📢 STAD artık DOAJ indeksli!
Spor Tarihi Araştırmaları Dergisi, Directory of Open Access Journals tarafından indekslenmeye kabul edildi.
Haziran sayısı için makale kabulü sürüyor. DOAJ indeksli ilk sayılarımızda yer almak için başvurabilirsiniz.
Niş bir alanda akademik yayıncılık yapmaya çalışıyoruz. YÖK ve ÜAK'ın her sene atama ve yükselme için aldıkları kararlar bizim gibi genç dergileri olumsuz etkilese de mücadeleye devam. Faydalı olması dileğiyle, 4.sayımız yayında!
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Carlo Ginzburg’u kaybettik…
Sanırım 26 sene önceydi, daha öğrenciydim. Kafamı allak bullak eden elime geçip okuduğumda beni büyük bir şaşkınlığa sürükleyen, ezberlerimi bozan bir kitapla karşılaştım: Peynir ve Kurtlar.
Tarih deyince aklımıza hep krallar, padişahlar ve büyük savaşlar gelirdi. Ama bu kitap bambaşka bir şey anlatıyordu: Günümüzden 430 yıl önce, 16. yüzyıl İtalya’sında, engizisyon mahkemesinin soğuk ve korkutucu duvarları arasında yargılanan sıradan bir değirmencinin, Menocchio’nun hikayesini.
Menocchio 2 kere tutuklanıp zindana atıldı, uzun yargılama süreçleri boyunca kendi anladigi şekli ile doğayı insana ve varlığa ilişkin görüşlerini anlattı. Ölümle burun buruna geldiği, o korkunç yargıçların karşısına çıktığında bile geri adım atmadı ve kendi gerçeğini savundu. Dedi ki; “Bana göre her şey bir kargaşaydı... ve o kütle tıpkı sütün kesilip peynire dönüşmesi gibi bir araya geldi…” Menocchio 1600’de yakılarak öldürüldü. Ondan geriye sadece bu mahkeme kayıtları kaldı.
Kendi köylü aklıyla evrene bambaşka, dokunulabilir bir açıklama getirmişti. Eğer mahkeme tutanakları sadece egemenlerin haklılığını kanıtlamak için okunup geçilseydi, Menocchio ve onun isyanı sonsuza dek unutulup gidecekti.
İşte o resmi engizisyon kayıtlarının arasına dalıp, belgeleri “tersten okuyarak” bu köylünün muazzam hikayesini çekip çıkaran kişi, dün 87 yaşında hayatını kaybettiğini öğrendiğimiz İtalyan tarihçi Carlo Ginzburg’du. Tarihin içinde silinip gitmemesini sağlayan şey; o büyük devletlerin, kurumların, makro yapıların gürültüsü arasında kaybolan “küçük insanın” sesini duyurmaya adadığı hümanist ömrüydü.
Ginzburg bize ideolojik kalıpların dışına çıkıp insanı anlamayı öğretti.
Eğer bugüne kadar okumadıysanız, tarih ve hayata bakışınızı tamamen değiştirecek şu kitapları mutlaka okuyun:
* Peynir ve Kurtlar
* Tahta Gözler
* Gece Savaşları
* Efsaneler, Amblemler, İzler
* Güç İlişkileri
Bu eserleri dilimize kazandıran Metis, Pinhan ve Dost yayınevlerine ne kadar teşekkür etsek az kalır.
İnsan detayını, duyguyu ve hayatın ta kendisini tarihe geri veren bir büyük ustaya saygıyla.
#carloginzburg @Metiskitap@Dost_Yayinevi@pinhankitap
🏆 Referee announced for 2026 #SuperCup!
We're pleased to share that Somali referee Omar Artan will officiate the highly anticipated match between PSG and Aston Villa in Salzburg.
Kuzey Kıbrıs Şampiyon 🏆
KKTC futbol milli takımı, FIFA’ya üye olmayan takımlar arasında düzenlenen turnuvanın finalinde Padanya’yı 6-1 yenerek şampiyon oldu.
Tebrikler 👏🏼👏🏼
Balkan araştırmalarına naçizane bir katkı sunacağını düşündüğümüz çalışmamız yayında! Balkan Antantı'nı bir de böyle okumanızı tavsiye ederim. Projenin başından beri titizlikle çalışan kıymetli doktora öğrencim @mervect'i de yürekten tebrik ediyorum. Darısı nice çalışmalara
Yetkili biri olsaydım Tokatta halk için de kum torbası hazırlama noktaları hazırlardım. Oralara birer kamyon kum döker torba doldurma iskelesi kurardım. Su basma ihtimali olan sıfır giriş bina sahiplerine de bir görevlinin gözetiminde ihtiyacı kadar kum torbası hazırlayıp naylon örtü ile birlikte götürmesine izin verirdim.
Türkiye’de kum torbası hazırlama kültürü ve bilgisi yok. Kum torbası hazırlamayı bilen yok. Ya için çakıl koyuyorlar ya da tıka basa dolduruyorlar. Bir de rast gele sağa sola atıyorlar/bırakıyorlar…
Torba 20 Kg olmalı. 1/2 si kadar doldurulup 2/3 ünden bağlanmalı. Böylece duvar gibi örülünce şekil almalı. Altına-arkasına da naylon örtü serilmeli ve tuğla örer gibi üst üste konulmalı.
Ayrıca eşyalar masa vb nin üstüne kaldırılmalı. Taşınamayan makinelere gres yağı sürülmeli. Su basan yerlerde ilk iş elektrikler kesilmeli …
Şimdi en önemli olan şey pis suların binalara girişini engellemek.
RT LÜTFEN! https://t.co/641j3Fbo3N
1959’dan bugüne uzanan Türkiye Süper Lig tarihinde yeni bir sayfa daha açıldı.
Galatasaray, 2025-2026 sezonunu şampiyon tamamlayarak 26. şampiyonluğuna ulaştı ve Türk futbolunda dört sezon üst üste şampiyonluk yaşayarak kendi rekorunu egale ederek tarihî bir başarıya imza attı.
Spor Tarihi Araştırmaları Dergisi (STAD) olarak, Türk futbol tarihine geçen bu sezon yarışan tüm takımları ve şampiyon Galatasaray’ı tebrik ediyoruz.
There’s a Turkish saying: “If you truly love someone, you love them twice.” The first time, it’s all about attraction, their smile, voice, and presence. But slowly, the curtain lifts. You begin to see their scars, insecurities, mood swings, trauma, and moral differences. It’s no longer perfect; it’s real. And if you can still love them without filters, without expectations, that’s not infatuation. That’s the love of understanding, the kind that stays, the kind that grows.
İlkokulda Bekir diye bir arkadaşımız vardı. Çok çalışkan ve başarılıydı. Haftasonu babasının arabasını izinsiz alıp duvara çarpmıştı. Beyaz bir Tofaş’tı. Çok bir hasar da yoktu. Ama babasından o kadar çok korkuyordu ki o gün eve gidip intihar etmişti. Bu video bana onu hatırlattı
Kimler buralarda? Şöyle uzun bir yazıyla, dijital para, veri, yapay zeka, kitle kontrolü, demokrasiden totaliterime geçiş, tesadüf olarak sunulan ama tesadüf olmayan küresel big-techlerin kökenlerini birkaç tana çok iyi bildiğiniz isim üzerinden ele alsak kaç kişi okur?
Umut Üren'in 3. sayımızda yer alan "Türk Kültür Tarihinin Kadim Atlı Oyunu: Kökbörü" başlıklı makalesi, Türk kültür tarihinin köklü miraslarından olan kökbörü oyununu yalnızca bir atlı spor olarak değil; toplumsal hafıza, askerî gelenek ve kültürel kimlik bağlamında ele almaktadır.
STAD is open to studies addressing the historical, social, political, and cultural dimensions of sport, including works based on archival research, comparative analyses, or thematic approaches. All submissions will undergo a double-blind peer review process and will be evaluated in accordance with academic ethical standards.
We invite all researchers who wish to contribute to the sports history literature to submit their manuscripts for the June issue of STAD.
A student today at my elite university admitted to me today that she took a class so she could work on reading for more than 20 minutes at a time. She can't read. She mainly skims and summarizes, she says and still gets A's.
This student is, by professional standards, illiterate. Gonna have high GPA when she graduates.
This conversation was had after 6 of 22 students dropped my course because the maximum reading per week in one week was over 100 pages.
What people aren't grasping is that this is literally *dangerous*. These people are going to be come doctors, engineers, etc. They are - by any metric - vastly less capable than prior generations. These effects are cumulative over a lifetime.
This grade inflation is part of the problem, but not even close to the entirety. And the problem obviously starts in K-12.
Students don't know history because, you can't actually become historically literate on the advice of 'never assign more than 30 pages a week'. You can't develop any of the skills that came with literacy. This is, quite honestly, a civilizational catastrophe.
STAD artık DOAJ indeksli!
Spor Tarihi Araştırmaları Dergisi, Directory of Open Access Journals tarafından indekslenmeye kabul edildi.
Haziran sayısı için makale kabulü sürüyor. DOAJ indeksli ilk sayılarımızda yer almak için başvurabilirsiniz.