Bir çoban yanılgıya düşerse öteki çobanlardan ayrı tutulmalıdır ama eğer koyunlar çobanlara güvensizlik duymaya başlarlarsa vay halimize
Gülün Adı ,Umberto Eco
@Laedri_1@suatdogansuat 2007 de Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi için referandum yapıldığında devlet aklı yok muydu halk cahil değil miydi? İşlerine gelince kabul edileceğine inandıkları zaman öyle de bi yaparlarki şaşar kalırsın
@sivriikalemler Sabahattin Ali dedi gerçekten de öyle en sevdiğim yazar ve içimizdeki şeytan eseri şuana kadar hissettiğim dile dökemediğim beni tamamlayan bi eser
@Abdullahkalin__ Latin harfine geçmemizle okur yazar oranının arttığına dair sayısal veri var Osmanlıca bilen biri olrak iyi ki Latin harf geçmişiz diyorum sırf Atatürk’e duyduğunuz nefretiniz size böyle şeyler yaptırıyor olabilir ama unutmayın Atatürk bir Osmanlı paşaydı
@DailyTurkst Vahdettin ve ailesi yurt dışında çıkarılırken Mustafa Kemal ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarıyordu o olmasaydı orta doğu çöplüğünde debeleniyorduk taliban tarzı karanlık bir düzende sıkışmış kalmıştık ona büyük minnet borcumuz var diyeceğine birde böyle konuşuyor
sapsarı bir elbisenin içinde, sırtı dimdik ve gözleri ufka kilitlenmiş hamile bir kadın.
tabloya ilk bakışta her şey estetik bir portre gibi görünüyor.
ama tuvalin içine biraz yaklaştığınızda, Osman Hamdi Bey'in o güne kadar yapılmış en büyük sessiz isyanlarından birini ilmek ilmek işlediğini fark ediyorsunuz.
kadının oturduğu yer sıradan bir koltuk değil.
üzerinde Kur'an okunan, kutsal metinlerin konduğu ahşap bir rahle.
arkasında ise cemaatin önünde namaz kıldırılan o mimari yapı, yani bir mihrap duruyor.
bu mihrap aslında Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti'nden alınan ve bugün Çinili Köşk'te duran orijinal mihrabın ta kendisi.
ama kadın yüzünü kıbleye dönmek yerine, tüm o kutsal yapıya sırtını yaslamış durumda.
asıl sarsıcı detay ise eteklerinin ucunda, yerdeki o dağınık yığında saklı.
ayaklarının altına serpiştirilmiş düzinelerce kitap var.
ciltlerine ve mizanpajlarına dikkatlice bakıldığında birinin Kur'an-ı Kerim olduğu açıkça belli oluyor.
hemen yanındaki kitabın kapağında Arap harfleriyle "Sakya Muni" yazıyor, yani Budizm'in kurucusu Siddhartha Gautama.
bir diğerinde ise Zerdüştlük inancının temel metni olan "Zend-Avesta" ibaresi okunuyor.
dünya inanç tarihinin en köklü metinleri, bu kadının ayakları altında darmadağın bir şekilde yatıyor.
sağ tarafında devasa ama sönmüş bir mum, yerde ise ince bir duman yayan buhurdanlık var.
yıllarca biz bu eseri "Mihrap" olarak bildik.
çünkü sanat tarihçisi Mustafa Cezar, eserin asıl adını bilmediği için arkadaki detaya bakıp bu ismi uygun görmüştü.
oysa Londra ve Berlin'deki sergi katalogları incelendiğinde tablonun gerçek adı tüm ihtişamıyla ortaya çıktı.
"La Genèse", yani Yaratılış.
bu isimle birlikte tablodaki hamilelik detayı bambaşka bir boyuta geçiyor.
anlatılan şey tanrısal bir yaratılış değil, bir annenin bedeninde hayat bulan fiziksel ve somut yaratılışın ta kendisi.
kadının iki yana açık elleri, havaya kalkmış çenesi ve vakur duruşu, Osman Hamdi'nin Paris'teki hocası Jean-Léon Gérôme'un Tanagra isimli heykelinden ilham alıyor.
Osman Hamdi Bey, batılı oryantalistlerin o sığ bakış açısından çok uzaktı.
onlar doğuyu hep hayal güçlerindeki o aciz, çıplak ve haremde bekleyen kadın figürleriyle resmederken, o doğuyu kendi gerçeğiyle çizdi.
kadın konusunu işleyen ilk Türk ressamı olarak kadınları çarşıda, türbe ziyaretlerinde, üzerlerinde vücudu saran şık elbiselerle, tüm zarafetleriyle resmetti.
kimileri bu tabloyu "cennet annelerin ayakları altındadır" hadisinin görsel bir tasviri olarak okuyor.
kimileri ise tüm doğu dinlerine sırtını dönmüş, o sönmüş dev mumun gölgesinde bile güneş gibi parlayan, yaratma gücünü sadece kendi doğasından alan modern bir kadının manifestosu olarak görüyor.
ama asıl sarsıcı olan, tüm bu muazzam isyanı ve detayları bugün sadece eski kataloglardan ve yıpranmış fotoğraflardan görebiliyor olmamız.
çünkü Osman Hamdi Bey'in bu efsanevi eseri yıllar önce sırra kadem bastı.
tablo şu an kayıp ve dünyanın neresinde, hangi karanlık mahzende veya kimin özel koleksiyonunda saklandığını kimse bilmiyor.
Çok sıkıldım bunaldım insanlara katlanamıyorum artık bi’ dağ başında ıssız bir yerde tek başıma yaşamak istiyorum sadece denizin kokusu ve yaprakların hışırtısı dışında hiçbir şey olmasın istiyorum
@Emtepanto@bpthaber Atatürk osmanlı paşasıydı Osmanlı devletine saygı duyuyorsanız her şeyini kabul ediyorsanız (ki çoğu padişah içki içerdi Abdülhamit’in yıldız sarayında içki deposu vardı) Atatürk’e de dil uzatmamanız gerekir biraz tarih bilgisi ile bu işi halledebilirsiniz aslında