Vatana ihanete yeminli olmayan bir rejim, 3 yıldır Avrupa'nın çöplüğüne çevirmezdi ülkeyi... 3 yıldır anlatıyoruz, bunlar su yüzüne çıkanlar, buz dağının küçük, çok küçük kısmı... Özellikle Çukurova, deniz dibi cehenneme dönmüş durumda, kanser patlamaları yıllar sonra gelecek... Doğmamış çocuklar kanserleri ile doğacak... AKP ile, tüccar zihinle 1 yılın acısı dahi on yıllarda çıkar, bir asır sonra 25 yıllık karanlığın acısı hala üzerimizde olacak..
Erdal Beşikçioğlu yolsuzluktan tutuklandı,ordan bişey çıkmayınca uyuşturucu testi yapıp,oradan suçlamaya ve senin gibi muhalif görünümlü AKP'li gazetecilere haber yaptırdılar.
Yakında,içki içen,namaz kılmayıp oruç tutmayan Devlet memuru olmasın da dersin sen İsmail
Yunan kaynaklarından Anadolu Savaşı'nı (Kurtuluş Savaşı) okuyorum.
İnternet yardımıyla Yunancadan Türkçeye çevirdiğim küçük bir kısmı dikkatinize sunmak istedim.
Türkiye'deki pek çok kişinin yapamadığı sağlıklı bir değerlendirme yapabilmişler:
"Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'ndaki zaferlerden sonra Türklerin genel olarak değer kaybetmesi, Yunanların büyük bir bölümünde kibir duygularına yol açmış ve bu kişiler Kemal'in oluşturduğu tehdidi, Türklerin kendilerini savunma gücünü, seferin masraflarını ve ülkenin uluslararası düzeyde giderek artan izolasyonunu ciddiye almamışlardır.
İlk başta dağlardaki Türk çetelerle bir gerilla ordusu kuran general Kemal, Sultan'a sadık düzenli Osmanlı birlikleri tarafından kabul görmüyordu. Müttefiklerin anlaştığı Sultan, Kemal'i görevden alıp Konstantinye'ye çağırsa da Kemal geri dönmedi. Zaman içinde Türk çetelerinden ve Küçük Asya'da kalan eski Osmanlı birliklerinden düzenli bir ordu oluşturmayı başardı.
Ioannis Metaxas gibi diğerleri ise, Anadolu seferinin baştan beri başarısızlığa mahkum olduğunu savunmuşlardır; çünkü Yunanistan, savaşın sonucunun nihayetinde belirleneceği Orta Anadolu platolarına hakim olmak için gerekli imkanlara sahip değildi, zira sadece kıyı bölgelerini kontrol eden Yunan Ordusu'nun Küçük Asya arazilerinde hakimiyet kurması uzun vadede mümkün değildi."
gittik rus uçağını vurduk, ruslar 33 askerimizi şehit etti, kapılarına gittik bekledik milyarlarca dolara asla kuramayacağımız s-400'leri aldık, f-35 programından atıldık, parasını verdiğimiz uçakları alamadık, üretim bandından da atıldık ve yıllık 15 milyar usd gelirden olduk 👍
Deniz Göktaş Kılıçdaroğlu tarafının yalanladığı “CHP’yi salın” cümlesini söylediğini açıkladı. İşte Göktaş’ın sözleri: “Sabah Kemal Bey'in burada olduğu ve görüşmek istediği haberi geldi. Görüşmek istemediğimi söyledim. Sulh Cezaya çıkmadan önce emrivaki bir şekilde görüştük. Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. Madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti.
( Bu görüşme yaşanırken Twitter'da bahsedildiği gibi ortamın çok kalabalık olmadığını Kılıçdaroğlu hariç birkaç kişi olduğunu hatırladığını belirtti.)
2023'te Cumhurbaşkanlığı için oy verdiğim insan, 2026'da yüz yüze nezaketsizlik yapmak zorunda kaldığım ilk insan oldu. Avukatımın söyledikleri doğrudur.”
https://t.co/68aeARcWzz
bu iş artık görmeye alıştığımız hukuksuzluk standartlarını da aştı.
hukuk diye helvadan put yapmışsınız acıkmayı beklemeden ara öğün olarak yiyorsunuz.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun Yüce Divan'da yargılanmasına neden olacak belgeleri paylaşıyorum!
Başıboş bir apron, görmeyen kameralar, şüpheli İsrail jeti, düşen Libya uçağı!
Abdülkadir Uraloğlu’nun kamuoyundan gizlediği gerçeklere ait resmi belgeleri yayınlıyorum.
Düşen Libya uçağı olayının perde arkasını;
Esenboğa Havalimanındaki HALİNKOK komitesinin resmi toplantı tutanaklarıyla ortaya çıkardık.
Toplantı Tarihi: 30 Nisan 2026
Konu: Apron 5’teki Uçak Parkları
Katılanlar: DHMİ, Emniyet, Jandarma, TAV, Havayolu şirketlerinin yetkilileri
Belgeler, Esenboğa Havalimanında denetimsiz bir “tuzak alanı” yaratıldığını kanıtlar nitelikte.
Tuzağın adresi: Esenboğa Apron 5!
İki düşman ülke uçağının aynı apronda park ettirilmesi, uluslararası uçuş kurallarına aykırı olduğu halde;
Adım-1 ⬇️
22 Aralık’ta Esenboğa’ya inen Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan jet, garip bir şekilde;
Üst düzey yabancı yetkilileri taşıyan uçakların park ettirildiği Apron 1’e değil, havalimanının en uzak köşesindeki Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adeta bir tuzağa doğru çekiliyor.
Adım-2 ⬇️
Ertesi gün şüpheli bir İsrail jeti Esenboğa Havalimanına iniş yapıyor. O da Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adım-3 ⬇️
İki düşman ülke uçağı, skandal bir şekilde, 1 saat 41 dakika boyunca Apron 5’te bir arada kalıyor.
Bu süreç boyunca Libya uçağı mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti mürettebatı ve yolcuları Apron 5’te, Libya uçağıyla baş başa kalıyor.
Sonuç⬇️
Şüpheli İsrail jeti Esenboğa’dan kalkıp Tel-Aviv’e gidiyor. Ardından havalanan Libya jeti ise üç jeneratörünün de tuhaf bir şekilde birden bire arızalanmasıyla Ankara’da düşüyor. Kurtulan olmuyor.
Peki tuzak yeri neden Apron 5?
İşte bu sorunun yanıtı HALİNKOK belgelerinde!
Ankara Vali Yardımcısının başkanlık ettiği HALİNKOK’un resmi tutanaklarına göre;
🔴 DHMİ, Apron 5’e park yeri bilgisi giremiyor!
🔴 Apron 5’e giriş yapan uçaklar rastgele, kendi istedikleri yere park ediyor!
🔴 Havalimanı Kulesi ve Ramp Birimi Apron 5’i göremiyor!
🔴 Apron 5’te kamera problemi var!
🔴 Devasa apronda sadece 3 adet kamera var; 3’ü de sorunlu, görüntüler net değil!
Yani resmi belgelere göre;
5 No’lu Apron, Esenboğa Havalimanında operasyon yapmak için çok ideal bir kayıt dışı kör nokta durumunda.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Apron 5 gerçeğini en başından beri biliyor olmasına rağmen, tedbir almayarak görevini kötüye kullanmıştır.
İsrail jetinin varlığı, Apron 5’teki kontrol dışı durum ve kamera rezaleti konusundaki açıklamalarımız için ‘tümü yalan’ diyerek, kamuoyunu yanıltmaya çalışmıştır.
Ulaştırma Bakanı, bizzat kendi sorumluluğundaki kurumun "kozmik" tutanaklarıyla yalanlanmıştır.
Türkiye’nin milli menfaatleri çerçevesinde, özellikle NATO Zirvesi öncesinde;
Ulaştırma Bakanı mutlaka görevden alınmalıdır!
Bakana şifreli not: Belgelerde adı geçenlerin kuruma olan aidiyet duygusunu rencide etmemenizi tavsiye ederim.
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
Bu nasıl bir semelikmiş yav. Avukatı polise yazı yazıp genel merkezi bastırır, haberi olmaz; yardımcısı konvoy düzenler haberi olmaz. Madem bu kadar aciz, etrafında olan bitenden haberi yok, bari bi vasi atayın, bu akılla pavyona düşürürler bunu.
Barrack: "Osmanlı modeli bölge için doğruydu, Türkiye o role dönmeli."
Erdoğan: "Osmanlı çınarı, 7 iklim, devlet-i ebed müddet."
Kılıçdaroğlu: "Türkiye Osmanlı coğrafyasına gitmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek."
Üçü aynı şeyi söylüyor. Ve üçünün aynı şeyi söylemesi bir tesadüf değil: İdeolojik bir hizalanma.
CHP'nin kurucu ideolojisi "yurtta sulh cihanda sulh":
Yayılmacılık karşıtı, sınırlar içinde kalkınma, komşularla barış.
Fakat Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu rolle daha çatışmacı, ordusunu çatışmalarda kullanabilen, uluslararası hukuku takmayan işler yapabilen bir ülke olması lazım.
Kılıçdaroğlu "Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı." diyerek bu ideolojiyle hizalanıp partinin kurucu doktrinini tek kalemde çöpe atıyor.
Atatürk'ün partisinin başında olmak isteyen adam Atatürk'ün dış politika doktrinini terk edip Erdoğan'ın neo-Osmanlıcılığını benimsediğini açıkça ilan edip "Sadece açtığınız kapıdan girmedim, dünya görüşününüzü de satın aldım" diyor.
Her şey acı verici derecede açık.
Bu aşamada doğru soru "CHP'yi nasıl geri alırım" değil, "bu enerjiyi sandığa nasıl taşırım" olmalı. İlk sorunun sorulduğu her gün, ikinci sorunun cevabı zorlaşacaktır...
Anahtar Parti’ye dair kafamda tüm soru işaretlerinin bittiği açıklama bu olmuştu benim için.
Arkasında ne vardı, ne yoktu, para nereden geliyordu… O kadar düşünmeye, teori üretmeye dahi gerek olmadığı kanaatindeyim. İktidarın çizdiği yerden ithama başladıysanız o yolun sonu az çok bellidir.
Belki yanıltıcı olurlar ve evet muhalif kanatta kalırlar. Ancak öyle olsa dahi talip oldukları şey iktidar değil ana muhalefet olabilmek olur. İktidarın çizgisinde ve ideolojisinde bir muhalefet.
Bosch'un,Anneler Günü reklamı için soruşturma başlatılmış..
İyice delirdiler,kafayı yediler, hoşlarına gitmeyen her şeye soruşturma açıyorlar
Bu yazdığım için benim hakkımda da soruşturma başlatabilirler, siz bunu beğenip paylaşırsanız da
Aptallıklarının sınırı yok maalesef
gözaltına alınan chplilerden, telefon şifrelerini vermeyenleri "şifresini vermedi!!!" diye haber yapıyorlar. şifresini verenin de telefonundaki alakasız videoları, şerefsizlere servis ediyorlar karalama haber yapsınlar diye. sonra "türkiye bir hukuk devletidir." aynen öyledir.
Bu ülkede resmen bi aptallık hegemonyası var artık. Sahnede espri de yapıyosan, burda twit de atıyosan, dizi, film veya müzik de yapıyosan yani toplum önünde ne yapıyosan aptalların zeka seviyesine göre yapacaksın. Onlar esprini anlamazsa, yaptığın dizide, filmde, tv programında gerçeği kurguyu ayırt edemezse, hatta sırf zekaları basmadığı için yanlış anlayıp bi programı şeytan ayini olarak algıladıysa falan suçlu sen oluyosun cezalandırılıyosun. Yani “biz gerizekalıyız, bu yüzden de çok çabuk kalabalıklaşabiliyoruz dolayısıyla da her yere biz hakimiz, siz de sike sike bizim zeka seviyemize göre yaşayacaksınız yoksa bu kalabalıkla sizi yok ederiz” diye meydan okuyorlar bildiğin.
"Noluyor" diye soracak bir şey yok. Siyasal islamcı olduğunuz için her zamanki gibi ahlaksızlık yapıyorsunuz, iftira atmak için bu sefer montaj değil de yapay zeka ile fotoğraf üretmişsiniz.
Fotoğraftaki İngiliz Kralı V. George hayatında İstanbul'a hiç gelmedi. 1918'de Atatürk 37, İsmet Paşa 36 yaşında saçları da siyah. Üstlerindeki üniformalar zaten uygun değil.
Merak ediyorum siyasal islamcı olunca yalan, iftira, her türlü kepazelik serbest hale mi geliyor? Ar damarını çatlatma, utanma duygunu yitirme zorunluluğu mu var?