Ey Rabbim, imkanlarımızı artırdıkça, imtihanımızı kaybettirme. Kötülüğü/kibiri tercih ettikleri için kalplerini sana karşı körelttiğin, hatırını arkaya atan kimselerden etme bizleri...
Mezhepler politik ideolojilerdir. İslam dininin bizatihi kendisi oldukları iddiası %100 yalandır. Bu yalandan kurtulmanın ve arınmanın bir kaç yolu vardır.
Mezhep akımları ≠ İslam
Hadisler ≠ İslam
Ulema görüşleri ≠ İslam
Fıkıh ≠ İslam
Bu formülasyon zinciri zihnimizi arındırmak için küçük bir kıvılcımın çakmasını sağlayabilir.
Mezhepler ve tarihsel akımlar Kuran'ın metninden kopmuş şekilde kendi teolojilerini, fıkıhlarını ve politik duruşlarını inşa etmiş olan birer politik ideoloji'dir. Bu okuma dinler tarihi ve metin tenkidi açısından bize net bir çerçeve sunacaktır.
Ana akım kabul edilen Ehli sünnet ideolojisi ve Şii ideolojinin Kuran'dan kopuk ana sapmalarını da listeleyip aklımızda tutalım.
Ehli sünnet politik ideolojisinin Kuran'dan ana sapmaları:
- Nesh yani Kuran ayetlerinin iptal edildiği iddiası: Kuran'daki bazı ayetlerin hükmünün sonradan gelen başka ayetler veya hadisler tarafından ortadan kaldırıldığı inancı. Kaç ayetin iptal edildiğinin sayısını hiçbir ehli sünnet ideolojisi mensubu bilmez.
- Hadislerin vahiyleştirilmesi: Rivayetlerin Kuran'a eşdeğer veya onun hükümlerini kısıtlayıc�� veya değiştirici bir vahiy kaynağı olarak kabul edilmesi. Bu ana sapmadır.
- Hadislerin Kuran'ı açıkladığı yalanı: Hiçbir hadis Kuran'ın herhangi bir ayetini ya da suresini açıklamaz. Bu yalanın 1200 yıldır nasıl sürdürüldüğü meselesinin nedenini okumaya üşenen cehalet kaynaklı fanatizm'de aramak gerekir.
- Kuran'ın yanına tonlarca kaynak eklenmesi: Kuran'ın tek başına yeterli olmadığı, anlaşılamayacağı iddiası ve anlaşılabilecek olanın ise sözde alimlerin yorumlarının kitaplaştırılmış halleri olduğu pazarlaması ile Kuran'ın yerine konulması. Bu en kritik gizleme operasyonudur. Kitlelerin Kuran'ı bilmemesi diğer kitapları Kuran zannetmelerinden ileri gelir.
- Mürtedin öldürülmesi: Dinden çıkanın katledilmesi gerektiği hükmü. Burada kastedilen din Ehli sünnet politik ideolojisidir. Politik sapmanın cezası ölümdür.
- Recm: Zina edenin taşlanarak öldürülmesi meselesi politik şekilde rivayet külliyatına sokuşturulmuş bir İbrani geleneğidir.
- Şefaat meselesi: Hesap gününde resullerin, ulemanın veya şehylerin Allah'ın kararına etki ederek günahkarları kurtarabileceği kurgusu. Pasifizmi beraberinde getirir, Ehli sünnet politik ideolojisinin en önemli dinamiği mankurt kitleler yaratmaktır.
- Kabir azabı meselesi: Ölüm ile kıyamet arasında fiziksel ve spiritüel bir azap veya ödül süreci uydurularak Kuran dışı bir alan yaratılması ve bu alanda söz sahibi olanların gizli bilgilere sahip ulemalar olduğu anlatısı.
- Mehdi ve mesih beklentisi: Ahir zamanda dünyayı kurtaracak bir lider beklentisi tam da ideolojiye uygun bir pasifizm pompalar.
- Kadın aleyhtarı fıkıh: Kuran'da bulunmayan çeşitli yasak ve kısıtlamalarla kadın kimliği toplumdan tecrit edilir.
- İcma ve ulema kutsiyeti: İdeoloji kurucuları din bilgini olarak pazarlanır. Mezhep imamlarının, fıkıhçıların ve bir takım şeyhlerin ortak görüşünün yanılmaz kabul edilip sözlerinin sarsılmaz bir yasaya dönüştürülmesi.
- Kadercilik: İnsanın iradesini arka plana iten Emevi politik atmosferinde yaratılmış olan 'her şeyin önceden yazıldığı ve değiştirilemez olduğu' inancı. Kadercilik bir Emevi tasarımıdır.
Şii politik ideolojisinin Kuran'dan ana sapmaları:
- İmamet ve ismet doktrini: Dini liderliğin Ali soyuna ait olduğuna ve bu imamların resuller gibi günahsız ve hatasız yani ismet kabul edilerek insanüstüleştirilmesine inanmak.
- Gaybet ve beklenen mehdi: 12. imam'ın ölmediği, yüzyıllardır gizlendiği yani gaybet halinde olduğu ve dünyayı kurtarmak için geri döneceği şeklindeki temel teolojik kurgu.
- Batıni Kuran okuması: Kuran ayetlerinin sadece imamların bildiği gizli anlamları olduğu iddiasıyla ayetlerin aşırı yorumlanıp kendi politik hedeflerine göre yontulması. Katolik ideolojideki 'incil'i ancak papa yorumlar' düşüncesi Şii ideolojide 'Kuran'ın gizli anlamlarını sadece imamlar bilir'e dönüşmüştür.
- Türbe kültü ve aşırı tevessül: Ölmüş imamların kabirlerinin kutsanması ve onlardan doğrudan medet umularak duaların onlara yöneltilmesi.
- Takiyye: Sosyal ve siyasi tehlike anlarında inancı gizleme veya yalan söyleme durumunun temel bir ibadet ve inanç esası haline getirilmesi.
- Kuran'ın eksik olduğu iddiası: Ali'yi öven ayetlerin Kuran'dan çıkarılmış olduğu inancı.
Yüzyıllar boyunca ilmek ilmek işlenen bu politik ideolojileri zihnimizden kazımadan İslam'ın özüne ulaşmamız mümkün değildir.
Katoliklik, ortodoksluk, protestanlık, yahudi karaizmi, Tibet budizmi, sünnilik, şiilik ve diğer tüm mezhepler politik ideolojilerdir.
Dini bir otorite ve tahakküm aracı olmaktan çıkarıp aslına döndürmek ancak kelimelerin köklerine inerek Kuran'ı tarihsel müdahalelerden arındırılmış en çıplak haliyle okumakla mümkün. Kuran'ı sonradan üretilen tüm bu sahte kutsallıklardan ve politik baskılardan bağımsız, doğrudan kendi kavramsal koordinatları içinde anlamak bin yıllık zihinsel esaretten kurtulmamızın ve hakikate temas etmemizin tek yolu olacaktır.
Kuran = İslam
Neden ‘ölmeden önce yapılacaklar’ listeleri bu kadar rağbet görüyor? Neden seyahatler, yemekler, maceralar hasılı her türden ‘deneyim’ modern insanı bu kadar cezbediyor? Sosyolog Hartmut Rosa’nın açıklaması şöyle :
Modern dünya sonsuz sayıda “yapmaya değer” seçenek sunduğu için, yapmak istediklerimizle gerçekte yapabileceklerimiz arasında kapanması imkânsız bir uçurum oluşuyor. Hartmut Rosa’ya göre modern öncesi insanlar bu baskıyı hissetmiyordu; ölümden sonraki yaşama inandıkları için dünyevi hayat asıl bölüme geçmeden önceki kısa bir giriş sayılıyordu. Ayrıca tarihi değişmeyen ya da döngüsel bir şey olarak gördüklerinden, kendilerini insanlık dramında kendi rolünü oynayan sayısız insandan biri gibi hissediyor, “çağın fırsatlarını kaçırma” duygusunu hiç yaşamıyorlardı. Seküler modernlik bunu tersine çevirdi: öbür dünya inancı yerini ilerleme fikrine bırakınca, her şey bu tek hayattan en iyi şekilde yararlanmaya bağlandı ve insanlar kaçırdıkları geleceğin acısını bastırmak için hayatlarını deneyimle doldurmaya çalışır oldular.
Ne zaman eyleme geçeceğiz?
Ritüel ile kavram tartışması arasına sıkışmışlık
Din toplumu neden dönüştüremiyor?
Din insanlara dünyada sorumluluk yüklemesi gerekirken zamanla bu sorumluluktan kaçmanın aracına dönüşmüş olabilir mi? Geleneksel din anlayışındaki insan, yaptığı ritüellerin kendisini dönüştürmesini umuyor ve dini yerine getirilmiş ritüeller bütünü olarak görüyor. Ritüelleri yerine getiren fakat çevresindeki bozulmaya müdahale etmeyen, yardım yapan fakat yoksulluğu üreten düzeni sorgulamayan, beddua eden ama adaleti tesis etmek için kılını kıpırdatmayan, kutsal metni bilmeden ezbere savunan fakat onun taleplerini toplumsal programa dönüştüremeyen bir insan tipini yaratan gelenek anlatısı son demlerini yaşıyor.
İslam coğrafyası ve modern müslüman zihni önemli bir krizin içinden geçiyor. Bizzat eylemsel olma vasfını yitiren müslüman kimliği toplumsal dokuyu onarıcı, düzeltici ve iyileştirici tüm fonksiyonlarından soyutlanmış ve statükoyu koruyan mekanik ritüeller bütünüyle uyuşturulmuş durumda. Hatta sokağa çıkıp bir kaç slogan atmanın görevi tamamlama hissi yaratması dahi kimseyi rahatsız etmiyor.
Buna tepki olarak ortaya çıkan ve kendisini modern ya da Kuran merkezli olarak tanımlayan çevreler ise başka bir çıkmaza sürükleniyor. Sürekli gelenek eleştirisi yapılıyor ancak eyleme nasıl geçileceğini kimse konuşmuyor.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo iki ana akımın eylemsizlikte buluştuğu trajik bir ortaklıktır. Kuran merkezciler de eyleme dönüştürememe hastalığı ile burun burunadır.
Geleneksel din anlayışı tarihsel süreçte iktidarların ve sermaye sahiplerinin statükosunu sarsmamak adına Kuran'daki devrimci ve dönüştürücü kavramların içini boşalttı, Kuran'ın yanına binlerce insan yazımı ilave ekledi ve dinin arı duru suyunu bulandırdı. Bu bir gerçek. Gelenek dinin toplumsal düzlemdeki eylemselliğini sıfırladı.
Geleneksel yapının bu felç edici durumuna tepki olarak doğan Kuran merkezli okumalar ise devraldıkları enkazla uğraşırken enkazın mimari planlarını tartışmaktan eyleme geçememe gibi bir problemle karşı karşıya kaldı. Sağlam bir metodolojileri, eyleme dönüştürücü bir algoritmaları bulunmadığı için sürekli gelenek reddiyeleri etrafında dönen bir patinaj halindeler.
Geleneksel yapı dinî otoriteyi ruhbanlaştırmış ve eylemi daima merkezi bir güce havale etmiştir. Bu yaklaşım bireyin sistem kurucu iradesini de elinden almıştır. Hiçbir birey şuan sistemi değiştirebilecek güce sahip olduğuna inanmıyor.
Eleştirinin sınırlarını aşıp dinin kaybedilen düzeltici ve iyileştirici fonksiyonlarını yeniden sistematize etmek zorundayız.
Çözüm her ilkeyi ölçülebilir bir toplumsal göreve bağlayan yeni ve bilgiyi doğrudan pratiğe dönüştüren bir çalışma metodu üretmektir.
Teoriler artık pratiğe uygulanmalıdır.
Sorumluluk Kuran ilkelerinin bozulan dünyayı onaracak bir sisteme, bir mimariye ve somut bir eylem planına dönüştürülmesiyle başlar.
Din bir inşa faaliyetidir, inşanın olmadığı yerde sadece kavram tartışılıyorsa orda felsefe yapılıyor demektir.
Dini artık kişiye kaç sevap kazandığını, kaç günahının silindiğini bildiren bir hesap sistemi olmaktan veya kavramların sonsuz biçimde tartışıldığı bir düşünce kulübü görünümünden çıkaralım.
Bozulmuş olanı onarma, zayıf bırakılmış olanı güçlendirme, kaynakları adaletle dolaşıma sokma, yönetici erki uyarma, yönetici sınıf üzerinde demokratik baskı kuracak sivil örgütlenmeler inşa etme ve insanları ortak Kuran ilkeleri çerçevesinde harekete geçirerek mümin dayanışmaları halkalarının kurulması çağrısını yaygınlaştıralım.
Bir düşüncenin doğruluğu hangi yarayı iyileştirdiğiyle sınanmalıdır. Kavramdan pratiğe, ritüelden sorumluluğa, yardımdan ıslaha geçilmediği sürece din konuşulmaya devam edilir fakat çürüme ve toplumsal yıkım derinleşmeyi sürdürür.
Eyleme geçecek miyiz?
Diyanetin bir fetva kurulu var, hatta onlar bir araya gelip Türk Devletleri Fetva Konseyi adında bir yapı kurmuşlar. Merak edip en fazla fetva verdikleri konulara bakıp nerelerde yoğunlaşıyor nerelerde zayıf tespit etmek istedim.
Öncelikle belirtmeliyim ki tek hüküm koyucu Allah'tır ve Kuran'da zaten din alanında merak edilen tüm soruların yanıtları mevcuttur.
İnceleme:
Temmuz 2026 itibarıyla Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu portalındaki kategorilerdeki fetvaların genel toplamı 1.367
Ritüel genel tekniği fetvaları.
Namaz, hac, oruç, taharet, abdest, hayvan kesme, adak, dua-tövbe
769 fetva, toplamın %56'sı burda yoğunlaşıyor.
Ticaret, mali konular ve miras hukuku
171 fetva
Kadın ve aile
145 fetva
Zekat, sadaka, vakıf
92 fetva
ana yoğunluk bunlar. Peki ne mi hiç yok?
Adaletin tesis edilmesi
toplumun ıslahı
yolsuzlukla mücadele
kurumsal sorumluluk
kamusal denetim
iși ehline verme
hırsızlıkla mücadele
cehaletle mücadele
mizan'ı koruma
ölçü ve tartıda adalet
ezilen toplumsal sınıflara destek
dini eğitim metodu
şura sistemi
yönetici sınıfın sorumlulukları
Kuran'ın nasıl yaygınlaştırılacağı meselesi
bunların hiçbiri bulunmuyor.
Bireysel ve tekrarlanabilir, sınırları kesin ve taklidi olarak gelenekselleşmiş görevler öne çıkmış ama kolektif, kurumsal, çatışmalı ve sonuç üretmesi gereken sorumluluklara değinilmemiş.
Kuran'da insan, toplumsal bozulmaya müdahale eden muslih, kaynaklarını dolaşıma sokan infak edici ve adaleti fiilen ayağa kaldıran fail olarak tanımlanır ve bu şekilde bir dil inşa edilir. Diyanetin inşa ettiği dil ise Kuran dilinden koparak bireysel dindarlık, kişisel sevap ve teknik taklidi yükümlülüklere çevrilmiş durumdadır.
Bunun nedeni ile ilgili bir tespit yapmak isterim, üzerinde ciddi bir biçimde düşünülmesi gereken bir konu:
Değinilmeyen konular doğrudan doğruya iktidarın yapısını, kaynak dağılımını ve meşruiyetini sorgulama potansiyeli taşır. Adil yönetici kimdir, beytülmal nasıl denetlenir gibi sorular siyasi risk barındırır. Geçmişin İslam hukukçuları ki fukaha olarak bilinirler, Abbasi döneminden itibaren devletle bir tür örtülü sözleşme yapmıştır. İktidar hukukun ibadet, muamelat ve aile gibi alanlarına karışmaz, hukukçular da siyasi alanı çoğunlukla iktidar lehine yorumlar veya ��stü kapalı geçip asla detaya girmezler. Bu 1200 senedir böyle devam etmektedir.
Din adamı sınıfı da enerjilerini adaletin kurumsallaşması gibi riskli alanlardan abdestin detayları veya kadının örtüsü gibi risksiz alana kaydırır. Bu bir tür kurumsal hayatta kalma stratejisidir. Tabi bu durum Maide 44-45-47 ayetleri ile çelişir.
Kuran'da toplumsal sistemi devrimsel şekilde değiştirme potansiyeline sahip, toplumu iyileştiren aktif düzelticilik anlamına gelen salih amel anlamından koparılarak sadece bireysel nafile ibadetler şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu tarihin en büyük çarpıtması ve üzeri örtülen en önemli gerçektir.
Toplum abdest, örtü, sakal ve 40/1 hesaplarıyla meşgul edilirken çürüme ve yönetici erkin buradaki payı ile kimsenin ilgilenmemesi sağlanır.
Bu tüm Emevi ve Abbasi doktrini çizgisindeki devletlerin ortak yönelişidir.
Tabi fetvaların doğruluğu ve yanlışlığı apayrı bir tartışma konusudur.
Modern zamanlarda insan, bilginin hamalı ama hikmetin fakiri. Her şeyi arama motorlarında bulabileceğini sanan zihin, bulduğu her cevapla birlikte hayret duygusunu biraz daha kaybediyor. Oysa aramak, bulduğunu sanmaktan evladır.
Felsefe hayretle başlamıştı. Eskiler, insanın düşünmeye, şaşırdığı için başladığını söyler ve ‘hayret hikmetin kapısıdır’ derlerdi. Hayreti bir cehalet hali değil, ilmin ve irfanın kapısı sayarlardı. Bildiğini sananın önünde kapalı duran, bilmediğini bilenin önünde ardına kadar açılan bir kapı. Cehalet, hayretsizlikti.
Diğer canlılar yiyecek ve güvenlik peşinde koşarken insan, varlığın kendisi karşısında durup şaşırabilen tek mahluktur.
Hayret, bin kez gördüğümüz şeyi yeni ve bambaşka bir ışık altında ilk kez görüyormuş gibi görmemizi sağlar.
Hayret(l)e açılan göz, varlığın sevincine açılır.
📌 Bulgar yazar Sophia Proneikos,
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde en etkileyici bulduğu anları paylaştı:
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar,
çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
@Pergament_F
Zaman kaygısı : Zamanın sürekli tükendiği, hep geç kalındığı ve hayatın yetişilmesi gereken bir yarış olduğu hissi. Oysa bu kaygının kökeninde çoğu zaman kendi kendimize dayattığımız bir aciliyet yanılsaması yatar.
Çözüm : Her şeyi yapmaya çalışmak yerine gerçekten önemli olan az sayıda şeye odaklanmak, kaçırma korkusuna teslim olmak yerine bilinçli olarak vazgeçmeyi öğrenmek ve zamanı bir düşman gibi değil, anlamlı bir hayatın hammaddesi olarak görmek.
Muhammed resul'e günümüzde Kuran'da yer almayan pek çok abartılı lakaplar takılır ve bunlar özellikle tarikat ve tasavvuf ekollerince kullanılır.
Kuran'ın vurguladığı temel ilkelerden biri resuller arasında ayrım yapmamaktır.
Resul, Rabb'inden kendisine indirilene iman etti, Mü'minler de. Hepsi; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman ettiler: "Biz, O'nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabb'imiz! Bizi bağışla, dönüşümüz ancak Sana'dır." dediler.
Bakara 285
Tarihsel süreçte Muhammed resul'e atfedilen bazı sıfat ve lakaplar onu diğer resullerden üstün ve hatta beşer üstü bir konumda olduğu iddası taşır. Bu lakaplar genellikle tasavvuf, kelam ve halk inançlarıyla türetilmiş olup Kuran'ın resul tasavvuruyla çelişir. Bu lakaplara anlamlarıyla birlikte göz atalım ve abartılardan uzak durmak için aklımızın bir köşesine yazalım:
Bu lakapların hiçbiri Kuran'da yer almaz:
Resul-i Kibriya | Yücelik, azamet resulü. Kuran'da Muhammed resul için böyle bir lakap yoktur.
Habibullah | Allah'ın sevgilisi. Kuran'da geçmez.
Habib-i Kibriya | Yüce sevgili. Kurani bir lakap değildir.
Habib-i Ekrem | En keremli sevgili. Kuran'da karşılığı yoktur.
Mahbub-i Huda | Hüda'nın sevgilisi. Kuran'da Muhammed resul için böyle bir lakap yoktur.
Mahbub-i Hakk | Hakk'ın sevgilisi. Kurani bir lakap değildir.
Alemlerin Efendisi | Bütün alemlerin efendisi. Alemlerin efendisi sadece Allah'tır.
Kainatın Efendisi | Evrenin efendisi. Bu da Allah'ın özelliğidir.
İki Cihan Serveri | Dünya ve ahiretin efendisi. Bu da Allah'ın bir özelliğidir.
Server-i Kainat | Kainatın başı, efendisi. Server farsça bir kelimedir. Bu da Allah'ın özelliğidir.
Seyyid-i Kainat | Kainatın reisi. Allah'ın bir özelliğidir.
Seyyidü'l-Enbiya | Nebilerin reisi. Kuran'da böyle bir derecelendirme yer almaz.
Seyyidü'l-Mürselin | Resullerin reisi. Kurani bir lakap değildir.
Sultanü'l-Enbiya | Nebilerin sultanı. Kuran'da karşılığı yoktur.
Sultan-ı Rusül | Resullerin sultanı. Kuran'da yer almaz.
İmamü'l-Enbiya | Nebilerin imamı. Kuran'da Muhammed nebi için böyle bir lakap yoktur.
Tacü'l-Enbiya | Nebilerin tacı. Tasavvuf şiirlerinde geçer. Kuran'da karşılığı yoktur.
Fahr-i Alem | Alemin övüncü. Kurani bir lakap değildir.
Fahr-i Cihan | Cihanın övüncü. Kuran'da geçmez.
Fahr-i Kainat Efendimiz | Tüm kainattaki varlıkların iftihar kaynağı anlamında kullanılır.
Mefhar-i Kainat | Kainatın kendisiyle övündüğü kişi. Kuran'da yoktur.
Mefhar-i Mevcudat | Varlıkların övüncü. Kurani bir lakap değildir.
Hayrü'l Halk | Yaratılmışların en hayırlısı. Kuran'da Muhammed resul için böyle bir lakap yoktur.
Hayrü'l-Beriyye | Mahlukatın en hayırlısı. Kurani karşılığı yoktur.
Sebeb-i Hilkat-i Alem | Alemin yaratılış sebebi. Kuran'da yoktur ve en problemli yüceltme kalıplarından biridir.
Levlake Levlak | “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” anlayışı. Kuran'da karşılığı yoktur.
Hakikat-i Muhammediyye | Muhammedi hakikat, Muhammed nebi'nin ilk kozmik yaratılmış varlık olduğu iddiasını taşır. Tasavvufi bir kavramdır, Kuran'da yer almaz.
Ruh-i Azam | En büyük ruh. Kuran'da Muhammed resul için böyle bir lakap yoktur.
Şems-i Kainat | Kainatın güneşi. Muhammed resul için böyle bir tabir kullanılmaz, kainatın aydınlığı Allah'tır.
Şems-i Kevneyn | İki alemin güneşi. Kuran'da karşılığı yoktur.
Tabib-i Kulub | Kalplerin doktoru. Tasavvufi ifadedir. Kalplere şifa olan Kuran'ın bizzat kendisidir.
Kan-ı Şefaat | Şefaat madeni, şefaat kaynağı. Kelam ve halk dindarlığı dilidir, nebilerin şefaat hakkı yoktur.
Şefiü'l-Müznibin | Günahkarların şefaatçisi. Kuran'da yer almaz.
Hace-i Kainat | Kainatın hocası. Tasavvufi bir kavramdır.
Şah-ı Rusül | Resullerin şahı. Kuran ilkeleriyle çelişen bir ifadedir.
Şehinşah-ı Rusül | Resullerin krallar kralı. Aşırı monarşik bir yüceltme dilidir, farsi kaynaklıdır.
Kutbü'l-Aktab | Kutupların kutbu. Tasavvufi ve abartılı hiyerarşi dilidir, Kuran'da geçmez.
Bu uydurulmuş isimler yerine Allah'ın isimlerini keşfedip öğrensek ve Allah'ı hakkıyla tanıyıp onun evrende bir anonim şirketi ortağı ve yetkilerini devrettiği bir beşer olmalığını keşfetsek zamanımızı daha tasarruflu kullanmış oluruz.
Şike soruşturma kumpası sırasında STV yorumcusuyken; Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'nin şike yaptığını, soruşturmaların kararlılıkla devam etmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, şimdi çıkmış yeniden başkan seçilen Aziz Yıldırım'ı tebrik ediyor. Adam memleketle dalga geçiyor resmen 🤦♂️
S Sport yayınlarında yer alan yasa dışı bahis reklamları nedeniyle Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran ve kardeşi Alan Kenan Saran’a 2 yıl 6 ay hapis ve 562 bin 500’er lira adli para cezası verildi.
Aynı suçlamayla yargılanan Acun Ilıcalı ise beraat etti.
Oysa aynı dönemde TRT ekranlarından yayınlanan çok sayıda uluslararası karşılaşmada da yasa dışı bahis reklamları milyonlarca izleyiciye ulaştı.
Peki aynı yayınlar için bir mahkeme mahkûmiyet, bir başka mahkeme beraat kararı verdiyse ölçüt ne?
Yayın üzerindeki kontrol mü, yayıncı sıfatı mı, teknik müdahale imkânı mı, yoksa başka bir kriter mi?
Gerekçeli kararlar açıklandığında sadece bu dosyaların değil, Türkiye’de yayıncıların uluslararası organizasyonlardan gelen yasa dışı bahis reklamlarından hangi koşullarda sorumlu tutulacağının da cevabı ortaya çıkacak.
Dear @elonmusk, dear @nikitabier,
I hope this message reaches your attention.
I am writing to raise awareness about an issue that many people in Türkiye believe is threatening freedom of expression and the diversity of opinions on X.
For several years, numerous Turkish accounts have reported being targeted by organized campaigns conducted by politically motivated groups. According to journalists, researchers, and several Turkish media outlets, these campaigns often involve mass blocking, coordinated reporting, spam activity, repeated block-and-unblock tactics, and other forms of platform manipulation aimed at reducing the visibility of certain accounts.
For a long time, many users believed they were isolated cases. However, investigations conducted by journalists and media organizations, with contributions from accounts such as @Abese_irca, have highlighted recurring patterns suggesting that coordinated actors may be exploiting weaknesses in X's systems to target influential Turkish accounts.
I am personally affected by this situation. The reach of my publications appears abnormally low. My impressions have declined significantly, and I regularly lose followers despite analytics indicating audience growth and engagement. I have never received sanctions for violating X's rules, nor do I use my account for anything other than commenting on international affairs, sharing factual information, and providing geopolitical analysis.
However, this issue goes far beyond my personal experience.
The real concern is that coordinated reporting and blocking campaigns may be influencing visibility and moderation outcomes in ways that undermine genuine public debate. A large number of reports against an account does not necessarily mean that the account violates platform rules. In some cases, it may simply mean that the account expresses views that certain political groups dislike.
For this reason, I respectfully believe that reporting systems, filtering mechanisms, and ranking algorithms should place greater emphasis on the quality and credibility of reports rather than their quantity alone. Organized campaigns should not be allowed to silence legitimate voices through coordinated activity.
After years of experiencing what many users perceive as a form of hidden censorship, I felt compelled to bring this issue directly to your attention.
I sincerely hope that X will continue improving its systems to better protect freedom of expression, platform integrity, and the diversity of viewpoints that make open discussion possible.
Thank you for your time and consideration.
Supporting material regarding these concerns can be found in the links below:
Details on reported attacks: https://t.co/83ldCy6nCJ
Sabah: https://t.co/bW3dayv3SU https://t.co/LLIoV4h8hn
A Haber: https://t.co/3VfNGW6Y3Q https://t.co/XGxTwMcIlY
Takvim: https://t.co/nYTU2CTNF5 https://t.co/bpZstqJwbB
Thank you for your attention.
Her gün hepimize ahlaksızca küfürler eden, sözlerimizi çarpıtan ve hedef haline getiren sözde haber sitesi görünümlü troll hesapların her biri ayda 300 bin TL alıyormuş genel merkezden..
Yanlış duymadınız…
Her biri ayda 300 bin TL alıyormuş.
Bir TV’ye ayda 14 milyon
Diğerine 8 milyon
Bir gazeteye 4, bir diğerine ise 2.5 milyon ödeniyormuş.
Faturalar bugün yarın ortalığa dökülür.
Bu işlere ayda 46 milyon TL ayrılmış…
Niye?
Sana bana küfredip tetikçilik yapsınlar diye… @farukbildirici@tv100
Sn Bakanım @OA_BAK@GalatasaraySK ' a başarılar dilemeyi unuttunuz. Bugün şampiyonluk yolunda çok önemli bir maça çıkıyorlar. Duanızı ve desteğinizi derbi günü de açıkça belirtin ki iyice nefret ettirin kendinizden 👏
DERBİ ÖNCESİNDE
Yarın derbi var. Derbi öncesinde ve sonrasında asla yaşanmaması gereken şeyler vardır.
Futbolda FETÖ temizliği yapılmadığı müddetçe, futbolun üzerindeki gölge kalkmayacaktır.
Sayın Spor Bakanımızın en temel sorumluluğu tarafsızlıktır ve Sayın Bakanımızın hakikatte tarafsız olduğuna milletimiz inanmak istiyor.
Sayın bakan Osman Aşkın Bak’ın “Şampiyon Cimbom” ifadesi, hangi bağlamda söylenmiş olursa olsun, derbi haftasında milyonlarca taraftarın zihninde tek bir dişünce oluşuyor. "Acaba ligimiz taraflı olabilir mi?"
Haliyle bu durum Fenerbahçe taraftarını değil,
Galatasaray,Beşiktaş,Trabzon ve tüm liglerdeki takımların taraftarlarının meseleye sadece bir rekabet düşüncesiyle bakmasını mümkün kılmıyor.
Mesele, sahadaki mücadelenin adil olduğuna inanmak.
Çünkü futbol sadece 90 dakika değildir.
Güvendir.
Adalettir.
Eşitliktir.
Bu yüzden kamu gücünü siyaset ve sandık üzerinden temsil eden bir bakanımızın hele ki böylesine kritik bir haftada, kullandığı her kelimenin nasıl yankı bulacağını hesap etmesi gerekirdi değil mi!?
Niyet iyi olabilir kötü olmayabilir.
Velevki iyi niyet üzerine ifade edilse dahi açıkçası Sayın Cumhurbaşkanı’nın vermiş olduğu mücadeleye özellikle hak ve adalet ve futbol kulübü taraftarları temelinde çok ciddi zarar vermiştir.
Lakin makamın ağırlığı niyetten ibaret değildir.
Bugün mesele bir cümle gibi görünebilir.
Lakin bu tür ifadeler, zaten hassas olan rekabet ortamında güven duygusunu zedeler.
Ülkemizin ve dünyanın içinden geçtiği şu zorlu günlerde en son istenilecek şey halkımızın bir kaosa sürüklenmesidir.
Ve FETÖ ve işbirlikçi unsurlarının fırsat kolladıkları ve iç savaş senaryosu peşinde koştuklarını herkes bilmeli ve bu temel hassasiyeti gözeterek hareket etmelidir
Sayın Bakan’nın bu anlamda çok hassas oldugunu biliyoruz.
Unutulmamalıdır ki Fenerbahçe 3 Temmuz gibi bir saldırıdan sapa sağlam çıkmış ve hain terör örgütü "FETÖ" karşısında en önde savaşmıştır.
Elbette tüm klüpler kendi iç FETÖ temizliklerini tekrar tekrar gözden geçirerek yapmalıdır
Özellikle hakem tartışması bitmelidir
FETÖ’nün futbol üzerinden ne planladığının herkes farkında olmalı.
Bu yüzden beklenti çok net:
Sporun üzerindeki gölgeyi kaldıracak bir açıklık,
gerekirse bir düzeltme.
Unutulmamalıdır ki adalet sadece sahada değil, söylemde de başlar.
2026 Dünya Kupası play-off finalinde Kosova’yı mağlup ederek Dünya Kupası finallerine katılmaya hak kazanan A Millî Futbol Takımımızı, Bizim Çocuklar’ı gönülden tebrik ediyorum. 🇹🇷
Ay yıldızlı bayrağımızı 24 yılın ardından futbolun bu en büyük sahnesinde dalgalandıracak olan Millî Takımımıza önce Avustralya, Paraguay ve ABD’ye karşı oynayacağımız grup maçlarında, daha sonra inşallah finale kadar gideceğimizi ümit ettiğimiz mücadelelerde başarılar diliyorum.
Bizim Çocuklar’ın her zaman olduğu gibi ay yıldızlı formayı zaferden zafere taşıyacağına, milletimizin göğsünü kabartacağına inancımız tamdır.
Tüm sporcularımızı alınlarından öpüyorum.