Analizlerim arşiv ve eğitim gayesiyledir.Al sat tut tavsiyesi değildir.Yatırım yapmadan evvel aracı kurumunuza danışın. Paylaşımlarım risk taşımaktadır.
Hazret-i Nuh ve tufan
Sual: Nuh aleyhisselama ikinci baba denilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Nuh aleyhisselam zamanında Tufan olup, bütün dünyayı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fakat, Nuh aleyhisselam ile gemide bulunan müminler kurtuldu. Nuh aleyhisselam gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi.
Nuh aleyhisselamın gemide üç oğlu vardı: Sam, Yafes ve Ham. Şimdi yer yüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nuh aleyhisselama ikinci baba denir.
Sual: Nuh aleyhisselamın kıssasını anlatır mısınız?
CEVAP
Hud suresindeki Hazret-i Nuh’un kıssasının özeti şöyle:
Hazret-i Nuh kavmine dedi ki :
- Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!
İnkârcıların ileri gelenleri dediler ki:
- Sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden bir üstünlüğün yoktur. Sen yalan söylüyorsun. Sonra sana uyanlar alt tabaka insanlardır.
- Ey kavmim! Rabbim bana Peygamberlik vermişse, ne diyeceksiniz?
- Hayır yâ Nuh, sen, bizimle mücadelede çok ileri gittin. Peygamber isen, sözün doğru ise, artık tehdit ettiğin azabı getir!
- Allah dilerse bela getirir. O, bela göndermekten aciz değildir.
Allahü teâlâ, Hazret-i Nuh’a, bir gemi yapmasını emredip, (Sana inananlardan başkası suda boğulacaktır) buyurdu. Denizden uzak, kırsal bir yerde, gemiyi yaparken, inkârcıların ileri gelenleri, yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. Gemi üç kat olarak yapıldı. Üst kata inananlar, ikinci kata evcil hayvanlar, alt kata ise vahşi hayvanlar kondu.
Allah’ın emri geldi. Buharlı gemi çalışmaya başlayınca, yarısı erkek, yarısı kadın olmak üzere 72 mümin ile, her cinsten birer çift hayvan gemiye alındı. Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken, Hazret-i Nuh, dağa tırmanan oğlu Kenan’a dedi ki:
- Ey oğulcuğum, bizimle beraber gel, kâfirlerden olma!
- Dağa çıkar, sudan kurtulurum.
- Bugün mümin olmayan kurtulamaz.
Aralarına dalga girdi, oğlu da boğuldu.
Altı ay kadar su üstünde kaldıktan sonra, yere, “Suyunu yut”, göğe de, “Suyunu tut” denildi. Sular çekildi; gemi de Cudi dağının üzerine yerleşti. [Nuh aleyhisselam, 50 yaşında peygamber oldu. 950 yıl kavmine nasihat etti. Tufandan sonra da 50 yıl yaşadı.]
Hazret-i Nuh dedi ki:
- Ya Rabbi, benim ailemden olanları kurtaracaktın. Senin vaadin haktır. Vaadinden dönmezsin. Benim oğlum suda boğuldu.
- Ey Nuh! O oğlun, kötü bir iş işlediği için, senin ailenden sayılmaz. Ailenden olanları kurtardım.
Görüldüğü gibi, bir müslümanın dinsiz oğlu, onun ailesinden sayılmıyor. Dinsize miras da düşmez. Müslüman evladı olduğu halde, farzlara, mesela namaza önem vermeyen, günah işleyince pişman olmayan mürted olur, müslümandan miras alamaz. Babası sahip çıkmayan veled-i zina, babasına vâris olamaz. (Redd-ül-muhtar)
Hazret-i Nuh’un gemisi
Sual: Nuh’un gemisine, 6 milyon hayvan türü, her türden de birer çift nasıl sığdı?
CEVAP
Bu hayvan türleri içinde, bit, pire, sinek gibi küçük hayvanlar çoğunluktaydı. Büyük hayvanlar bildiğimiz hayvanlardır. Onların sayısı da yüzü geçmez. Gemi çok büyüktü, aylarca, hatta yıllarca imal edildi. 6 değil, 12 milyon hayvan türünü bile içine alacak kapasitedeydi. Allahü teâlânın kudretinden şüphe edilemez.
Sual: Tufandan sonra, bütün insanlar sadece Hazret-i Nuh’un çocuklarından mı meydana geldi?
CEVAP
Evet, sadece Hazret-i Nuh’un çocuklarından meydana geldi.
Sual: Nuh peygamber zamanında, yeryüzünün tamamı su ile mi doldu, her şey yok mu oldu?
Cevap: Nuh aleyhisselam zamanında "tufan" olup, bütün dünyayı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fakat Nuh aleyhisselam ile gemide bulunan müminler kurtuldu. Nuh aleyhisselam gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi. Nuh aleyhisselamın gemide, Sâm, Yâfes ve Hâm olmak üzere üç oğlu vardı. Şimdi yeryüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nuh aleyhisselama "ikinci baba" denir.
Cuma günü yapılacak işler
Sual: Cuma günü bir müslümanın yapması gereken işler nelerdir?
CEVAP
Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir. (Dürr-ül-muhtar)
Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (Ebuş-şeyh)
Perşembe günü de tırnak kesilebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ya Ali, tırnak Perşembe günü kesilir. Cuma günü de, koku sür ve yeni elbise giy.) [Deylemi]
(Cumaya perşembe gününden hazırlanın!) [Hatib]
(Her müslüman, Cuma günü yıkanmalı, misvaklanmalı ve güzel koku sürünmelidir.) [Buhari]
Cuma günleri şunları da yapmak iyi olur:
1- Cumayı perşembeden karşılamalı. Perşembe ikindiden sonra istigfar etmeli. Kur’an-ı kerim ve Yasin suresini okumalı. Bir hadis-i şerifte, (Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir) buyurulmaktadır. (İsfehani)
2- Cuma gecesi ehli ile gusletmeli. Peygamber efendimiz, (Cuma günü gusledenin günahları affolur) buyurmaktadır. (Taberani)
3- Cuma namazına erken gitmeli, ilk safta yer almalı. Namaz kılanın önünden geçmemeli. Hatip minbere çıkınca, konuşmamalı.
4- Az da olsa sadaka vermeli. Çoluk çocuğunun nafakasını bol vermeli.
5- Cuma günü duanın kabul olduğu vakti bulmak için hep ibadet etmeli.
6- Cuma günü çok salevat-ı şerife getirmeli. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]
7- Ana babanın ve evliyanın kabirlerini ziyaret etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ana-babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]
8- Cuma günü sevinmek, herhangi bir müslümanın Cumasını tebrik etmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma günü, kuşlar ve vahşi hayvanlar birbirine "Selamün aleyküm, bugün Cuma günüdür" derler.) [Deylemi]
9- Cuma günleri ve her gün şu (istigfar duası)nı çok okumalıdır:
(Allahümmagfir li ve li abai ve ümmehati ve li ebnai ve benati ve li ihveti ve ehavati ve li-amami ve ammati ve li-ahvali ve halati ve li-zevceti ve ebeveyha ve li-esatizeti ve lil-müminine vel-müminat vel hamdü-lillahi Rabbilalemin!)
Kadın okursa, zevceti yerine zevci ve ebeveyha yerine, ebeveyhi demelidir.
10- İkindiden sonra, seccade üzerinde elinden geldiği kadar, (ya Allah, ya Rahman, ya Rahim, ya Kavi, ya Kadir) demeli, sonra dua etmelidir.
Hangi kitaba itibar edilir?
Sual: Bir din kitabına itibar edebilmek için, mutlaka önceki asırlarda yazılmış kitaplardan nakli esas alması mı gerekir? Bu kitaplarla günümüzde yazılanların farkı ne?
CEVAP
II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle, din işlerine de fesat karıştı. İttihatçı olan din cahilleri ve masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, Abdülhamid Han’ın son şeyhülislamı Muhammed Ziyaüddin efendi, vazifesinden alındı. Bu yüksek makama, 1910’da Musa Kazım getirildi. Bu zat, ittihatçı ve masondu. Bunun gibi, İslamiyet’e uymayan hareketlerinden ve dine aykırı yazılarından dolayı Abdülhamid Han tarafından uzaklaştırılmış olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde vazifeler verildi. Bu cahil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına, yayılmasına önayak oldular.
II. Abdülhamid Han zamanında yazılan din kitapları, bir ilim heyeti tarafından tetkik edilirdi. Tasdik edilip, izin verilenler bastırılırdı. Bunun için, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir. 1909’dan sonra din kitapları, yetkili âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. İşte bunun için, bu kitaplardan, ancak vesika vererek, salih kimseler tarafından nakledilen bilgilere güvenilir. Mezhepsizlerin, kendi kafalarına göre yazdıkları, eksik ve yanlış naklettikleri yazıları ve bozuk kitapları okumak caiz olmaz.
Ziyaret-ül-kubur risalesi
Sual: İmam-ı Birgivî’nin Ziyaret-ül-kubur risalesine, İbni Kayyım’ın kitaplarındaki bilgilerden karıştırdığının Seadet-i Ebediyye kitabında yazdığı doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. Seadet-i Ebediyye’de, adı geçenlerin hâl tercümeleri kısmında, 172. maddede İmam-ı Birgivî hazretleri için şöyle deniyor:
(Ziyaret-ül-kubur risalesine, İgase-tül-lehfan’daki sapık yazılardan karıştırmıştır.)
İmam-ı Birgivî hazretleri büyük bir âlimdir. Merhum Hocamız, (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri İmam-ı Birgivî’yi severdi) buyururdu. Hocamız da, hocasının sevdiğini elbette severdi. Ama sevmek ayrı, işin doğrusunu bildirmek ayrıdır.
Seyyid Abdülhakîm Efendi hazretleri de, kendisine sorulan bir sualin cevabında, İmam-ı Birgivî’nin yanlış anlaşılan ve Vehhâbîlerin istismar ettikleri bir başka ifadesini açıklıyor. (Birgivî Vasiyetnamesi’nde, “Bir kimse, Evliyanın ruhları, burada hazırdır, dese kâfir olur” diyor. Hâlbuki tasavvufçular arasında, “Pirimizin ruhu hazırdır, nazırdır” sözü de meşhurdur. Bu iki sözün arasını bulmak nasıl olur?) sualine şöyle cevap veriyor:
Birgivî Vasiyetnamesi ve benzeri kıymetli kitaplar demek istiyor ki: Bir kimse eğer, (Benim üstadım, daimi, ezelî ve ebedî olarak hazır ve nazırdır) dese, kâfir olur. Fakat bunlar, (Allahü teâlâ, benim üstadımın ruhuna öyle bir kuvvet vermiştir ki, her nerede ve ne zamanda çağırır isem, imdadıma hazır olur) diyor. (Seadet-i Ebediyye)
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri yukarıda bildirildiği gibi, İmam-ı Birgivî hazretlerinin sözlerini açıklamış, işin doğrusunu bildirmiştir. Tam İlmihal’de açıkça, İmam-ı Birgivî’nin, Ziyaret-ül-kubur risalesinde de böyle şeyler yazdığı bildirilmektedir. Tam İlmihal’e itibar eden, bunun aksini söyleyemez. İtibar etmeyenin de, bu konudaki sözlerinin hiç önemi olmaz.
Bunlar böyle diyorsa 3-5 ayda en az %50 yukarı gider.
Siz yinede pandimi rallisinden büyük ralliye hazır olun.
Masada kalabilenler bir nebze şanslı.
NOT :Kredili işlem yapan ralli olsada kazanamaz. İlk düzeltmede masadan kalkar.
Ak partiye yazık oldu.
Bir kadını tutuklamamak için en az 2 milyon oy kaybetti.
400 bin fon mağdurunu memnun edicem diye, elindeki hisseler ortalama %70 erimiş yıllardır işlem yapan 6 milyon hisse yatırımcısının nefretini üzerine çekti.
Akıl tutulması...
@aaa36859740 10x 20 x 30 - 40, 50x gitmiş hisselere ve bu hisselere yatırım yapan fonlara para yatıranlar piyasanın gebermesine sebep oldu.
Zararı neden bütün millet ödesin. Fonda 10x kar alan afiyetle kendi yiyecekti.
Nitekin 14 eylüle kadar çıkanlar yediler.
Faiz
Sual: Dinimizde faizin hükmü nedir?
CEVAP
Bugün faizin, içkinin, zinanın haram olduğunu bilmeyen müslüman yoktur. Haramlar zamanla helal olmaz. Şu kadar var ki, (Zaruretler, haram olan bir şeyi mubah kılar), fakat zaruret bitince haramlığı devam eder. Mesela susuzluktan ölecek kimsenin, şaraptan başka içecek bir şey bulamazsa, ölmeyecek kadar şarap içmesi caiz olur. Daha fazla içmesi caiz olmaz. Açlıktan ölecek kimsenin leş yemesi de böyledir.
Bu ve benzeri durumlar haricinde faize helal denmez. Faiz hakkında Tergib’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Helak eden yedi şeyden biri faiz almaktır.) [Buhari]
(Yedi büyük günahtan biri faiz yemektir.) [Bezzar]
(Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim]
(Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari]
(Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar, devamlı içki içen, faiz alan, yetim malı yiyen ve ana-babasına asi olandır.) [Hakim]
(Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası ile zina etmesi gibidir.) [Hakim]
(Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan günahtır.) [Taberani]
(Hep faiz yiyen sonunda fakirliğe düşer.) [İbni Mace]
(Kıyamet yaklaştıkça, faiz, zina, ve içki çoğalır.) [Taberani]
Gayrimüslim diyarında
Faiz hakkında pek çok hadis-i şerif vardır. Kur'an-ı kerimde Bekara suresi 275. âyet-i kerimesinde, (Alışverişin helal, faizin haram) olduğu bildirilmektedir.
Ecnebi ülkelerde, müslümanların, gayrimüslimlere ödünç verip, onlardan faiz almalarının caiz olduğu Mülteka’da yazılıdır. Mecmaül enhür ve Dürer’deki hadis-i şerifte, gayrimüslim ülkelerde, müslümanların kâfirlerden faiz almalarının caiz olduğu bildirilmiştir. Bundan başka zaruret dışında faiz her yerde her zaman haramdır. (Cevhere)
Faiz yalnız İslam dininde değil, semavi dinlerin hepsinde haramdı. Fetava-i Hayriyyede buyuruluyor ki:
(Zimmi [gayrimüslim] zimmiye elli lira ödünç verip, faizi ile birlikte ellibeş lira alsa, beş lirayı geri vermesi gerekir. Çünkü, faiz her dinde haramdır.)
Faiz, ödünç vermekte, rehinde ve alışverişte olur. Fıkıh kitaplarında faizin yetmişten fazla çeşidinin olduğu bildirilmektedir. Bunun için alışveriş ve başka sözleşme yapacak kimselerin, hangi hallerde faiz olduğunu iyice öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri öğrenmek farz-ı ayndır. Bilmeyen kimse farkında olmadan faiz alıp verir, böylece büyük günaha girmiş olur. Haram olduğunu bilmediği için tevbe etmez.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek faizdir. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, 12 kile ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, 12 kilenin hepsi haram olur. Fazladan alınan 2 kilesi kul hakkı olduğu için, geri verilmesi gerekir. On kilesi de haram olduğu için fakire sadaka olarak verilir.
Bir teneke sütün içine konan bir bardak idrar sütün tamamını necis eder. Faizle ödünç verilen paranın, faizini, ana parasından ayırmak mümkün olmaz. Sütte olduğu gibi tamamı kirlenmiştir.
Ak partiye yazık oldu.
Bir kadını tutuklamamak için en az 2 milyon oy kaybetti.
400 bin fon mağdurunu memnun edicem diye, elindeki hisseler ortalama %70 erimiş yıllardır işlem yapan 6 milyon hisse yatırımcısının nefretini üzerine çekti.
Akıl tutulması...
@Fatih3258 Meselâ #KTLEV de 1 temmuz dan 15 eylüle kadar 80 lira ortalama ile 13 milyar liralık açığa satış var.
Bu malı 8 liradan koyup 12 milyar kar yazıyorlar.
Bu paranın bulunması yarım günü geçmez.
O açığa satış mallarını fona aldırdılar tepeden.
Hiç bir foncu peşine düşmüyor.
@FurkanEDogan Kendi parasını yönetemeyipte fona teslim eden acemiler yüzünden hisse senedi yatırımcısı mağdur oldu.
Hangi fon sözleşmesinde devlet ana parayı garanti eder diye ibare mevcut.
Foncular devlete değil tezmen gibi fon sahiplerine güvendi.
@brilant305 Kim varsa alınsın.
Alınırsa geri kalanlar çeki düzen verir kendine.
Bir daha görev almak isteyen 10 kere düşünür.
Eskiden millet vezir olmaktan korkardı hata yaparımda kellem gider diye.
Şimdi makam için her zillete katlanılıyor.
Ahir zaman.
@akechilive 25 yıldır Türkiye yi yükselten Ak parti idi.
Yiğidi öldür hakkını yeme demişler.
Çok değil en tepeden 10 tane kelle alsa en az %60 a çıkar oyu.
İslamiyet nakle dayanır
Sual: Aklıma uymayan dini hükümlere uymam gerekir mi?
CEVAP
Dinde aklın yani şahsi görüşlerin yeri yoktur. Dinde nakil esastır. Akla göre din olmaz. İslamiyet, nakle dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına uygun gelmeyen bir şey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. İslamiyet’te aklın ermediği şey çoktur. Fakat, selim akla uymayan bir şey yoktur.
Sual: İslam artık toplumun gereklerine göre değişmelidir. Mesela teknoloji ilerledi, Avrupa uygarlığını benimsemek ve kadınların, tesettürü bırakarak daha özgür olması gerekmez mi?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Yapacakları değişiklikle, dini düzelteceğini sanıp dinin noksanlığını tamamladığını söyleyenler çıkıyor. Halbuki din noksan değildir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, size din olarak İslamiyet’i vermekle razı oldum) buyuruldu. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya] çalışmak, bu âyeti inkâr olur.) [m.260]
Dini insanlar çıkarmadı ki insanlar değiştirsin. Kadının nasıl giyineceğini insanlar tespit edemez ki. Allah’a inanan kimse, O ne demişse ona inanması gerekir, uyarsa daha büyük nimettir. (Ben hepsini uygulayamıyorsam da hepsine inandım) demelidir. Yoksa, günaha alışıp da bu günah mubah olmalıydı veya (bu asırda bu da günah olur mu) demek Allah’a inanmamak olur.
Böyle söyleyenler Allah’a inanmıyorlar, inansalar böyle demezler. Allah her şeyi bilmez mi, bugünkü toplumu bilmiyor muydu? İslam’da reform demek ben Allah’a inanmıyorum demektir, yahut Allah’ı basit bir varlık gibi görüp bu işi iyi yapmamış demektir.
Hâşâ Allah yirminci, otuzuncu asırlarda toplumların duyacakları ihtiyaçları bilememiş mi? Toplumun ihtiyacı var diye dini değiştirmek dini yıkmak olur. Birinin çıkıp açıktan açığa, (ben İslam dinini yıkacağım) dediğini gördünüz mü hiç. Elbette demez. Niye desin ki, o zaman onu herkes tanıyacak, gerçek suratını herkes görecektir. Ama dini kuralları bozarak bu çirkin emeline ulaşmaya çalışır.
Peygamber efendimiz, (Âlimler benim vârisimdir) buyuruyor. Mezhepsizler ise, düşünce özgürlüğü diyerek Ehl-i sünnet âlimlerine saldırıp, (Âlimlere göre değil, hakka göre ölç!) diyorlar. Hakkı biz biliyoruz da, âlimler bilmiyor mu? Hakkı, âlimler bilemezse biz nasıl bileceğiz? (Elimizde temel ölçü olarak Kur'an olduğuna göre hakkı bâtıldan ayırırız) diyorlar. Peki, âlimlerin ellerinde Kur'an-ı kerim yok muydu? Onlar yanılabiliyor da mezhepsizler niye yanılmıyor? Bütün maksatları âlimler köprüsünü yıkmaktır. Bunlar, fikir anarşisi çıkartmak, hak ile bâtılı karıştırmak ve hak yol üzerindeki köprüleri yıkmak istiyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin kurduğu köprüleri yıkıp, bid'at denizinde insanları boğmak istiyorlar. Fakat, âlimlerimizin kurduğu bu köprüler, bid'at ehlinin üfürmesiyle yıkılacak kadar zayıf değildir. Ama, kime ve neye hizmet ettikleri malum olmayan bu mezhepsizlere inanan zavallılara yazık oluyor. Bunu bildiği halde susanlar da vebal altındadır. Çünkü bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Bid'atler yayılıp, bu ümmetin sonra gelenleri, öncekilere lanet edince, ilim sahipleri bunu herkese bildirsin! Bildirmeyip ilmini gizleyen, Kur'an-ı kerimi gizlemiş sayılır.) [İ.Asakir]
Her Müslüman gücü nispetinde Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerini yaymaya çalışarak bu vebalden kurtulmaya çalışmalıdır. Bozuk kitapların dağılmasına sebep olmak ayrıca vebaldir.
Yanlış vasıtaya binen istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Mesela Paris’e giden uçağa binen, Kâbe’ye varamaz. Ehl-i sünnet yolu kurtuluş ve saadetin tek vasıtasıdır.
Câhil ve âciz kimselerde yayılmış bir hastalık var: Geçmişleri kötülemek, ecdâdı kusûrlu göstermek. Bu hâstalık, vehhâbînin kitâbında ve Seyyid Kutbda hâd (taşkın) hâle gelmişdir: (Eshâb-ı kirâmdan sonra, nice yıllar, müslimânlar, Kur’ânla hayât arasına yıkılmaz sedler çekmişler. Kur’ân, mihrâb nağmeleri, mezâr düâları olmuş. İşte Seyyid Kutb, islâmın bu büyük derdine parmak basmak için Fî-zılâl-il-Kur’ânı yazdı) diyorlar. Bunlara sorarız ki, Kur’ân-ı kerîmin bilgilerini, nûrlarını üç kıt’aya yayan, bugünkü medeniyyetin beşiğini kuran islâm üniversitelerini kimler açdı? Ecdâdımız, ilmde, cihâdda, fende ve ahlâkda, hayâtlarını Kur’ân-ı kerîme tâm uydurmuşlardı. Yazdıkları binlerle kitâb ve kurdukları çeşidli islâm medeniyyetleri, dünyâ târîhlerinde öğülmekdedir. Ecdâdımızın ölülere Kur’ân okumaları ile alay eden Seyyid Kutbcular şunu iyi bilsinler ki, kabr ziyâretini, ölülere Kur’ân okumağı, Resûlullah emr etmiş ve kendileri de yapmışdır. Ecdâdımız, bu emre, bu sünnete uymak için, ölüleri ziyâret etmiş ve rûhlarına Kur’ân-ı kerîm okumuşlardır. Böylece her işlerinde Kur’âna ve sünnete sarılmışlardır. (Seyyid Kutbun kitâbı rivâyetler silsilesi değildir) diyenler, onu övdüklerini sanarak, yüzkarasını ortaya çıkarmakdadırlar. Çünki, Resûlullahdan “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Eshâb-ı kirâmdan “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” rivâyet edilmiyen din bilgilerine bid’at denir. Hadîs-i şerîfde, (Bizden rivâyet edilmiyen, sonradan meydâna çıkarılan din bilgileri bid’atdir, hepsi sapıklıkdır) buyuruldu. Başka bir hadîs-i şerîfde, (Bid’at ortaya çıkaranların hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz. Onlar, Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfler, Seyyid Kutbcuların çok aldandıklarını, yalnız Ehl-i sünnetin kurtulacağını açıkça göstermekdedir. Çünki, Seyyid Kutb, Selef-i sâlihînden gelen rivâyetleri kabûl etmiyor. Ehl-i sünnet ise Selef-i sâlihînin Resûlullahdan getirdikleri rivâyetlere sarılıyor. (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinde buyuruyor ki, (Ehl-i sünnet mezhebini ve bu âlimlerin bildirdiği i’tikâdı öğrenip, i’tikâdını buna göre düzeltmek her müslimâna farzdır. Bunu herkes öğrenmelidir. Câhil kalmamalıdır. Zîrâ, islâmiyyete uymıyan i’tikâdın büyük zararı vardır. Zemânımızda bid’atler her tarafa yayıldı. Ehl-i sünnet vel-cemâ’at i’tikâdını bilen az kaldı. Bu câhillik bütün dünyâyı kapladı. İlmi ile amel eden âlimlerin sözlerine güvenilir. Çok kimseler vardır ki, ilmden mahrûmdur. Fekat, âlim şekline girmiş, şöhret sâhibi olmuşlardır. Bunların şekllerine ve şöhretlerine aldanmamalıdır. Yarım din adamı, din Yarım dokdor, beden yıkar, sözü meşhûrdur. Zemânımızda, birçok câhil, şeyh ve mürşid adı ile ve büyük din âlimi adı ile, müslimânları aldatıyor. Allahü teâlâ, müslimânları bunlara aldanmakdan korusun! Bu sapıklardan çok sakınmalıdır. Din adamı geçinen herkesin sözüne ve kitâbına uymamalıdır. Fıkh kitâbından alınmamış, modaya göre verilmiş olan fetvâlara, kararlara uymamalı, ehlini arayıp bulup, ondan sormalı, doğrusunu öğrenmelidir). İslâm âlimlerinin bu nasîhatlerini her müslimân, kulağına küpe yapmalı, aklını başına toplayıp, sapık kitâbların yaldızlı reklâmlarına, şaşırtıcı propagandalarına aldanmamalıdır.
İctihad dinin emridir
Sual: (İctihadla farz veya haram diye bir hüküm çıkarılamayacağı gibi, ictihadlarla hâsıl olan İcma’a da uymak gerekmez) sözü doğru mudur?
CEVAP
Hayır, çok yanlıştır. İctihad da, İcma da dinin emridir. Allahü teâlâ da, Resulü de, âlimleri övmüş, müctehid âlimlere ictihad etmeyi, Müslümanların da onlara uymalarını emretmiştir. Bu emre uyarak müctehid âlimler, Nasslarda [âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde] açıkça bildirilmeyen hususları açıklayarak ictihad etmişlerdir.
Kıyas ve İctihad, Nassların manasını açığa çıkarır, emirleri arttırmaz. (M. Rabbanî 1/186)
İctihad, Resulullah’ın bildirmediği şeyleri bulup bildirmek değil, Nasslardaki kapalı yerleri anlayıp meydana çıkarmaktır. İctihadla anlaşılan farzlara da önem vermeyen, aklına uyup müctehidin hükmünü beğenmeyen kâfir olur. (Seadet-i Ebediyye)
Nasslarda açıkça bildirilmediği hâlde, mezhep imamlarının helal, haram, farz, vacib olarak bildirdikleri hükümler vardır. Nasslardan işaret bulmadıkça, bunları bildirmezler. (Faideli Bilgiler)
Kitab, Sünnet ve İcma ile açıkça bildirilen farzlara inanmayan kâfir olur. (Halebi-i kebir)
Eshab-ı kiramın söz birliğine İcma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram sözbirliğiyle bildirmediyse Tâbiînin sözbirliği bu şey için İcma olur. Tâbiîn de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse Tebe-i Tâbiînin sözbirliğiyle bildirmeleri İcma olur. (Seadet-i Ebediyye)
Bunlar gibi, dört mezhebin sözbirliğiyle bildirmesi de İcma olur. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Bir hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihadları arasında hâsıl olan İcma’a inanmayan da kâfir olur. (M. Rabbanî 2/36)
Dört mezhebin İcma ile bildirdiği ve her memlekete yayılmış olan bir hükmü kabul etmeyen kâfir olur. (İbni Âbidin)
Görüldüğü gibi, İctihadla anlaşılan farzlara ve haramlara da uymak gerektiği, hatta sözbirliğiyle bildirilen İctihadı yani İcma’ı inkâr edenin kâfir olacağı, bu vesikalarda açıkça bildirilmiştir.
Müctehidin ictihad etmesi farzdır
Sual: (Müctehidin ictihad etmesi farz değildir, istediği konularda başka bir müctehide tâbi olabilir) deniyor. Bu doğru mudur?
CEVAP
Yanlıştır. Müctehidin ictihad etmesi farzdır. Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimin birçok yerinde, ictihad etmeyi emrediyor. Bunun için, mânâları açıkça anlaşılmayan âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin derinliklerinde bulunan hükümleri anlayabilen müctehidlere, ictihad etmek farzdır. (Seadet-i Ebediyye)
İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Şâfiî gibi müctehiddir. Birçok meselede ictihadı, İmam-ı Şâfiî’ye uygun olmuştur. Câhillerin onu Şâfiî mezhebinde sanmaları yanlıştır. (Faideli Bilgiler)
1400 seneden beri gelmiş olan milyonlarca Ehl-i sünnet âlimi ve binlerce Evliya, sözbirliği ile bildirdiler ki, müctehid olmayan Müslümanların işlerini, ibadetlerini doğru yapabilmeleri için, inandıkları, güvendikleri, diledikleri bir müctehidi taklit etmeleri vacibdir. Bu sözbirliği gösteriyor ki, müctehidin kendi ictihadına göre amel etmesi lazım olup, başka müctehide uyması caiz değildir. Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi. Bunun için yaptıkları işlerde diğer müctehidler gibi birbirlerine uymamışlardır. Uydukları olmuşsa da, bu da yine kendi ictihadlarıdır. Mesela, İmam-ı Ebu Yusuf’a, cumayı kıldıktan sonra, guslettiği kuyuda fare ölüsü görüldüğü söylenince, (Şâfiî kardeşlerimize göre guslümüz sahihtir) diyerek tekrar gusletmemiştir. İmam-ı Şâfiî de, İmam-ı a’zam’ın kabri yanında namaz kılarken, rükûdan sonra ellerini kaldırmamıştır. Bunlar, böyle yapmakla başka müctehidi taklit etmemişler, kendi ictihadlarına göre hareket etmişlerdir.
Demek ki, ictihad ederek, ictihadının başka müctehide uygun gelmesi, o müctehide tâbi olduğunu göstermez. Kendi ictihadının öyle olduğunu gösterir. Bunu bilmeyen, müctehidin başka bir müctehide uyduğunu zanneder.