sonra başbakan oldu. Günün birinde, “Millî Görüş gömleğini çıkardım” deyiverdi. Eski siyasî hedefinden, ilkelerinden ve tasarladığı yönetim modelinden vazgeçtiğini duyurmak, onu güçlü bir iktidara taşıdı. Türkiye’nin geldiği yer ortada…
Düzeni değiştirmek isteyen birkaç grup kaldı. Sosyalistler, komünistler, bir de eski Millî Görüşçüler… Onlar da “asgarî müşterekler” etrafında iş birliği yapmak yerine, kavgaya tutuşmayı tercih ediyorlar. Kurulu düzen devam ediyor…
Karamollaoğlu ile Kılıçdaroğlu, olağan üstü bir iş birliği ile bu oyunu bozmayı, bu düzeni değiştirmeyi denediler. İlk tepki, kendi tabanlarından geldi. Bununla da kalmadı, Fatih Erbakan Saadet Partisi’nden ayrılıp Yeniden Refah Partisi’ni kurdu, Cumhur İttifakı’na eklendi. Diğer tarafta da Ekrem İmamoğlu, İBB’nin maddî kaynaklarını da kullanarak kurultaya müdahale etti. Son anda Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlık koltuğundan indirdi. Öbür tarafta HDP, “silahsız demokratik çözüm” diyen Selahattin Demirtaş’ı dışladı, yeniden Abdullah Öcalan çizgisine yöneldi. DEM Parti kuruldu. “Kürt sorununa çözüm önerileri”nin ABD kanadı Cengiz Çandar, DEM Parti’den Diyarbakır Milletvekili oldu… Düzen, devam ediyor...
Türkiye’nin sosyolojik yapısı, ne sosyalist bir devrime müsait ne de hilâfete, şeriata… Fakat bu düzenin değişmesi gerekiyor. Ben, hālâ buruk bir umutla, düzeni değiştirmek isteyen siyasî hareketleri takip ediyorum. Kadınlar pavyonlara, genelevlere düşmesinler diye…
“Anne ben Fatma; kızın Fatma…”
YouTube’da bir fahişenin anlattıklarını dinledim. 16 yaşında başı örtülü bir köylü kızıyken karşısına bir adam çıkmış. Onu sevdiğini söylemiş. Kız, ona inanmış. Bir gün birlikte kaçmışlar. Kadın, “Gözümü açtığımda Karaköy’deydim (genelevdeydim)” diyor. Yıllar sonra köyüne gidip annesini ziyaret etmek istemiş. “Ben Fatma” dediğinde, annesi tanımamış. “Hangi Fatma?” diye sormuş. “Kızın Fatma” deyince, annesi irkilerek bir çığlık attıktan sonra bayılmış. Ayıldığında da “Git buradan” demiş kızına. “Baban seni vuracak!” Fahişe, gözyaşlarını silerek anlatıyor…
Gerçekten düzeni değiştirmek istiyorsanız, fahişelerle birlikte gözyaşı dökecek ama onlar gibi çaresiz kalmayacak, mücadele edeceksiniz. “S**tir et şu orospuyu!” deyip geçecekseniz, bu düzen devam edecek…
Erkal Sonel’in pavyon şarkısı “Dilber, evin barkın yok mu?” şarkısı da bizi ağlatmalı, Ahmet Kaya’nın “Öyle bir yerdeyim ki” şarkısı da:
“Anam gider ‘Allah, Allah’, kızım düşmüş sokağa!.. Bu ne beter çizgidir bu! Bu ne çıldırtan denge! Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…”
Baharda yolda yürürken, çatlamış bir taşın yarığından bir çiçeğin boy verdiğine rastlamışsınızdır. Ya yol kenarında, ya da bir duvarda… Ben, çok gördüm. Demek ki mümkün…
@ekrem_imamoglu Güney Koreli Gazeteci Hanshin Lee:
"Suudiler, hiç yenilmeyen bir adamı yenebileceklerini zannettiler. Onun mirası halkında devam ediyor."
İSTANBUL'DA KURYELİK YAPAN BİR KİŞİNİN MÜLTECİLERLE İLGİLİ İZLENİMLERİ.
Mülteci sorununu sadece sosyal medyadan
ya da TV'den gördüğünüz kadar sanıyorsanız yanlıyorsunuz.
Gelin size ben gerçeği anlatayım:
Ben İstanbul'da kuryelik ve genelde
günde ortalama 200 km. yol yapıyorum.
Pendik'ten Silivriye her ilçeye
ve her mahalleye giriyorum.
Tahminime göre ESENYURT, BAŞAKŞEHİR, BEYLİKDÜZÜ, FATİH ve BAĞCILAR ilçelerine
bir süre sonra TC. VATANDAŞI giremiyecek.
Size kurye olarak gittiğim adreslerden bahsedeyim; Herşeyden önce hem Suriyeliler hem de bizim partililerden bazıları diyor ya "Suriyeliler ekonomik olarak bize çok faydalı", diye; bu söz külliyen yalan,
çünkü örneğin Esenyurt'ta telefonu bozulan
bir Suriyeli telefonunu Sirkeci'de işyeri olan
bir tamirciye gönderiyor,
ya da altın takı alacak olanBaşakşehir'deki
bir Pakistanlı Bağcılar'daki Pakistanlı kuyumcudan kurye ile aldırıyor alacağını,
ya da Afganlar Fatih ve Yenikapı'da bulunan kendi marketlerinden alışveriş yapıyorlar...
Çünkü çok kere Afgan pirinci alıp teslim ettim.
Şimdi gelelim işin sağlık boyutuna;
Bu durum çok vahim.
İstanbul genelinde diş protezi yaptıran kişilerin %90'ı Suriyelilerin merdiven altı protezlerini ağızlarına takıyor ve diş klinikleri "ucuz" diye buraları tercih ediyorlar.
Size bir anımı anlatayım;
Bir gün Fatih'te bir adrese gittim.
Adres virane merdiven altı bile değil
eski müstakil bir gecekondu idi.
Neyse gittim kapıyı çaldım,
baktım protez imalatı yapılıyor.
Gönderiyi teslim aldım, Florya'da bir adrese,
bir diş kliniğine gittim.
Gittiğim yerin kalitesi ne Amerikan Hastanesinde ne de Memorial' da var.
Bu nasıl oluyor, diye düşünürken teslimatı alacak kişinin adresine baktım,
o da Suriyeli bir bayandı.
Bayanı çağırdılar ki doktormuş kendisi.
O esnada orada bekleyen şık giyimli bir bey de bekleme salonunda oturuyordu. Bayan Doktor Türkçe "Ahmet bey proteziniz geldi, buyurun odama" dedi.
Ben şok oldum.
Benim ülkemde benim vatandaşıma sağlıksız medikal ürünle tedavi uyguluyorsun, neden? "Kendi vatandaşı kazansın diye".
Devam edeyim; yurtdışına çıkarken covid testi yaptıran insanların %90'ı yine merdiven altı Suriyeli laboratuvarlarda karman çorman
hiç bir önlem olmadan Coca cola dolaplarının içinde yüzlerce test tüpünün olduğu yerlerde testlerini yaptırdı!
Burada olabilecek en büyük sorun, "test sonucunun yanlış çıkmasıdır".
Ama gelelim en tehlikelisine;
Başakşehir'de yine merdiven altı bir laboratuvar var
ve ben günde bir kez mutlaka gidiyorum; binlerce kurye var, biri giriyor biri çıkıyor.
Reklamı yapan vize şirketleri var ya onlardan
oturma izinlerini, vatandaşlık başvurularını,
vb. alıp götürüyoruz.
Hepsi lüks içinde yaşıyorlar.
Bir gün bir kargo görevlisine adres sordum,
"gel ben de oraya gidiyorum" dedi...
Elinde boyu kadar çuval sordum, "hepsi oraya mı?",diye "aynen oraya her gün bir çuval getiriyorum" dedi, içinde "hepsiburada, trendyol ve amazon kolileri".
Beylikdüzü ve Esenyurt tayfası mafyalaşmış!
Beylikdüzü'nde örneğin "İnovia siteleri" var, orada onların izni olmadan
ne ev tutabilirsiniz ne satabilirsiniz.
Esenyurt'ta zaten tam gettolaşma var.
Bazı mahalleler var ki gözünüzü kapatıp sizi oraya bıraksam gözünüzü açtığınızda
"eyvah Suriye'ye kaçırmışlar beni!" dersiniz.
Daha yüzlerce örnek var ama yazsan ne olacak, en azından sağlığınıza dikkat edin.
DOKTORUNUZA, DİŞ HEKİMİNİZE MUTLAKA çalıştıkları laboratuvarın neresi olduğunu sorun.
GÜMBÜR GÜMBÜR İSTİLÂ geliyor okuduğunuz ve paylaştığınız için teşekkür ederim.
Alıntı
Takip etmeyi unutmayalım.
@ilk_57
UZM HEKİM MESLEKTAŞIM
🧿Dubai'de hekimlik yapmak aslında çok kolay
🧿Avustralya'da uzman hekimler için sınav yok
🧿UK için kolej sınavı ya da PLAB/OET/IELTS yeterli
🧿Yeni mezun uzm UK için potfolyo toplarsa (CESR) sınavsız denklik alabilir Eskiler için biraz daha zor.
🧠email me