Zaytung haberi zannedersiniz…
Akp iktidarı, Türkiye’de adeletsizliğin, usulsüzlüklerin, vurgunların zirve yaptığı bir zamanda ‘Adalet Zirvesi’ yapıyor hemi de uluslararası:)
27 Mayıs bir askeri darbenin, Milletin adına vazife edenlerin görevi kötüye kullandığı, milletin rızasını alamayanların topla, tüfekle o rızayı gaspa kalkıştığı gün değil yalnızca. 27 Mayıs bir sui misal; 27 Mayıs kötülüğe, hainliğe cesaret vermiş bir tecrübe aslında.
Siyasetin bir 'er meydanı' olduğunu bilip o meydanda mücadele etmeye korkanların, korkakların o meydanı kendileri için 'rakipsiz' kılma çabasıdır 27 Mayıs.
O korkaklık öyle bir raddeye erişmiştir ki rakip addedttiklerini iktidardan indirmek yetmemiştir onlara. O hainler rakiplerini cezaevlerine doldurmuş, yetinmemiş bedenlerin fani olduğunu unutarak hukuksuzluklarına, memlekete tasallutlarına, keyfiyetlerine engel olmasınlar diye 'rakip' bildiklerini dar ağacına yollamışlardır.
27 Mayıs aslında Demokrat Parti iktidarına karşı değil Türk Milletine karşı yapılmıştır. Millete tam anlamıyla ölüm gösterilmiş, sıtmaya razı olması söylenmiştir. Had millete bildirilmiştir. Zira Millet darbeci eşkıyaların kendisi için çizdiği kadere kani gelmemiş, kendi kaderini tayin etmeye kalkmıştır.
Darbeciler, ayağa kalkan bir milleti çökertmeye, henüz kırk yıl evvel dünyaya meydan okumuş, savaşlardan çıkmış ancak yıkıma, yokluğa karşın ayağa kalkmış Türk Milletine inancının, azminin hesabını sormak istemiştir.
O hain sürüsü, 1919'da savaş meydanlarında başlayan, 1950'da fabrikalarda , tarlalarda, okullarda devam eden mücadelenin kazanılmasını istememiştir. Çünkü Milletin kazancı onların kaybıdır.
Bir tarafından, ülkenin demokrasi ve hürriyetler üzerine sarfettiği bir buçuk asırlık çabanın çalınması, bir tarafından ise siyasetin meşruiyetine dair algıları değiştirmiş olması nedeniyle çok boyutlu bir organize kötülüktür 27 Mayıs.
Her daim belirttiğimiz üzere darbelerle mücadelenin yolu daha fazla demokrasi ve işler bir adalet mekanizmasıdır.
Bir siyasal ve toplumsal dönüşüme değil maalesef zihni bir dönüşüme de sebep olan ve sonrasında yaşanmış darbelere 'zihin' hazırlayan 27 Mayıs bizlere mücadele etmemiz gereken şeyin bu zihinler olduğunu göstermiştir.
Bu zihin ve zihniyetle mücadele etmek geçmiş darbelerle hesaplaşmak, geleceğe dair hesapları toptan kapatmaktır.
Bizler, Türk Milletinin refahı, kalkınması, gelişmesi ve huzuru için "demokrasi" diyen "adalet" diyen, Bayar'ın, Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun inandığı ve mücadele ettiği davanın murisi olan bizler, sadece 27 Mayıs'la değil darbeyi bir çıkar bilen, hukuksuzluğa bel bağlayan, şahsi menfaatlerini Türk Milletinin menfaatlerinin önüne koyanlarla ay i ruh ve azimle mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz.
O gün Milletimize ihanet eden, Milletimize had bildirmek için Milletin seçtiği Başbakanı, Bakanları idama göndermeyi bile göze alanlara karşı Menderes'in son sözleri bizlere kılavuzdur;
"Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Hiç muğber (kızgın) değilim. Hiçbir iğbirar (Küskünlük) duymuyorum. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum”
Bu vesileyle 1960'taki suç şebekesini bir kez daha lanetliyor, başta partimizin kıymetli isimleri, darbenin gerçekten mağduru olmuş abide şahsiyetlerini rahmetle anıyor, çelikten bir irade ile darbeci çeteyi yok varsaymış 3. Cumhurbaşkanımız, kurucu genel başkanımız Celal Bayar'ı, darbecilere karşı verdikleri milli mücadelede milleti için korkmadan şehadete yürüyen Başbakanımız Ali Adnan Menderes'i ve aziz bakanları Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı şükranla, minnetle ve rahmet duaları ile anıyorum.
Gıda Fiyatları ve Tarım Sorunu: Toprak Değil, Beka Meselesi
https://t.co/k9epYwYEY0
-Son on yılda yaklaşık 2,7 milyon hektar, yani yaklaşık 4,5 İstanbul büyüklüğünde bir alan, tarım üretiminin dışında kaldı.
✍️Faik Tunay @FaikTUNAY@YetkinReport
Batı özelde ABD, dünyanın diğer bölgelerinde toplumsal meşruiyet açığı olan, yolsuzluklar başta olmak üzere kara para, uyuşturucu gibi suçlarla kriminalize olmuş siyasi yapı ve aktörleri tercih eder.
Bu tür siyasi aktör ve yapıların suç işlemesine göz yumar, günü geldiğinde de hür evrensel hukuk ve siyasi değerler kılıfında hesap sormaya kalkar!
Ülkelerin yeraltı ve diğer ekonomik kaynakları kapalı kapılar ardında o ülkelerin liderleri ve yönetimlerinin iktidarlarını sürdürmelerine müsaade edilmeleri karşılığında büyük güçlere büyük dini/milli hikayeler anlatılarak aktarılır.
Bu son Venezüela Devlet Başkanı Maduro’nun Abd tarafından bir ülkenin egemenliği ve uluslararası hukuk yok sayılarak yapılan operasyon Türkiye’de Akp/Erdoğan iktidarı için de bir turnusol testi oldu.
Trump’ın kazanması için duacı olan Akp iktidarı Gazze’nin yerle bir edilmesinden ‘Golan tepelerinin İsrail’e verilmesi’ ne, Kudüs’ün Osmanlı İmparatorluğu’nun Kudüs’ü terkedişinin 100. Yılı ve ayında Trump tarafından başkent ilan edilmesinden PKK’ya Suriye’de doğrudan maddi ve askeri yapılmasına kadar hiçbir konuda doğrudan Trump’ın ismini bile veremeden genel-geçer beylik laflarla yorumlar yapabildi.
Güya ‘Dünya 5’ten Büyüktür’ , ‘Dış politikada erdem siyaseti’ gibi ilkeler çerçevesinde siyaset yaptığını iddia eden Akp/Erdoğan sanki ‘küçük bir sürtüşme olmuşda büyütmeyin’ misali bir Dışişleri Bakanlığı açıklaması ile ölü taklidi yapıyor.
Abd ve Başkanı Trump’ın adını bile açıklamalarında geçiremiyorlar.
Son ABD ziyareti ile ifşalanan tavizler, ABD Ankara büyükelçisinin ‘meşruit verdik’ sözleri, ziyaret öncesi Trump’ın oğlu ile gizli İstanbul görüşmesi zaten herşeyi ortaya döküyor.
Ortada olan Akp iktidari adına tam bir ikiyüzlülük!!!
Tv’lerdeki uzantılarının bile dili kısılmış, ‘ama işte ne yapalım’ benzeri kendilerinin bile inanmadığı laflarla geçiştirmeye çalışmaları da çabası!!!
Türkiye Hayvancılıkta İthalata Teslim Edilemez
Avrupa’da çiftçiler, yalnızca 90 bin tonluk et ve hayvansal ürün ithalatı gündeme geldiğinde meydanlara inmekte, traktörleriyle başkentleri kilitlemekte ve hükümetlerden yerli üreticiyi koruyan politikalar talep etmektedir.
Çünkü Avrupa, tarımı ve hayvancılığı yalnızca bir ekonomik faaliyet değil; ulusal güvenlik, gıda egemenliği ve toplumsal istikrar meselesi olarak görmektedir.
Türkiye’de ise tablo çok daha vahimdir.
Uluslararası resmi raporlara ve sektör verilerine göre Türkiye, 2026 yılında yaklaşık 450 bin baş sığır ve 70 bin ton kırmızı et ithal edecektir. Bu rakamlar, Türkiye’yi canlı hayvan ithalatında dünyanın en üst sıralarına taşırken; yerli üretici ise sessizce üretimden çekilmeye zorlanmaktadır.
Avrupa’da çiftçiler 90 bin tonluk ithalat için ayağa kalkıyorken,
Türkiye’de yüz binlerce canlı hayvan ve on binlerce ton et ithalatına neden sessiz kalınmaktadır?
Bugün gelinen noktada:
Yerli üretici, artan yem ve girdi maliyetleri altında ezilmektedir.
Damızlık hayvanlar kesime gitmekte, üretim kapasitesi bilinçli şekilde daraltılmaktadır.
Et ve Süt Kurumu üzerinden yürütülen ithalat politikaları, geçici fiyat baskılama amacıyla kalıcı yapısal sorunları derinleştirmektedir.
Hayvancılık, planlı üretimden koparılmış; ithalatla yönetilen bir kriz alanına dönüştürülmüştür.
Bu politika;
ne üreticiyi korumaktadır,
ne tüketiciye ucuz ve sağlıklı gıda sunmaktadır,
ne de Türkiye’nin gıda güvenliğini sağlamaktadır.
Açıkça ifade ediyoruz:
Hayvancılıkta ithalat, bir politika değil; iflastır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey ithalata dayalı geçici pansumanlar değil,
Yerli üretimi esas alan, yemden damızlığa kadar bütüncül ve planlı bir hayvancılık politikasıdır.
Siyasi iktidarı;
Yerli üreticiyi göz göre göre tasfiye eden bu ithalatçı anlayışı terk etmeye,
Avrupa’da olduğu gibi çiftçiyi ve besiciyi merkeze alan politikalar geliştirmeye,
Hayvancılı��ı bir kriz yönetimi alanı olmaktan çıkarıp stratejik bir sektör olarak ele almaya çağırıyoruz.
Türkiye üretir.
Yeter ki ithalat lobilerinin değil, çiftçinin sözü esas alınsın.
Ortadoğu’da 100 önce bir emperyalist kadastro geçti ve bu mühendisliğin kendi kaderini kendisi belirleyen tek istisnası Türkiye’dir!
Meşruiyet açığı olan siyasi düzen ve yönetimler oluşturuldu. Dahası, yöneticilerinin şahsi zaafiyetleri dolayısıyla ülkelerin milli güvenlik açıkları oluştu!
Bu ülkeler meşruiyet açığı ve yolsuzluklar başta olmak üzere yöneticilerinin zaafları dolayısıyla oluşan kırılganlığı yönetmek ve iktidarlarını sürdürmek ‘küresel haydutlara’ ülkelerinin milli menfaatleri aleyhine bir bedel ödemek zorunda kalıyor!
Türkiye’nin de son 23 yıldır tüm hamasi nutukların örtemeyeceği gerçekliği de maalesef bundan ibarettir.
ABD Ankara Büyükelçisi Barrack’ın ifşa ettiği ‘destansı’ antlaşmalar ( Boeing Uçak Antlaşması, 20 yıllık Likid Gaz Antlaşması, ABD’ye uygulanan gümrüklerin peşin peşin kaldırılması) karşılığı ‘meşruiyet’ becaişi işin özeti!!!
Bunlar yetmemiş, Abd Başkanı Trump’ın Erdoğan’dan yapmasını beklediği Heybeliada Ruhban Okulu’ndan başlayarak ev ödevleri varmış…
Siyasal İslamcı Akp iktidarının pusulası oldum olası zaten ‘kuzuyla ağlamaktan, kurtla yemekten’ ibaretti!!!
Şimdi sormak lazım;
1) Abd, Suriye’de Pkk/PYD’den desteğini çekti ve silah mı bıraktırdık?
2)Akp iktidarının neredeyse seçilmesine duacı olduğu Kudüs’ü Başkent ilan etmiş Trump, Katil Netenyahu’yu, Gazze’deki soykırımı desteklemekten vaz mı geçti?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milletine yapılacak en büyük kötülük, yaşanmışlıkla tarihi, siyasi ve sosyolojik bir varlık olarak Türk Milletinin ‘Türk’ ünü diğer etnik kimliklerle eşitleme çabasıyla ‘etnik’ bir varlığa indirmektir!!!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti ile ne kadar problemi olan unsur varsa hepsi tarihi bir hesaplaşmayı görmek için biraradalar!
Erdoğan önderliğinde oluşan katil Öcalan ve Bahçeli ittifakı ile yürütülen bu hesaplaşma çabasının maliyeti ağır olacaktır ama asla başaramayacaklar!!!
#YaşasınTürkMilleti
@SalihUzunDr@Yusuf__Tekin Okulları temizleyemezler, köylerden kasabalara çocukları okullarına taşıyamazlar, öğrencilerin ücretsiz yedikleri yemeğe göz diker iptal ederler
Ama iş hamasete geldi mi ellerine kimse su dökemez yılbaşı kutlamalarını yasaklarlar...
@ajans_muhbir Mevzu ciddi olmasa aslında baya eğlenceli bir ülkeyiz 😄
Eski bakan kimlikleri olmadığı için kayıt yapamıyoruz diyordu, şimdiki konum atacaklar diyor 🤓
Bebeklerin canı üzerine sehem kurmuşlar, sehem!
Tekrar yazıyorum:
BEBEKLERİN CANI ÜZERİNE SEHEM KURMUŞ ÇETELER, MAFYALAR VAR BU ÜLKEDE!
Adını koyalım:
Bu bir meşruiyet sorunudur.
Sadece iktidarın değil, devletin meşruiyet sorunudur.
Savcının tehdit edilebildiği bir ülkede CAN VE MAL GÜVENLİĞİ yoktur.
Devlet organizasyonu bu ikisini temin için vardır.
Bunu sağlamakla görevli makamlar, yani iktidar yani devlet idaresi meşruiyetini yitirmektedir.
Bir Cumhurbaşkanı,
ciddi bir devlet adamı;
“İsrail’in gözünü dikeceği yer vatan topraklarımızdır, Lübnan’dan sonra sıra bize geliyor” demez, Dİ-YE-MEZ.
Parlamentoda hiç diyemez.
Tedbir alır, strateji geliştirir ama bu lafı edemez.
ZAYIFLIĞINIZ
DÜŞMANLARI
CESARETLENDİRİYOR.
@secilozer@KRTCANLI
@DpGultekinUysal Aslında 30 yıl öncesinden bugünlerin haberini vermiş! 👇
"Fakir çalmasını bilmediği için fakirdir"
Akp hükümeti meşruiyetini çoktan kaybetti sayın genel başkanım, bunu gür sesle söylemesi gerekenler ise başka tarafa kafalarını çevirmiş vaziyetteler.
@DpGultekinUysal@Dpahmetserdar Eskiden yanan ormanları "yeniden ağaçlandıracağız" falan deyip 2-3 yıl sonra imara açarlardı. Şimdi hiç zaman kaybetmiyorlar.
Devranın dönmesine çok az bir zaman kaldığının göstergesi olarak da okuyabiliriz.
Malesef her geçen gün ülkenin ve milletin aleyhine işliyor.
2002'den bu yana türlü hata ve kusurlarının, hatta kasıtlarının maliyetini Milletimize ödetmeye alışmış AKP iktidarının, şahsi hesaplarla alan açtığı, devletin her kademesinde yuvarlanmasına razı geldiği FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti.
AKP iktidarı, geride kalan bu sekiz yılı, darbelerin panzehirinin daha fazla demokrasi olduğunu bir kenara bırakıp gücü tekeline almak için bu meşum hadiseyi bahane ederek Milletin ve Millet adına yanlışa yanlış diyenin hayat sahasını daraltarak geçirdi.
Yıllar boyu iktidar yetkileri ile FETÖ'nün imkanlarını trampa ederek 15 Temmuz Darbe Girişiminin müteselsilen sorumlusu olmuş bu iktidar ne gariptir ki türlü ayak oyunları, oyalamalar ile 'siyasi ayağın' bulunmasına dair her türlü girişimi de bertaraf etti.
Daha da acısı AKP iktidarı önce 'olağanüstü hâl' diyerek, sonrasında da alenen 'hamd' ederek bir melun sürüsünün devleti ele geçirme gayretini gücünü tahkim etmek için nimet bildi.
Demokrasiler soruların özgürce sorulduğu ve cevapların verilmek zorunda olduğu rejimlerdir. AKP iktidarı içinse sadece bu açıdan bile demokrasi tehlikelidir.
Ancak bizim için demokrasi geçmişte olduğu gibi bugün de gelecekte de darbelerin ve bu fikrin zihinlerde bile canlanmasının en büyük engelidir.
Bilinmesi ve unutulmaması gerekir ki 15 Temmuz Gecesi bu Aziz Millet, rızası ile verdiği iktidarı, keyfiyeten başkaları ile, başka zümrelerle, yapılarla, örgütlerle paylaşanlara, paylaşmayı düşünenlere gerekli mesajı canıyla, kanıyla verdi.
Sekizinci yılında vesilesiyle bir kez daha o gün canını, kanını, bedenini, hayatını ülkemizin kazanımları için, istiklâl ve istikbal için siper eden Aziz Şehitlerimizi rahmetle anıyor, cesaretle darbeci hainlere direnen Gazilerimize şükran ve minnetlerimi sunuyorum.
Ve bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum; darbelerin panzehiri daha fazla demokrasi, darbe fikrinin panzehiri ise soran ve cevap alan bir düzendir.
Bir kez daha 15 TEMMUZ FETÖ DARBE TEŞEBBÜSÜ içersinde bulunan tüm darbecileri lanetliyor, bir daha yaşanmaması için ders alınmasını temenni ediyorum.