Paderborn’daki eski bir lağımda arkeologlar ortaçağa ait bir not defteri buldu. Deri, ahşap ve balmumundan yapılmış bu iyi korunmuş eser, 13. ve 14. yüzyıllardaki günlük yaşama yeni ışık tutabilir.
➡️ https://t.co/QfhcNZEvLt
Peter Thorau'nun kitabı 1987'de yazılmış, Sultan Baybars'ın benim inceleyebildiğim en iyi biyografisi. Yazıldıktan sonra İngilizce'ye de çevrilmiş, meraklısının işini o da görür. Memlük tarihiyle ilgili hayırlı bir iş yapmak isteyen varsa Türkçe'ye çevrilmesi de harika olur.
Niğbolu Savaşı'nda (1396) Fransız Haçlı süvarileri, Osmanlı savaş hatlarının ikincisinin önünde bulunan, tepe arkasına gizlenmiş tahta kazıklara takılıyorlar.
Tasvir 15. yüzyıla aittir.
Niğbolu Savaşı'nda (1396) Fransız Haçlı süvarileri, Osmanlı savaş hatlarının ikincisinin önünde bulunan, tepe arkasına gizlenmiş tahta kazıklara takılıyorlar.
Tasvir 15. yüzyıla aittir.
Aziz Georgius'u Antakya Muharebesi'nde (1098) Selçuklulara karşı savaşırken gösteren taş oyma, 12. yy.
Haçlılar azizi bizzat savaşırken gördüklerini iddia etmişlerdi.
İngiltere, Fordington'daki St. George Kilisesi'nin ana giriş kapısınun üzerinde yer almaktadır.
Bir süredir Pakhymeres’in tarihini Yunanca aslından notlar eşliğinde Türkçeye çevirmekteyim. Türk Tarih Kurumu için hazırladığım çeviri iki cilt halinde yayınlanacak. Yaklaşık 1260-1282 yıllarını kapsayan ilk cildi 2026’nın sonuna doğru teslim edeceğim, şimdiden heyecanlıyım!
Sepp Blatter çok büyük adamdı. Dünya Kupası’nın Güney Afrika, Brezilya, Katar ve Rusya’da organize edilmesini sağladı. En son Katar’a verildiğinde Amerika yolsuzluk soruşturmaları kartıyla adamı FIFA başkanlığından etti. Şu uygulamalara baktığınızda adamın eşitlikçi yaklaşımı daha da iyi anlaşılıyor.
Dünya Kupası başlamadan özellikle ABD'nin saçma sapan davranışları yüzünden FIFA'ya öfkelendim ama zaten her turnuvayı paralı kim varsa ona peşkeş çekiyor bu kurum. Yeri geliyor cuntaya yeri geliyor işçilerin ölümüne sebep olan şeyhlere yeri geliyor diktatörlere.
Top dönmeye başlayınca her şey unutulacak.
Ama hatırlamak isteyenler için şu belgeseli öneriyorum 👇🏻
https://t.co/jyoMU9UmBf
Ya o kadar yanlış kullanımlar var ki. Öncelikle, akademisyen ne doktorası olana ne de üniversitede masası olana denir. Baştan yanlış temel.
İkincisi, bölümlere yüksek lisans bile yapmamış, araştırma yapmayı bilmeyen araştırma görevlilerinin alındığından habersiz olamaz.
Üçüncüsü; lisansüstü eğitim sırasında işe girsin diyor. Haftada 40 saat çalışma sistemine sıkı sıkıya uyulan, iş dışında hayata vakit ayrılmaya müsait bir iş hayatı olan bir ülkedeyiz zannediyorum. Ylde 3, doktorada 5 yıl sınır olduğunu söylemiyorum bile.
O yüzden bir sürü mantıksız fikirimsiler.
Doktorasını bitirmiş ama akademisyen olacağım diye daha önce başka işe girmemiş, yaşı ilerlemiş, vasıflı ancak vasfından dolayı (overqualified) ortalama işlere başvur/a/mayan insanların sayısı artıyor.
Şu gerçeği artık kabullenmek gerekiyor: Akademisyen olmak için doktora yapmak şart ama doktoradan sonra akademisyen olunacak diye bir şey yok.
Şu anda -en gencinden emekliliği gelmiş olana- 47.600 doktor öğretim üyesi var. Sadece geçen yıl 14.875 kişi doktorayı bitirmiş. Bu kadar kişiyi her yıl üniversite kadrosuna almak mümkün değil.
Bir kişi araştırma görevlisi değilse lisansüstü eğitimi esnasında mutlaka bir işe girmeli, tecrübe edinmeli, "network"ünü kuvvetlendirmeli.
Çevremde gördüğüm ciddi bir strateji hatası: Bazıları lisansta okudukları bölümlerden farklı alanlarda lisansüstü eğitim yapıyorlar. Bazı bölümlerden kabul almak da mezun olmak da kolay geliyor. Disiplinler arası çalışma teşvik görüyor ama konu üniversitede istihdama gelince artık ne ondansınızdır ne de bundan. İş zorlaşıyor.
Yavuz Sultan Selim'in Dulkadiroğulları Hükümdarı Alaüddevle'ye karşı seferi esnasında dere kenarında kaplan avlamasını tasvir eden minyatür.
📕 Hünernâme